Mustafa Bahçeci

Bu yöntem düşük yumurta rezervine meydan okuyor

1 Nisan 2021
Annelik duygusunu tatmak kuşkusuz her kadının hayali. İlerleyen yaşa, geçirilen bazı operasyonlara ya da fiziksel koşullara bağlı azalan yumurta rezervi kadınların bu hayalinin karşısında büyük bir engel oluşturabiliyor.

Teknolojinin üreme tıbbına kattığı gelişmeler ve tedavi protokülüne dahil ettiğimiz Duo Stim (çifte yumurtalık uyarımı) yöntemi sayesinde aynı anda 2 kez yumurta toplama işlemi yapıp kısa sürede iyi kalite embriyolar elde edebiliyoruz. Böylelikle pes etme noktasında olan birçok anne adayına “hamilesiniz” diyebilme mutluluğunu yaşıyoruz. 

Aynı adet döngüsünde çifte yumurtalık uyarımı 

Düşük yumurtalık rezervi bir kadının yumurtalıklarında bulunan foliküllerin sayısının azalmış olması anlamına gelmektedir. Yumurtalık rezervinin düşüklüğü nedenleri arasında en önemli faktör kadının yaşıdır. Kadın yaşı arttıkça rezerv azalmaktadır. Özellikle 35 yaşından sonra folikül sayısı ve kalitesi hızla azalır. Kimi vakalarda kadın yaşı genç olsa da yaşıtlarına göre az sayıda yumurtaya rastlanır. Bu vakalarda rezerv azlığına sebep olan faktörün kaliteyi de azaltmış olabileceğinin üzerinde durulmaktadır. Yumurta rezervinin azlığı, üreme problemiyle doktora başvuran kadınların %10 ile 30’unda görülmektedir. Yumurtalık rezervi az olan kadınlara yönelik ideal yöntemi bulmak için teknolojinin tüm olanakları değerlendiriliyor. Günümüzde düşük yumurtalık rezervi teşhisi konulan hastalar için benimsenen farklı protokoller ve farklı ilaç kombinasyonları tüp bebek tedavisi sırasında uygulanmaktadır. Ek olarak ilk başarısız tüp bebek tedavisinden sonra bu hastaların oldukça yüksek oranlarda tedaviyi bıraktıkları gözlemlenmektedir. Geçtiğimiz yıllarda ortaya çıkan ilerlemeler yeni ve geleneksel olmayan yumurtalık uyarımı protokollerinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu gelişmeler de zayıf yumurtalık rezervi olan hasta popülasyonlarının yönetilmesinde ilerlemelere yol açmıştır. Aynı adet döngüsündeki çifte yumurtalık uyarımı (Duo Stim), günümüzde ilaçlarla uyarıma düşük yumurtalık cevabı veren hastaların tedavisinde en umut verici gelişmelerden biri olarak kabul edilmektedir.

Tedaviye yön verip başarı şansını artırıyor

Rutin tüp bebek tedavilerinde yumurta büyütme adet döngüsünün iki veya üçüncü gününde başlamaktadır. Fakat adet döngüsü beklenmeyen durumlarda örneğin onkolojik tanı almış hasta grubunda doğurganlığın korunması amacıyla adet döngüsünün çoğunlukla ikinci kısmında başlanan tedavilerde de kaliteli yumurta elde edildiği görülmüştür. Bu yüzden Duo Stim (çifte yumurtalık uyarımı) yönteminde de standart tedavimizde yumurta topladığımız günleri takip eden beş gün içerisinde ultrason muayenesi yapılarak mevcutta büyüyebilecek yumurta varsa ilk fazda yapılan uyarıma benzer bir protokol ile bu yumurtalar büyütülmeye çalışılır. İlk fazda ve ikinci fazla oluşturulan embriyolar dondurulur, sonraki aylarda donmuş embriyo transfer yöntemi uygulanır. Yapılan araştırmaların sonucu düşük yumurta rezervi olan kadınlarda üç defaya kadar tekrarlanan geleneksel yumurtalık uyarımı protokollerinin toplam canlı doğum oranlarını artırabileceğini göstermiştir. Şunu söyleyebiliriz ki tüp bebek tedavilerinde başarı iki şekilde ifade edilir, ilki gebelik oranı ikincisi canlı doğum oranı. Gebelik haberi verdiğimiz hastalarımızın süreci sağlıklı bir şekilde tamamlayıp evlerine bebekleriyle birlikte dönmeleri tedavinin gerçek anlamda başarısını ortaya koymaktadır. Bu duruma ek olarak düşük yumurta rezervi teşhisiyle karşılaştığımız hastalarımızın üç tedaviye kadar devam etmesi pekçok açıdan zordur. Aslında tedavi amacıyla bizlere başvuran ve sonuç olarak bebek hayaline kavuşan çiftlerimizde gördüğümüz ortak nokta şu ki hiçbir zaman pes etmemeleri. Duo Stim (çifte yumurtalık uyarımı) tedavisindeki stratejik amaç tedavinin daha kısa süre içinde başarıya ulaşması ve çiftlerin geleneksel tedavi sürecinden vazgeçme ihtimalini azaltmaktır. Bu yöntemle aynı zamanda iyi kalitede embriyo elde edilip canlı doğum oranları da artmaktadır. 

