Mustafa Bahçeci

Tüp bebek tedavisi ne kadar sürer?

19 Nisan 2022
Tüp bebek tedavileri genellikle adet dönemiyle başlayan tedavilerdir ve kişiye özel yaklaşım gerektirir. Kullanılan iğnelerin süresi ve hasta takipleriyle birlikte toplam tedavi 15-18 gün arasında sürmektedir. Tedavinin son aşaması olarak nitelendirdiğimiz embriyo transferi standart tedavilerimizde yumurta toplama işleminden birkaç gün sonra gerçekleştirilmektedir. Fakat endometrium kalınlığı yetersizse, polip tespit edildiyse, transfere yakın zamanda kırılma kanaması olduysa ya da başarı şansını etkileyen faktörler gözlemleniyorsa embriyolar dondurularak daha sonra transfer edilebilir. Bu gibi durumlarda tedavi sürecinin zamanlamasında ve seyrinde farklılıklar yaşanabilir. Şehir dışında yaşayan hastalar için günlük gidiş-dönüşler ve ara kontrollerle tedaviler planlanabilir. Embriyo transferi sonrası bir günlük istirahatin ardından ise çiftler yaşadıkları şehre dönüş yapabilir.

ŞEHİR DIŞINDA OLAN HASTALAR GÜNLÜK GİDİŞ-DÖNÜŞLERLE TEDAVİSİNİ PLANLAYABİLİR

Tüp bebek tedavisi bir adetin başından itibaren sayacak olursak toplam 15-18 gün arasında sürmektedir. Bazı çiftler için tedavi öncesinde tüp bebek tedavisine hazırlık ilaçları başlanabilir. Bu da kullanılan protokole göre değişim gösterebilir. Tedavi başladıktan sonra hastanın ilk 3-4 günde bir ilaçlara verdiği yanıtı görmek için kontrole gelmesi gerekir. Şehir dışından gelerek tedavi olmak isteyen hastalarımızı tedavi öncesi bir kez mutlaka görmek isteriz ve ön değerlendirme yapabileceğimiz birtakım tetkikler talep ederiz. Tedaviye başladığımız aşamada ise 10-12 günlük yumurta geliştirme tedavisinin ardından yumurtalar toplanır. Hemen transfer yapılacaksa 5 gün sonrasında da transfer işlemini gerçekleştiririz. Embriyoları dondurup daha sonraki bir zaman diliminde transfer edeceksek hastamız yaşadığı şehre dönüş yapabilir, sonrasında günlük gidiş-dönüşlerle ara kontrollerini yaptırabilir. Embriyo transferi sonrası ise memleketlerine dönmeden önce 1 gün istirahat etmeleri önerilir.

ADET DÖNEMİNİN İLK GÜNLERİ TEDAVİYE BAŞLANIR

Tedaviye başlamak isteyen çifte ilk görüşmede çocuk sahibi olmaya engel olan problemler anlatılır ve yapılacak testler konusunda detaylı bilgi verilir. Kliniğe gelirken çiftlerden o zamana kadar yapılmış olan tüm tetkikleri, varsa rahim filmi, geçirilmiş operasyonlara ya da önceki tüp bebek tedavilerine ait raporları beraberinde getirmeleri istenir. Ayrıca çiftlerde herhangi bir kronik hastalık varsa bunlarla ilgili rapor ve bilgilerin de doktora ulaştırılması gerekir. Anne adayı adetin ikinci ya da üçüncü günü muayeneye gelir ve ultrasonda yumurtalıkların durumu değerlendirilir. Hastanın durumuna göre o gün içinde hormon değerlerine de bakılabilir. Sonuçlara göre, hastanın yumurtalıklarının uyarılarak çok sayıda yumurta gelişimini sağlamak amacıyla bazı hormon ilaçları verilir. Kullanılacak hormon iğneleri ile yumurtalıklar düzenli bir şekilde uyarılır ve çok sayıda yumurta gelişimi sağlanır.

Yaklaşık 8-10 gün süren hormon iğnelerinin kullanımının ardından çatlatma iğnesi uygulanır. Çatlatma iğnesinden yaklaşık 34-36 saat sonra yumurtalar, genel anestezi altında kısa süreli bir cerrahi işlem ile vajinal yoldan toplanır. Erkek hastadan alınan sperm laboratuvara iletilir ve burada gerekli işlemlerin ardından dölleme işlemine geçilir. Yumurtalar, uygun olan seçilmiş spermlerle döllenerek embriyo gelişimi için gözlem altına alınır. Transfer işlemi ise embriyo sayısına, gelişimine, yaşa, çiftin geçmiş deneme sayılarına ve diğer pek çok parametreye göre yumurta toplama işlemi sonrası 2 ila 6. günler arasında gerçekleştirilmektedir. Transfer işleminden 11 gün sonra ise anne adayına gebelik testi uygulanarak tedavi süreci sonlandırılır.

