"Ceylan Şekerci" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ceylan Şekerci" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ceylan Şekerci

Ceylan Şekerci

Çocuklara ne kadar bayram harçlığı verilmeli?

22 Temmuz 2020

Tüketimin bu denli hızlı olmadığı, bayramdan bayrama alınan, arife gecesi yatağın başucuna konuk edilen, giyilmek için sabırsızlanılan pırıl pırıl giysiler… Bayram sabahı büyük özenle yapılan hazırlıklar sonrası gidilip eli öpülen aile büyükleri… Ardı arkası gelmeyen ikramlar ve tabi ki küçüklerin olmazsa olmazı bayram harçlıkları…

Değişen dünya ile beraber, gelenek ve göreneklerimiz arasında önemli yer tutan bayram ziyaretleri de ne yazık ki hak ettiği değeri göremiyor. Her an görüntülü konuşma ya da sosyal medya aracılığıyla ulaşılabilir olmak, bayramların tatil şeklinde algılanmaya başlanması bayram kültürünün yıpratıcıları arasında. Aslında bayramlar önemli insani değerleri aşılayan, paylaşma ve birliktelik maneviyatını destekleyen çok özel günler... Uzun zamandır görüşülemeyen aile büyükleri ve akrabalarla bir araya gelebilmek için değerli bir fırsat! Hepimizin aşina olduğu “bayram havası” ya da “bayramda küslük olmaz” deyişleri mutlu, samimi, kırgınlıkların unutulduğu ortamı ifade eder.

Bayram harçlığının da sınırı olmalı

Bayram ziyaretlerinin çocuklar için ise ayrı bir heyecanı var: Bayram harçlıkları. Harçlık, bayram kültürüyle bütünleşmiş bir özellik. Harçlık vermekteki amaç, çocuğun para kavramını anlamasına, kendi parasını ihtiyaçlarına göre yönetebilmesine yardımcı olmaktır. Verilecek harçlığın miktarı çocuğun yaşına göre değişebilir. 0-3 yaş arası çocuk parayı daha çok kağıt parçası ya da oyuncak gibi algılayabileceğinden harçlık verilmesi çok uygun değildir. Okul öncesi dönemdeki çocuklara sembolik miktarlarda harçlık verilebilir. Bu yaştaki çocuklar henüz matematik becerisine tam olarak sahip olmadığından neyi nasıl satın alacaklarını bilemeyebilirler. Yaş ilerledikçe harçlık miktarı arttırılabilir. Çocuk ihtiyaç ve isteklerine göre parayı biriktirme, isteklerini erteleyebilme becerisi gibi alanlarda kendini geliştirecektir. Yine de bayram diye çok yüksek miktarlarda harçlık vermek önerilen bir durum değildir.

Çocuğa sorumluluk ve tutumlu olma davranışı kazandırıyor

Yaşı kaç olursa olsun çocuğa verilen harçlık kesinlikle evin ihtiyaçları için harcanmamalıdır. Ayrı bir kumbara veya cüzdanın içinde tutulup çocuğa ait olduğu belli edilmelidir. Sorumluluk, tutumlu olmak, biriktirebilme ve hazzı erteleyebilme becerisi bayram harçlığı aracılığıyla çocuklara erken yaşlardan itibaren kazandırılabilecek alışkanlıklardandır. Verilen harçlık sadece çocuğa aittir. Harcama ve biriktirme konusunda çeşitli yönlendirmeler yapılabilir ancak para konusunda sorumluluk verme ve davranışın sonucunu deneyimleme özgürlüğünü tanıma çocuğun gelişimine katkı sağlayacaktır.

Çocuklar pek çok davranışı anne ve babalarının tutumlarını izleyerek öğrenirler. Bayramlar gelenek ve göreneklerimizin çok değerli ve insani parçalarıdır. Bu yüzden bayram ziyareti ve bayram tatili arasındaki önemli ayırımı fark edip çocuklarımıza örnek olmalıyız. Bu ziyaretlerin en tatlı kısımlarından olan bayram harçlıkları da sadece para almak olarak değil, kültürümüzün bir parçası olarak değerlendirilmelidir.

Yazının devamı...