Çiftlere hangi durumlarda Duo Stim yöntemi önerilir?

Yazının Devamını Oku

Genetik tarama ile SMA’yı önceden tespit etmek mümkün

27 Ocak 2021
Gebelik sırasında veya doğumdan sonra ortaya çıkan genetik bozukluklar çocuk sahibi olma heyecanı yaşayan tüm anne ve babaların korkulu rüyası haline gelebiliyor.

Bireylerin taşıdıkları kalıtsal hastalıkları çocuklarına aktarma ihtimalinden dolayı hastalığın doğum öncesi henüz embriyo halindeyken tanımlanması büyük önem kazanıyor. Birçok genetik hastalık gibi adını son dönemde sıkça duyduğumuz Spinal Musküler Atrofi yani kısaca SMA hastalığını da tüp bebek tedavisi kapsamında uygulanan Preimplantasyon Genetik Tanı (PGT) yöntemi ile tespit etmek mümkün. SMA hastalığı bakımından taşıyıcı olan çiftler, PGT uygulaması sonrası SMA hastalığını taşımadığı tespit edilen embriyoları ile sağlıklı bebek sahibi olabilirler.

Nadir genetik hastalık taşıyıcısı olan çiftler tüp bebek tedavisi ve PGT yöntemi sonrası sağlıklı bebek dünyaya getirebiliyor

Günlük hayatta farkında bile olmadığımız bazı kalıtsal hastalıklar doğacak çocuklarımızda ciddi risk oluşturmaktadır. SMA hastalığı bireyin merkezi sinir sisteminin ve iskelet kas sisteminin kontrollü kas hareketlerini etkileyen genetik geçişli yani kalıtsal bir motor nöron hastalığıdır. Ülkemizde görülme sıklığı yaklaşık 6 binde 1 olan bu hastalık nedeni ile etkilenmiş 3 bin civarı çocuk olduğu tahmin ediliyor. Mücadelesi ve tedavisi çok zor olan bu nadir hastalık grubunda önlem almak mümkün. SMA hastalığının bir sonraki nesle geçişini önlemek için uygulanabilecek en etkili yöntem hastalığı taşıdığı daha önceden tespit edilmiş çiftlerde tüp bebek tedavileri ile embriyo elde etmek, elde edilen embriyoların PGT adını verdiğimiz yöntem ile sağlıklı olup olmadıklarını belirlemek ve hastalık taşımadığı tespit edilen embriyoların rahme nakli ile sağlıklı çocuklar elde etmek. Teknolojinin sunduğu yenilikler sayesinde PGT yöntemi ile kromozom analizinden tek gen hastalıkların tetkikine kadar yapılan farklı incelemeler sağlıklı embriyoyu elde edebilmek için imkân sunuyor. Ailesinde bu ve benzeri hastalıklar görülen kişiler yaptırdıkları gen testlerinin pozitif çıkması durumunda sağlıklı bebek dünyaya getirmeleri için doğal gebelik sürecini de tercih edebilmekteler ve gebelik sırasında fetüse ait farklı hücre örnekleri alınarak doğacak çocuğun hasta olup olmadığı anlaşılabilmektedir. Fakat bu çiftlerde bebekte hastalık tespit edildiğinde oluşmuş bir gebeliğin sonlandırılması veya doğum çiftler için çok zor bir karar ve süreç yönetimi gerektirmekte. Bu nedenle adı geçen hastalıklarda günümüzde en geçerli tercih tüp bebek tedavileri ile kombine gerçekleştirilen PGT uygulamalarıdır.

Genetiğin şifreleri bu test ile çözülüyor
Vücudumuzdaki tüm hücrelerin özel bir genetik şifre içerdiğini ve bu şifrenin her bireyde birbirinden farklı özellikler taşıdığını bilmekteyiz. Genetik şifredeki küçük değişiklikler bazen telafisi olanaksız eksikliklere veya hasarlara yol açarak genetik hastalıkların oluşmasına sebep olmaktadır. “Nadir genetik hastalık taşıyıcılık testleri”, çocuklarına ciddi bir genetik hastalık geçirme riski taşıyan çiftler için önlem amaçlı uygulanabilen tarama testleridir. Gelişen teknoloji sayesinde çiftlerden alınan basit bir kan örneğinde aynı anda yüzlerce genetik hastalık taranabilmektedir. Çiftlerde bu test ile tespit edilen bir genetik hastalık varlığında ise tedavisi mümkün olmayan ağır genetik hastalıkları olan, hayatını kendi başına idame ettirebilecek fiziksel ve mental yeterlilikten yoksun kişilerin dünyaya gelmesi, gebelik gerçekleşmeden ve gebeliğin sonlandırılmasına yol açmadan tüp bebek ve PGT yöntemleri sayesinde önlenebilmektedir. Genetik tanı yaptırmayı düşünen çiftlerin karar vermeden önce çocuklarını etkileyebilecek genetik hastalık hakkında fikir sahibi olabilmeleri, kalıtım özelliklerini anlamaları ve hastalığa neden olan genetik problemin saptanabilmesi için genetik danışmanlık almaları son derece önemlidir.

Yazının Devamını Oku

Tüp bebek tedavisinde başrol oyuncusu teknolojik alt yapı ile donatılmış laboratuvar

2 Aralık 2020
Tüp bebek tedavisi tam anlamıyla bir ekip işidir. Her çalışanın tedavide ayrı bir dokunuşu vardır ama bu sürecin en önemli yapıtaşı her zaman teknolojik alt yapı ile donatılmış iyi bir laboratuvardır.

Tüp bebek tedavisi için başvuran çiftlerimize en doğru tedavi programını oluşturarak başarılı sonuçlar elde edebilmek için son teknolojiyi ve üreme tıbbına dair uluslararası arenadaki yenilikleri yakından takip edilerek uygulanması gerekir.

Zor vakalarda elde edilen 1 embriyo bile altın niteliğindedir

Son 20 yılda tüp bebek tedavilerinde gerçekleştirilen teknolojik atılımların nerede ise tamamı laboratuvar uygulamaları ve kullanılan cihazlar ile ilgili. Bunlardan bir kısmı sperm ve yumurta hücrelerinin daha fizyolojik koşullarda işlenmesini sağlıyorken bir kısmı da elde edilen embriyoların mümkün olan en iyi şekilde rahim ortamına yakın bir şekilde büyütülebilmesi amacıyla kullanılıyor. Tüp bebek tedavisinin başarısı ilk olarak elde edilen yumurta ve sperm hücrelerinin sayı ve kalitesine bağlıdır. Burada görev yumurta gelişimi için tedaviyi takip eden doktora ve gerektiğinde erkeklerde mikroskop altında yumurtalıklardan sperm almayı başaran ürolog doktora düşüyor. Sonrasında ise en önemli aşama mevcut yumurta ve sperm hücreleri ile en kaliteli embriyoları elde etmektir. İşte bu aşamada gerekli tüm işlemler embriyoloji laboratuvarında gerçekleştirilir. Başarılı laboratuvar; en son teknolojik altyapı ile donatılmış, alınan yumurta ve sperm hücrelerinden mümkün olduğu kadar az kayıp ile en kaliteli embriyoyu üreten ve seçebilen laboratuvardır. Özellikle bazı çiftlerde kadın yaşı 40 civarında ise son derece sınırlı sayıda yumurta elde edilebilir. Bir de bu resme sınırlı sperm sayısı eklendiğinde elde edilecek 1 embriyo bile son derece değerlidir. Seçilen embriyonun doğru zamanda ve doğru şekilde rahme transferi de başarının en kolay görülen fakat en önemli ve dikkat verilmesi gereken aşamasıdır. Dolayısı ile başarılı bir merkezi diğerlerinden farklı yapan bu süreçte planlanan tedavinin eksiksiz ve hatasız işlemesi, kişilerin ve uzmanların mesleki deneyimleri ve bu deneyimlerini en üst düzeyde tedaviye aktarmalarına bağlıdır.

