GeriGündem ‘Dağlarda mineral toplumda dönüşüm arıyordum’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Dağlarda mineral toplumda dönüşüm arıyordum’

‘Dağlarda mineral toplumda dönüşüm arıyordum’
Abone Olgoogle-news

Türkiye bir deprem ülkesi... Senede en az bir defa orta veya büyük şiddette bir deprem yaşıyor, televizyonlarda günlerce fay tartışmalarını izliyoruz. Ekranların en ilgi çeken simalarından biri de renkli tarzıyla tanıdığımız Jeoloji mühendisi Prof. Dr. Şener Üşümezsoy… Üşümezsoy ile bayramın ilk günü buluştuk. Bize Tatar kökenlerini, çocukluğunda Suriçi’nde girdiği kavgaların bugün ekranlardaki fay tartışmalarında nasıl işe yaradığını, 1970’lerdeki gençliğinde madenlerde mineral ararken devrimciliği nasıl bulduğunu anlattı.

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, 1950 yılında, Kırım göçmeni bir ailenin üç çocuğundan biri olarak Fatih’te doğdu. Ailesi 1900’lü yıllarda İstanbul’a gelmişti… Babası komiserdi. Çocukluğu, ‘eski İstanbul’ semtlerinin bostanlarında koşup oynayarak geçti. Çok sevdiği doğayı ileride çalışma alanı yapma fikrini ona Pertevniyal Lisesi’ndeki felsefe öğretmeni Şükriye Tütengil verdi. Üşümezsoy, süreci şöyle anlatıyor: “O zamanlar Türkiye’de petrol ve maden sorunu vardı ve Şükriye Hocamız ‘jeoloji’ alanını bize çok övüyordu. Karakterim de jeoloji alanına uygundu… Dağlarda geziyorsunuz, doğa milyonlarca yıllık kendi sırlarını kayalarda saklamış… İlgim çocukluktan beri vardı. İstanbul o zamanlar bu kadar inşaat değildi, temel kaya-insan ilişkisi daha açıktı. ” Nitekim Üşümezsoy, 1970’te İstanbul Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü’ne girdi. Alan olarak da kendine ‘kaya deformasyonu’nu seçerek bir arkeoloğun eski medeniyetleri araştırması gibi mineralleri inceleyip yeryüzünün biyografisini çıkarmak için çalışmaya başladı… Anlatıyor: “Sıkışmaların yarattığı deformasyonlara ve minerallerdeki şekil değişimlerine bakarak kayaya etki eden kuvvetlerin yönünü çıkarabilirsiniz. Böylece depremde fayı görmeden, nereden daha şiddetli gelebilir diye çalışabilirsiniz… Bu, daha önce yaşamış medeniyetlerin bugünkü Anadolu’ya etkilerini araştırmak gibi oluyor... Mesela Marmara Denizi önce güney-kuzey yönlü gerilmeyle üç çukurdan oluşmuş ama sonra bu rejim değişmiş, yeraltından çapraz sistem oluşmuş.”

‘Dağlarda mineral toplumda dönüşüm arıyordum’


‘SULTANGALİYEVCİ BİR SOLCUYDUM’

Üşümezsoy, dağlarda teorik olarak kayaların gelişimlerini araştırırken bir yandan da sosyoloji öğrencisi gibi toplum tarihlerini de incelemeye başladı… Bu merakının kökeninin aslında lisede başladığını söyleyerek anlatıyor: “Pertevniyal Lisesi’nin hemen arkasında Türkiye Öğretmenler Sendikası vardı. 1968 olaylarında okulun önünden sürekli üniversiteli çocuklar geçiş yapardı. 1960 ihtilalinden sonra toplumda dinamiklik vardı. Yeni anayasadaki özgürlüklerle insanlar, değişimin darbeyle değil toplumsal dönüşümle olması gerektiğini düşünüyordu. Bense kendimi maceracılığa hiçbir zaman vermedim. Ülkede devrim şartlarının olmadığı çok netti. Temel politik eğitim olmayınca maceracılık çok kolay oluyor ve aklını Che Guevera’nın aklına veriyorsun... Ben teorisyendim. Bizim dönemde lisede sağcılık yoktu. Sağcılık olacaktıysa da bir tek ben vardım çünkü Tatar ve Kırımlı olduğumdan Türkçüydüm! Sultangaliyevci bir solculuğum vardı. Tatar milliyetçisi Sultangaliyev, İslamcılığın Orta Asya’da devrimciliğin temelini oluşturduğunu söylüyordu. Dolayısıyla İslamla sorunumuz yoktu. MHP’lilerle iyi arkadaşlığım vardı. Beni ‘halk çocuğu’ olarak görürlerdi.”

‘ŞOV DEVRİMCİLİĞİ YAPMADIM’