EMBRİYO DONDURMA YÖNTEMİ UYGULANIYORSA TEDAVİNİN SEYRİNDE FARKLILIKLAR OLABİLİR

Tüp bebek tedavisi sırasında kullanılan hormonların/ilaçların, belirli oranda rahim iç zarını olumsuz olarak etkileyebildiği görülmüştür. Bu durum kişiden kişiye ve kullanılan ilaç miktarına bağlı olarak değişkenlik gösterir. Bu olumsuzluğu ortadan kaldırabilmek için embriyolar dondurularak ilaç etkisinin ortadan kalkması beklenir. Rahim doğal yapısına kavuştuğunda, embriyolar çözülerek transfer işlemi gerçekleştirilir. Bu duruma ek olarak tüp bebek tedavisi sürecinde endometrium kalınlığı yetersiz izlendiğinde, polip tespit edildiğinde ya da transfere yakın zamanda kırılma kanaması olduğunda embriyolar dondurularak daha sonra transfer edilebilir.

Ayrıca Polikistik Over Sendromu olan hastalarda, eğer yumurtalıklar tedaviye aşırı cevap vermişse oluşan tüm embriyolar daha sonra transfer edilmek üzere dondurulabilir. Tedavi kapsamı içinde bu saydığımız durumlarla karşılaşılıyorsa ve embriyo dondurularak ilerleyen bir zaman diliminde transfer edilme kararı alınıyorsa tedavi sürecinin seyrinde farklılıklar yaşanabilir.

Yazının Devamını Oku

Üreme çağındaki kadınların %10’unda çikolata kisti görülür

15 Mart 2022
Çikolata kisti yumurta rezervi üzerinde olumsuz etkiye sebep olan ve çocuk sahibi olmayı engelleyebilecek ciddi bir problemdir. Adet döneminde görülen şiddetli ağrılar ile birlikte yoğun kanama başlıca çikolata kisti belirtileri arasında sıralanabilir ve üreme çağındaki kadınların %10’unda çikolata kistleri ile karşılaşılabilir. Çikolata kisti olan hastalarda ilk seçenek medikal tedavilerdir. Her çikolata kistinin ameliyat edilmemesi gerekir. Çikolata kisti ileri evredeyse ve cerrahi müdahaleyle iyileşme gerçekleşmemişse çocuk sahibi olmak için tüp bebek tedavisi düşünülmelidir.

ADET DÖNEMİNDEKİ ŞİDDETLİ AĞRILAR DİKKATE ALINMALI

Çikolata kistlerinin en sık görülen belirtileri adetten önce ve adet esnasında görülen ağrı, cinsel temas sırasında ve sonrasında görülen ağrı, kısırlık, düzensiz veya fazla miktarda kanamalardır. Diğer belirtiler ise yorgunluk, adet sırasında ağrılı bağırsak hareketleri, sırtın alt tarafına yayılan ağrı, adet sırasında ishal veya kabızlık ve diğer bağırsak rahatsızlıkları olarak sıralanabilir. Çikolata kistleri yumurtlama fonksiyonunun bozulması ve tüplerin tıkanması gibi etkilerle kısırlık oluşturabilir. Hamile kalamama şikayetiyle başvuran kişilerin bir kısmında çikolata kisti olduğu gözlemlenir. Bu hastalık döllenmiş yumurtanın tutunmasını zorlaştırdığı gibi tüpleri tıkayarak spermin yumurtaya ulaşmasını da engelleyebilir. Bu yüzden tüp bebek tedavisi öncesinde çikolata kisti ile ilgili bir sorun olup olmadığına mutlaka bakılması gerekir.

LAPAROSKOPİ İLE KESİN TANI KONULUR

Hastanın şikayetlerinden çikolata kisti şüphesi duyulması ya da hastada kısırlık sorunu olması durumunda tanı amaçlı laparoskopi yapılabilir. Böylece hastada lezyon ve yapışıklıklar varsa bunlar rahatlıkla incelenebilir. Laparoskopi öncesi, vajinal ultrasonografi de tanı için yardımcı olabilir. Ultrason ile büyük olan çikolata kistleri görülebilir. Hastadan alınan hikaye ve görüntüleme teknikleriyle tanısı konabilen çikolata kistlerinde kalıtsal ve çevresel faktörler hastalığın gelişimini etkilemektedir.

