"Tan Sağtürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tan Sağtürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tan Sağtürk

Savaş ve sanat

Eski Yugoslavya’da hepimizi derinden etkileyen savaş zamanı.

Büyük bir üzüntüyle takip ediyorum olan biteni. Sarajevo şehrinin son görüntüsü yansıyor basına. Taş yığınlarının arasında, sönmüş yangınların taze dumanlarıyla kaplı şehir. Güneşi bile eskitmişler orada. Gündüz her yanı kaplayan bir gece mavisi. Savaş oyununu artık isteyemez. Yeni ölmüş, vücudu sıcak daha.


Oysa bu şehirde ne müthiş bir nostalji saklıydı. 1984’te ‘Sarajevo Kış Olimpiyatları’ burada yapılmamış mıydı? Dünyanın her ülkesinden bayraklar renk renk boyamıyorlar mıydı bu şehri? Katarina Witt’in Carmen’i, Torvill-Dean çiftinin Bolero’su alkıştan inletmemiş miydi salonu?


Şimdi ise gece karanlığı çökmüş, o nostaljiyi bile içmiş savaş.


Geride kalan birkaç Müslüman, Türkiye’deki Diyanet İşlerine haber gönderip soruyorlar: ‘Yiyecek hiçbir şeyimiz kalmadı. Acaba ölülerimizi yemek İslam’da nasıl karşılanır?’


Tüylerimi diken diken eden bir soru. Hangi çağda, hangi yılda yaşadığımı birkaç saniyeliğine unutturan bir soru bu.


Geceleri rüyama giriyor. Aradan birkaç gün geçiyor. Televizyondan klasik müzik sesi duyuyorum. Gözüm oraya doğru kayıyor.


Sordukları bir soruyla beni uzaklardan sarsan o insanları görüyorum. Üzerlerinde tozlu smokinler var bu sefer. Savaşın yıkıcılığından kurtardıkları birkaç enstrümanla, duvarları çökmüş senfoni binasında, geriye kalan birkaç insana konser veriyorlar.


Gece mavisinin rengine, yeni doğacak güneşin pembesini serpiyorlar. ‘Dünya duy bizi, yaşıyoruz, biz varız’ diyorlar. Sancağı son kalanın taşıması gibi sanatlarıyla meydan okuyorlar; en önemlisi ölüme karşı…


Bir senfoninin isyan çığlığı, insanlığımızı hatırlattı


Herhangi bir nedenle hiç yardımda bulunmayan, orta çağ Avrupası zihniyeti ile bu toprakları göz göre göre ölüme terk eden diğer ülkeler, ancak bu ‘kurtuluş senfonisi’nden sonra ne yaptıklarının farkına varabildiler. Büyük ilaç, yiyecek ve malzeme yardımları gönderildi bölgeye. Bu senfoninin isyan çığlığı, savaşı günlük basından izleyenleri bile sorumlu hissettirdi. Ne çıkarları olursa olsun önce ‘insanlığı’ hatırlattı.


Ve 1996’nın Eylül ayında dünyanın en büyük atletleri Sarajevo Stadı’nda gün ışığını geriye getirmek istercesine yarıştılar.


Açlıktan ölecek insanların son senfonisi ilk senfoniye dönüştü…


Artık güneş yeniden doğuyor o ülkede…

X