Teknolojik ilerlemeler başarı oranlarını doğrudan etkiler

Günümüzde artan bilgi birikimi ile birlikte özellikle laboratuvar teknolojisindeki ilerlemeler daha yüksek gebelik oranlarının elde edilmesini sağlayarak bebek sahibi olma oranlarını yükseltmektedir. Embriyolar artık özel inkübatörler ve kamera sistemi olan cihazlar ile canlı olarak gözlenebilir, her bir embriyonun gelişim kaydı oluşturulur ve gebelik oluşturacak en kaliteli embriyo bu kayıtların titiz bir çalışması sonucu seçilir. Benzer şekilde sınırlı sayıdaki sperm hücreleri IMSI adı verilen teknik ile yüksek mikroskobik büyütme teknolojisini kullanarak seçilebilir ve mikroenjeksiyon bu seçilen spermler ile gerçekleştirilir. Dahası özellikle gebelik elde etmede problem yaşayan, birden fazla başarısız denemesi olan çiftlerde elde edilen embriyolar genetik bozukluklar yönünden taranır, kapsamlı kromozom taraması tekniği ile tüm kromozomları yönünden normal bulunan embriyolar seçilerek tedavide kullanılabilir.

Embriyoların dondurularak saklanması çok tercih edilen bir yaklaşım haline geldi

Üreme tıbbı son yıllarda birçok gelişmeye sahne oldu ve geçmişte bebek sahibi olamayan birçok çift son dönemde geliştirilen yeni teknik ve teknolojiler sayesinde hayallerine kavuşabiliyor. Geçmişte sperm üretimi görülmediği için çocuk sahibi olamaz denilen pek çok erkekte artık mikroskop altında gerçekleştirilen “Mikro TESE” işlemi ile sperm elde edilebiliyor. Embriyoları laboratuvarda “Embryoskop” adı verilen ve rahim ortamını taklit eden sistemler içerisinde rahatsız etmeden büyütülebiliyor. Üretilen embriyolar istenildiğinde dondurma tekniği kullanılarak son derece başarılı olarak saklanabiliyor. Embriyo dondurma yöntemi ilk uygulandığı günden bu yana, yaygın olarak tedavide gerekenden fazla sayıda kaliteli embriyosu elde edilen çiftlerde tedavi sonunda bu embriyoların ileriki dönemlerde olası kullanımlarının sağlanması amacı ile gerçekleştirmektedir. Bununla birlikte son yıllarda tedavi sırasında gelişen tüm embriyoların belirli bir aşamada dondurularak saklanması ve daha ileri bir tarihte istenildiği zaman bir kısmının çözülerek kullanılması da oldukça tercih edilen bir yaklaşım olmaya başlamıştır.

Yazının Devamını Oku

Menopoz bir hastalık değil yeni bir dönemin başlangıcıdır

17 Ekim 2020
Kadınların yaşamında doğal bir süreç olan menopoz, bir hastalık değil hormon dengesinin değişmesiyle birlikte doğurganlığın sona erdiği dönemdir. Batı ülkelerinde kadınların menopoz yaşı ortalaması 51 iken, ülkemizde bu yaş ortalama 47’dir.

Genetik faktörler, çevresel etmenler ve bazı hastalıklara bağlı olarak kullanılan ilaçlar menopoz sürecini daha öne çekmektedir. İşte 18 Ekim Dünya Menopoz Günü vesilesiyle konu hakkında önemli bilgiler…

Sigara içen kadınlar daha erken menopoza girer

Menopoz, adet döngülerinin bittiği ve kadınlarda hormonal birtakım değişikliklerin olduğu bir dönemdir. Başka bir deyişle kadınlarda hormon dengesinin değişmesiyle birlikte doğurganlığın sona erdiği dönemdir. Bir kadının menopoz tanısı alması için adet olmadan 12 ay geçirmiş olması gerekmektedir. Menopoz döneminde kadınlık hormonları olan östrojen ve progestin salınımı azalır. Yumurtalıkların fonksiyonu yavaşlar ve yumurtlama fonksiyonu daha önce olduğu gibi düzenli olmaz. Adet kanamaları düzensizleşir ve zamanla tamamen biter. Ortalama menopoz yaşı 48-50’dir ancak bu ortalama toplumdan topluma değişiklik göstermektedir. İyi beslenemeyen, zayıf, vejetaryen, rahmi alınan, anne karnındayken gelişme geriliği olan ve yüksek yerlerde yaşayan kadınlarda menopoz yaşı biraz daha erken olabilmektedir. Ayrıca sigara içen kadınlar menopoza daha erken girerler. İnsanın yaşam süresinin uzaması ile birlikte kadınların menopozda geçirdikleri yaşam süresi de artmaktadır

