• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Botoksun Bu Hastalıkları Tedavi Ettiğini Biliyor Muydunuz?

    10-15 dakika gibi kısa bir sürede tamamlanan bu işlem; kazayağı, alın, mimik çizgileri, dudak çevresi gibi bölgelerde, cildi gençleştirmek amacıyla rahatlıkla uygulanabiliyor.

    Bu yazımda sizlere, herkesin estetik bir görünüm amacıyla kullanıldığını düşündüğü botoksun, sağlık alanındaki kullanımından bahsedeceğim.

    Evet, botoks dediğimiz maddeyi, estetik dışında insanların sağlık sorunlarını tedavi etme amaçlı da kullanılmaktayız.

    Peki, bu sağlık sorunları nelerdir?

    Botoks ile aşırı terleme çözüme kavuşturulabiliyor 

    Terleme, vücut ısısının sabitlenmesi için ter bezlerinin sıvı üretmesi durumudur.

    Vücut sıcaklığının dengede tutulmasını sağlayan bu doğal durum, bazı kişilerde ter bezlerinin olması gerekenden daha fazla çalışması sebebiyle hiperhidrozis olarak adlandırdığımız aşırı terleme olarak karşımıza çıkabiliyor.

    Aşırı terleme yaşayan kişilerin; avuç içleri, koltuk altları ve ayak tabanları yüksek oranda terleyebiliyor.

    Bu da; giyilen kıyafetlerin koltuk altı kısımlarının ıslanması, ayakların ayakkabı içinde terlemesi ve bu nedenle koku yapmasına neden olarak yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebiliyor.

    Vücuda herhangi bir zararı olmayan bu işlemde; terlemenin yoğun olduğu deri altına botoks enjekte edilerek, aşırı terleme sorunu çözüme kavuşturulabiliyor.

    Botoks, diş sağlığınızı da koruyabilir

    Botoks, aşırı terleme sorunun yanı sıra diş hastalıklarının tedavisinde de kullanılan bir yöntemidir. Diş gıcırdatma, çene sıkma problemleri için de, botoks uygulaması çözüm oluyor.

    Diş gıcırdatma ve çene sıkma gibi eylemler, dişlerde aşınma, dolgularda kırılma, çene eklem bozuklukları sorunlarını da beraberinde getirirken, çiğneme kasları üzerine kısa sürede uygulanan botoks işlemi ile başarılı sonuçlar elde edilebiliyor.

    Baş ağrılarına botoks ile veda etmek

    Kas spazmı yaptığından, şakak ve ense bölgelerine uygulandığında, kaslara bağlı baş ağrıları, migren gibi yaşam kalitesini düşüren hastalıkları da botoks belirli bir süre için ortadan kaldırabiliyor. Özellikle kronikleşmiş baş ağrısı yaşayanlara ve ilaç kullanamayanlara bu tedavi öneriliyor.

    Şaşılık, tikler ve felç için de botoks!

    İstemsiz bir şekilde devam eden tik, distoni hastalıklarını tedavi eden botoks, ayrıca inme sonrası oluşan felç durumunda, kasları bloke eden etkisi sayesinde, kas kasılmalarını kontrol altına alarak ve hastanın yaşam kalitesini yükseltebiliyor.

    Buna ek olarak botoks, tansiyon ve şeker hastalıklarına bağlı olarak ortaya çıkan, yetişkin kişilerde rastlanan 6. sinir felç vakalarında, kişinin çift görmesini tedavi etmek maksadıyla kullanılıyor. Ayrıca yüz sinirinin felcinde, yüzde oluşan asimetrilerin giderilmesinde de yaygın olarak kullanılıyor.

    Obeziteye botoks dokunuşu

    Botoks endoskopi yöntemiyle, midedeki bazı bölgelere enjekte edilmesi durumunda, kişiye belirli bir süre tokluk hissi verirken, gerekenden fazla besin tüketiminin de önüne geçmiş oluyor.

    Bu nedenle obezite grubunda olan ve kilolarından kurtulmak isteyen kişilerde de, botoks ile başarılı sonuçlar elde edilebiliyor. İşlemin ardından 6-9 ay kadar sonra belirli bir oranda kilo kaybı görülebiliyor.

    Tıbbın her branşında yaygın olarak kullanılan botoks, sadece estetik ve kozmetik uygulamalarda değil sağlığımız açısından da önemi

    Saydığımız kullanım alanlarının yanı sıra, botoks, tıbbın her branşında yaygın olarak kullanılıyor diyebiliriz.

    Botoks işlemi toplumda, estetik ve kozmetik alana özgü bir işlem gibi görünüyor olabilir, fakat gördüğünüz gibi sağlığımız açısından da azımsanmayacak ölçüde önem teşkil ediyor.

    Herkese sağlıklı günler dilerim…

    Yazının devamı...

    Hayal Ettiğiniz Yüz Şekline Kavuşmanın Yolu: Dolgu Uygulamaları

    En çok kullanılan dolgu türü ise, insan cildinin altında da bulunan hyalüronik asit adı verilen bir maddedir. Bu madde zaten insan vücudunda var olduğu için, anatomiye yabancı bir madde değildir.

    Bu madde, daha kalıcı olması amacıyla laboratuvarlarda işlenmekte ve jel kıvamında uygulanmaktadır. Ortaya çıkan malzeme, genelde çok rahat tolere edilebilen, alerji yapmayan, yan etkilerine çok az rastlanan bir maddedir. Uygulanması gayet kolaydır, acılı ve sancılı bir işlem değildir.

    Dinamik Dolgular Avantaj Sağlıyor…

    Dolgu işlemlerine mesafeli durmak pek mantıklı değildir. Bu işlemlerden oldukça iyi sonuçlar alınmaktadır. Ancak burada bilinmesi gereken bazı detaylar bulunmaktadır.

    Dolguların arka planında, yüksek düzeyde teknolojik işlemler yatmaktadır. Dolgu jelleri kendi aralarında sınıflandırılmaktadır. Dolgu işlemlerini yaptırırken, dolgu yapılacak bölgeye göre işlem yapılması gerekmektedir.

    Örneğin elmacık kemiği, çene kemiği gibi bölgelere yapılan dolgular daha sert, yoğun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu dolgu malzemeleri aynı zamanda kemiğin yüzeylerinin üstlerine de uygulanabilen, daha uzun süre kalıcı olmalarına yönelik tasarlanmış malzemelerdir.

    Bir başka örnek verecek olursak: Dinamik dolgular, yüz hareketlerimizle uyum sağlayabilen dolgulardır. Bu dolguların kişilere sağladığı büyük avantajlar vardır. Mesela eskiden elmacık kemiklerini belirginleştirmek için yapılan dolgular sonucu hasta güldüğü zaman elmacık kemiklerinin üzerinde topak topak bir görüntü oluşurdu. Dinamik dolgu işlemi sonrasında hareketli bölgelerde bu tarz sorunlarla karşılaşılmamaktadır.

    Göz Çevresine Özel Dolgu

    Sadece göz çevrelerine uygulanan dolgu malzemeleri de mevcuttur. Bu dolgular içerisindeki vitamin ve bazı diğer maddeleri bulundurduğu için göz altında bulunan boşlukları doldurarak aynı zamanda oluşan morlukların önüne geçebilmektedir.

    Ucuz ve Düşük Etkili Dolgulara Dikkat!

    Piyasada bu teknolojiyi barındırmayan dolgular da mevcuttur. Bu dolgular, doğal olarak daha ucuz ve etkili sonuç yaratmayan dolgulardır. Bu dolguları yaptırırken, etkisinin uzun sürmeyeceğini ve etkili sonuç alamayacağınızı bilerek yaptırmalısınız.

    Doktorun Anatomiye Hakimiyeti…

    Dolgu uygulamalarında bir diğer bilmeniz gereken konu ise anatomidir. Yüze dolguyu uygulayacak doktorun, anatomi konusuna hakim olması şarttır.

    Neden mi?

    Çünkü yüzdeki bölgelerin, gerginliği, damar yapısı, katmanları gibi dinamik yapıları, dolgu sonrasında çok önemli bir etkiye sahiptir.

    Dolgu, asla, şırıngayı eline alana herkese, her güzellik merkezinde yaptırılabilecek bir uygulama değildir. İşlemler usulüne uygun yapılmadığı zaman ciddi problemler yaşayanları sık sık görmekteyiz.

    Açıkçası dolgular, yüzünüze yapabileceğiniz en büyük yatırımların başında gelmektedir diyebiliriz. Çünkü dolgudan edeceğiniz sonucu hiçbir zaman kremlerden, günlük cilt bakımı rutinlerinden veya yapabileceğiniz ufak tefek müdahalelerden elde edemezsiniz. Bu dolgularla, uzun süreli ve hayal ettiğiniz sonuçları almanız mümkündür.

    Dolgu Hangi Amaçlarla Yapılır?

    Dolgu uygulaması iki farklı amaçla yapılır.

    İlk amaç; yaşlanma belirtilerini ortadan kaldırmaktır. Yaşla birlikte cildimizde bir canlılık kaybı ve bunun ötesinde cilt altında bulunan yağ tabakalarında bir sarkma, belirli yerlerde “Volume” kaybı dediğimiz bir hacim kaybı olmaktadır.

    Daha da önemlisi kemik yapılarımızda bir miktar zayıflama ve erime gerçekleşmektedir. Dolayısıyla bu sorunları giderebilmek için ve daha genç bir görünüme sahip olmak için dolguları hastalarımıza uygulamaktayız.

    Diğer önemli amaç ise; yaşlanma belirtisi göstermeyen ancak yüzünde hoşuna gitmeyen oranları değiştirmek isteyenler için kullanılmasıdır.

    Örneğin; dolgularla, yuvarlak bir yüze daha oval bir görüntü sağlanabilmektedir. Yine dolgularla, geride kalmış küçük bir çeneye daha belirgin, güzel bir hat kazandırılabilir.

    Aynı zamanda “Jawline” olarak adlandırılan, son dönemde popüler hale gelen dolgu türü, çene kemiği bölgesini daha belirgin hale getirilebilmek amacıyla uygulanır. Ayrıca dolguları sadece bayanlar için düşünmek yanlış olacaktır. Erkekler de, çene bölgesini daha belirgin hale getirerek, daha maskülen bir görünüme sahip olmak istedikleri için bu işlemi talep ediyorlar.

    Sonuç olarak, dolgularla yüz bölgesinde hoşa gitmeyen detaylar ve yüz şekli hastaların istediği yönde değiştirilebilir.

    Yazının devamı...

    Kazayağı kırışıklıkları sizi aynalara küstürmesin

    Bireylerde görünümle ilgili rahatsızlık oluşturan kazayağı kırışıkları, estetik uygulamalarla kolayca çözüme kavuşturulabilir.  

    Kazayağı kırışıklıkları neden olur?

    Göz çevresinde oluşan kazayakları, birçok nedene bağlı olarak meydana gelmiş olabilir. İnsan vücudunda çok sayıda bulunan protein olan kolajen, dokuların daha esnek ve canlı görünmesini sağlar. İlerleyen yaşla birlikte azalan kolajen hormonu kazayağı kırışıklıklarına neden olabileceği gibi menopoz ile birlikte meydana gelen hormonal değişiklikler de kırışıklık sebebi olabilir.

    Cilt altı yağ ve bağ dokusunun azalması, yüz kaslarımızın zayıflamasına ve küçülmesine yol açar. Cilt altındaki doku hacminin azalmasıyla birlikte derimiz yüzümüze daha bol gelir ve kazayağı gibi kırışıklıkların oluşumuna sebebiyet verir.

     Yorgun görünen yüzün çözümü: Göz altı ışık dolgusu

    Yaşın ilerlemesiyle beraber göz bölgesinde oluşan kazayağı ve devamında yüz çevresinde oluşan sarkmalar, yüzümüze daha yorgun ve mutsuz bir ifade verir.

    Yüzümüzdeki ve göz çevremizdeki ifadenin canlı ve genç görünmesi etrafımıza pozitif enerji aktarmamızı sağlar. Hastane yatışı gerekmeyen göz altı ışık dolgusu uygulaması sayesinde, göz altı dokularımızın kaybettiği hacim geri kazandırılarak kırışıklıklar ve göz altı torbaları ortadan kaldırılır.

    Yüzümüze yorgun ve mutsuz bir ifade veren göz kırışıklıkları ve göz altı torbaları, ışık dolgusu enjeksiyon yöntemiyle herhangi bir kesi ya da dikiş gerekmeksizin yapılır. Bu işlem yaklaşık olarak 20 – 30 dakika sürer.

    Göz altı ışık dolgusu etkisini kısa sürede göstermeye başlar. Morluk ve şişlik yok denecek kadar azdır. Göz altı ışık dolgusu, aynı zamanda farklı kozmetik işlemlerle kombine olarak yapılabilir.

    Kazayağı sorununa göz altı ışık dolgusu ve botoks kombinesi

    Göz çevresinde oluşan kazayağı kırışıklıkları, göz altı ışık dolgusu ve botoks uygulamasının kombine bir şekilde aynı anda uygulanmasıyla çözüme kavuşturulabilir. Göz çevresine aynı anda uygulanan bu kombine işlem sayesinde gözlerimizin daha genç görünmesi sağlanabilir.

    Göz altı ışık dolgusu ile bireylerin yüz bölgesinde rahatsız görünüme neden olan sorunlar hızlıca düzeltilerek, kişiye daha genç ve dinamik bir çehre kazandırılır.

    Yazının devamı...

    Bu Mevsimde Enfeksiyon Riskine Dikkat

    Orta kulak iltihapları, genel olarak hem erişkinlerde hem çocuklarda görülebilen, kulak zarının ve orta kulağın iltihaplarıdır. “Akut Orta Kulak İltihapları” ve “Kronik Kulak İltihapları” olmak üzere 2’ye ayrıldığını söyleyebiliriz. Kronik orta kulak iltihapları, daha ziyade erişkinlerde görülebilen, müzminleşmiş iyileşmeyen iltihaplanma türünü anlatmak için kullanılır.

    Akut Orta Kulak İltihaplanması Nedir?

    Akut orta kulak iltihaplanması, özellikle çocuk yaş grubunda çok fazla görülen ve aileleri endişeye sevk eden bir hastalıktır.

    Orta kulak iltihapları, kulak zarını ve orta kulağı ilgilendiren bir iltihap türüdür.

    Genelde çocuklarda “çok sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçirilmesi” bu problemi tetikler. Üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında ya da takip eden dönemlerde, genzimizde bulunan mikrobik ortam öksürük veya başka yöntemlerle östaki tüpümüzden orta kulağa doğru ilerleyerek, orta kulakta enfeksiyon yaratabilir.

    Orta Kulak İltihaplanmasının Bulguları Nelerdir?

    Orta kulak iltihaplanması, çok çabuk ve aniden gelişebilen bir enfeksiyon türüdür. Sabah sağlıklı bir şekilde okula gönderdiğiniz çocuğunuz, öğlene doğru kulak ağrısı yaşayabilir ve öğretmeni arayıp sizi durumdan haberdar edebilir. Yani çok kısa saatler içerisinde bulgular gelişebilir.

    Hastaların şikayetleri genellikle; Kulak ağrısı, kulakta basınç ve dolgunluk hissi, yüksek ateş, halsizlik ve bitkinlik olabilir.

    Bu problem bizim açımızdan önemlidir. Çünkü orta kulak iltihapları ciddi ağrı yapar ve çocuğun gerçekten çok rahatsız olmasına neden olabilir.

    Hemen Antibiyotiğe Başvurmuyoruz

    Bu hastalığın tedavisi ile ilgili son yıllarda biz doktorlar, artık hemen antibiyotik vermek gibi bir yönteme başvurmuyoruz. Ancak bunun için ailenin bilinçli olması, doktoruna kolayca ulaşabiliyor olması gerekir.

    Hasta ağrı kesici ve ateş düşürücülerle 2 gün takip edilmelidir. 2 günden sonra ağrıda ve ateşte azalma olmuyorsa, o zaman antibiyotiğe başlanabilir.

    Diyelim ki doktora ulaşma imkanınız, günlük hayat temponuz nedeniyle çok müsait değil. Bu durumda çocukta bu problem görülür görülmez antibiyotiğe başlanabilir. Bu sizin ve doktorunuzun tercihi ile belirlenecek bir durumdur.

    Ağrı Geçtikten Sonra, İltihap Gerilemeyebilir

    Orta kulak iltihabı ağrı geçtikten sonra hemen gerilemeyebilir. Orta kulakta bir sıvı kalabilir ve bu sıvı belirli bir süre sonra kendiliğinden kaybolabilir.

    Ancak bazı çocuklarda bu süre uzayabilir. 3 aya kadar bu sıvılar gerilemeyebilir. Eğer 3 aya kadar bu sıvılar gerilemezse ve daha uzun sürerse çocukta bir işitme azalması yaşanabilir.

    Bu işitme azalması sıvıya bağlıdır. Sıvı alındığı ya da kaybolduğu taktirde işitme azalması durumu düzelecektir. Bu gibi durumlarda eğer çok ciddi bir işitme kaybı yoksa veya kulak zarında geriye doğru çökmeler, kulak zarının yapısını bozacak durumlar yoksa 3 aylık bir süre beklenir. Fakat 3 aydan daha uzun bir süre bu sıvılar kaybolmuyorsa, o zaman kulak zarının arkasındaki bu sıvı boşaltılarak, kulağa tüp diye tabir ettiğimiz daha sonra kendiliğinden atılacak, geçici küçük protezler konulabilir.

    Ancak bu belirttiğim durum hastalarda çok nadir görülür. Yani her orta kulak iltihabı probleminden sonra kesin yaşanacak diye bir kural yoktur. Orta kulak iltihabı problemlerinin yaklaşık %1’inde görülecek bir durumdur.

    Çocukların %90’ında Yaşanıyor

    Orta kulak iltihaplanması çocuklarda çok sık görülür. Çocukların neredeyse % 90’ında, 7-8 yaşına gelene kadar çok sıklıkla gözlenebilir. 

    Risk Faktörleri Nelerdir?

    Bu problem;

    Çok sık hastalanan bağışıklığı düşük çocuklarda sıkça yaşanabilir.

    Bunun dışında çocukların kreşe gitmesi bir risk faktörüdür diyebiliriz.

    Sigara dumanına maruz kalmak ve hava kirliliği de  risk faktörleri arasındadır.

    Alınacak Önlemler Nelerdir?

    Çocukların gribe yakalanmasını önleyici ne kadar tedbir varsa, aynıları bu problem için de bir önlem olabilir.

    Çocukların yanında sigara içilmemelidir. Yine çocuklar mümkün olduğu kadar doğal ve katkısız gıdalarla beslenmelidir.

    Her ne kadar tartışmalı gibi görünse de tıbbi açıdan hala çok büyük önemi olan grip aşıları ve pnömokok aşıları,çok sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren çocuklarda bu mevsimlerde yapılırsa, gripleri önlediği gibi orta kulak enfeksiyonlarını da önleyebilir.

    Yazının devamı...

    Liplift (Dudak Kaldırma) Nedir? Kimlere Uygulanır?

    Bunun için makyajdan dolgulara kadar pek çok yöntem uyguluyor olabilirsiniz. Peki dudaklarda daha kalıcı dolgunluğu ve güzelliği yakalamak mümkün mü? İşte bu yazımda sizlere, liplift (dudak kaldırma)konusuyla ilgili detaylı bilgiler vereceğim.

    Dudak kaldırma işlemi yani liplift, sağlıklı kişilerde lokal anestezi yöntemiyle, yani iğneyle uyuşturularak ya da “” olarak adlandırılan hafif bir sakinleştirici eşliğinde uygulanabilir. Yaklaşık 45 dakikalık bir işlemdir. 