Genç Şener’e, ülkücü arkadaşları ‘halk çocuğu’ lakabını boşa takmamış… Üşümezsoy, saha çalışmalarını o dönem sadece dağlarda değil İstanbul varoşlarındaki işçi kahvehanelerinde de yapmış: “Cağaloğlu’nda çok olaylar oluyordu… Bense caddelerdeki ana çelişkilerin sokaklardaki bağırışlar değil, işsizlik ve pahalılık olduğunu düşünürdüm. Alibeyköy, Sağmalcılar, Ateşalan gibi gerçek işçilerin olduğu semtlerdeki arkadaşlarımla buluşurdum. Hikmet Kıvılcımlı’dan Marksizmi okuyup, ‘parka, postal ve Che’ görünümüyle üniversite kantinlerinde, kahve ve lokallerde ‘şov devrimciliği’ yapmazdım. Ryan O’neal tarzı deri ceketim, kadife paltolarım, postallarım ve uzun saçlarımla bir mahalleye gittiğimde peşime polis takılmazdı. Teorik olarak nasıl kayaların tarihini inceliyorsam, sosyoloji öğrencisi gibi toplum tarihlerini de inceliyordum… Benim düşüncem, cebe silah alıp Che Guevera’ya özenmenin hiçbir şey getirmeyeceği idi. Toplumsal dönüşüm, dinamiklerini anlamakla mümkün olurdu… Tabii, öğrenci olaylarında Sansaryan Han’a üç, dört günlük ziyaretlere gittiğimiz olurdu... Ama bilinçsel olarak devrim şartları olmadığına inandığım için bu yolda canımı vermedim. Toplumun ana çelişkilerinin sürekli değiştiğini görünce daha farklı bir bakışın oluyor.”

'AV KÖPEĞİ GİBİYDİM, SİZ DE ÖYLE OLUN'

Bu arada okul hayatı da devam ediyordu! Üşümezsoy, anlatıyor: “Biga Yarımadası’ndaki jeoloji ilgimi çekmişti. O zamanlar henüz deprem sorunu bu kadar öne çıkmamıştı. Doktora çalışmamı Istranca’da yaptım. Yunanistan ve Bulgaristan’dan gelen dağ kuşağının devamı olan Istranca Masifi Marmara Denizi’ndeki tektoniği anlamak için temel oluşturdu. Eğitim hayatım boyunca ders dışında merak ettiğim konuların makalelerini de okudum. Ben bir ‘av köpeği’ydim… Bir gün Kaz Dağları’nda çalışırken önümden geyik sürüsü ve iki köpek geçti. Akşamüzeri köpeklerin öldüğünü gördüm. Bir bakış açısı, “Aptal köpek, yemeyeceği et için hayatını veriyor” der, diğeriyse “Bir yolda mücadele ederken kazandığın haz senin hazzındır” der. Benim yolum ikincisi… Bilimde de hayatımızda da hangi konuya el atıyorsak, av köpeği gibi, onun sonuna kadar gitmeliyiz…” Türkiye’de deprem hocası olmak zor mu? Şöyle diyor: “Fayların yerini ve hikayesini biliyorsan kolay… Halk da artık deprem gerçeğiyle yaşamayı öğrendi, bilinçlendi. 17 Ağustos’ta önce eşimi dışarı çıkardım. Sonra binaya dönüp kedimizi kurtardım. Üç kırılma ve aslında 45 değil 71 saniye süren bir yırtılma oldu. Daha önce bu fayı çalışmıştık, tanıdıktı. Marmara’da bundan büyük deprem yok dedim, o gün söylediklerim bugün teyit oldu…”

'BENJAMIN BUTTON GİBİ GENÇLEŞİYORUM'

‘Dağlarda mineral toplumda dönüşüm arıyordum’


“Sporda, ‘vücut ağırlığıyla vücut yapma’ diye bir ekol var. Kulübe para veremeyecek çocuklar parklarda barfiks çekiyorlar. Ben de onlardandım… Vücudumu parkta yaptım. Halen de 40-50 barfiks çekebilirim, yüzerim… Spor insanı eğitir. Nietzsche’nin dediği gibi; acı çekmeyen insan mükemmelleşemez. Mesela korona da bizi öldürmüyorsa daha güçlendirecek. Karantina döneminde eve sistem kurup günde üç saat yay antrenmanı yaptım. Günde 150 gram zeytinyağı, 6-9 yumurta ve sıcak suda beklemiş beyaz peynirle besleniyorum. Kendime iyi baktığımdan mevkidaşlarım yaşlanırken, ben ‘Benjamin Button’ gibi gençleşiyorum.”

KAVGADAN KAÇMAM

Vatan Caddesi istimlak edilince, ailece Sağmalcılar’a taşındık. Orası daha kozmopolitti; Boşnaklar, Arnavutlar, Urfalılar... Delikanlı olmanın yolu sokakta, karşıda kaç kişi olursa olsun kavgadan kaçmamaktı. Çocukken kavgada cesur olunca kendine güven geliyor. Bunun faydasını hayatım boyunca gördüm. Deprem tartışmalarında on kişinin karşısına çıkabiliyorum! Bunun sonucunda artık “Şener varsa biz gelmeyelim” diyorlar. Tabii jeolojik birikimim hepsinden fazla olduğundan da benle tartışamazlar.

YUNUS KURTARMA TİMİ

‘Dağlarda mineral toplumda dönüşüm arıyordum’


“İğneada, 1981’de staj yaparken... Yanımda ünlü profesör Ali Yaramancı. Uzun mesafe yüzüyordum, yönünü kaybetmiş bir yunusla karşılaştım. Onu alıp açık denize doğru yüzdürdüğüm bir gündü...”

'LOVE STORY' POZU

‘Dağlarda mineral toplumda dönüşüm arıyordum’


1970’li yıllarda Üşümezsoy’un ‘Love Story’ filminden esinlendiği ‘Ryan O’neal’ tarzı...

ARAZİ ÇALIŞMASI

‘Dağlarda mineral toplumda dönüşüm arıyordum’


Yıl 1971, kalın fitilli pantolon ve Beyoğlu’ndaki meşhur ‘Mahmut’tan alınmış botlarla dağın tepesinde arazi çalışmasında...

 

 

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle