Ali Menoğlu - Tüm Köşe Yazıları - Sayfa 1

Ali Menoğlu

Migren Hakkında Merak Edilen Her Şey!

19 Şubat 2021
Yapılan çalışmalarda  insanların %90 ının hayatı boyunca en az bir kez baş ağrısı yaşadığı gösterilmiştir.

Uluslararası Başağrısı Derneği tarafından 14 alt sınıfta toplanmış olan baş ağrısı çeşitleri primer ve sekonder olarak ikiye ayrılır. Primer baş ağrıları tüm baş ağrılarının %90'ını oluşturur. Bu tip baş ağrılarından nörolojik muayene bulguları  normaldir. Primer baş ağrılarının en sık görülen tipleri gerilim tipi baş ağrısı ve migrendir. Migren tipi baş ağrısı, binlerce yıldır bilinen, insanoğlunun en eski hastalıklarındandır. Tek taraflı ağrı olması nedeniyle ‘bir başın yarısı’ anlamına gelen ‘hemikrania’ kelimesi kullanılmaktadır.

Sosyoekonomik seviyesi düşük toplumlarda migren daha sık görülmektedir. Migren, çocukluk çağı başlangıçlı olabilir ama sıklıkla adölesan döneminde başlar. Hastaların %80’den fazlasında atakların başlangıcı 30 yaşından öncedir. 50 yaş ve üzeri migren başlangıcı ise genellikle sekonder sebeplidir .

Migren ağrıları bazı durumlarda ayda 1, bazende haftada 2-3 olacak şekilde ortaya çıkabilir, bu ağrılar genellikle uyku ve istirahat ile geçer. Bulantı ve kusmanın olduğu migren tiplerinde kusmadan sonra ağrıda  hafifleme görülür. Ağrı esnasında hasta ışık ve ses gibi çevresel etkenlerden rahatsız olur. 

Migren auralı ve aurasız olarak iki başlık altında incelenir. Auralı migrendekonuşma bozukluğu görme bozukluğu uyuşma gibi nörolojik problemler görülebilir ve sonrasında baş ağrısı, bulantı ve bazen kusma ile devam eder. Baş ağrısı birkaç saat ya da 1-2 gün kadar sürebilir. Aurasız migrende, ani başlangıçlı, dakikalar veya daha uzun sürede gelişen bulantı veya kusmanın eşlik ettiği baş ağrısı görülür .

Migren belirtileri nelerdir?

Migrenin en büyük belirtisi şiddetli baş ağrısıdır. Migrende baş ağrısı şakaklarda ,alın, göz, başın arka tarafı ve kulak arkasnda görülür.

Baş ağrısının yanı sıra migren belirtileri olarak  ışık-ses-kokuya aşırı duyarlılık, depresiflik, durgunluk/donukluk, konsantrasyon ve dikkatte azalma, düşüncede yavaşlama, kelime bulma güçlüğü, konuşurken takılma, , uyuma isteği, , tatlı yeme isteği, iştah artışı veya iştahsızlık, aşırı su içme, karında şişlik hissi, kabızlık veya ishal hali de sıklıkla gözlenir.

Migren nedenleri nelerdir?

Yazının Devamını Oku

Kalça Protezi Ameliyatı Sonrası Rehabilitasyon

8 Şubat 2021
Kalça kırıkları, ciddi morbidite ve mortalite oranlarının yanı sıra, aynı zamanda dünya çapında kayda değer bir ekonomik yüke yol açan sorunlardır.

Kalça kırıkları sonrasında tedavi yöntemi çok büyük oranda cerrahidir. Cerrahi girişim sonrasında birçok hasta uzun süreli immobilizasyon ve bunun komplikasyonlarını yaşamaktadır. Kırık sonrasındaki ilk bir yıl içinde ölüm oranının %15-30 arasında olduğu bildirilmektedir. Bu nedenle hastalar en az bir yıl süreyle ciddi bir tıbbi takip gerektirirler.