    Uygulama sonrasında 1-2 saatlik gözlemin ardından hasta evine dönebilir. İşlem sırasında burun ile dudağının arasındaki ciltten, hemen burun altındaki kıvrımlara denk gelecek şekilde kesiler yapılır.

    Hastanın istediği miktarda cilt alınır ve en az iz kalacak şekilde yeniden dikilir.

    İşlem sonrasında dudakta 3-4 gün boyunca hafif bir şişlik ve gerginlik hissedilebilir. Bu süreçte yumuşak gıdalar ile beslenmek ve bu bölgeyi gerdirmemek iyileşme sürecine katkı sağlayacaktır. 2 hafta boyunca gülerken ve konuşurken, bu bölgede hafif bir rahatsızlık oluşabilir fakat ciddi bir ağrı yaşanmaz. Dikişler 1 hafta kadar kısa bir sürede iyileşir. Ancak yaranın bulunduğu bölgedeki hafif kızarıklık, 1-2 ay kadar sonra tamamen yok olurken, yara belirgin olmayan bir izle düzelir.

    Dudağı Yukarı Kaldırmayı Amaçlıyor

    Bu yöntemle üst dudağınız daha kalın ve daha dolgun bir görünüme kavuşacaktır. Ayrıca diğer uygulamalara göre daha doğal bir sonuç verecektir. Adından da anlaşılacağı gibi bu işlem dudağı yukarıya doğru kaldırmayı amaçlar. Aynanın karşısına geçip, iki elinizin işaret parmaklarını burnunuzun altındaki cilde yerleştirin. Burun ve dudak arasındaki cildi yukarıya doğru kaldırın.   İşte liplift uygulaması ile temel amaç bu görünümü sağlamaktır.

    Peki Bu İşlem İçin Uygun Kişiler Kimler?

    Genelde üst dudak cildinin yani burun ile dudak arasındaki mesafenin ideal bir uzunluğu vardır ki bu  arasındadır. Bu uzunluğu idealden daha fazla olan ve üst dudakları ince olan kişiler bu işlem için uygun kişilerdir. Bu bölge doğuştan itibaren uzun olabilir veya burun estetiği geçirmiş kişilerde, burun ucu havaya kalktığı için daha uzun görünmeye başlayabilir. Ayrıca yaşlandıkça her bölgede olduğu gibi, üst dudakta da sarkmalar görülebilir. Dudak kaldırma (liplift), bu gibi estetik sorunlarda iyi ve kalıcı bir çözümdür.

    Yenilenmeye İhtiyaç Duymuyor

    Dudak kaldırma işlemini diğer dudak uygulamaları ile karşılaştırdığımız zaman çok sayıda avantaj sağladığını görüyoruz. Bu işlemle üst dudak cildi ideal ölçülere gelir, üst dudak doğal bir şekilde kalınlaşır ve yukarıya döner. Üst dişler normal duruşta ve gülümseme sırasında hoş bir şekilde daha görünür hale gelir. Ek olarak üst dudak cildindeki kırışıklıklar da azalır. Burada altının çizilmesi gereken detay bu değişimlerin tümünün kalıcı olmasıdır. Yani bu işlem sonrasında hasta, dolgu uygulamaları sonrasında yaptığı gibi 8-12 ayda bir işlem yenilemeye ihtiyaç duymaz.

    Kimse, “Makyaj ya da dolgularla üst dudağımızı kalınlaştırıyoruz, o zaman bu işleme ne gerek var?” diye düşünmemeli. Çünkü dolgu, makyaj gibi yöntemler üst dudak cildi uzunluğunu azaltmazlar. Üstelik etkileri kalıcı değildir. 

    Dolgularla dudak kalınlaştırılırken dudak öne doğru itilir ve dozu doğru ayarlanmaz ise dudak çok fazla öne çıkarılarak ‘’ördek dudağı’’ dediğimiz doğal olmayan bir görünüme sahip olur. Ayrıca dudak dolguları nadirde olsa dokularda reaksiyon yaparak, nekroz dediğimiz doku kayıplarına yol açabilir. Tabii ki her yıl yaptırmanız gerektiğinden maliyeti de liplift işlemine göre daha yüksektir.

    Sağlıklı ve güzellik dolu günler dilerim... 

    Saygılarımla…

    OZAN SEYMEN SEZEN

    INSTAGRAM

    Yazının devamı...

    Erkeklerde Çene, Maskülen Yapının Simgesi

    Peki çenenin yüzdeki yeri nedir? Erkeklerde çenenin büyüklüğü neden bu kadar önemlidir? KBB Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ozan Seymen Sezen, konuyla ilgili merak edilen tüm detayları açıkladı.

    Küçük Çene Erkeksi Görüntüyü Yok Ediyor

    KBB Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ozan Seymen Sezen, “Erkeklerde fiziksel güzellik standartlarını belirleyen birçok unsur vardır. Tıpkı dış görünüşte vücut ölçülerinin önemli olması gibi, yüzdeki uzuvların da birbiriyle olan uyumu ve simetrisi erkeklerin dış görünüşü için oldukça önemlidir.

    Yani ne kadar uzun boylu ve kaslı olursanız olun, çeneniz yüzünüze göre küçük ise yakışıklılığınız ve erkeksiliğiniz bu durumdan olumsuz yönde etkilenir. Özetle çenenin köşeli ve büyük olması, erkeği daha maskülen ve çekici gösterir. Bu nedenle çene, kadınlara oranla erkeklerin dış görünüşünü daha fazla etkileyen bir unsurdur.” dedi.

    Sadece Burun Ameliyatı Yetmez

    Erkeklerde çenenin büyük olmasının yanında, yüzdeki diğer uzuvlarla da uyumlu olması gerektiğini belirten Ozan Seymen Sezen; “Çenenin pozisyonu ve yüzdeki doğru orantıyı yakalamak çok önemlidir. Bazı kişilerin çenesi, yüzüne göre çok küçük olduğu için, burunları da olduğundan daha büyük görünür. Bu sebeple de girecekleri burun ameliyatının sonucunda yüzlerindeki asimetrinin ortadan kalkacağına inanırlar. Fakat sadece burun ameliyatı sorunu ortadan kaldırmaya yetmez.

    Bu nedenle, ameliyatı tamamlanan hastaların büyük bir kısmı, ortaya çıkan burun şekillerini beğense de, yüzündeki simetrinin ortadan kalkmadığının farkına varırlar. İşte biz de sürekli yüzün bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğinin altını çiziyor ve diyoruz ki ‘Yüzdeki uyumsuzluğun ortadan kalkması için sadece burun ameliyatı olmak yetmez’.

    Burada üzerinde durulması gereken nokta, yüzün sahip olduğu oranlardır. Alın, burun ve çene arasındaki mesafenin eşitliği oldukça önemlidir. Çenenin varlığı burun ve alına göre küçük kalırsa yüz ovali yitirilmiş olur. Bu da erkeğin yüzündeki keskin hatları ve güç ifadesini yok eder. Bu nedenle bir erkek yüzünde asimetri olduğunu düşünüyorsa, hekim tercihini detaylı bir ön araştırma döneminin ardından yapmalıdır. Tercih edilen hekimin işinde uzman olması çok önemlidir. Hastasının sadece burnunu ile çenesini değil, yüzünü bir bütün olarak değerlendirmelidir.” dedi.

    Çene Şekli İçin Birden Fazla Çözüm Var

    Ozan Seymen Sezen, “Çenenin istenilen şekle getirilmesi için birden fazla uygulama söz konusudur. Çene operasyonları kişiye özel yapılmalıdır ve bu uygulamalardan hangisinin uygun olduğuna doktor hastası ile birlikte karar vermelidir. Uygulamaları sıralamak gerekirse;

    1-Hyaluronikasit Dolgusu

    Çene ucu küçükse gerçekleştirilebilecek işlemlerden biri ‘Hyaluronikasit Dolgu’ yöntemidir. Bu yöntemle çene ucu doldurularak uzatılabilir ve öne doğru çıkarılabilir. Dolgu yöntemi kolay uygulanabilir olsa da, geçici olduğu bir gerçektir. Enjekte edilen dolgu maddesi 9-12 ay aralığında erir ve çene eski halini alır. Yani bu yöntem senede bir kez yinelenme ister.

    2-Yağ Dolgusu

    Çenenin büyütülmesi için tercih edilen yöntemlerden biri de, kişinin kendi vücudundan (özellikle karın bölgesinden) alınan yağ dokusunun işlemden geçirilip, çene ucuna enjekte edilmesi yöntemidir. Steril koşullarda gerçekleştirilmesi gereken bu yöntemde kullanılan yağın % 50’si kadarının zaman içinde eriyeceği bilinir. Bu yöntem de yinelenme ihtiyacı duyan bir yöntemdir.

    3-Çene İmplantı

    Çenenin kalıcı olarak büyütülmesi için kullanılan yöntemlerden biri de çene implantıdır. Bu ameliyat yaklaşık 25-30 dakika kadar sürer. Çene altından açılan küçük bir kesi ile çene içine delikli, vücut ile uyumlu protez konulur. Bu işlem lokal ya da genel anestezi ile yapılır. İyileşme dönemi ise en fazla 2 ya da 3 gün sürer.

    KBB, Baş ve Boyun Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ozan Seymen Sezen

    https://www.ozanseymen.com/

    https://www.instagram.com/drozanseymen/

    Yazının devamı...

    Yaz Mevsiminde “Burun Ameliyatı” Olmak Sakıncalı mıdır?

    Korkuların Nedeni Eskiye Dayanıyor

    Evet geçmiş dönemlerde kullanılan eski, klasik model bandajlar ve burun üzerindeki alçı, yaz mevsimlerinde terlemeyle birlikte hastaya rahatsızlık hissi veriyordu.

    Bunun yanında eskiden klima kullanımı bu kadar yaygın da değildi. İşte bu nedenler insanların ameliyat olma zamanlarını, yaz mevsiminden yana kullanmamalarına neden oluyordu.