Yeni eğitim ve öğretim yılı farklı olacak

21 Temmuz 2020

Bir gün aşının geliştirilme aşamasında önemli adımlar atıldığına dair haberlerle karşılaşırken ertesi gün aşının belki de hiçbir zaman bulunamayacağını ortaya atan uzmanların iddialarıyla sarsılıyoruz. Sonbahar kış aylarında grip mevsimiyle birlikte artabileceği öngörülen koronavirüs tehlikesi, ikinci dalga uyarıları, dünyada bir günde elde edilen rekor vaka sayıları ve “Acaba karantina günlerine geri döner miyiz?” düşüncesi artık hayatımızın bir parçası. Koronavirüsle gelen dijital değişim birçok sektörde iş tanımlarının yeniden yapılandırılmasına neden oldu. Görüşmeler, toplantılar, eğitimler çeşitli görüntülü iletişim platformları üzerinden yapılmaya başladı. Köprü trafiği nedeniyle toplantıya geç kalmak geçmişte kaldı. Farklı şehirde olduğu için ulaşım, konaklama, organizasyon gibi maddi manevi yüklerle alınması ertelenen eğitimler evimizin konforundan ulaşılabilir oldu. Koronavirüs dijital kolaylıklara yeni bir boyut kazandırdı. Stiletto’dan pofuduk terliğe, kumaş pantolondan eşofman altına geçişe bahane oldu. Uzaktan eğitim sürecinde çocuklarımızın okula geç kalma, servise yetişme gibi endişeleri kalmadı. Ne kadar toz pembe… Öyle mi acaba?

Tüm bu kolaylıkların yanı sıra insanoğlunun temel ihtiyaçlarından biri olan birlikte yaşamayı arka plana itmek zorunda kaldık. Toplantı sonrası kahve sohbetlerini, teneffüslerde oynanan oyunları, tüm o gündelik hayatın akışı içinde yaşanan kilit diyalogları rafa kaldırdık. Maske, mesafe, hijyen kuralları kapsamında yapılan dezenfektan ikramı verilen değerin göstergesi oldu. Dünya değişiyor. Geçtiğimiz karantina sürecinde pek çoğumuz “Asla yapamam” dediğimiz şeyleri yapabildiğimizi gördük. Gücümüzü fark ettik. 

Geleceğe dair her birimizin farklı senaryoları var. Çalışan anne ve babaları ise önümüzdeki eğitim öğretim yılında farklı süreçler bekliyor. Özellikle vurgulanan “hibrit” yani karma eğitim modeline göre öğrencilerin okula gittikleri zaman aralığının haricinde uzaktan eğitim almaları da söz konusu. Ebeveynlerin kafasında “Çocuğumu okuldan gelince kim karşılayacak?”, “Büyüklerimin desteğini almak istersem sağlıklarını riske atmış olur muyum?” gibi farklı sorular belirmekte. Gerçek şu ki, hiçbirimiz süreci öngöremiyoruz. Öngöremediğimiz durumlarda daha fazla kaygılanıyoruz. Şu aşamada yapabileceğimiz en verimli şey, günümüz için belirlenen kurallara elimizden geldiğince uymak. Virüsün yayılımını önlemeyi başarmak önümüzdeki eğitim öğretim yılının planlandığı ölçüde verimli geçmesine yardımcı olacaktır.

Bir diğer önemli nokta da okulların açılışı ve eğitim süreciyle ilgili karamsar ve endişeli diyaloglar içinde bulunmamak, sizin tavrınızın çocuğunuzun yeni sistemi algılayışına zemin oluşturacağını unutmamak. Evinizdeki çalışma ortamını uzaktan eğitim koşullarına uygun hale getirmek, okulda bulunacağı zaman aralıklarında çocuğun kendini rahat hissetmesini sağlamak anne babanın destekleyebileceği alanlardır.              

Yazının devamı...

Anne babalar bu oyuna dikkat! Mavi Balina ve Momo’dan sonra yeni tehlike: Mavi Bebek

8 Temmuz 2020

Bu oyunlar, çocukların gerçekdışı korku dünyasını beslediği kadar aileleri de oldukça tedirgin ediyor. Mavi bebek oyunu banyoda geçiyor. Banyonun karanlık olduğundan emin olduktan sonra ayna karşısında elinizde bebek varmış gibi hayal edip kollarınızı sallamaya başlıyorsunuz. Manipülasyon etkisiyle yaklaşık 15 kez “baby blue, blue baby” dediğinizde hayalinizdeki bebeği hissetmeye başlıyorsunuz. Bu bebek bir süre sonra tırnaklarını kolunuza batırıyor. Bebeği atıp kaçmazsanız annesi “Bebeğimi bana ver” diye sesleniyor. Orada durup bebeği sallamaya devam ederseniz delireceğiniz ve hatta öleceğiniz beyninize işleniyor. Bu oyunda da çocuğun bilgilerine erişilip siber zorbalık yapılabiliyor. Anlık kamera görüntüleri paylaşılabiliyor. Ses efektleriyle çocuğun korkması sağlanıyor. Korkutulan ve manipüle edilen çocuğa da istenilenler yaptırılabiliyor.

Mavi Bebek (Blue Baby) oyunu neden tehlikeli? Çocukları nasıl etkiliyor?

Mavi Bebek oyunuyla karşılaşma riski önceki oyunlardan daha yüksek çünkü kapalı devre ağlar yerine Facebook ve Instagram üzerinden direkt mesaj yoluyla hedef kitleye ulaşılabiliyor.

-Çocuğu kendi bilgisi dışında, istemediği halde etki altında bırakma ve farklı davranışlara yönlendirme anlamına gelen psikolojik manipülasyon yöntemlerine maruz bırakan Mavi Bebek oyunu hem psikolojik hem fiziksel ciddi problemlere yol açabilir.

-Kendi zekasını, mantığını kullanamayıp duygularını kontrol edemeyen çocuk yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu fark ettiğinde beklenmeyen tepkiler verebilir.

-Bazı durumlarda çocuğun oyunla ilgili düşünce ve korkularını paylaşmaktan tedirginlik duyduğu gözlenebilir.

-Uyku ve yeme düzeninde değişiklik ve bozulmalar, ani ve aşırı tepkiler, öfke patlamaları ve içine kapanma davranışları gözlenebilir. Bilişsel düzeyde soyut kavram gelişimini henüz tamamlamamış olan küçük çocuklarda bilinmeyenle ilgili korku ve kaygılar önemli gelişimsel problemlere zemin hazırlayabilir.

Yazının devamı...

Pedofili

4 Temmuz 2020

Amerikan Psikiyatri Birliği pedofiliyi en az altı ay boyunca tekrarlayan cinsel fanteziler, dürtüsel istekler ya da bir çocukla cinsel etkileşimi içeren davranışlar olarak tanımlamaktadır. Pedofili; yetişkin bir kimsenin çocukları cinsel açıdan çekici bulması, cinsel eğiliminin çocuklara yönelik olması ve çocuklara yönelik cinsel istismar dürtüsü barındırmasıyla karakterize edilen psikoseksüel bir rahatsızlıktır. 

Pedofilinin sebebi hem biyolojik hem de çevresel faktörlerle ilişkilidir. Beyindeki işlevsizliklerin pedofilinin gelişimi için önemli bir faktör olabileceğine dair vaka çalışmaları bulunmaktadır. Aşırı dürtüsellik, kendini kontrol etmede zorlanma ve mantıksal çarpıtmaların beynin bazı bölgelerdeki işlev sorunlarından kaynaklandığı düşünülmektedir. Çevresel faktörler incelendiğinde de cinsel yönelimleri belirleyen hastalıkların çocukluk dönemi deneyimleriyle bağlantılı olduğu görülmüştür. Cinsel istismar yönelimi olan kişilerin önemli bölümünün çocuklukta yaşadığı travmatik deneyimler göze çarpmaktadır. Çocuklara cinsel saldırıda bulunan birçok pedofili kendi çocukluğunda yaşamış olduğu olumsuz deneyimi tekrar yaşayıp mağduriyetten egemenliğe geçiş yapmak ister. Beyindeki işlevsizlikler, travmatik yaşantılar, çarpıtılmış cinsel istekler giderek kişinin psikolojisini ele geçirir.

Pedofilik bireyler genellikle çocuğun ve ailenin güvenini kazanıp çocuklara yakın olabilecekleri meslekleri ve konumları seçerler. Çocuklara gösterdikleri ilgiyi etraflarındaki yetişkinlere göstermezler. Davranışlarında genellikle zor kullanmadıkları; masum dokunma, uygunsuz dokunma ve açık resimler gösterme gibi farklı manipülasyon teknikleri uyguladıkları gösterilmiştir. Genellikle çocuklarla temas etmenin yollarını bulma, planlama ve stratejiler uygulama becerileri gelişmiştir. Cinsel istismara uğrayan çocukların yüzde otuzu bir aile bireyi tarafından istismar edilmiş olup bu çocukların yüzde altmışı tanıdıkları yetişkinler tarafından istismara maruz bırakılmışlardır.