Menopoz belirtileri her kadında farklılık gösterir

Menopoz belirtilerinin en tipik örneği ateş basmasıdır. Baş, boyun ve göğüs bölgesinde ani kızarıklık, vücut ısısında artış ve ardından aşırı terleme görülür. Bu şikayetler genellikle 1-2 yıl sürmesine karşılık, kadınların %25’inde 5 yıldan daha uzun sürebilir. Adet değişiklikleri de dahil olmak üzere semptomlar her kadın için farklıdır. Menopozdan hemen öncesi dönem denilen perimenopoz sırasında adet kanamalarının 1-2 ay boyunca yaşanmaması yaygın ve beklenen bir durumdur. Düzensiz adetler, vajinal kuruluk, sıcak ya da ateş basmaları, titreme, gece terlemeleri, uyku problemleri ve yavaşlayan metabolizmayı zaman içinde ortaya çıkabilecek başlıca belirtiler olarak söylemek mümkün.

Menopoz dönemine dair altın öneriler

Menopozun tekrar adet kanamalarını başlatabilecek tıbbi bir tedavisi yoktur. Zaten menopoz kadınlarda doğal bir süreç olduğu için de tedavi gerektirmez. Bunun yerine, menopoz belirti ve semptomlarını hafifletmeye, yaşlanma ile oluşabilecek kronik durumları önlemeye yardımcı önerileri dikkate almak faydalı olacaktır. Bu önerilerin bir kısmını şu şekilde sıralayabilirim;

Yazının Devamını Oku

Tekrarlayan düşüklerinizin sebebi katil hücreleriniz olabilir

24 Eylül 2020
Gerek doğal yollarla gerek tüp bebek tedavisi sonrası oluşan gebeliğin düşükle sonuçlanması çiftleri derinden üzen durumlardan biri. Nedeni belirlenemeyen düşüklerin sebebi bazen bağışıklık sisteminin temel taşlarından olan “katil hücrelerimiz” olabiliyor.

Son yıllarda tedavi programına dahil ettiğimiz CD56 adı verilen test ile bu hücrelerin yoğunluğunu ve gebeliğe engel olup olmadıklarını tespit edebiliyoruz. Gerekli durumlarda bağışıklık sistemi düzenleyici tedavileri kullanarak oluşan gebeliklerin sağlıklı olarak devamını sağlıyoruz.

Bağışıklık sistemini düzenlemeye yönelik tedaviler ile gebeliğin sağlıklı devamı sağlanabilir

Sağlıklı bir embriyonun tutunma aşaması, hormonal ve immünolojik pek çok faktörün aktif rol aldığı mucizevi bir durumdur. Bu aşamada anne vücudunun, farklı genetik yapıya sahip olan embriyoyu yabancı olarak tanımaması ve kabullenmesi gerekir. Bu nedenle bağışıklık sistemimizin kimi dost, kimi düşman olarak değerlendirdiği sağlıklı bir bebeği kucağımıza almak için çok önemlidir. Bağışıklık sisteminin temel taşlarından biri olan 'katil hücreler' vücudumuzu her tür yabancı maddelerden ve kanserden korur. Bu hücreler, vücudu yabancılara karşı korumalarının yanı sıra sağlıklı bir gebeliğin elde edilebilmesi için de aktif rol oynar. Doğurganlık problemi olan, tekrarlayan düşük veya tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı yaşayan kadınlarda katil hücrelerinin gerek sayısal gerekse fonksiyonel sorunlarına daha sık rastlanır. Rahmin iç tabakasında yüksek katil hücre aktivitesinin varlığı hem embriyoların tutunabilirliğini hem de tutunan embriyonun sağlıkla devamını olumsuz etkileyebilir. Bu aşamada rahim dokusundaki hücre yoğunluğu CD56 adı verilen test ile ölçülür ve gerekli durumlarda bağışıklık sistemi düzenleyici tedavilerin kullanılması ile oluşan gebeliklerin sağlıklı olarak devamı sağlanabilir.