Çikolata kisti tanısının konulması için hastalık odaklarının görülmesi ve dokudan alınan parçaya patolojik inceleme yapılması gerekmektedir. Bunun için hastaya laparoskopik cerrahi yapılması önerilir. Laparoskopi, genel anestezi altında göbek deliği yakınından açılan küçük bir kesi yoluyla karın içine girilerek yapılır. Böylelikle rahmin dışında konumlanmış dokuların yeri, kapsamı ve büyüklüğü hakkında bilgi elde edilebilir. Gerekli görülürse daha ileri testler için doku örneği alınabilir. Laparoskopik cerrahi ile hem kesin tanı konulabilir hem de tedavi uygulanabilir.

ÇİKOLATA KİSTİ OLAN HER HASTA AMELİYAT EDİLMEZ

Çikolata kistinin tedavisi hastanın yaşına, gebelik isteğine ve bulguların ciddiyetine göre değişiklik gösterir. Erken teşhis çikolata kisti olan kadınların anne olma ihtimali açısından da büyük önem taşır. Çikolata kisti olan hastalarda ilk seçeneğimiz medikal tedavilerdir. Her çikolata kistinin ameliyat edilmemesi gerekir çünkü bu kistler ameliyat edildiği takdirde hastanın yumurtalık rezervi azalabilmektedir. Eğer çikolata kisti ileri seviyelerdeyse ve cerrahi müdahaleyle iyileşme saptanamamışsa hasta, tüp bebek tedavisi ile bebek sahibi olabilir.

Çikolata kisti tedavisinde laparoskopik ya da klasik yöntemle yapılan cerrahi ile lezyonların çıkartılması veya yok edilmesi mümkündür. Bu nedenle çikolata kistlerinde genel bir yaklaşım vardır. 3 cm’nin altında olan kistlerin ameliyat edilmesi önerilmez. 3-5 cm arasındaki kistlerde ameliyat yaklaşımı olabilir. Bu noktada hastanın şikayetleri önemlidir; iyi bir değerlendirme yapılması gerekir, gerçek anlamda ihtiyaç duyulduğu takdirde ameliyat kararı verilebilir.

Yazının Devamını Oku

Tüp bebek tedavisinde embriyo transferi sonrası dikkat edilmesi gerekenler

23 Şubat 2022
Tüp bebek tedavisine dair en merak edilen aşamalardan biri tedavinin son basamağı olarak tanımladığımız embriyonun transfer sürecidir. Transfer işlemi embriyonun gelişimi, sayısı, hastanın yaşı ve çiftin daha önceki denemeleri gibi farklı kriterler değerlendirilerek yumurta toplama işlemi sonrası 2- 6. günler arasında gerçekleştirilmektedir. Embriyo transferi çoğunlukla ağrısız geçen bir süreçtir ve anestezi uygulanmasına gerek kalmaksızın işlem gerçekleştirilir. Embriyo transferi öncesi verilen ilaçların düzenli olarak kullanılması büyük önem taşırken transfer sonrası ise ağır egzersizlerden kaçınılması gerekir.

EMBRİYO TRANSFERİ YAPILIRKEN ANESTEZİ UYGULANMASINA GEREK YOKTUR

Embriyo transferi laboratuvar ortamında istenen aşamaya gelen embriyoların anne adayının rahmine yerleştirilmesi işlemidir. Bu sayede laboratuvarda genetik açıdan sağlıklı olduğu bilinen embriyolar tüm testlerden sonra büyüyecekleri ortama bırakılmış olur. Embriyo transferi kısa ve basit bir işlem olmakla birlikte tedavinin en önemli aşamalarından birini oluşturur. Taze embriyo transferi yapılacak ise, yani döllenme işlemi gerçekleştirildikten sonra embriyo dondurulmadan rahime transfer edilecekse tüm tedavi 15-20 gün içerisinde biter. Dondurulmuş embriyo transferi yapılacak ise yumurtaların ilaçlar ile büyütülmesinden sonra yumurtalar toplanır ve 1 ya da 2 ay sonra rahim içerisine transfer işlemi gerçekleştirilir.

Embriyoların bırakıldıkları yerde rahime tutunmaları sonucunda ise gebelik süreci başlar. Embriyo transferi sırasında anne adayı jinekolojik pozisyonda uzanır. Vajina ve rahim ağzı steril bir solüsyon ile temizlenir. Embriyolog, transfer edilecek embriyoları mikroskop altında özel bir sıvı ile birlikte enjektöre yükler.Embriyo transfer kateteri vajina boyunca karından yapılan ultrasonografi kılavuzluğunda rahim tavanı ile arasında 1,5 cm mesafe kalana kadar ilerletilir. Embriyolar rahim boşluğuna bırakılır ve sonra kateter dikkatle geri çekilir. Transfer edilen embriyoların rahme yerleşmesi 3-4 gün sonra başlamaktadır. Embriyo transferi çoğunlukla ağrısız geçen bir süreçtir ve anestezi uygulanmasına gerek kalmaksızın transfer gerçekleştirilir.