Bir tedavisi var mı?
Pedofilinin kesin bir tedavisi yoktur. Pedofili ile ilişkili cinsel dürtüler hiçbir zaman kalıcı olarak kaybolmayabilir. Bu nedenle günümüzde uygulanan tedaviler başka suçları önlemeye odaklanmaktadır. Son yıllardaki araştırmalar, psikoterapi ve ilaç tedavisinin, pedofilide en etkili tedavi yöntemini oluşturacak şekilde birleştirilebileceğini ortaya koymaktadır. 

Anne babalar ve eğitimciler dikkat!

Yazının devamı...

Kadına şiddet

4 Temmuz 2020

Kadına şiddetin statüsü, sosyoekonomik düzeyi, yaşı yok.  Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, Türkiye'de kadınların yüzde 38'i hayatlarında en az 1 kez partnerlerinin şiddetine maruz kalıyor. Aslında bu istatistiklere yansıyan muayene bulguları ve darp raporlarıyla kanıtlanan fiziksel ve cinsel şiddet sadece. Pek çok kadın her gün sözel, duygusal ve ekonomik şiddetle mücadele ediyor. Ülkemizde kadına yönelik şiddet üzerine yapılan araştırmalardan, kadına yönelik şiddetin yaygınlığını, kadının gördüğü şiddet karşısındaki çaresizliğini ve bu durumda nereden ve nasıl yardım alması gerektiği konusundaki bilgisizliğini üzülerek görmekteyiz.

Kadına yönelik şiddet, temel hak ve özgürlüklerinin ihlali olup kadın ve erkek arasındaki başta fiziksel güç eşitsizliğinin kötüye kullanımıyla ortaya çıkan önemli bir sorun... Şiddetin amacı, erkeğin fiziksel egemenlik sağlayıp kadını korkutarak kontrol etmeye çalışmasıdır. Bazı olgularda alkol ve madde kötüye kullanımının kişiyi öfke ve dürtü kontrolünde saf dışı bırakıp istenmeyen sonuçlara yol açtığı görülmektedir. Nedeni her ne olursa olsun, şiddetin hiçbir şekli hiçbir şekilde haklı çıkarılamaz.

Olayların çoğunda kadının duyduğu yoğun korku ve toplum baskısı nedeniyle sessiz kaldığı biliniyor. Bazı kültürlerde dayak bir hak gibi algılanmakta ve kadın iyice bastırılmaya çalışılmakta. Bir yanda fiziksel farklılıklar diğer yanda toplumun atfettiği kadınlık rolleri kadını maalesef bir adım geriye atıyor. Dünyanın pek çok farklı noktasında ortak bir anlatımla gündeme getirilen sorunların başında kadına şiddet, kadın cinayetleri ve adalet konusundaki dengesizlikler geliyor. Bir kadın tüm baskılara, toplumun yargılarına rağmen korkularını yenip konuştuğunda aslında hepimizin erkek egemen dünya ile yüzleşmesine bir kez daha vesile oluyor.

Türk Ceza Kanunu’nun kadına yönelik şiddet hükümleri kapsamında tarafların dinlenilip gereken kararın verileceğine inancımız sonsuzdur. Dünyanın hiçbir yerinde şiddetin hiçbir boyutu kabul edilemez, sessiz kalınamaz. Hiçbir insanın temel yaşam özgürlükleri elinden alınamaz, bu haklara zarar verilemez. Kadınlarımızın seslerini duyurabildiği, eşitliğin sadece kağıt üzerinde kalmadığı bir gelecek dileğiyle.   

Yazının devamı...
Ceylan Şekerci Kimdir?

Ceylan Şekerci 1983 yılında İzmir’de doğdu. 2001 yılında Özel İzmir Amerikan Lisesi’nden mezun oldu. Ege Üniversitesi Psikoloji bölümünde lisans eğitimini tamamladı. 2005 yılında Ege Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümünde yüksek lisans yapmaya hak kazandı.  

Çocuk ve ergenlerle yürüttüğü çalışmaların yanısıra anne-baba tutumları, çocukluk yaşantıları, öz saygı, benlik imajı, beden imgesi, yeme bozuklukları, baş etme gücü ve sosyal onay konularında geniş donanıma sahiptir. Çift ve aile terapisti olarak danışmanlık vermeye devam etmektedir.

Meditasyon, reiki ve kuantum fiziğiyle de ilgilenmekte olup, access bars uygulayıcısıdır.

İleri düzey İngilizce bilen Ceylan Şekerci evli ve bir çocuk annesidir.