CD56 düzeyinin %5’in üzerinden saptanması artmış katil hücre düzeyi olarak tanımlanır

Gerek doğal bir gebelikte gerekse tüp bebek tedavileri sonrası oluşmuş bir gebelikte en çok korkulan durum ilk üç aylık süreçte yaşanabilecek bir düşük tehlikesidir. Son çalışmalar embriyonun ve rahim dokusunun anatomik, hormonal ve genetik özelliklerinin yanında immünolojik olarak da gebelik için uygun olması gerektiğini ortaya koyuyor. Tekrarlayan gebelik kayıplarında dikkate aldığımız bir konu da annenin bağışıklık sisteminin gebeliğin erken döneminde embriyoyu ne kadar kabul edebildiği. Bazı kadınlarda rahim dokusunda bulunan ve vücudumuzu dışarıdan gelecek patojenlere karşı koruyan bağışıklık sistemi hücrelerimiz beklenenin çok üzerinde bir yoğunlukta olabiliyor ve bu durum da annenin embriyoyu olması gerektiği gibi kabul etmesine engel olabiliyor. Rahim iç tabakasındaki katil hücrelerinin tespit edilmesi, rahim iç tabakasından alınan ufak bir parça (biyopsi) ile mümkündür. Alınan biyopsi ve sonrasında yapılan immünhistokimyasal değerlendirmeler ile rahmin iç zarındaki katil hücre düzeyi belirlenebilmektedir. CD56 bu testler içerisinde günümüzde kullanımı en çok kabul görmüş olanıdır. Adet döngüsünün farklı zamanlarında katil hücrelerinin düzeylerinin farklılık göstermesi nedeniyle testin adet döngüsünün 21-24. günleri arasında yapılması önerilmektedir. Test sonucunda CD56 düzeyinin %5’in üzerinde saptanması artmış katil hücre düzeyi olarak tanımlanmaktadır ve bağışıklık düzenleyici tedavilere başvurulmaktadır.

CD56 testi kimlere uygulanır?

Üremeye yardımcı tedaviler kapsamında uygulanan ve sağlıklı bir gebeliğin devamını sağlamak için yol gösteren CD56 testi özellikle şu durumlarda önerilmektedir;

Yazının Devamını Oku

Bebek sahibi olamayan binlerce aileye yeni bir umut ışığı doğdu

5 Ağustos 2020
Dünya Covid-19 ile sallanırken tıp dünyası boş durmuyor. Anne-baba olmak için yıllarca bekleyen çiftlere umut ışığı olabilecek “Embrace” testi Türkiye’de de uygulanmaya başladı. Türkiye’de ilk kez uygulanan bu test ile tüp bebek tedavisi gören bazı hastalarımızda birden fazla tedavi görme ihtiyacı azalacak. Teknolojinin sınır tanımayan gelişimi ile umuyoruz ki yakın gelecekte çocuk sahibi olamayan çift kalmayacak.

Dünyada ve ülkemizde tüp bebek tedavilerinde gebelik oluşturacak embriyolar seçilirken halen mikroskop altındaki görüntüler en önemli kriter olarak alınıyor fakat en iyi embriyo seçilse dahi mikroskop altındaki görüntüye göre seçilen embriyonun gebelik başarısı taşıdığı olası kromozom bozukluklarına göre değişiyor. Başarıyı artırabilmek için embriyonun kromozom yapısını tespit etmek ve bu amaçla ek bir biyopsi ile genetik inceleme gerekli. Bu aşamada Embrace testi önemli bir rol oynuyor ve elde edilen embriyonun içinde büyütüldüğü sıvının genetik olarak incelenmesi ile gebelik başarısının ölçülmesini sağlıyor. Embrace testi embriyonun içinde büyüdüğü sıvıdan örnek alınması ve bu örneğin genetik ayıklama teknolojisi ile incelenmesi esasına dayanıyor. Analiz için embriyo biyopsi işlemine gerek kalmadığından biyopsi işlemi nedeniyle oluşabilecek riskler de ortadan kalkıyor.

Testin kullanımı ile bazı hastalarda birden fazla tedavi görme ihtiyacı azalacak

Günümüzde Genetik Tarama teknolojileri sayesinde tüp bebek tedavisi gören çiftlerde embriyoların kromozom yapısını rahme nakli öncesinde tespit etmek mümkün ancak bu işlem için gelişen embriyolardan biyopsi ile hücre almak gerekiyor. Embriyo biyopsi işlemini başarılı bir şekilde yapabilmek için deneyimli personel ve yüksek teknolojik ekipmana ihtiyaç duyulmakta. Teknoloji sağlanabilir olsa bile personelin deneyimine göre embriyoların işlem sırasında (oldukça düşük bir oran da olsa) zarar görme ihtimali mevcut. Özellikle az sayıda embriyosu gelişen hastalarda embriyo biyopsi işlemi genetik ayıklama kararı için önemli bir kriter. Gelişen embriyolar Embrace testi sonucuna göre değerlendirildiğinde embriyo transferi öncesinde rahme tutunma şansı en yüksek embriyo daha ilk embriyo transferinde belirlenebiliyor. Böylece bazı hastalarda birden fazla tedavi görme ihtiyacı azalabiliyor.

