• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Zeytincilik ‘stratejik’ olsun, tağşişi ‘gıda polisi’ yakalasın

    Raporun “İzlenim, Tespit ve Öneriler” başlıklı ilk bölümünün birinci maddesi şöyle:

    * Sektörümüzün en önemli sorunu taklit, tağşiş ve kayıt dışılık. Tarım Bakanlığı’nın denetimleri sıkılaştırmasına rağmen taklit ve tahşiş önlenemiyor.

    Aynı maddede denetimlerin her şeye rağmen yetersiz kaldığı vurgulandı:

    - Cezalar ve kayıt dışı üretim denetimleri yetersiz. Yol kenarlarında markasız, uygun olamayan ambalajlarda ve kayıt dışı pazaryeri satışlarının denetlenmesinden başlanarak, taşımayı gerçekleştiren tanker ve depolar bazında kontrollerin yapılması gerekiyor.

    Raporda İtalya’dan örnek verildi:

    - Zeytinyağında tağşişle mücadele etmek için İtalya’da olduğu gibi polis teşkilatına bağlı bir “Gıda Polisi” uygulaması düşünülebilir.

    Ardından 1939 yılında çıkarılan 3573 sayılı “Zeytinciliğin Islah ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkında Kanun” üzerinde duruldu:

    - 3573 sayılı kanunun bazı hükümlerinin değiştirilmesi ve yürürlükten kaldırılması hakkındaki 4086 sayılı kanunun revize edilmesi gerekiyor.

    Revize sırasında atılması gereken adıma işaret edildi:

    - Zeytinciliğin sosyo ekonomik değeri dikkate alınarak “stratejik tarım ürünleri” içinde yer almasının sağlanması ve korunması gerekiyor.

    Bu bölümde orman ve Hazine arazilerindeki zeytin ağaçlarıyla ilgili şu öneri ortaya konuldu:

    - Türkiye’de 80 milyon adet olduğu tahmin edilen ağırlıklı olarak orman ve Hazine arazilerindeki “delice zeytin ağaçları”ndan aşılanabilir durumdaki 40 milyon adedinin aşılatılarak üretime, ülke ekonomisine kazandırılması sektöre büyük katkı sağlar.

    Raporda İzmir, Balıkesir, Çanakkale, Bursa, Manisa, Aydın, Muğla, Adana, Antalya, Gaziantep, Hatay, Kilis, Mersin, Osmaniye, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da heyetlerin rekolte tahminleri yaptığı, gidilemeyen illerden de Tarım İl Müdürlüklerinden bilgiler alındığı belirtilip, tahminler şöyle paylaşıldı:

    - Türkiye genelinde 153 milyon 168 bin meyve veren, 27 milyon 717 bin de henüz meyve vermeyen zeytin ağacı mevcut. Ağaç sayısında yüzde 1.4-3.5 artış var.

    - Ağaç başına 10 kilo meyve alınacağı düşünülürse, bu sezon 1 milyon 532 bin ton zeytin danesi alınacağı hesaplanıyor. Zeytin veriminde yüzde 6.9 artış olduğu görülüyor.

    414 bin ton zeytinin sofralık olarak işleneceğine işaret edildi:

    - 1 milyon 110 bin ton zeytin işlenerek yağ elde edilecek. Zeytinyağı üretimi 225 bin tonu bulacak. Sofralık zeytin üretimi yüzde 11.8, zeytinyağı üretimi de yüzde 18.7 artacak.

    Emniyet teşkilatında “gıda polisi” kadrosu oluşturulması, başta zeytinyağı olmak üzere, gıda maddelerindeki hileyi, kayıt dışılığı önler mi?

    Tarım Bakanlığı denetmeni yerine “gıda polisi”nin denetim yapması, kötü niyetli üreticiyi ürkütür mü?

    BIRAKIN KARASU VE PRİNA GÜBRE OLSUN

    ULUSAL Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi Başkanı Ümmühan Tibet’in gönderdiği “Zeytin ve Zeytinyağı Rekolte Raporu”nda Türkiye’de bu sezon 1.5 milyon ton dane zeytinin işleneceğine işaret edildi:

    - 1.5 milyon dane zeytinin işlenmesi sırasında 1 milyon ton karasu, 1 milyon ton da nemli prina ortaya çıkacak. Karasu, mevcut uygulamada çevreyi kirleten atık olarak görülüyor.

    Merkezi Madrid’de bulunan Uluslararası Zeytin Konseyi’nin bu konuyla ilgili raporlarının dikkate alınması istendi:

    - Mevcut mevzuatımızda zeytin karasuyunun gübre olarak kullanılması yasak. Oysa, karasu ve nemli prina dünyadaki örneklerden görüleceği gibi gübre olarak kullanılabilir.

    Raporda yasağın kaldırılması önerildi:

    - Böylece karasu yüzünden sanayici sürekli ceza ödemekten kurtulur, katma değer yaratmasına imkan sağlanır.

    ZEYTİNCİ 15 KURUŞA SEVİNDİ AMA UZZK 50 KURUŞ ÖNERDİ

    AKHİSAR Ticaret Borsası Başkanı Alper Alhat, zeytine kilo başına 15 kuruş prim getiren Cumhurbaşkanlığı Kararı konusunda hazırladığı teşekkür mesajını bana da gönderdi:

    - Akhisar Ticaret Borsası 6 yıl önce “Zeytinyağına prim verilirken hammaddesi olan zeytine prim desteğinin olmaması üreticiyi zor durumda bırakıyor” mesajıyla konuyu gündeme getirmiştik. Şimdi kilo başına 15 kuruş prim geldi. Zeytinci çok mutlu. Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’ye teşekkür ediyoruz.

    Türkiye’nin sofralık zeytin üretiminin yüzde 70’inin Akhisar’da üretildiğini belirtti:

    - Akhisar’daki 12 bin üretici, 15 kuruş destekle ilgili karar üzerine borsamızı tebrik yağmuruna tuttu.

    Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi’nin (UZZK) raporunda destekle ilgili bölüm dikkatimi çekti:

    - Ham dane zeytine 50 kuruş prim desteği verilmeli.

     

    Yazının devamı...

    AB tescili alınırsa Ayvalık zeytinyağı fiyatı ikiye katlanır

    Hisarcıklıoğlu, “Uluslararası Zeytin Hasat Festivali”nin 15’incisini Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, Ayvalık Belediyesi ve Ziraat Odası’yla birlikte düzenleyen Ayvalık Ticaret Odası’nda söze dünyaca ünlü 3 tarım ürünüyle girdi:

    - İnsan ömrünü uzatan üç ürün var: Zeytin, fındık ve üzüm.

    Üçünün de Türkiye’de yetiştiğini anımsattı:

    - Ama biz bunların kıymetini hâlâ tam olarak bilmiyoruz.

    Dünyada zeytinin yüzde 90’ının Akdeniz havzasında üretildiğine işaret etti:

    - Dünya zeytin üretiminde İspanya, İtalya ve Yunanistan’ın ardından 4. sıradayız. 100’den fazla ülkeye zeytinyağı ihraç ediyoruz.

    Sofralık zeytin tüketiminde dünyada ilk sırada olduğumuzun altını çizdi:

    - Fakat zeytinyağı tüketiminde, diğer üretici ülkelere göre çok gerilerdeyiz. Yunanistan’da kişi başına tüketim 20 litre iken, bizde uzun zaman 1 litre bile olmadı. Başta Ayvalık olmak üzere zeytin ve zeytinyağı üretenlerin gayretiyle kişi başı tüketim, bugün 2 litreye ulaştı. 5 litreye çıkarsa pazarlama sorunu kalmaz.

    Ayvalık Ticaret Odası Başkanı Mustafa Büyükçıvgın araya girdi:

    - Zeytinyağında ilk coğrafi işareti alan Ayvalık olmuştu. Şimdi sıra Avrupa’ya geldi. Avrupa’da tescil ettirmek için başvurumuzu yaptık.

    Hisarcıklıoğlu, TOBB’un Avrupa Birliği tescili konusunda her türlü desteği verdiğini kaydetti:

    - AB, Türkiye’den coğrafi işaretli zeytinyağı olarak sadece Ayvalık’a tescil verecek. AB tarafından tescillenmesi Ayvalık zeytinyağının değerini katlayacak. Avrupa’da daha yüksek fiyata satabileceksiniz.

    Sözlerini noktalarken kamu idaresinden talebini ortaya koydu:

    - “Ayvalık zeytinyağı” en çok taklit edilen ürünlerden birisi. Denetimle bu sahtekarlıklar önlenmezse, hem çiftçi,hem de tüketici aldatılmış ve zarara uğratılmış olur.

    Büyükçıvgın, Barbun’un Çiftliği’nde gerçekleşen hasat töreninde AB tescili konusunda şu bilgiyi paylaştı:

    - Ülkemizden AB’den tescil almak üzere 20 ürün için başvuru var. Bunlar arasında Ayvalık zeytinyağı da yer alıyor.

    Bugüne kadar Aydın inciri, Gaziantep baklavası ve Malatya kayısısı AB’den tescil alabildi.

    Bakalım AB, Ayvalık zeytinyağı ile birlikte tescil bekleyen 19 ürüne ne zaman belgeyi verecek?

    200 YAŞINI GEÇMİŞ 1 MİLYON ZEYTİN AĞACIMIZ VAR

    AYVALIK Belediye Başkanı Mesut Ergin, hasat törenindeki konuşmasında önce şu veriyi paylaştı:

    - İlçemizdeki 1 milyon zeytin ağacının yarısının yaşı 200’ün üzerinde.

    İlçede 4 bin 300 ailenin zeytin ve zeytinyağından geçimini sağladığını belirtti:

    - Ayvalık’ta tarım arazilerimizin yüzde 76’sı zeytin bahçesinden oluşuyor.

    Belediye olarak kooperatifleşme konusunda çalışma yaptıklarını kaydetti:

    - Zeytin üreticisi, “uğraşmaya değmez” noktasında olmamalı. Üreticinin daha iyi gelir elede edebilmesinin yolu kooperatifleşmeden geçiyor.
     

    ÇİFTÇİ BAKTIĞINA PİŞMAN OLMASIN

    BALIKESİR Büyükşehir Belediye Başkanı Yücel Yılmaz, göreve geldiğinde yaptırdığı bir araştırmayı aktardı:

    - Balıkesirimizin ilçeleri arasında en tanınmışı, bilineni hangisi diye sorguladık. Açık ara farkla Ayvalık çıktı.

    Ardından çiftçinin penceresinden şu mesajı verdi:

    - Çiftçi, zeytin ağacına, bahçesine baktığına pişman olmasın. Aldığı ürün çiftçimizi mutlu etsin.

    ÇİFTÇİNİN PRİMİNE AB STANDARDI GELSİN

    AYVALIK Ticaret Odası Başkanı Mustafa Büyükçıvgın, bu yıl 225 bin ton zeytinyağı üretiminin beklendiğini belirtip, prim konusunu gündeme getirdi:

    - Çiftçiye verilen primin AB standartlarına çıkarılması talebimizi sürekli dile getiriyoruz ki uluslararası pazarda rekabet gücümüz kırılmasın.

    AK Parti Balıkesir Milletvekili Pakize Mutlu Aydemir, Büyükçıvgın’ın bu sözleri üzerine sofralık zeytine yeni getirilen prime işaret etti:

    - Sofralık zeytine kilo başına 15 kuruş prim verilecek. Ayrıca zeytinyağına da 80 kuruş prim var biliyorsunuz.

    Aydemir, çiftçiye verilen mazot-gübre gibi destekleri anımsattı:

    - Çiftçimize çeşitli adlar altında verilen destek dekar başına 100 lirayı buluyor.

    ÜRETİM YÜKSELİNCE DÖKME İHRACATA YÖNELEN ARTIYOR

    AYVALIK’taki hasat töreni sırasında Arkas Grubu bünyesindeki Kristal Yağları Genel Müdür Yardımcısı Vural Gözgeç ile sohbet ettik:

    - Bu yıl zeytinyağı üretimi 225 bin tonu bulacak gibi görünüyor. Üretim artınca dökme ihracata yöneliş de artıyor.

    Markalı ihracatın önemli olduğunu vurguladı:

    - Biz kendi markamızla 26 ülkeye ihracat yapıyoruz.

    Yazının devamı...

    ‘Yönetici avcısı’nın global beyin takımına girdi

    - O dönemde Londra’daki bazı bankalar Türkiye’den analistler alıyordu.

    29 Ekim 1997’de Londra’ya taşındı, NatWest’te çalışmaya başladı. Bankanın çalıştığı bölümü bir süre sonra Bankers Trust’a satıldı. Satışla birlikte çalıştığı banka da değişmiş oldu. 1997-1999 döneminde bankacılık sektöründe çalışırken London School of Business’de finans masterı yaptı. Ardından danışmanlık şirketi The Monitor’e geçti. Bu şirkette çalışması 2004’e kadar sürdü. 2004’te yolu “yönetici avcısı”, yönetim danışmanlığı şirketi Egon Zehnder’in Londra Ofisi ile kesişti. Danışman olarak girdiği şirketin tarihçesine baktı:

    - Şirket, 1964 yılında Egon Zehnder tarafından kuruldu. Bulunduğu ülkelerdeki şirketlerin yönetici atamalarında belirleyici rol aldı, en büyük işi “yönetici avcılığı” oldu. Faaliyet gösterdiği ülke sayısı 40’a, ofis sayısı 68’e yükseldi.

