Almanya’nın kayıp çocukları

Güncelleme Tarihi:

Almanya’nın kayıp çocukları
Oluşturulma Tarihi: Şubat 04, 2022 10:08

‘Olga’, 20. yüzyıl Almanya’sının çalkantılı tarihinin hem tanığı hem mağduru olan ama yine de hayata tutunmasını bilen bir kadının zengin iç dünyasının hikâyesi. Bernhard Schlink, bir ulusun kayıp çocuklarını, onları yok eden savaşların ardındaki boş inançları ve tarihin bugüne bıraktığı yükleri araştırıyor.

Haberin Devamı

Bernhard Schlink, 1944’te Almanya’da Nazi iktidarının acılarını tatmış bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Heidelberg’de büyüdü, hukuk eğitimi aldı. Bir süre üniversitelerde öğretim üyesi olarak dersler verdi. 1988’de Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinin anayasa yargıçlığına getirildi. Yazarlık kariyeri, çok genç yaşta yayımladığı ‘Der Andere’ (1962) adlı hikâye kitabına kadar uzatılabilir. Ancak onu gerçek anlamda okuyucuyla tanıştıran kitabı -Walter Popp ile birlikte kaleme aldıkları- ‘Selb’in Yargısı’ (1987) isimli polisiye romanıdır. Yine polisiye türde yazdığı ‘Gordiyon Fiyongu’ (1988) ile Alman Polisiye Yazarları Birliği Ödülü’nü kazandı. Ona asıl ününü sağlayan -sinemaya uyarlanan ve Kate Winslet’e Oscar kazandıran- romanı ‘Okuyucu’ (1995) oldu. Schlink, bir süre ara verdiği yazarlık kariyerine 2014’te ‘Merdivendeki Kadın’la geri dönmüş, son romanı ‘Olga’ 2018’de yayımlanmıştı.

Haberin Devamı

YÜZYILI KAPSAYAN BİR ROMAN
Yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir Olga. Anne ve babasının ölümü üzerine büyükbabasının yanına -Pomeranya’ya- taşınmak zorunda kalır. Büyük şehirden ayrılmak onu birçok şeyden mahrum bırakmış ama okulda tanıştığı Herbert sayesinde özlediği arkadaşlığı bulmuştur. Köyün en zengin adamının oğlu olan Herbert ve kız kardeşi Viktoria ile geçirdiği mutlu ilkgençlik yıllarının ardından yatılı öğretmen okulunu kazanır Olga. Herbert ise önceden çizilmiş kaderinin peşinde askeri okula yazılmıştır. İlişkileri devam eder. Üstelik köydeki meraklı gözlerden, Herbert’in ailesinin bu ilişkiye muhalefetinden kurtulmaları onları daha da yakınlaştırır. Ne var ki Herbert çağının ürünüdür; kibirli, küstah, kendine ve Almanya’nın büyüklüğüne inanan ama aynı zamanda sınıfının beklentilerine boyun eğen bir genç.

Nitekim okul bittiğinde Herbert, muhafız alayına katılır ve Güneybatı Afrika’ya gitmeye, siyahlarla savaşmaya gönüllü olur. Herbert’in bu tercihine öfkelenen Olga ise köyüne dönmüş ve öğretmenliğe başlamıştır. Ancak ilişkileri daha da tutkulu bir hal alarak devam eder. Herbert Afrika’dan döndüğünde Olga’yla evlenmek istese de ailesinin planları farklıdır. Kendisini evli bir adamın metresi gibi hissetmeye başlayan Olga, bütün sevgisini komşusunun oğlu küçük Eik’e yöneltmiştir. Herbert Almanya’ya döner ama ailesinin evliliğe direncini kıramaz. Bu onu yeniden uzak diyarlara sürükleyecektir; Almanya’nın geleceğinin Kuzey Kutbu’nda olacağına duyduğu inanç ile tekrar yollara düşer. Tam da I. Dünya Savaşı’nın arifesinde... Savaş yıllarını Herbert’ten bir haber alamamanın üzüntüsüyle geçiren Olga, Eik’e maceracı Herbert’in hayali hikâyelerini anlatarak avunur. Naziler iktidara geldiklerinde Eik’in de Herbert’in izinden gitmesi büyük bir darbe olacaktır Olga’ya. Üstelik duyma yetisini kaybetmiş, Nazilere yakınlık duymadığı için görevinden alınmıştır. Her şeye rağmen ayakta kalmayı sürdürecektir...
Üç bölümlük romanın ilk bölümü burada sona eriyor. Hikâyeyi kimin anlattığını bölüm sonunda öğreniyoruz. Anlıyoruz ki, yanlarında çalıştığı ailenin oğlu Ferdinand, 1950’lerde tanıştığı Olga’nın hayatını -ondan öğrendikleriyle- aktarmış bize. Bundan sonrasında Olga’yı Ferdinand’ın gözüyle takip edeceğiz. Ve üçüncü bölümde, Ferdinand’ın bulduğu mektuplarda sözü Olga aldığında, hikâyenin eksik yanları tamamlanacak...