Kimler Embrace testi için adaydır?

Embrace testi bir “öngörü” ve “önceliklendirme” testidir ve analiz sonrası elde edilen sonuçların embriyonun gebelik oluşturma başarısını ölçmek amaçlı kullanılmaktadır. Bu testi özellikle şu durumlarda olan çiftlere önermekteyiz:

Yazının Devamını Oku

Tüp bebek tedavisinde kullanılan son 5 yöntem

10 Temmuz 2020
Türkiye'de her 10 çiftten biri çocuk sahibi olmakta sorun yaşıyor. Tüp bebek tedavisi kapsamında uygulanan son yöntemler bu durumdaki çiftlere ve bizlere eskiye oranla daha fazla umut vaat ediyor. Teknolojinin de üreme tıbbına kattığı yenilikler sayesinde üst üste yaşanan başarısızlıklar tarih oluyor. Tüp bebek tedavisinde kullanılan güncel son 5 yöntemi şu şekilde sıralayabilirim.

Etkinliği arttırılmış ilaçlar, doğala yakın protokoller

Tüp bebek tedavileri deyince, pek çok çiftin aklına ilk olarak yumurta geliştirmek için belirli bir süre ve birbiri ardına kullanılması gereken ilaçlar gelir. Kullanılan bu yüksek doz yumurta uyarıcı ilaç ve iğnelerin başka sağlık sorunlarına yol açıp açmayacağı genel olarak daha çok sorgulanıyor olsa da bu endişelerinin yanında özellikle günlük uygulanması gereken iğne kullanımın kadınlarda yarattığı konfor bozukluğu ve stres ciddi anlamda süreci zorluyor.  Son yıllarda yaygınlaşarak uygulanmaya devam eden düşük doz ilaçlar ve daha kaliteli yumurta elde etme amacı güden yeni protokoller ile geçmişte yumurta gelişim problemi nedeniyle başarı sağlanamamış bir grup hastada başarılı sonuçlar almak mümkün. Ayrıca yeni nesil folikül büyütücü hormon ve ilaçlar sayesinde yumurta büyütme tedavisi sırasında sürekli uygulanması gereken günlük enjeksiyonlar ilacın test edildiği hasta grubuna giren çiftlerde sadece tedavi başında uygulanarak tedavi sürecinde etkin bir şekilde beklenen etkiyi gösterebildiğinden çoklu enjeksiyonlar artık tarihe karışıyor. 

Embriyo takip cihazı ile dakika dakika embriyo takibi

Standart tüp bebek tedavilerinde elde edilen embriyolar dış ortamdan etkilenmemeleri için oldukça hassas bir ısı/gaz dengesi olan kapalı kuluçka makineleri içinde büyütülürler. Günlük gelişimleri ve kalite değerlendirmeleri de bu süreçte günde çoğunlukla 1 kez ve sadece 1-2 dakikalık bir zaman dilimi içerisinde gerçekleştirilir. Tedavide kullanılması planlanan embriyo seçimi de son derece kısıtlı bir süre içerisinde elde edilen bu gözlem ve verilere göre planlanır. Embriyo takip cihazı ve son teknoloji sistemler ile donatılmış kuvözler sayesinde artık her bir embriyonun gelişimini dakika dakika gece gündüz izleyebiliyor, değerlendirebiliyor ve gebelik oluşturma ihtimali en yüksek embriyonun seçimini de mümkün olan en yüksek verimlilikte sağlayabiliyoruz.

Doğala yakın bir gebelik süreci için “rahim dinlendirme”

Rahim dinlendirme adı verilen yaklaşım tüp bebek tedavisinde kullanılan ilaçların tedavi sırasında vücutta ve özellikle de rahimde oluşturabildiği olumsuz etkilerin ortadan kaldırılabildiği, mevcut gebelik oranlarının böylece daha da arttırılabildiği ve daha “doğala yakın” bir gebelik süreci elde edilebildiği bir yöntemdir. Rahim dinlendirme yöntemi ile rutinde kullanılan dondurulmuş embriyo transferi uygulamaları arasındaki en büyük fark, dondurulmuş embriyo transferi uygulamalarının genellikle taze embriyo transferinin başarısız olduğu bir durumda kalan dondurulmuş embriyolar ile yapılıyor olmasıdır. Rahim dinlendirme yaklaşımında embriyoların tümünün dondurulması ve belirli bir süre sonra en kaliteli embriyoların çözülerek “daha doğal” bir rahim ortamına nakledilmesi ilk transferde daha yüksek gebelik ve doğum oranları elde edilebilmesini sağlar.

Tutunmayı destekleyici rahim içi uygulamalar

Tüp bebek tedavisi gören bazı hastalarda iki ve üzeri deneme yapılmasına rağmen gebelik elde edilememekte. Belirli bir grup hastada, iyi embriyo kalitesi sağlanarak uygun şartlarda embriyo transferi yapılmasına rağmen gebelik oluşmadığı durumlarda özellikle rahim ortamının embriyo için iyileştirilmesi amacı ile son yıllarda gebelik aşısı adı verilen teknik kullanılmaya başlanmıştır. Temel hedef rahim iç zarının uyarılarak embriyoyu daha iyi tutmasının sağlanması. Bu amaçla tedavi sırasında hastadan alınan kandan bağışıklık sitemi için önemli görevler üstlenen hücreler ayrıştırılıyor, laboratuvar ortamında özel besi yeri içerisinde büyütülüyor, hücrelerin bu besi yeri içerisine farklı büyüme faktörleri ve hormonlar salgılaması sağlanıyor. Elde edilen bu besi yeri ve hücreler ile embriyo transferi öncesinde rahim yıkanarak embriyo için daha iyi bir mikro çevre elde edilmesi amaçlanıyor.

Yazının Devamını Oku

Yumurta rezervi nedir? Yumurta rezervi ne için yapılır?

1 Kasım 2019
Kadınların iş hayatında ve sosyal alanlarda etkin roller üstlenmesiyle çocuk sahibi olma yaşı ileri taşındı. Dolayısıyla günümüzde kadınların üreme planlarını doğru şekilde yapmaları gereklilik haline geldi diyebiliriz.

Üreme sağlığının korunabilmesi için öncelikle her kadının periyodik jinekolojik kontrollerini yaptırması gerekir. Çünkü jinekolojik değerlendirmeler sırasında kadının üreme potansiyelinin ne durumda olduğuna dair fikir edinilir. Özellikle yumurta rezervinin değerlendirilmesiyle, kadının üreme sağlığı ile ilgili daha doğru bilgiler elde etmemizi sağlar.

Kadınlar henüz annelerinin karnında bir bebekken tüm yumurtaları gelişir ve sonrasında yeni yumurta üretimi olmaz. Adet görmeye başladıktan sonra, her adet döngüsünde yaklaşık 1.000 adet yumurta kaybedilir. Dolayısıyla yumurta rezervi yaş ile doğrudan bağlantılıdır. Yaşın ilerlemesi ve yumurtaların azalması ile gebelik şansı azalır.

Yumurta rezervinin durumunu oldukça basit test veya tetkiklerle öğrenmek mümkündür. Yumurtalık rezervini değerlendirmek için en yaygın kullanılan testler, kandan bakılan FSH (folikül uyarıcı hormon) veya AMH (anti mullerian hormon) testleridir. Bir diğer yaklaşım ise yumurtalıkları jinekolojik ultrasonografi ile incelemektir. Yumurta rezervini, diğer bir deyişle doğurganlık durumunu öğrenmek isteyen kadınlar bu bahsettiğim kan testleri veya ultrasonografik muayene ile bilgi edinebilirler. Yumurtalık rezervi değerlendirmesinin infertilite (kısırlık) ve tüp bebek ile ilgilenen jinekologlar tarafından yapılması doğru bir değerlendirme için önemlidir.

Yumurtalık rezervi erken yaslarda azalmış kadınlar veya daha ileri yaşlarda çocuk sahibi olmayı planlayan kadınlar için üremeyi koruyucu yaklaşımlar günümüzde oldukça gelişmiştir. Bekar olan kadınlarda yumurtalar, evli olan kadınlarda ise embriyolar dondurularak uzun yıllar saklanabilir. Dondurulan embriyolar veya yumurtalar sonraki yıllarda kullanılarak gebelik elde edilebilir.

Özetle; kadının üreme potansiyelini bilmek, aile planlamasını yapabilmesi için yol gösterici olmaktadır. Tüm kadınların bu konuda farkındalığını artırmalıyız ve tabii ki biz hekimlerin jinekolojik değerlendirmeler sırasında bu konuyu dikkatten kaçırmamamız gerekir.

Yazının Devamını Oku