    Ocak 2012’de Egon Zehnder’de yüzde 11 pay ile dünyanın en büyüğü olan Londra Ofisi’nin partner’ları (ortak) arasında yerini aldı. Bekbölet için yükselişin bir sonraki adımı Küresel CFO Hizmetleri Başkanlığı oldu.

    Bekbölet, 2018’de Egon Zehnder Londra Ofisi’nin başına geçti. Ardından Ocak 2019’da 40 ülkede ofisleri bulunan grubun “global beyin takımı”na girdi:

    - Ocak 2019’dan itibaren Egon Zehnder Küresel İcra Komitesi’nde de görev yapıyorum. Komite, CEO ve CFO’muz dahil 8 kişiden oluşuyor.

    Çağla Bekbölet’ten öyküsünü dinlerken, şirketin dünyadaki toplam partner sayısını sordum, yanındaki Egon Zehnder Türkiye Ofisi Başkanı Ayşe Güçlü Onur’a onaylatarak paylaştı:

    - Dünyada toplam 250 partner var. Danışman kadrosunda da 500 kişi görev yapıyor.

    Bekbölet’in başında bulunduğu Londra Ofisi’nin büyüklüğünü merak ettim, kadro ile anlatmaya çalıştı:

    - 24 partner, 57 danışman var. Toplam 195 kişilik kadro ile hizmet veriyoruz.

    Grubun merkezinin nerede olduğunu sordum, yapının farklılığını ortaya koydu:

    - Grubun merkez ofisi yok. Kurucumuz Egon, İsviçre’de yaşıyor. Şu anda şirkette aktif değil. Global CEO’muz da İsviçre’de. Ancak, örneğin Küresel İcra Komitesi, 3 ayda bir farklı ülkede toplanıyor. Son toplantımızı Singapur’da gerçekleştirdik.

    Londra Ofisi’ndeki Türk sayısının da 4’e çıktığını belirtti:

    - Londra Ofisimizde partner’lar arasında Gizem Weggemans ve İstanbul’dan aramıza yeni katılan Tankut Şensürücü de yer alıyor. Neşe Güner de danışman olarak görev yapıyor.

    1997’de 2 yıllığına gittiği Londra’da 22’nci yılını dolduran Çağla Bekbölet’in kariyer basamaklarını emin adımlarla çıktığı görülüyor.

    Bu başarı örneklerinin büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in eseri olduğunu unutmamak gerekiyor. 

    EGON ZEHNDER SORDU: BU İŞ SENİ MUTLU EDER Mİ

    İZMİR Amerikan Koleji, sonrasında da Boğaziçi Üniversitesi İşletme mezunu olan Ayşe Güçlü Onur’un Egon Zehnder Küresel İcra Komitesi Üyesi Çağla Bekbölet’le yolu lise yıllarından itibaren kesişti. Ayşe Güçlü Onur, Londra’da önemli bir danışmanlık şirketinde partner olmak üzereyken Türkiye’ye dönmeye karar verdi. Bir süre TEB’de orta kademe yöneticilik yaptı.

    TEB’de çalıştığı günlerde Çağla Bekbölet aracılığıyla tanıştığı, dönemin Egon Zehnder Türkiye Ofisi Başkanı Murat Yeşildere, Ayşe Güçlü Onur’u aradı:

    - Bir müşterimizin projesi önümüze geldi. Bu projede görev almak ister misin?

    Onur o sırada TEB’deki görevinde mutluydu, şu yanıtı verdi:

    - Önerdiğiniz projede görev almayı düşünmüyorum.

    Aradan bir süre geçti, Yeşildere yeniden telefon edince meraklandı:

    - Önerdiği projeyi reddettim. Murat Bey neden beni arıyor?

    Yeşildere yeni teklifini masaya koydu:

    - Egon Zehnder Türkiye’de bizimle birlikte çalışmanızı istiyoruz.

    Onur, tereddüt etti:

    - Egon Zehnder’deki görev bana göre mi emin değilim.

    Yeşildere ısrarcı oldu, Onur yakın arkadaşı Bekbölet’in Egon Zehnder’le ilgili deneyimini anımsayıp, teklifi kabul etti. Göreve başlamadan önce İsviçre’ye gidip kurucu Egon Zehnder’le de görüştü. Zehnder, Onur’un o güne kadarki kariyerini öğrenince sordu:

    - Bugüne kadar büyük paraların konuşulduğu şirketlerde görev yapmışsın. Burada mutlu olabilecek misin?

    Onur, 2008’de danışman olarak göreve başladığı Egon Zehnder’de 2015’te partner’lar arasına katıldı. 2019 başlarında 11 yıldır Türkiye’de şirketi yöneten Murat Yeşildere şu kararı aldı:

    - Türkiye Ofisi Başkanlığı’nı bırakıyorum. Partner olarak kalacağım.

    Yeşildere, yerine Ayşe Güçlü Onur’u önerdi. Bu öneri, partner’lar ve şirketin ilgili komitelerinde kabul gördü.

    1 Mayıs 2019’da görev devri gerçekleşti.

     

    Yazının devamı...

    Erdoğan’dan YPG sorusuna yanıt: Atmazlarsa bizim görev başlar

    Erdoğan, Suriye rejimi ile ilişki modeli sorusuna, “Bundan sonraki süreçle ilgili olarak başta Rusya-Suriye münasebetlerinden hareketle kendimiz için bunu daha isabetli yol olarak görüyoruz. Soçi’deki görüşmelerde de bunun bu süreci çok daha kolay kılacağını gördük” yanıtını verdi. Erdoğan’ın mesajları şöyle:

    BEKLENEN NETİCE

    “Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Sayın Putin ile Soçi’de önemli bir anlaşmayı gerçekleştirdik. Ülkemizin güvenlik kaygılarını teyit eden, Suriye’ye barış ve istikrar getirmeyi hedef alan anlaşma ile beklenen neticeye varılmış olundu. Bu anlaşma ile terör koridoruna bir darbe daha vurduk. Suriye’nin toprak bütünlüğünü güçlendirecek bir adım attık. Astana sürecinde önemli bir kazanım elde ettik. Barış Pınarı Harekatı’nın bir meyvesini daha aldık. Mültecilerin evlerine dönüşlerini kolaylaştıracak bir zemin oluşturduk. Bu kazanımlar ışığında Suriye’de siyasi sürecin ilerletilmesi için çalışmalarımıza devam edeceğiz.