Kalça kırığı aynı zamanda yaşlı insanların en sık ikinci hastaneye yatış nedenidir. Kalça kırığı sonrasında hastaların yarısından fazlası kırık öncesindeki fonksiyonel düzeylerine ulaşamamaktadır. Oluşan bir kırık, bir sonraki kırık riskini önemli derecede artırır.

Kalça kırıklı hastalarda en iyi sonucun alınabilmesi için hastaların hastaneye başvurusundan, taburcu edilmelerine kadar geçen sürede multidisipliner bir ekibin koordineli çalışması gerekir. Doğru beslenme, kemik onarımı ve daha sonraki düşmeleri önlemek açısından yaşamsal önem taşır. D vitamini, kalsiyum ve protein desteği kemik mineral yoğunluğunda (KMY) artış sağlar ve düşme riskini azaltır.

Rehabilitasyon, kişinin fonksiyonelliğini artırmak açısından zorunludur. Dengenin arttırılması, kas gücünün ve mobilitenin iyileştirilmesi, düşmenin engellenmesi, fonksiyonel iyileşme stratejilerinin uygulanması, hastanın eğitimi ve egzersizler en önemli noktalardır. Uygun tedavi yönetimi ile oluşabilecek yeni kırıklar önlenebilir.

Kalça kırıkları ve tedavi yöntemleri

Preoperatif değerlendirme kalça kırığı nedeniyle cerrahi yolla tedavi edilen hastalarda preoperatif dönemde hastanın ameliyat öncesi dönemde cerrahi girişimin tipi ve muhtemel sonuçları hakkında bilgilendirilmesi önemlidir. Operasyon posterior yaklaşımla yapılacaksa postoperatif dönemde kalça fleksiyonunun doksan derecenin üzerinde yapılmaması, kalça internal rotasyon ve adduksiyonun nötral hattı geçmemesi gerektiği bu dönemde hastaya öğretilmelidir. Ayrıca hastaya postoperatif dönemde yapacağı egzersizler bu dönemde anlatılmalıdır.

Postoperatif rehabilitasyon

Hastanın eğitimi diğer rehabilitasyon alanlarında olduğu gibi üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Bu dönemde gerekli cihaz kullanımı için hazırlıklar tamamlanır, aile eğitimi verilir ve ev düzenlemeleri ile ilgili öneriler yapılır. Tüm rehabilitasyon alanlarında olduğu gibi ana hedef hastanın fiziksel ve fonksiyonel durumunun en yüksek konuma getirilmesidir.

Yazının Devamını Oku

Ön Çapraz Bağ Yaralanması Nedir?

25 Ocak 2021
Dizimizin ana bağlarından biri olan ön çapraz bağın yırtılması veya burkulması durumuna ‘ön çapraz bağ yaralanması’ denir.

 Ön çapraz bağdaki yaralanmaların neredeyse yarısı, eklem kıkırdağı, menisküs veya diğer bağların yaralanmasıyla birlikte meydana gelir. Ön çapraz bağ burkulması veya yırtılması en yaygın diz yaralanmalarından biri olarak karşımıza çıkar.  

Ön çapraz bağ yaralanmaları en çok ani durma veya yön değiştirme ve atlama gibi aktiviteleri içeren sporlar sırasında ortaya çıkar. Örneğin, futbol, basketbol, kayak gibi yüksek performans gerektiren spor dallarında bu sorunun görülme olasılığı daha yüksektir. 

Ön çapraz bağ yaralanmasının belirtileri nelerdir?

Ön çapraz bağ yaralanmasının belirtileri genellikle şunları içerir:

Ön çapraz bağ yaralanmasının nedenleri nelerdir?

Ligamentler yani bağlar bir kemiği diğerine bağlayan güçlü doku bantlarıdır. Dizin ortasından geçen iki bağdan biri olan ön çapraz bağ, uyluk kemiğimizi kaval kemiğimize bağlar ve diz eklemini stabilize etmeye yardımcı olur.

Ön çapraz bağ yaralanmaları genellikle diz üzerinde stres yaratabilecek spor ve fitness aktiviteleri sırasında meydana gelir.