TRANSFER ÖNCESİ VERİLEN İLAÇLARIN DÜZENLİ KULLANILMASI ÇOK ÖNEMLİDİR

Çiftler süreç boyunca akıllarına takılan tüm konularda tedavilerini yürüten doktorunun tavsiyeleri ile hareket etmelidir. Yapılacak olan işlem hakkında bilgi sahibi olmak, tedavinin rahat bir şekilde tamamlanmasında etkilidir. Hekim tarafından kullanılması uygun görülen ilaç ve takviyeler düzenli olarak alınmalıdır. Bu konu, anne adayının ve potansiyel bebeğin sağlığı açısından büyük önem taşır. Embriyo transferi sırasında ağrı oluşması gibi konularda endişesi bulunan anne adayları yoga ve meditasyon gibi rahatlatıcı aktivitelerden fayda görebilirler. Bu uygulamalar aynı zamanda pelvik kasların rahatlaması ve güçlenmesinde de etkili olabilir.

Hamilelikte ve öncesi dönem için en önemli konulardan birisi de düzenli ve dengeli beslenmedir. Anne adaylarının bu evrede sağlıklı bir beslenme rutinine sahip olması gerekir. Ayrıca sigara gibi alışkanlıkların bırakılması embriyonun rahim içinde tutunmasını arttıracaktır. Embriyo transferi sırasında ultrason cihazı ile görüntü sağlanır. Ultrason kullanımı esnasında genital sistemin net şekilde görüntülenebilmesi için ise mesanenin dolu olması gerekir. Bu nedenle embriyo transferi öncesinde bol su içilmesi önemlidir.

TRANSFER SONRASI AĞIR EGZERSİZLERDEN UZAK DURULMALI

Çiftler embriyo transferinden sonra işlemin yapıldığı klinikte yaklaşık yarım saat kadar istirahat edip sonrasında evlerine gidebilir. Şehir dışından gelen çiftlerin transfer sonrasında 2-3 saatlik mesafelere yolculuk etmesinde sakınca bulunmamaktadır. Daha uzun mesafelerden gelen çiftler ise gerekli durumlarda işlemin yapıldığı şehirde bir gün kaldıktan sonra evlerine dönebilir.Transfer işleminden sonra anne adayının 3 gün dinlemesi yeterlidir. Daha sonra günlük yaşantısına dönebilir.Hapşırmanın, öksürmenin, uyurken sağa sola dönmenin tutunma üzerinde olumsuz etkisi bulunmamaktadır. Ayrıca merdiven inip çıkmanın da bir sakıncası yoktur. Gebelik oluşana kadar ağır egzersiz ve işlerden uzak durularak, ani hareketler yapmamaya özen gösterilmelidir.

Yazının Devamını Oku

Rahim kaynaklı problemler hamile kalmayı engeller mi?

24 Aralık 2021
Çocuk sahibi olmak için üremeye yardımcı tedavi yöntemlerine başvuran çiftlerde 1/3 kadına ait neden, 1/3 erkeğe bağlı neden, 1/3 oranda ise her ikisine bağlı problem ortaya konulmaktadır. Kadın kısırlığına sebep olan faktörler ele alındığında ise rahim kaynaklı birtakım sorunlara rastlanılmaktadır. Bu grup hastalarda miyom, polip ve doğuştan rahimde şekilsel bozukluklar mevcut olabilir. Bu gibi durumlarda detaylı ultrason muayenesi ve rahim filmiyle problem tespit edilip gebeliği engelleyebilecek risk faktörleri değerlendirmeye alınır. Bazı hastalarda herhangi bir müdahaleye gerek kalmazken bazen de cerrahi tedavi yolu tercih edilebilir.

MİYOM VE POLİPLER YERLEŞİM DURUMUNA GÖRE DÜŞÜĞE SEBEP OLABİLİR

Miyomlar rahim kasının iyi huylu tümörleridir ve özellikle 35 yaşın üzerindeki kadınlarda sık görülmektedir. Miyomlar çoğu kadında gebe kalmaya veya gebeliği taşımaya kötü etkide bulunmazlar ancak miyom, rahim duvarına baskı yapıyor ve rahim boşluğunun sınırlarını bozuyor ise embriyonun rahime tutunması aşamasında olumsuz etki yapabilmektedir. Tedavisinde ise miyomun yerleşim yerine göre açık ameliyat ya da histeroskopi ile miyom çıkarılabilmektedir. Polipler de rahim duvarı tabakasının rahim boşluğuna doğru çıkıntı gösteren bölgesel büyümeleridir. Bu polipler embriyonun yerleşmesine ve büyümesine ters etkide bulunup düşüğe sebebiyet verebilirler.