    -Rusya ile varılan mutabakatta da 150 saatlik bir süre var. Eğer PKK/YPG söz verilen bölgeden çıkmayı reddederse, Türkiye askeri harekât seçeneğini masada tutuyor mu?
    -Gerek ABD, gerekse Rusya ile olan anlaşmalarımızda eğer verilen sözler yerine gelmezse bizim için atılması gereken adımlarda herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. Amerika ile yapılan anlaşma kısmında yine aynı operasyonumuzu kararlılıkla devam ettiririz. Rusya ile ilgili olarak da Sayın Putin çok kararlı konuştu, “Biz bunları (YPG) buralardan kesinlikle atarız” dedi. Şimdi tabii bu sözü verdiğine göre atılmayınca bizim görev başlar. Diğerleri ile ne ise bunlarla da o olacaktır. Değişen bir şey olmaz. Süreci göreceğiz.

    - PKK/PYD nereye çekilecek?
    - Güneye...

    - YPG/PYD isim değiştirip, Suriye ordusunun içine girer mi? Türkiye için tehdit olmaya devam eder mi?
    - Bu konu ile ilgili olarak zaten biz Sayın Putin’e bir hatırlatma yaptık. Dedik ki, “Bunlar icabında rejimin elbiselerini giymek suretiyle arazide kalırsa ne olur?” Sayın Putin, “Müsaade etmeyiz” dedi. Takipte olacağız.

    DAHA KOLAY KILACAK

    -Rusya ile imzalanan mutabakatta Suriye rejimine ilişkin bir ifade okumadık. Bundan sonra Türkiye ve Suriye rejimi arasında farklı bir ilişki modeli geliştirilmesi söz olabilir mi?
    -Bundan sonraki süreçle ilgili olarak biz başta Rusya-Suriye münasebetlerinden hareketle kendimiz için bunu çok daha isabetli bir yol olarak görüyoruz. Soçi’deki görüşmelerde de bunun bu süreci çok daha kolay kılacağını gördük ve buna inandık. Temennim odur ki sonraki süreçte de bu münasebetleri kolaylaştıracak adımları Dışişleri Bakanlığı olsun, Savunma Bakanlığı olsun, İstihbarat olsun, bunları devreye sokarak Rusya tarafından bu işi sürekli gündeme aldık ve gündemde de… Bunlar zaman zaman bize olumlu neticeler de verdi. Bundan sonraki süreçte de biz bunları yine kullanacağız, istifade de edeceğiz.

    KOBANİ İLE İLGİLİ SÜRECİ RUSLARLA YÜRÜTECEĞİZ

    “Şu anda özellikle Tel Abyad-Resulayn arasında yeni bir durum var. Bu bizim için şu anda kazanılmış hak gibidir. Bu demek değil ki orada kalıcıyız. Böyle bir şey yok. Buraların gerçek sahibi Suriye. Biz bir işgal ordusu değiliz. Böyle bir özelliğimiz yok. Buranın gerçek sahipleri şu anda bizdeki 3 milyon 650 bin mülteci ve onlar gönüllülük esasına göre eğer buralara dönecek olurlarsa orada kendi topraklarında hayatlarını sürdürebilirler. Bunun dışında bir durum daha var, o da şu: Bizim hazırlamış olduğumuz bir plan, proje var. Uluslararası donörler toplantısı yapmak kaydıyla belli imkânlar sağlanırsa, istiyoruz ki buralarda yapacağımız yerleşim alanlarındaki konutlar, sağlık tesisleri, okullar vesaire ile gelsin Suriyeliler, buraların sahipleri buralara yerleşsin. Hedefimiz bu. Kobani de aynı şekilde bunların içerisinde ve Kobani ile ilgili süreci de Ruslarla beraber yine aynı şekilde yürüteceğiz.

    KAYITLARA ‘KÜRT’ DEĞİL ‘TERÖR ÖRGÜTÜ’ DİYE GİRDİ

    - Putin’le görüşmede Ayn el-Arab ele alındı mı? PKK-YPG’den nasıl temizlenecek? Putin’in çok uluslu Suriye tanımı içinde Kürtler vurgusu vardı. Suriye Milli Ordusu’nun temsil ettiği kitleye bir vurgu yapılmadı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
    - Aslında Rusya’nın bizim Ayn el-Arab’a girmemiz konusunda her zaman bazı davetleri olmuştur. ABD’nin de tam tersine oraya girmememiz istikametinde yaklaşımı olmuştur. Bu yaklaşım aslında Obama döneminde de böyleydi. Ki biliyorsunuz Obama uçaklarla Kobani’ye silah, mühimmat, her türlü şeyi indirdi ve oradan adeta bizim ülkemize onlar bir huruç harekatı başlattılar. Bugün eğer 350 bin Kobanili ülkemizdeyse bunun müsebbibi birinci derecede Obama’dır. “Türkiye’de Suriye’nin kuzeyinden hiç Kürt yok” diyenler yalan söylüyor. Bunun dışında tabii sayıları 3 milyon 600 bine ulaşan Suriyelilere baktığımız zaman ağırlıklı Arap. Gerek Ruslara gerekse Amerikalılara hepsini anlattık. Bunlardan sonra zaten bu neticeye vardık.

    Özellikle ısrarla bir şey kullanılıyor; devamlı “Kürtler aşağı Kürtler yukarı”. Bizim oradaki Kürtlerle bir sorunumuz yok. Bizim derdimiz buradaki teröristlerdir ama bunlar öyle anlatıyorlar ki olayı… “Kürtler…” Amerikalılardan da böyle dinliyoruz, maalesef Ruslardan da… Herkes… Sayın Putin’e onu da söyledim “Bunu bu şekilde kullanmanız Kürt kardeşlerimize saygısızlıktır. Lütfen böyle kullanmayın, bizim mücadele ettiğimiz PKK’dır, YPG’dir, yani teröristlerdir. Teröristin hangi ırktan, hangi dinden geldiğinin ne önemi var. Terörist teröristtir.”  Mesela DEAŞ…

    DEAŞ’ın içinde İngilizi var, Almanı var, Fransızı var, Hollandalısı var vesaire… Az da olsa Türk de var. Şimdi biz DEAŞ’ı tanımlarken hangi ırkı öne çıkaracağız? Olmaz! Bu işi bir etnik mücadelenin içine sokmamak lazım. Eğer böyle yaparsak yarın biz başka faturalarla karşı karşıya kalırız. Bunlara dikkat etmemiz lazım. Tabii biz yazılı kayıtlara girerken asla bunu “Kürtler” diye girmiyoruz. Tamamen terör örgütü olarak giriyoruz. Buradaki olayı da bu şekilde kayda girmiş olduk.”