    Fakat artık şartlar çok değişti. Şu anda kullanılan bandajlar rahat nefes alabilen ve mevsim koşullarından etkilenmeyen modern malzemelerdir. Bunun yanında artık hemen her yerde, insanların vakit geçirdikleri alanlarda klimalar bulunmaktadır. Bu nedenle yaz mevsiminde burun ameliyatı olmak sakıncalı değildir.

    Yazın Ameliyat Olmanın Avantajları Var

    Yapılan tüm bilimsel araştırmalar sonucunda ve yıllarca edindiğimiz tecrübeler sırasında gördük ki, yaz mevsiminde ameliyat olan hastalarda diğer mevsimlerde ameliyat olan hastalara oranla daha fazla kanama, morarma, ödem ve daha çok şişlik yaşanmıyor. Bu nedenle bu ameliyatlar yaz mevsimlerinde de rahatlıkla yapılabilir.

    Hatta yaz mevsiminin bazı avantajları vardır. Bu mevsimin ameliyat sonrası iyileşmeyi hızlandırdığı söylenilebilir. Örnek vermek gerekirse;

    Ameliyattan 3 hafta kadar sonra hasta denize girebilir. Deniz suyu tuz etkisiyle burun içi yaralarının daha çabuk iyileşmesine katkıda bulunur.

    Bunun dışında insanların kış mevsiminde yaşadıkları grip ve nezle gibi rahatsızlıklar burun ameliyatı sonrası iyileşme sürecini negatif yönde etkileyebilir. Kışın burunda yaşanan kuruluk durumu da en çok şikayet edilen konular arasında yer alır. Yazın nemli havada burunda kuruluk minimumda olur, eğer problem yoksa hiç yaşanmaz.

    Çalışan kişiler yazın iş yerlerinden yıllık izin almakta ve 18 yaşını aşmış öğrenciler de yaz tatilinde okula ara vermektedirler. İşinden ya da okulundan uzak kalmak istemeyen kişiler, burun ameliyatlarını yaz tatilinde yaptırabilirler.

    İşte bu sıraladığım nedenler yaz mevsiminde burun ameliyatı yapılabileceğinin, bir sakıncası bulunmadığının, hatta avantajları olduğunun birer göstergesidir.

    Yaz Ameliyatlarında Bunlara Dikkat!

    Başarı ile tamamlanan ameliyatın ardından burun belirli bir süre tıkalı kalır, hasta nefes almakta biraz zorlanabilir. Uygulanacak olan tuzlu su ve sık sık yapılan pansumanlar ile bu tıkanıklık düzelecektir.

    Dikkat edilmesi gereken diğer bir konu güneşten korunmadır. Ameliyattan sonra minimumda oluşabilecek olan gözaltı şişlik ve morluk bölgelerinin, 2 ay süresince direkt güneş ışığından korumak gerekir. Bu da rahatlıkla uygulanabilecek bir korumadır. Yazın ameliyat olanlara güneş altındayken geniş kenarlı şapka kullanmalarını ve yarım saatte bir gözlerinin alt bölgelerine en az 30 koruma faktörlü güneş kremi uygulamalarını öneriyoruz.

    Ameliyatın ardından bir hafta kadar evlerinde istirahat etmeleri yararlarına olacaktır. Bu ortam klimalı yani hafif serin olursa daha iyi olur. Bol tuzlu sularla burunlarını yıkayıp, burun içerisindeki kabuk ve pıhtıları da ara ara temizleyerek daha iyi nefes almayı sağlayabilirler.

    Bir hasta, burun ameliyatını hangi mevsimde olursa olsun, 2 ay boyunca güneş gözlüğü kullanmaktan uzak durmalıdır. Ameliyatın ardından burunda var olan yumuşak dokuların, gözlüğün baskısı ile şekil değişikliğine uğramasını önlemek için gözlük kullanmamanızı tavsiye ederiz.

    KBB, Baş ve Boyun Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ozan Seymen Sezen

    https://www.ozanseymen.com/

    https://www.instagram.com/drozanseymen/

    Yazının devamı...

    ‘Otoskleroz’ Hastalığı Nedir?

    Hastaların birçoğunda doktora başvurmalarını gerektiren, fısıltı ve hafif seslerin duyulamaması, kulakta çınlama ve işitme kayıpları gibi problemlere yol açabilen ‘Otoskleroz Hastalığı’, orta kulakta, kulak zarının arkasındaki kemikçiklerde, özel bazı bölgelerde kireçlenmeler sonucu meydana gelir. Tedavi edilmezse hastaların iş ve sosyal yaşamlarını durdurma noktasına getirebilir.

    Otoskleroz Hastaları Kalabalıkta Daha İyi Duyuyorlar!

    “İç kulak kireçlenmesi” olarak bilinen otoskleroz hastalığı, işitme kaybının sık görülen nedenlerinden birisidir. Otoskleroz; tedavisi mümkün olan, iç kulak sinirlerini, ancak hastalık ilerlediğinde tahrip eden, çoğunlukla ses iletimini engellediği için işitme kaybına yol açan bir hastalıktır.

