Mutluluk ders oldu

2dk okuma

Mutluluk üniversitede ders oldu. Galatasaray Üniversitesi, MBA programına ‘İşyerinde Mutluluğun Temelleri’ dersini ekledi. Ders, mutluluğun nörobilimsel temelleri ile başlayacak, ardından bilinçli farkındalık, meditasyon, koçluk gibi yaklaşımların işyerinde mutluluğa olan etkisi incelenecek. Galatasaray Üniversitesi İşletme Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Türker Baş, dersin önümüzdeki yıl da lisans programına alınacağını söylüyor.

Haberin Devamı

Galatasaray Üniversitesi MBA programına, ‘İşyerinde Mutluluğun Temelleri’ dersi eklendi. 18 kişinin katıldığı ders mutluluğun nörobilimsel temelleri ile başlıyor. Derste ‘mutluluğun beynimizdeki kimyasal karşılıkları neler’, ‘beynimizin içinde neler olup bitiyor’, ‘mutlu beyinleri mutsuz beyinlerden ayıran temel özellikler neler’ gibi sorulara cevap aranacak, mutlulukla ilgili yapılmış araştırma sonuçlarının Türk şirketlerinde uygulanabilirliği tartışılacak. Ardından bilinçli farkındalık, meditasyon, koçluk gibi yaklaşımların işyerinde mutluluğa olan etkisi incelenecek. Derse şirket yöneticileri, girişimciler, akademisyenler de konuşmacı olarak katılacak. Dışarıdan imrenilecek yaşantıya sahip olan bu kişiler, mutluluklarının yanı sıra hayal kırıklıklarını da öğrencilerle paylaşacaklar.

MUTLULUK ELÇİLERİ
Dersi veren Galatasaray Üniversitesi İşletme Bölümü öğretim üyesi, aynı zamanda Joy.ology kitabının da yazarı olan Prof. Dr. Türker Baş, “Son dönemde yapılan araştırmalar mutluluğun bir duygudan öte bir karar olduğunu ve bu karar alındıktan sonra atılacak adımların öğrenilebilir ve öğretilebilir olduğunu ortaya koyuyor. Buna bağlı olarak dersin amacını, mutlu olmayı ve mutluluk dağıtmayı öğretmek olarak belirledik. Yani ders sonunda öğrencilerin mutluluğuna katkı sağlamanın ötesinde onları mutluluk elçisi haline getirmeyi hedefliyoruz” diyor.

Derse gelen yoğun talep dolayısıyla, Galatasaray Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi üzerinden de uzun dönemli kurslar düzenlemeye karar verildiğini söyleyen Prof. Dr. Baş, dersin gelecek yıl da lisans öğrencilerine açılacağını söylüyor.
Güven yoksa mutlu da olunmaz

Sadece çalışanların değil, herkesin mutluluk ile arasındaki en büyük engelin endişeleri ve korkuları olduğunu söyleyen Prof. Dr. Türker Baş, “İş dünyasındaki profesyoneller, işsiz kalmak, başaramamak, terfi edememek, küçük düşmek, dışlanmak gibi sayısız endişeyi üzerlerinde taşıyorlar. Bu durum onları yıpratıyor, psikolojilerini bozuyor. Tüm bu endişelerin kaynağı ise işyerlerindeki güven eksikliği… Pek çok şirkette kariyer hedefleri ve performans sistemleri, çalışanları birbirinin rakibi haline getirmiş durumda. Tabii insanlar oyunu her zaman kurallarına göre oynamıyorlar. Yani rekabet, çabanın yanında, politik oyunları ve dedikoduyu da beraberinde getiriyor. Bunun sonucunda güven yok oluyor. İnsanlar attıkları adımın yanlış anlaşılacağı, farklı yorumlanacağı endişesiyle hareket etmeye başlıyorlar ve bir türlü mutlu olamıyorlar.

Maalesef bu tür işletmelerin sayısı hiç de az değil. 21 yıllık danışmanlık tecrübeme bağlı olarak Türkiye’deki şirketlerin en az yüzde 80’inde güven kültürünün yerleşmediğini söyleyebilirim. Böyle olunca insanlara ne kadar yüksek ücret ödeseniz, ne kadar iyi yan haklar verseniz de onları mutlu etmeniz mümkün olmuyor. Aksine sahip oldukları şeyler arttıkça, onları kaybetme endişeleri de artıyor. Dolayısıyla güven kültürünün olmadığı şirketlerde ekstradan verilecek her şeyin insanların endişe ve streslerini arttırarak onları daha mutsuz edeceğinden emin olabilirsiniz” diyor.

ÇALIŞANLARI NE MUTLU EDER?
Prof. Dr. Türker Baş, çalışanların temel mutluluk kaynaklarını üç başlık altında topluyor: Güven, başarı ve gurur.

Güven: Çalışanlarda güven yaratmanın reçetesi son derece basit: 1. Verilen sözleri tutmak 2. Onlarla yoğun etkileşim içerisinde bulunmak. Ancak maalesef yöneticiler belki sesli düşündüklerinden sık sık tutmayacakları vaatlerde bulunuyorlar. Ayrıca belki yoğunluk nedeniyle çalışanlara yeterli zaman ayıramıyorlar. Resmi iletişim azaldığında ise, gayri resmi iletişim kanalları devreye giriyor ve güven kültürünün yerini, dedikodu kültürü alıyor. Bunun için önce güven.

Başarı: İnsanlar yaptıkları işte başarıyı hissedebilmeli, başarının keyfini yaşayabilmeliler. Bunu da ancak yapılan işlerin güçlük derecesi ile insanların potansiyellerini dengeleyerek başarabiliriz. Yani insanlar yaptıkları işte tüm potansiyellerini kullanabilmeliler. Biz bu durumu flow/akış anı olarak adlandırıyoruz. Akış anında, işin zorluğu ile çalışanların potansiyelleri birbirini karşıladığı için yapılan işten duyulan mutluluk en üst düzeye çıkıyor. İşin zorluğunun potansiyeli aştığı durumlarda stres, tam tersi anlarda ise sıkıntı, bıkkınlık söz konusu oluyor. Benim gözlemlerime göre Türkiye’de çalışanların ortalama yüzde 70’i potansiyellerinin çok altında işler yaptıklarını düşünüyorlar ve işlerini küçümsüyorlar. Bu da onların işlerini tamamladıklarında başarı hissi duymalarını önlüyor. Kısacası yaptıkları iş onları mutlu etmiyor.

Gurur: Burada tanıma, takdir, ödül sistemleri devreye giriyor. Ancak gerçek başarıyı, içten ve doğru bir şekilde ödüllendirmek hiç de kolay bir iş değil. Burada yapılabilecek küçük hatalar adalet hissini zedeleyerek güvenin yok olmasına neden olabilir. İşte burada insan kaynaklarına ciddi iş düşüyor.