    ADANA MUTABAKTI’NA YÖNELİK DEĞİŞİKLİK YOK

    - Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Adana Mutabakatı’nın değişebileceğini söyledi. Rusya ile imzalanan mutabakatta da “Rusya Federasyonu Adana Mutabakatı’nın uygulamasını kolaylaştırır” deniliyor. Bu ne anlama geliyor?
    - Bizim geçmişte yaptığımız Adana Mutabakatı’na yönelik herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. Rejimin Adana Mutabakatı ile ilgili zaman zaman değiştirme yaklaşımları oldu. Lavrov’un söylediği de yumuşatmaya, kolaylaştırmaya yöneliktir aslında. Adana Mutabakatı’nı ilk defa gündeme getiren de Rusya tarafı olmuştur. O günden bugüne kadar zaten Adana Mutabakatı özellikle bizim Suriye’ye girişimizin en önemli dayanağıdır.

    Kamışlı’da karşı karşıya gelmek istemiyoruz

    - Rusya ile imzalanan mutabakata Kamışlı’nın dahil edilmediği vurgulandı. Bu tam olarak ne anlama geliyor? Ortak devriyenin dışında ama YPG’nin olmayacağı 30 kilometre alanın içinde mi Kamışlı?
    - Kamışlı şu an itibarıyla Rus askerleri ile rejim güçlerinin bulunduğu bir yer. Dolayısıyla orada bizimle karşı karşıya gelmek gibi bir şeyi arzu etmiyorlar. Biz de zaten böyle bir şeyi arzu etmedik ve başından itibaren Kamışlı tarafında böyle bir şeye girmedik.

    Yazının devamı...

    Pamuk çuvalından çıkanlar kaliteyi de makineyi de bozuyor

    - Şanlıurfa pamuğu ile ilgili şikayetinizi paylaşır mısın?

    Canpolat, özetledi:

    - Şanlıurfa’dan aldığımız çuvallardan pamuğa karışmış jüt çıkıyor. Bu da pamuğun kalitesini bozuyor. Ucuza verilse bile pamuğu almak istemiyoruz.

    Bahçıvan, 55 kişilik İSO meclis üyesi iş insanıyla birlikte kentte Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası (ŞUTSO) Meclis Başkanı Ahmet Altun, Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Halil Peltek, Ticaret Borsası Başkanı Mehmet Kaya’dan öğrendiği tarım ilacı sancısını kürsüden dile getirdi:

    - Şanlıurfa’da satılan tarım ilaçlarının yüzde 50’si sahte imiş. Sahte tarım ilacı ile sağlıklı ürün elde edilebilir mi?

    ŞUTSO Meclis Üyesi Mahmut Karadağ araya girdi:

    - Haklısınız, şehrimizde pazara sunulan tarım ilaçlarının yarısı sahtedir.

    İbrahim Halil Peltek, Karadağ’ın bulunduğu sektöre işaret etti:

    - Mahmut Bey, önemli bir tarım ilacı mümessilidir. Sözleri bir itiraftır.

    Bahçıvan, şu çağrıyı yaptı:

    - Şanlıurfa pamuğunun üzerinden jüt ve sahte tarım ilacı lekesini kaldırmalıyız.

    O anda İpek Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Şahintürk’ün İstanbul’da Prof. Abdullah İğci ve Vali Yardımcısı Halil Serdar Cevheroğlu’nun bulunduğu masadaki yakınmasını anımsadım:

    - Yerli üründe kalite sorunu ve üretimden kaynaklanan açık birleşiyor, sektörümüz ABD, Yunanistan, Brezilya, Mısır, Türkmenistan, Özbekistan, Azerbaycan, Orta Afrika, Hindistan, Avustralya ve Meksika’dan pamuk ithal ediyor.

    Şahintürk, Şanlıurfa pamuğu ile ilgili sıkıntıyı şöyle anlattı:

    - Aslında pamuğun kalitesi tarladayken iyi. Ancak, tarladan çırçıra, paketlemeye kadar olan süreçte niteliksiz işgücü, bilinçsiz uygulamalar nedeniyle kalite bozuluyor.

    Pamuk çuvallarından çıkan maddelere işaret etti:

    - Pamuğa çoğunlukla çuval parçası (jüt) karışıyor. Onun dışında vidadan kabloya, bir sürü parçanın pamuk çuvalından çıktığını görüyoruz. Pamuktan çıkan bu parçalar, makinelerimize zarar veriyor.

    Şahintürk, kısa süre önce Antalya’da ABD pamuğu ile ilgili verilen bir seminere katıldığını belirtti:

    - ABD’den aldığımız her çuvalda kalite hiç değişmiyor. Çuvalların hepsinden aynı kalitede pamuk çıkıyor.

    Türk pamuğundan bu istikrarı bulmanın pek mümkün olmadığını kaydetti:

    - Her çuvalda ürün farklı kalitede çıkıyor. Aslında kalitenin bozuk olması üretimden değil, niteliksiz insan kaynağından kaynaklanıyor.

    Şahintürk’le sohbetimizden bu ayrıntıları anımsadıktan sonra Bahçıvan’ın konuşmasını noktalarken verdiği mesajı not ettim:

    - İSO olarak Şanlıurfa pamuğunun sahte tarım ilacı ve jüt ayıbına el koyuyoruz. Nir komisyon kuracağız, çözüm formülünü belirleyip, size destek olacağız.

    İstanbul’a dönünce İlhan Şahintürk’ten Malatya’daki fabrikasında sergilediği “pamuk çuvalından çıkan parçalar”ın fotoğrafını istedim.

    İSO’da kurulacak komisyonun bu fotoğrafı da incelemesinde yarar var...

    GAZİANTEP 3 YILDA 3 MİLYAR DOLARA 150 FABRİKA DAHA YAPTI

    İSTANBUL Sanayi Odası (İSO) meclisinden 55 iş insanını “Anadolu Turu” sırasında Mine Özmen’in işlettiği Gaziantep HSVHN’da kentin Valisi Davut Gül, Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Gaziantep Sanayi Odası (GSO) Meclis Başkanı Adil Sani Konukoğlu, Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi ve Sanko Holding Onursal Başkanı Abdülkadir Konukoğlu ağırladı.

    Adil Konukoğlu, Gaziantep’in hain darbe girişimi, Suriye’deki savaş, 500 bin mülteci yüküne rağmen atak tutumunu sürdürdüğünü şu veriyle ortaya koydu:

    - Gaziantepli iş insanları 3 yılda 3 milyar dolarlık yatırım yaptı, 150 fabrika daha faaliyete geçti. Gaziantep’in son 12 aylık ihracatı 7.5 milyar dolar. 180 ülkeye ihracat yapıyoruz.