    Hastalığın genetik olarak aileden geçişi söz konusudur. Yani aile bireylerinde bu hastalık olan kişiler hastalığa daha yatkındır. Bunun yanında kadınlarda ise erkeklere oranla daha sık rastlanmaktadır. Genellikle genç erişkinlik yaşlarında (20-30 yaşlarında), tek ya da iki kulakta işitmenin yavaş yavaş azalmaya başlaması ile belirti verir. Bazen kulakta çınlama, nadiren de hafif baş dönmeleri bu işitme kaybına eşlik eder.

    İşitme kaybı her geçen sene daha da artar. Bu kişiler, diğer işitme kaybı hastalıklarının aksine kalabalıkta ve gürültülü ortamlarda (düğünlerde, gece kulüplerinde vb. alanlarda) birisi ile konuşunca normalden daha iyi duyarlar.

    Üzengi Kemiğinde Hareket Kısıtlanması Oluşur

    Otoskleroz hastalığında, üzengi kemikçiğinin iç kulak ile komşu olduğu duvarda yapısal kireçlenme sonucu katılaşma olur. Bu durumda üzengi kemiğinde hareket kısıtlanması meydana gelir. Buna bağlı olarak ses dalgaları iç kulak sıvılarına yeterli düzeyde iletilemez ve ‘iletim tipi’ denilen işitme kaybı meydana gelir.

    İç kulak sağlamken yalnızca sesler iletilememektedir. Fakat hastalığın ilerleyen dönemlerinde bu kireçlenme iç kulak duvarını da etkileyebilmektedir ve sinirsel tip işitme kaybı da oluşabilmektedir. İşitme kaybının boyutu kireçlenmenin şiddeti ile değişebilir. Hafif seslerin duyulamaması, çınlama gibi etkilerinin yanı sıra baş dönmesi ve denge problemleri gibi etkileri de söz konusu olabilmektedir.

    Hastalığın 2 Evresi Var!

    Kulak kireçlenmesinin özel bir tipi olan otosklerozun tedavisi erken ve geç evre olarak 2’ye ayrılır. Erken dönemde henüz kireçlenme tam oluşmadığından, hasta işitme testleriyle takip edilebilir. Yumuşak evre olarak da bilinen bu dönemde hastaya sodyum florür içerikli tabletler verilip hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir.

    Fakat kireçlenmenin ilerlediği ve geç evre olarak bilinen durumda işitme kaybı, hastanın sosyal yaşantısını etkiler boyuta gelmiştir ve hastalar için artık tedavi yöntemi cerrahidir.

    Kulağa ‘Teflon Piston’ Yerleştiriliyor

    Hastalığın günümüzde 3 tedavi şekli bulunmaktadır. Bu hastalar işitme cihazı kullanabilir ve iyi sonuçlar alabilirler. Ancak bu yöntem hastalığın ilerlemesini durdurmaz ve ömür boyu kullanım gerektirir.

    İkinci tedavi seçeneği ise ilaç kullanımıdır. Bunun için çeşitli ilaçlar kullanılabilir. Ancak bunlar hastalığın hızlı ilerlediği aktif dönemleri azaltmak için önerilir. İşitmeyi daha iyi hale getirmez ve sürekli kullanılmaz. Yani hastalığın tedavisinde sınırlı yerleri vardır.
    Tedavi için cerrahi müdahalenin tespit edildiği aşamada ise otoskleroz hastalığı tedavisi için uygulanan ameliyata geçilmektedir. Bu ameliyatın adı ‘stapedektomi' ameliyatıdır. Genellikle ‘teflon piston' diye isimlendirdiğimiz bir protez, hareketsiz durumdaki üzengi kemikçiğinin yerine yerleştirilir. Protezin çengel şeklindeki üst kısmı örs kemiğine asılır.

    Böylece kemiğine gelen ses titreşimleri bu protez vasıtası ile üzengi tabanına açılan delikten iç kulak sıvılarında ulaşır ve bu sıvıda dalgalar oluşturarak duyma yeniden sağlanır. Uzmanlık gerektiren bu ameliyat, gelişmiş ameliyat mikroskopları kullanılarak bazen de lazer yardımıyla yapılır.

    Baş Dönmesi Geçmeden Seyahate Çıkmayın…

    Ameliyat sonrasındaki olası belirtiler, kendini baş dönmesi şeklinde gösterebilmektedir. Bazen bulantı ve kusma da baş dönmesine eşlik edebilir ancak bu geçici bir durumdur. Ağrı nadiren olur ve hafiftir. Ameliyat sonrası erken dönemde hastalar baş dönmeleri tamamen geçene kadar, uçak ve araba ile seyahat etmekten, dalış yapmaktan ve ağır kaldırma gibi hareketlerden sakınmalıdırlar.” sözlerini ifade etti.

    KBB, Baş ve Boyun Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ozan Seymen Sezen

    https://www.ozanseymen.com/

    https://www.instagram.com/drozanseymen/

    Yazının devamı...