Genellikle 1.5 cm’nin üzerindeki poliplerin tüp bebek tedavisi öncesi histeroskopi ile alınması ve tedaviye ondan sonra geçilmesi önerilir. Rahim içi yapışıklıklar da gebeliğe engel teşkil edebilmektedir. Genellikle enfeksiyonlar sonrası (en sıklıkla tüberküloz) ya da küretaj gibi rahim içine yönelik cerrahi müdahaleler sonrası gelişebilmektedir. Bu sebeple hasta ile ilk görüşme sırasında varsa daha önce geçirilmiş düşükler ve küretaj, parça kalması ihtimali ve hatta spiral kullanımı da sorgulanmalıdır. Ultrasonografik takiplerde rahim duvarının yeterli kalınlığa ulaşmaması, geçmişinde bu gibi durumların olduğu hastalarda rahim içi yapışıklık yönünde şüphe uyandırmalıdır. Tedavisinde ise histeroskopi ile yapışıklıklar açılmaktadır.

RAHİMDE PERDE OLMASI EN SIK GÖRÜLEN ŞEKİL BOZUKLUĞUDUR

Doğuştan rahim problemleri de kadın kaynaklı kısırlık sebebi olarak karşımıza çıkabilmektedir. En sık görülenlerden birisi rahimde perde olmasıdır.Bu durumda gebe kalamama ve tekrarlayan düşük yapma gibi sorunlar olabilir. Histeroskopik müdahale ile perde çıkarılabilmektedir. Bazı kadınlarda da yine doğuştan çift rahim olabilir. Bu durum muayene, ultrason ve rahim filmi ile ortaya konabilir ve gebe kalamama sebebi değildir. Tek boynuzlu rahim olması durumunda da gebe kalamama, düşük yapma ve erken doğum söz konusu olabilmektedir. Çift boynuzlu rahim anomalisi gebe kalamama durumundan ziyade erken doğum sebebi olabilir. Çift rahim, tek ve çift boynuzlu rahim durumlarında cerrahi düzeltme gerekli değildir fakat çiftin direkt tüp bebek tedavisine geçmesi önerilir.

HİSTEROSKOPİ İLE RAHİME AİT PROBLEMLERİN TEŞHİS VE TEDAVİSİ SAĞLANIR

Histeroskopi, rahim ağzına 4 mm kalınlığındaki kamera ile girilerek rahim içinin değerlendirilmesidir. Rahim içi ve rahim duvarındaki hastalıklar histeroskopi yöntemiyle güvenli bir şekilde teşhis edilebildiği gibi aynı yöntemle tedavisi de yapılabilir. Tüp bebek tedavisi sonucunda başarılı bir gebelik elde edebilmek için rahmin embriyoyu kabul edebilmesi önemlidir. Rahim ağzında darlık, perde, rahim içerisindeki polip, miyom ve yapışıklık gibi problemler embriyonun tutunmasına engel olabilir.

Histeroskopi ile bu problemlerin teşhis ve tedavisi sağlanır. Tanısal histeroskopi anesteziye ihtiyaç duyulmadan veya lokal anestezi ile uygulanır. İşlem sonrası ağrı hissedilmez ve hasta evine dönebilir.Tedavi amaçlı uygulanan histereskopi işlemi ise anestezi altında uygulanır. Bu nedenle, ameliyat öncesi en az 6 saat yemek yenmemeli ve sıvı alınmamalıdır. İşlem sırasında anestezi uygulandığı için herhangi bir ağrı ya da acı hissedilmez.

Yazının Devamını Oku

Yumurta tembelliği yaşayan kadınlar tüp bebek tedavisiyle gebelik şansını artırabilir

28 Kasım 2021
Yumurta tembelliği, üreme çağındaki kadınlarda en sık tespit edilen hormonal bozukluktur ve görülme sıklığı %5-15 arasında değişkenlik gösterir. Genetik faktörler dışında insülin direncine bağlı olarak gelişen obezite ve Tip 2 şeker hastalığı gibi durumlar yumurta tembelliğine sebep olabilir. Yumurta tembelliği olan kadınların büyük bir çoğunluğu çocuk sahibi olma konusunda bir takım problemlerle karşılaşır. Bu problemin giderilmesi için medikal tedaviye ek olarak kilo verme, diyet ve egzersiz gibi yaşam tarzında yapılacak değişiklikler oldukça önemlidir.

YUMURTA TEMBELLİĞİ OLAN KADINLARDA ERKEKLİK HORMONU YÜKSEK OLUR

Gebeliğin oluşabilmesi sağlıklı bir yumurtlama ile mümkün olmaktadır. Düzensiz adet görme, adet görememe veya anormal adet kanamaları şeklinde meydana gelen şikayetler genellikle kişide yumurtlama problemi olduğuna işaret eden belirtiler arasındadır. Adet kanamaları içerisinde gelişimini sürdüren yumurta hücresi bir süre sonra çatlayarak rahimde yer alan ve yumurtalıklara doğru giden tüplere ulaşır. Burada erkek üreme hücresi olan sperm ile karşılaşması halinde döllenme meydana gelebilir.

Yumurta tembelliği olan kadınlarda erkeklik hormonu düzeyleri yüksek olarak tespit edilir. Bu nedenle bu kadınların vücudu normal adet döngüsünün dışına çıkar ve bu durum gebelik isteminin yerine getirilememesine neden olabilir. Yumurta tembelliği birçok faktörün bir araya gelmesi ile oluşan bir rahatsızlıktır. Hastalığın gelişiminde kişilerin bazı kalıtsal özellikleri etkili olabilir. Genetik faktörler dışında insülin direnci ile ilgili obezite ve Tip 2 şeker hastalığı gibi durumlar da yumurta tembelliği gelişiminde rol oynayabilir. Yumurta tembelliği olan kadınlarda yaşanabilecek en sık belirtiler adet düzensizliği, anormal adet kanaması, kıllanma artışı, akne gelişimi, kilo alma, erkek tipi saç dökülme, deride bölgesel olarak koyulaşma ve baş ağrısıdır.

YUMURTA TEMBELLİĞİ OLAN KİŞİLER KARBONHİDRAT VE ŞEKER ORANI YÜKSEK GIDALARDAN UZAK DURMALI

Yumurta tembelliği adet düzensizliği ile karakterize bir sorundur. Yumurta tembelliğinin giderilmesi için kilo verme, diyet ve egzersiz yapma gibi yaşam tarzı değişiklikleri de oldukça önemlidir. Rafine şekerlerden zengin bir diyet programı benimseyen kişilerde insülin direncine karşı bir yatkınlık söz konusu olacağı için dikkatli olunmalıdır. Bu tarz ürünler yerine yüksek lif içerikli gıdalar tüketilip, düşük karbonhidrat içeren yiyecekler tercih edilmeli ve insülin direnci ile mücadele edilmesi önerilir.

Beslenme ile ilgili faktörlere ek olarak yumurta tembelliği olan kişilerin günlük fiziksel aktivite yapmaları önerilir. Düzenli egzersiz sayesinde insülin direncinin azaltılması, kan şekerinin düşürülmesi ve vücut ağırlığının azaltılması sağlanabilir. Vücut ağırlığında %5-10 arasında bir azalma sağlanması adet döngüsünün düzenlenmesi ve yumurta tembelliği ile oluşan belirtilerin kontrol altına alınmasında etkili olabilir. Kilo verilmesiyle aynı zamanda kişinin insülin düzeyinde azalma, kolesterol düzeyinin
iyileştirilmesi ve şeker hastalığı gibi rahatsızlıklara karşı yatkınlığın azaltılması sağlanabilir.

YUMURTA TEMBELLİĞİ YAŞAYAN KADINLARDA TÜP BEBEK TEDAVİSİ BAŞARILI SONUÇLAR VERİR

Yazının Devamını Oku

Tüp bebek gebeliklerinde doğum şekli nasıl olmalı?

12 Ekim 2021
Üremeye yardımcı tedavi yöntemlerinden biri olan tüp bebek tedavisi ile hamile kalan anne adaylarının gebelikleri çoğunlukla doğal yollardan elde edilen gebelikler gibi seyreder. Tüp bebek tedavisiyle hamile kalan kişilerin gebelik takibi sırasında herhangi bir olumsuzluğa rastlanmaması durumunda normal doğum tercih edilebilir. Anne adayının sezaryen doğum ile şartlandırılmaması gerekir.

TÜP BEBEK GEBELİKLERİNİN NORMAL GEBELİKTEN HERHANGİ BİR FARKI YOKTUR

Toplumda genel olarak tüp bebek gebeliklerinde sezaryen doğum yapılması gerekiyor gibi bir algı var fakat bu doğru bir bilgi değildir. Tüp bebek gebeliklerinin normal gebelikten herhangi bir farkı yoktur. Bu nedenle anne adayının tercihi ve doktorun tavsiyesine göre normal veya sezaryen doğum yapılabilir.

Tüp bebekte normal doğum yapanlar ile doğal yolla elde edilen gebelikte vajinal yolla doğum yapanlar arasında fark bulunmaz. Bu noktada kişinin normal doğum yapıp yapamayacağına gebelik sürecinde karşılaşılan koşullara göre karar verilir. Tedavi sonucu elde edilen ikiz ya da üçüz gebelikler de normal doğum ile sonuçlanabilir. Önemli bir sağlık problemi olmadığı ya da anne adayının sezaryen yöntemini tercih etmediği durumlarda tüp bebek hastaları normal yolla doğum yapabilir. Farklı olarak şunu söylemek mümkün; tüp bebek tedavisi gören kadınların büyük bir kısmı ileri yaş gebeliklerdir. Yaşa bağlı olarak ortaya çıkan diyabet, tansiyon gibi özel durumlar veya birtakım kronik hastalıklar mevcutsa ileri yaş grubu anne adayları sezaryen doğuma yönlendirilir.

ANNE VE BEBEĞİN SAĞLIK DURUMUNA GÖRE HAREKET EDİLMELİ

Sağlıklı bir gebeliğin ortalama 40 hafta sürmesi beklenir. Doğal yollardan elde edilen gebeliklerde gebeliğin başlangıç tarihi, anne adayının son gördüğü adet kanamasının ilk günü olarak hesaplanır. Tüp bebek tedavisiyle elde edilen gebelikte hesaplama ise adet kanamasına göre yapılmaz. Bunun temel sebebi, döllenmenin hangi günde gerçekleştiğinin kesin olarak bilinmesidir. Embriyonun rahme yerleştirildiği tarih son görülen adet tarihinin ilk gününden 2 hafta sonrasına denk gelir. Dolayısıyla embriyonun rahme transfer edilmesinden yaklaşık 38 hafta sonra doğumun gerçekleşmesi beklenir.

Anne adayı ve bebeğin sağlığını ilgilendiren tıbbi zorunlulukların neticesinde yapılan sezaryen doğum ise çoğunlukla gebeliğin 39. haftasında gerçekleşir. Hangi doğum şekline karar verilirse verilsin düşünülecek olan ilk konu anne ve bebeğin sağlığı olmalıdır. Her iki yöntemin de kendine göre olumlu ve olumsuz sonuçları vardır. Doğal doğumun en önemli avantajı doğal ve fizyolojik olmasıdır. Doğum sonrası anne birkaç saat içinde normal aktivitesine dönebilmekte, hastanede kalış süresi son derece kısa olmaktadır. Sezaryenin en önemli avantajı ise bebek açısından riski en aza indirmesidir.

HANGİ DURUMLARDA ZORUNLU SEZARYEN YAPILIR?

Yazının Devamını Oku

Düzenli adet görmek yumurta rezervinin iyi olduğunu göstermez

17 Ağustos 2021
Kadınların 35 yaşından sonra yumurta sayısı ve kalitesi ciddi oranda azalmaya başlar. Genetik ve çevresel bazı faktörlere bağlı olarak bu değerlerin daha genç yaşlarda da azalarak erken menopoz sürecini başlattığı bilinmektedir. Yumurta rezervinin azlığı, üreme problemiyle doktora başvuran kadınların %10 ile 30’unda görülmektedir. Kimi vakalarda kadın yaşı genç olsa da yaşıtlarına göre az sayıda yumurtaya rastlanır. Her ay düzenli adet görmek yumurtalık rezervinin iyi olduğu anlamına gelmez.

AZ SAYIDA YUMURTA İLE UZUN DÖNEM DÜZENLİ ADET GÖRÜLEBİLİR

Düşük yumurtalık rezervi bir kadının yumurtalıklarında bulunan folikül sayısının azalmış olmasıdır. Yumurtalık rezervi düşüklüğünün nedenleri arasında en önemli faktör kadının yaşıdır. Kadın yaşı arttıkça rezerv azalmaktadır. Özellikle 35 yaşından sonra folikül sayısı ve kalitesi hızla azalır. Kimi vakalarda kadın yaşı genç olsa da yaşıtlarına göre az sayıda yumurtaya rastlanır. Bu vakalarda rezerv azlığına sebep olan faktörün kaliteyi de azaltmış olabileceğinin üzerinde durulmaktadır. Her ay düzenli adet görmek yumurtalık rezervinin iyi olduğunu göstermez.

Az sayıda yumurta ile de uzun bir dönem düzenli adet görülebilir. Yumurtalık rezervinin azalmasının en önemli nedeni yaşın ilerlemiş olmasıdır. Özellikle ailesinde erken menopoz öyküsü olan kadınlarda yumurta sayısının genç yaşta azalma riski daha yüksektir. Yaşın yanı sıra yumurtalıkla ilgili geçirilmiş operasyonlar, radyoterapi ve kemoterapi, sigara-alkol tüketimi, çikolata kisti, fazla kiloya bağlı obezite ve Turner sendromu yumurta sayısı ve kalitesinin azalmasında etkin rol oynar. Sağlıklı bir kadın 21-35 gün aralıklarla adet kanaması görür. Yumurta sayısı azaldığında iki adet arasındaki süre giderek kısalır. Adet sıklığının artması yumurtalık rezervinin azaldığını işaret eder.