Bağ hasar gördüğünde genellikle dokunun kısmen veya tamamen yırtığı olur. Hafif bir yaralanma ise bağın gerilmesine neden olabilir ancak yırtık olmaz.

Yazının Devamını Oku

Koronavirüs Hareketsizliği, Hareketsizlik Kemik Erimesini Tetikliyor

20 Ocak 2021
Koronavirüs ile birlikte insanların hayatlarında oluşan değişikliklerden birisi olan hareketsiz yaşam tarzı vücut sağlığını tehdit ediyor. Bu durum birçok eklem ve omurga rahatsızlıklarının daha çok görülmesine neden oluyor.

Kemik Erimesi (Osteoporoz)

Hareketsiz yaşamın tehdit ettiği bir başka konu ise kemik sağlığı olarak karşımıza çıkıyor. Tüm vücudu destekleyen ve hareket etmeyi sağlayan yapılar olan kemikler aynı zamanda organların korunmasında da önemli arz ediyor.

Halk arasında kemik erimesi tıp dilinde ise osteoporoz; kemiklerin içinde bulunan kalsiyumun azalmasına bağlı kemiğin kırılgan hale gelmesidir. Hepimiz yaşlandıkça bir dereceye kadar kemik kaybı yaşarız, ancak osteoporoz terimi yalnızca kemikler oldukça kırılgan hale geldiğinde kullanılır. Kemik osteoporozdan etkilendiğinde, bal peteği yapısındaki delikler büyür ve toplam yoğunluk daha düşüktür, bu nedenle kemiğin kırılma olasılığı daha yüksektir.

Türkiye Osteoporoz Derneğinin yayınladığı verilere göre 50 yaş üzeri her 3 kadından 1’i, 50 yaş üzeri her 5 erkekten 1’inde osteoporoz problemi gözlemleniyor.

Kemik erimesi (osteoporoz) risk faktörleri nedir?

Kemik erimesi (osteoporoz) belirtileri nelerdir?

Osteoporoz genellikle semptom göstermez. Sahip olabileceğiniz ilk işaret, nispeten küçük bir düşme veya kazada (düşük etkili kırık olarak bilinir) bir kemiği kırmanızdır. Kırıklar büyük olasılıkla kalça, omurga veya bilekte görülür.

Omurganın (omur) kemikleri zayıflarsa ve yükseklik kaybederse bazı insanlar sırt problemleri yaşarlar. Bunlar vertebral ezilme kırıkları olarak bilinir. Genellikle sırtın ortasında veya alt kısmında olurlar ve herhangi bir yaralanma olmaksızın meydana gelebilir. Birkaç omur etkilenirse, omurganız kıvrılmaya başlar ve kısalabilirsiniz. Bazen omurga ezilme kırıkları, sadece kaburgaların altında daha az yer olduğu için nefes almayı zorlaştırabilir.

Yazının Devamını Oku

Sporcu Rehabilitasyonu Nedir?

12 Ocak 2021
Spora olan ilgi tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de her geçen gün  artıyor. Sporun birçok branşında lisanslı sporcu sayımızda yaşanan artış dikkatlerden kaçmıyor. Spora olan bu ilgi de yatırımların artması için teşvik edici oluyor.

Spor tesislerinin sayı ve kalite olarak artması, kullanılan ekipmanların standartının yükselmesi ve antrenörlerin gelişimi ile sporcularımızın uluslararası yarışmalarda daha fazla boy göstermesi ve istiklal marşımızı okutması da bizler için gurur kaynağı oluyor.

Sporda yaşanan olumlu gelişmelerin yanında olumsuz gelişmeler de yaşanmıyor değil. Müsabaka ya da antrenmanlarda alınan darbeler , aşırı kullanıma bağlı oluşan yaralanmalar,  ekipman yetersizliği ya da zeminin uygun olmaması spor sakatlıklarına davetiye çıkarıyor.