    Abdülkadir Konukoğlu, kenti şu cümleyle özetledi:

    - Gaziantep, Türkiye’den iki tık yukarıda...

    Fatma Şahin, aynı mesajı şu cümle ile verdi:

    - Rakamlarımız Türkiye’den daha iyi...

    SÜPER LİG’E YÜKSELİŞTE KONUKOĞLU İMZASI VAR

    GAZİANTEPSPOR Başkanlığı’nı yeni dönemde Mehmet Büyükekşi’ye devreden Adil Sani Konukoğlu’na başkanlığı neden bıraktığını sorduk, yanıtladı:

    - Göreve geldiğimde, “Gaziantepspor’u Süper Lig’e çıkardığım gün başkanlığı bırakırım” dedim. Öyle de yaptım. Benden buraya kadar. Büyükekşi’ye ve Gaziantepspor’a desteğimizi her daim veririz.

    Gaziantepspor’la ilgili şu rastlantıyı anlattı:

    - 1979’da ilk Süper Lig’e yükselmeyi amcam Saip Konukoğlu döneminde yaşadık. 1989’da takım Süper Lig’e abim Abdülkadir Konukoğlu başkanken çıktı. 2019’da da Süper Lig’e çıkış bana nasip oldu.

     

    Yazının devamı...

    Ortalama yaşımız 19.5, yatırımcı için büyük fırsat

    - Yılda iki kez Anadolu’daki illerimize odamız meclis üyeleriyle birlikte gidiyor, işbirliği, yatırım fırsatlarını konuşuyoruz. 17-19 Ekim’de Şanlıurfa ve Gaziantep’e gidelim.

    Erdal Bahçıvan, İSO Meclis Başkanı Zeynep Bodur Okyay, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcıları İrfan Özhamaratlı, Sadık Ayhan Saruhan, İSO Meclis Başkan Yardımcısı Serdar Urfalılar, İSO Yönetim Kurulu Üyeleri Bekir Yelken, Sultan Tepe, Kemal Akar ve Vehbi Canpolat’ın önderliğindeki İSO Meclis Üyeleri, 17 Ekim Cuma sabahı THY’den kiralanan uçakla Şanlıurfa’ya gitti.

    İSO’dan 55 kişilik iş insanı heyeti Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı Ahmet Altun, Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Halil Peltek, Şanlıurfa Ticaret Borsası Başkanı Mehmet Kaya rehberliğinde kentte Göbeklitepe’ye turistik tur, organize sanayi bölgesine dönük yatırım ortamı gezisi yaparken Ankara’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki ekip, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence başkanlığındaki heyetle Suriye’de sınırlarımızdan itibaren 30-32 kilometre derinlik, 444 kilometre uzunlukta öngörülen “Güvenli Bölge”yi görüşüyordu.

    Derken gece Pence başkanlığındaki ABD heyetiyle uzlaşmaya varıldığı haberi geldi:

    - Terör örgütü PKK/YPG, 120 saatte güvenli bölgeden çekilecek.

    Suriye’deki savaş ortamına rağmen 6’ncı bölge teşviklerinin desteği ile son 3-4 yıldır yatırım çeken Şanlıurfa’daki iş dünyası örgütlerinin temsilcileri, ABD’yle varılan uzlaşma ile moral buldu, İSO heyetine şu mesajı verdi:

    - Daha fazla yatırıma, işbirliğine gelin, coğrafyamızın kaderini değiştirme çabamıza destek verin.

    Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası’ndaki buluşmada Şanlıurfa Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Yunus Çolak, “Neden Şanlıurfa?” sunumuna nüfus avantajından girdi:

    - 2 milyon nüfusumuzla Türkiye’de 8’inciyiz. Yılda 65 bin bebek dünyaya geliyor. Nüfus artış oranında Türkiye birincisiyiz. Avrupa’da yaş ortalaması 41, ülkemizde 31 iken, Şanlıurfa’da 19.5. Yani, ilimizin genç nüfusu önemli avantaj.

    Pazar büyüklüğüne işaret etti:

    - Çevre illerimizi de dikkate alırsak, Şanlıurfa’dan 10 milyonluk bir nüfusa, yani pazara hitap etmek mümkün. Bölge ülkelerini dahil ettiğimizde 650 milyon nüfus söz konusu.

    Tarım alanı büyüklüğünü anımsattı:

    - Tarım alanı büyüklüğü açısından Şanlıurfa, ülkemizin 3’üncü büyük kenti. Şu anda 400 bin hektar alan sulanabiliyor. Bu alan 900 bin hektara çıkacak.

    6’ncı bölge teşviklerinin kente yönelen yatırımları tetiklediğine istihdamla örnek verdi:

    - 2008 yılında OSB’de istihdam 2 bin 556 iken, 2018’de 25 bine ulaştı.

    Kurumlar Vergisi’nden KDV’ye, SGK priminden faiz indirimine kadar sunulan avantajların ne anlama geldiğini şöyle örnekledi:

    - Şanlıurfa’da yapılacak yatırım harcamalarını İstanbul’daki vergiden düşmek mümkün. Örneğin 10 milyon liralık maliyet, sunulan avantajlarla 3 milyon liraya kadar iniyor.

    İstanbul’da 10 milyon liralık harcamayla yapılan iş, Şanlıurfa’da 3 milyon liraya gerçekleşebiliyorsa, yatırımcıların kuyruğa girmesi gerekmez mi?

    7 MİLYON DOLARA FABRİKA BİNASI YAPMA, 35 BİN LİRAYA KİRALA

    ŞANLIURFA Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Yunus Çolak, kentteki iki özel organize sanayi bölgesine dikkat çekti:

    * Hikmet Tanrıverdi’nin başkanlığı döneminde İstanbul Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB), Şanlıurfa’da HOSAB’ın (Hazırgiyim OSB) kurulmasına öncülük etti. Şu anda 2 firma orada üretim yapıyor. 5-6 firma araştırmalarına başladı.

    * Ayakkabıcılar Sanayi Bölgesi, şu anda 13 fabrika binası hazır hale getirilmiş olarak kuruldu. Valiliğimiz, Kalkınma Ajansı proje bedelinin karşılanmasında işin içine girdi. Buradaki fabrika binaları yıllık 35 bin liraya kiraya veriliyor.

    55 kişilik İSO heyeti, Şanlıurfa Ayakkabıcılar Sanayi Bölgesi’ni de gezdi, Ziylan Grubu’nun ailenin 3’üncü kuşağı için kurduğu 3 GEN’in makine montajını yerinde inceledi. İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, bölgeyi hayalindeki proje olarak niteledi:

    - Sanayici üretime, teknolojiye harcaması gereken kaynağın önemli bölümü fabrika binalarına gidiyor. Zamanla fabrikaların bulunduğu yerlerin değeri yükseliyor. Sanayici de rantiye olup çıkıyor, üretimi gözardı edebiliyor. Oysa böyle kiralık fabrika binası modeli, asıl kaynağın teknolojiye yönelmesinin önünü açar.

    3 GEN’in fabrikasında şu hesabı yaptı:

    - Böyle bir fabrika binası için 7 milyon dolar gerekir. Böyle bir kaynağın bina yerine üretime, teknolojiye harcandığını düşünsenize. Sanayici bina yükünden kurtulmuş oluyor.

    Ayakkabı sektörünün vakfı TASEV Başkan Yardımcısı ve İSO Meclis Üyesi Hüseyin Çetin, bölge ile ilgili şu bilgiyi verdi:

    - 3 üretici 3 ay sonra burada üretime başlıyor. 13 fabrikanın tamamı işletmeye açıldığında bölgenin istihdamı 5 bine çıkacak. Arkasından 13 fabrika binası daha kiralanmak üzere yapılacak.

     

     

    Yazının devamı...

    O marka ceketinin cebinden nasıl çıktı


    Nevzat Özgörkey, İzmirlileri temsilen isim önerisini masaya koydu:

    - Efes.

    İzzet Özilhan da İstanbul’dan bir isim seçti:

    - Topkapı.

    Kamil Yazıcı, şirketlerindeki küçük ortaklarının soyadından yola çıktı:

    - Kent.

    O yıllarda üniversite öğrencisi olan Tuncay Özilhan, önerilen üç ismi ayrı ayrı birer küçük kağıda yazdı. Kağıtlar katlanıp, Nevzat Özgörkey’in ceketinin cebine konuldu. Çekilişi İzzet Özilhan yaptı:

    - Efes.

    Böylelikle üretilecek biranın markası belirlendi. Markanın belirlenmesi, 1 Şubat 1969 tarihli Hürriyet gazetesine şöyle yansıdı:

    - Tümü yerli sermaye ile kurulan İstanbul Erciyas Biracılık ve Malt Sanayii ile İzmir’deki Ege Biracılık ve Malt Sanayii’nin piyasaya çıkaracağı ilk özel biraya “Efes Pilsen” adı verilmiştir.

    Kamil Yazıcı, ceket cebinde çekilen kura ile markanın belirlendiği günü daha sonraki yıllarda şöyle anlattı:

    - Efes’in telaffuzu kolaydı. Topkapı’nınki ise uzun. Kısmet böyle imiş. Doğrusu benim içimden de Efes geçiyordu. Ama İzzet Bey’i kırmamak için fikir beyan etmemiştim. Sonuçta İzzet Bey de Efes adını kendi eliyle çektiği için bir itirazda bulunmadı.

    “Efes”in yanına “Pilsen”in nasıl eklendiği, Nevzat Özgörkey Su Vakfı için Nuri M. Çolakoğlu koordinatörlüğünde hazırlanan “Nevzat Özgörkey, Mükemmelin Peşinde Bir Ömür” kitabında şöyle anlatıldı:

    - Markanın iki kelimesi de birbirleriyle aile dostlukları kuran iş ortaklarının tatil için gittikleri Karlovy Vary kaplıcaları seyahatinde doğmuştu. Kaplıca, ünlü Pilsen kasabasına 36 kilometre mesafedeydi. Aynı zamanda bir bira karışımının adı olan Pilsen, Efes’in yanına eklendi.

    Kitapta Nevzat Özgörkey’in çok eski dostu Nail Özkardeş’ten aktarılan şu izlenim dikkatimi çekti:

    - Nevzat Bey, alkolü hiç sevmezdi. İçerse de hatır için içerdi. Bazı dostlarımız bira fabrikalarının kuruluş zamanında bir yemekte Nevzat Bey’in de bize katılmasını istedi. Yemek sürerken “Nevzat Bey’in bugün maşallahı var, çok iyi içiyor” dedik. Sonra bir baktım ki, yanında bir saksı, Nevzatçığım içkinin büyük kısmını oraya dökmüş...

    1969 yılında marka adı Özgörkey’in ceket cebinde çekilen kura ile belirlenen Efes Pilsen, zamanla büyüdü, Türkiye sınırlarını aştı. Başta Rusya olmak üzere Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerinde önemli atılımlar yaptı.

    2011 sonbaharında İngiliz bira devi SABMiller’la 1.9 milyar dolarlık hisse takasıyla ortaklığa gitti, Rusya ve BDT ülkeleri pazarındaki çıtasını daha yukarı taşıdı...

    SABMiller gibi önemli bir yabancı yatırımcıyı Türkiye’ye de çekmiş oldu...

    ‘ŞİŞELEYİCİLERİN ÇOCUKLARI’

    NURİ Çolakoğlu’nun koordinatörlüğünde hazırlanan “Nevzat Özgörkey, Mükemmelin Peşinde Bir Ömür” kitabında, Cemal ve Armağan Özgörkey ile ilgili şu bölüme baktım:

    - Nevzat Bey, Cemal’den sonra Armağan’ı da Amerika’ya göndermeyi düşünüyordu. Hacettepe Üniversitesi’ni kazanan Armağan, tam da 12 Eylül 1980 darbesinin gerçekleştiği gün İngilizce yeterlilik sınavı için Ankara’daydı. Darbe üzerine Nevzat Bey Armağan’ı aradı, “Oğlum, sen de abin gibi git Amerika’da oku” dedi. Armağan da abisi gibi üniversite için Atlanta’ya gitti.

    Özgörkey Grubu, o dönemde The Coca-Cola Company’nin Türkiye’deki şişeleme işini yürüten şirketin ortakları arasına girmişti. Cemal ve Armağan Özgörkey, Atlanta’da okuldan arta kalan zamanlarında Coca-Cola’nın şu programına katıldı:

    - Sons of Bottlers (Şişeleyicilerin Çocukları)...

    “Şişeleyicilerin Çocukları” programının ne olduğu kitapta şöyle anlatıldı:

    - O yıllarda Coca-Cola sisteminin içinde 3-4 bin şişeleyici şirket vardı. Gelecek kuşakların ailelerinin işlerini devralacağı düşüncesiyle Coca-Cola özel program geliştirmişti. Dünyanın çeşitli yerlerinden şişeleyicilerin çocukları eğitim için bu programa alınıyor, şişe yıkama makinesinden doluma, kamyona yüklenerek servise çıkılmasına kadar işin her aşamasını yaşayarak öğreniyorlardı.

    Cemal ve Armağan Özgörkey’de bu model tuttuğu anlaşılıyor. Nitekim, Coca-Cola İçecek’te küçülse de Özgörkey Grubu’nun ortaklığı sürüyor.

    Acaba, 1980’lerin başında “Şişeleyicilerin Çocukları” programına katılan gençlerden kaçı ailelerinin işini sürdürebildi?

    Yazının devamı...

    Ayakkabı kutusuna 40 lirayı neden koydu

    - Bu ayakkabılar satılık mı?

    Dükkan sahibi, ayakkabı ustası Ahmet Muktad Ziylan kadını uyardı:

    - Bacım onlar erkek ayakkabısı.

    Kadın ısrar etti:

    - Erkek ayakkabısı olduğunun farkındayım. Bunu kadınlar da giyebilir.

    İzin isteyip denedi, fiyatını sordu:

    - 45 lira.


    Kadın, fiyatı uygun buldu:

    - İki çift alıyorum.

    Kadın, yaptığı alışverişten memnun, dükkandan ayrıldı. Ziylan, toptan ayakkabı verdiği müşterisini düşündü:

    - Kadını kırmamak için iki çift ayakkabıyı sattım. Şimdi toptan ayakkabı verdiğim müşteriye iki çift eksik göndermem gerekecek. Yenilerini yapacak zaman da kalmadı.

    O an aklına bir formül geldi:

    - Normalde bu satışı benim ayakkabı verdiğim perakendeci yapabilirdi. Öyleyse, iki çift ayakkabıyı o arkadaş satmış gibi düşünmeliyim. İki çift ayakkabı parasını ona göndermeliyim.

    Toptan ayakkabı verdiği müşterisinin paketlerini hazırladı. En üste içine 40’ar lira koyduğu iki ayakkabı kutusu yerleştirdi. Paketi müşterisine gönderdi. Perakendeci gönderilen ayakkabıları kontrol ederken, iki kutuda ayakkabı yerine 40’ar lira buldu. Soluğu Ziylan’ın dükkanında aldı:

    - İki kutudan para çıktı. Bunun anlamı nedir?

    Ziylan yanıtladı:

    - Senin ısmarladığın ayakkabıları hazırlamıştım. Bir kadın geldi, senin ayakkabılardan ikisini satmak durumunda kaldım. Benim dükkanda da olsa o ayakkabılar artık senin sayılıyordu. Ben de gönderemediğim iki ayakkabının parasını sana vermek istedim.

    Perakendeci sürdürdü:

    - Pekala, “Sipariş ettiğin ayakkabıları iki çift eksik” diyerek gönderebilirdin.

    Ziylan, uyguladığı formülün arkasında yatan anlayışını ortaya koydu:

    - “İki çift eksik” göndersem, sana karşı sözümü tam anlamıyla tutmamış olacaktım.

    Perakendeci teşekkür edip kendi dükkanına doğru giderken Ziylan düşündü:

    - Bu arkadaş benim iş anlayışımı herkese anlatır artık. Milyonlar versem bu reklamı yapamam.

    Hacı Ahmet Muktad Ziylan, Ziylan Grubu’nun temellerini attığı günlere ilişkin bu anısını grubun 1200 dolayındaki çalışanının katıldığı, grubu şu anda yöneten oğulları Mehmet ve Mahmut Ziylan, yeğenleri Mehmet ve Aykut Büyükekşi’nin de kendisine eşlik ettiği “Flo Değerler Lansman Toplantısı”nda anlattı

    İki ayakkabı kutusuna konulan 40’ar lira, Ziylan Grubu’nun Gaziantep’teki küçük atölyede başlayan yolculuğunda önemli ilkelerinden biri oldu...

    BİRLİK VE GÜZEL GEÇİM OLMAZSA BAŞARI BEKLEME

    ZİYLAN Grubu’nun kurucusu Ahmet Muktad Ziylan’a sordum:

    - İş dünyasında aileler arasında yaşanan gerginliklerden şirketlerin bölündüğüne, işlerin bozulduğuna tanık oluyoruz. Sizin grubu iki kardeş, Mehmet ve Mahmut Ziylan ile yeğenleriniz Mehmet ve Aykut Büyükekşi yönetiyor. Bir arada çalışmalarını nasıl sağladınız?

    Çocukluklarından itibaren kuzenlerin bir arada büyüdüğünü belirtip sürdürdü:

    - Hepsinin ayrı özellikleri var. Bu özellikleri birleşir, bir bütün olur. Bir firmada, kurumda birlik, güzel geçim olmazsa, orada başarı bekleme. “Benlik” meselesi olmazsa kavga da olmaz.

    Evlilikte eşlerin davranışından örnek verdi:

    - Hanımla geçinmek, evde huzur için “Sen bilirsin” demeyi öğrenmek lazım. Hep, “Ben bilirim” demek olmaz.


    ‘ADANA DERİSİ’ DEDİ, MÜŞTERİYE GÜVEN VERDİ

    ZİYLAN Grubu’nun kurucusu Ahmet Muktad Ziylan’ın Gaziantep’teki küçük atölyesinde ısmarlama ayakkabı ürettiği günler, yıl 1958:

    - Haftada 2-3 çift ayakkabı satıyorum, cebimde 5 kuruş yok...

    Bir müşteri dükkana girdi, beğendiği ayakkabı gazete kağıdına sarıldı. Tam o anda sordu:

    - Ayakkabı ne derisinden yapıldı?

    Ziylan yanıtladı:

    - Adana’dan gelen dana derisi.

    Müşteri ayakkabıyı almaktan vazgeçti:

    - Ben İstanbul derisi ayakkabı giyerim.

    Müşteri dükkandan çıktı, Ziylan durum muhakemesi yaptı:

    - Cebimde 5 kuruşum yokken İstanbul derisi diye ayakkabıyı satabilirdim. Kıyamet de kopmazdı.

    Ertesi gün aynı müşteri yanında arkadaşıyla birlikte dükkana girdi:

    - Beğendiğim ayakkabıyı almak istiyorum.

    Ziylan müşteriye sordu:

    - Dün Adana derisi diye almadığın ayakkabıyı bugün neden alıyorsun.

    Müşteri arkadaşını işaret etti:

    - Arkadaşım, “Ayakkabıcı sana ‘İstanbul derisi’ dese nereden anlayacaktın. Dürüst satıcıymış” dedi. O nedenle geldim.

    Müşteri arkadaşıyla birlikte birer çift ayakkabı aldı.

    Ziylan, mutlu oldu:

    - İyi ki dürüst davranmışım...

    Yazının devamı...