Haberin Devamı

HAYATIN MELODİSİ
Almanlar kendileri için büyük bir yıkım anlamına gelen 20. yüzyılın tarihini anlayabilmek için gerçekten çok çaba sarf ediyorlar. Geçmişin sorunları konulu çalışmalara verilen genel bir ad var; ‘Vergangenheitsbewältigung’. Söz konusu çalışmalarda ele alınan temalar ise en çok edebiyat aracılığıyla dile getiriliyor. Bernhard Schlink, -deyim yerindeyse- ‘Vergangenheitsbewältigung Edebiyatı’nın en önemli temsilcilerinden biri. ‘Gordiyon Fiyongu’, ‘Okuyucu’, ‘Selb’in Yargısı’, ‘Selb’in Hilesi’, ‘Selb’in Ölümü’, ‘Eve Dönüş’, ‘Yaz Yalanları’, ‘Hafta Sonu’ ve ‘Merdivendeki Kadın’ romanlarında, ‘Aşk Kaçışları’nda topladığı öykülerinde, ‘Geçmişe İlişkin Suç ve Bugünkü Hukuk’ adlı inceleme kitabında benzer temalarla, en çok da geçmişle yüzleşme meselesiyle karşılaşmıştık. Bireyin ve toplumun hatırlama, unutma ve bastırma mekanizmalarını anlamaya çalışan Schlink, geçmişin hayaletleriyle, suç ve kefaretle, Almanya’daki birçok insan için hâlâ varlığını koruyan nesiller arası yükle boğuşuyor. Hukukçu kimliği ile değil yazar kimliği ile yapıyor bunu. Ne avukat ne yargıç ne de işlenen suçların, kesilen cezaların muhasebecisi. İster Nazi dönemini ele alsın, ister RAF sürecini, Schlink’in romanlarında insanı suç işlemeye yönelten, içindeki kötülüğü açığa çıkaran, sonradan hiç benimsemeyeceği ideolojilerin savunucusu hatta tetikçisi durumuna düşüren süreç anlatılır; asıl mesele insanı ve toplumu anlamaktır.

Haberin Devamı

İki dünya savaşını kapsayan, sonrasında 68 Baharı’na kadar uzanan ‘Olga’, hüzünlü ve etkileyici bir roman. Üstelik çok katmanlı ve karmaşık olmasına rağmen bir o kadar da sürükleyici. 20. yüzyıl tarihinin önemli meselelerini ortaya koyan pek çok sahne var. Ama ‘Olga’ ne tarihi bir roman ne o tarihin kayıp kuşaklarına yakılmış bir ağıt; karakterler üzerinden yüzyılın ideolojilerinin yoğunlaştırılmış bir özetini, özellikle de Almanya’ya her çağda eşlik eden ‘Büyüklük Kompleksi’nin analizini sunuyor:
“Fransızlar ve Ingilizler ve Ruslar çok daha önce sahiptiler anavatanlarına, Almanlar uzun zaman hayal ettiler onu, yeryüzünde değil, gökyüzündeydi anavatanları - Heine bu konuda yazmıştır. Almanlar yeryüzünde bölünmüş ve parçalanmışlardı. Bismarck sonunda onlara anavatanlarını sağladığında Almanlar hayal kurmaya alışmışlardı bile. Buna bir türlü son veremiyorlar. Hayal kurmayı sürdürüyorlar, şimdi de Almanya’nın büyüklüğünün, denizlerdeki ve uzak ülkelerdeki zaferlerinin ve ekonomideki ve askerlikteki olağandışı şeylerin hayalini kuruyorlar. Hayaller boşluğa gidiyor, sizin aslında sevdiğiniz ve aradığınız şey de boşluk zaten.” 
Barış ve savaş, geçmiş ve şimdiki zaman arasında sıkışıp kalmış insanların yaşadıkları dönemdeki duygu ve düşüncelerine nüfuz eden Schlink’in başarısı, öne çıkarmak istediği temaları roman kahramanlarının duygu ve düşüncelerine yedirebilmesinden. Hem hikâyesini güzel ve akıcı bir dille anlatıyor -burada usta çevirmen İlknur Özdemir’in hakkını da vermek gerekir- hem de unutulmaz karakterler yaratıyor; Olga’nın hayatının melodisini dinlettiriyor bize:
“Olga’nın hayatının melodisi Herbert’e duyduğu aşk ve ona karşı direnişiydi, aşkı gerçekleşiyor, direnişi hayal kırıklığı yaratıyordu. Herbert’in çılgınlığına direndikten sonra o çılgın hareket, sakin hayatının sonundaki o gürültülü darbe - Olga hayatında kontrpuanı sağlamıştı (...) Bir insanın yaşadığı hayatın ve yaptığı budalalığın, melodiyle kontrpuan gibi birbiriyle uyumlu olması ne büyük şans! Ve bu ikisinin sadece uyumlu olmakla kalmayıp insanın onları bizzat birleştirmesi!”

Almanya’nın kayıp çocukları
OLGA
Bernhard Schlink
Çeviren: İlknur Özdemir
Doğan Kitap, 2022
171 sayfa, 40 TL.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!