Sportif rehabilitasyon; yaralanma öncesi koruyucu amaçlı veya yaralanma sonrası tedavi amaçlı yapılan uygulamalardır. Sporcunun yaralanma sonrası oluşan ağrı, ödem, kuvvet ve fonksiyon kaybının giderilmesi ve tekrardan hazır bir şekilde sahaya çıkabilmesi için fizik tedavi uygulamaları ve branşına özel antrenman programlarını kapsar. Aynı zaman da yaralanma öncesi yapılan testler ve sakatlık risk analizleri ile sportif başarıyı artırma ve sakatlıktan koruma amaçlı koruyucu programlarda yine sportif  rehabilitasyonun bir parçasıdır.

Sporcu sağlığı riske atılmayacak kadar önemlidir. Sportif rehabilitasyon bu alanda çalışan doktor, fizyoterapist, diyetisyen, psikolog, antrenör ve masörden oluşan sağlık profesyonelleri tarafından yapılmalıdır.

Sportif rehabilitasyon profesyonel sporcular öncelikli olmak üzere amatör sporcular veya hobi amaçlı spor yapan kişiler için de uygulanabilir. Amaç aynı olsa bile bütün sporculara uygulanan tedavi ve antrenman programı aynı olmaz. Herkes aynı sporu yapmıyor,  yapsa bile oynadığı pozisyon , yaralanma şekli ve vücut yapısı farklı olduğundan  kişiye özel programlar uygulanmalıdır.

Yazının Devamını Oku

Omurga Sağlığını Korumanın Yolları

6 Ocak 2021
Teknolojinin ilerlemesi hayatımızı bir taraftan olumlu etkilerken diğer taraftan bizleri hareketsizliğe sevk edip sağlığımız üzerine olumsuz etkiler yapabiliyor. Market alışverişi internet üzerinden, giyim alışverişi internet üzerinden, ulaşım kısa mesafelere bile araç ile derken iyice hareketsiz hale geldik. Bütün bunlara ek olarak elimizden bırakamadığımız cep telefonu ve tabletler postürümüzün (duruş)  bozulmasına,  bel -boyun -sırt ağrılarına sebep oluyor.

Sağlıklı bir insanda omurga ve kaslar çok yüksek kuvvetlere dayanabilecek yapılardır fakat yaşın ilerlemesi ile birlikte egzersiz yapmamak, kötü beslenmek, stres gibi faktörler omurgamızın yıpranmasına sebep olur. Omurga problemi ile fizik tedavi kliniklerine başvuran hastalar incelendiğinde genel olarak masa başı çalışıp egzersiz yapmayan genç bireyler olduğunu görmekteyiz. Bu kişilerin yaralanma öyküsü incelendiğinde ağır kaldırmak ya da ters hareket yapmaktan ziyade ani   başlayan ağrılar, sabahları tutuk uyanmalar hatta hapşırma sonucu ile başlayan yaralanmalar görülmüştür.

Çözüm hareket etmek yani egzersiz yapmak. Bunun için illa bir spor salonuna gitmeniz şart değil. Evde ya da ofiste yapabileceğiniz basit egzersizler ile sağlığınızı korumak mümkün.

Peki ne zaman egzersiz yapmalıyız? Ağrımız varken egzersiz yaparsak ne olur?

Egzersiz en etkili ilaç diyebiliriz ama doğru zamanda yapılan doğru egzersizler için.  Kas iskelet sistemi ağrımız varken egzersiz yapmak ya da egzersiz yaparken ağrının olması sağlığımıza fayda yerine zarar verebilir. Bu tip durumlarda doktor veya fizyoterapistinize danışıp vücudun biyomekaniği açısından bazı testleri yaptırıp egzersiz için uygun olup olmadığınızı kontrol ettirmeniz çok önemlidir.  Burada amaç;  kasların kuvvet ve dayanıklılık açısından, eklemlerin ise normal hareket açıklığı açısından egzersize uygunluğunu değerlendirmek eksik bulunan noktalarda çeşitli müdahaleler ile uygunluğu sağlamaktır.

Omurga sağlığı ihmale  gelmez .  Semptomlar başlamadan egzersiz yaparak önlem almak, semptomlar başladıysa tedavi için geç kalmadan doktor ya da fizyoterapiste başvurmak oldukça önemlidir!

Unutmayın, hayat harekettir.

Yazının Devamını Oku