AZALMIŞ YUMURTA REZERVİ OLAN BEKAR KADINLAR YUMURTALARINI DONDURABİLİR

Yumurta rezervi azalan kadınların bir kısmı bu durumun hiç farkında olmazlar ve kendiliğinden gebe kalırlar. Gebeliğin meydana gelmediği durumlarda tüp bebek tedavisi ile bu kadınların birçoğu çocuk sahibi olabilirler. Burada en önemli parametreler kadının yaşı ve yumurta rezervinin azalma derecesidir. Tüp bebek tedavisi için farklı ilaç kombinasyonları kullanılmalı ve yakın takip yapılmalıdır. Bu kadınlarda birden fazla yumurta toplama işlemi gerekebilir. Tüp bebek tedavisinin deneyimli hekimler tarafından yapılması başarı için oldukça önemlidir.

Yumurta rezervi erken yaşlarda (35 yaşından önce) azalmış bekar kadınlara veya daha ileri yaşlarda anne olmayı planlayan kadınlara yumurtalarını dondurmalarını öneriyoruz. Yumurta dondurma işlemi belirli ilaçlar kullanarak yumurtalıklardaki yumurtaların büyütülmesi ve toplanması şeklinde yapılır. Yaklaşık 10-12 günlük bir tedavi sonrası toplanan yumurtalar dondurulur. Daha sonraki yıllarda kadının evlenmesi ve spontan gebelik olmaması durumunda dondurulan yumurtalar eşin spermleri ile laboratuvar ortamında döllenebilir. Elde edilen embriyoların transferi sonucunda kadının çocuk sahibi olma şansı artırılır. Ayrıca erken yaşlarda kanser tanısı alan kadınların yumurtalık rezervleri kemoterapi nedeniyle zarar görebilir. Bu kadınlara da kemoterapi öncesi yumurta dondurma işlemi yapılması gelecekte çocuk sahibi olma şansını artırır.

YUMURTA REZERVİNİ VE KALİTESİNİ KORUMAK SAĞLIKLI YAŞAM TARZIYLA MÜMKÜN

Yumurta rezervini ve kalitesini korumak sağlıklı bir yaşam tarzıyla mümkün olabilir. Sağlıklı yaşam tarzının olmazsa olmazlardan biri ise sigaradan uzak durmaktır. Sigara içmenin yumurta rezervine ve kalitesine ciddi ölçüde zarar verdiği net olarak kanıtlanmıştır. Bunun yanında aşırı alkol tüketimi ve çevresel toksinlere maruz kalmak yumurtalık rezervini olumsuz etkileyen faktörler arasında sayılabilir.

Yazının Devamını Oku

Mevsimsel farklılık tüp bebek tedavisinin başarısını değiştirmez

1 Temmuz 2021
Korunmasız ve düzenli cinsel ilişkiye rağmen gebelik elde edilmediği durumlarda çiftlere hiç vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmaları ve gerekli tedaviye başlamalarını önerilebilir. Bu aşamada tüp bebek tedavisi planlayan çiftlerin en merak ettiği sorulardan birisi “Yazın tüp bebek tedavisi olur mu” sorusu oluyor.

Tüp bebek tedavisi, kadından toplanan yumurtaların ve erkekten alınan spermlerin laboratuvar ortamında bir araya getirilerek döllenmesiyle gerçekleşen bir süreçtir. Mevsimsel farklılığa bağlı olarak değişen sıcaklık laboratuvar şartlarını ya da tedavinin başarısını hiçbir şekilde etkilemez, bu sebeple çiftler gerekli görülen her mevsimde tüp bebek tedavisi planlayabilirler.

Dışarıdaki sıcaklık laboratuvarda yapılan işlemi etkilemez

Doğal yollardan gebelik elde edemeyen çiftlere umut ışığı olan tüp bebek tedavisiyle ilgili doğru bilinen yanlışların başında yaz aylarında tüp bebek tedavisinin yapılamayacağı inancı geliyor. Tüp bebek tedavisi, laboratuvar ortamında gerçekleştirilen bir üreme yöntemi olduğu için yaz aylarında yapılan tüp bebek tedavilerinin kış aylarına oranla hiçbir farkı olmaz. Aksine yaz aylarında yıllık iznini tedavi sürecine ayırmak isteyen çiftlerin iş ortamından ve stresten uzakta yürüttükleri tedavilerinin başarı şansına olumlu olarak yansıdığını gözlemlemekteyiz. Her daim belirli bir ısıda tutulan laboratuvar şartları, dışarıda yaşanan mevsimsel sıcaklık farkından kesinlikle etkilenmemektedir. Dolayısı ile anne-baba olmak isteyen çiftler sıcaklığın artış gösterdiği yaz aylarında da gönül rahatlığı ile tüp bebek tedavisine başvurabilirler. 

Aciliyet gerektiren durumlarda zaman kaybetmeden tedaviye başlanmalı

Yazının Devamını Oku