GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

1 hata, 1 eksik 1 fazla...

KEKLİK GİBİ...
Alanya’nın hücum hattı ne kadar etkili ise defansı da o kadar sıkıntılı. Iışık görmüş keklik gibi dona kalan ve pozisyonları seyreden defansla ligin altında olması normal. G.Saray ilk yarıda bu zaaftan yararlandı ama rakibin en önemli ayağını da durduramadı.

2. yarı Rodrigues’in kaçırdığı net pozisyon maçın kırılma anı oldu. G.Saray öyle bir gol yedi ki, var olmayan pozisyonu geri pasla Mariano başlattı, Serdar ve Denayer seyretti, Muslera çıkmadı, Serdar penaltıyı yaptı. Alanyalılar ne yaptı derseniz? Sadece savunmanın kendi kendini imha etmesini değerlendirdiler!

Rakibin top kendisinde değilken bir şey yapmadan ve sadece bir kez topa dokunarak gol atabildiği bir defansa sahip G.Saray. Aynı zamanda ciddi maliyetle alınmış, koşan ama iş yapmayan, yetenekli ama faydasız, takımı eksik oynatan bir 10 numarası var.

MUHTEŞEM MUSLERA...
Ve bu savunma hataları ile neredeyse her maç 1 eksik oynayarak, Muslera’nın acayip kurtarışları ve Gomis’in golleri ile zirvede kalan bir takım. Bu maçı Fatih Hoca’nın hamleleri ya da Sinan’ın golü değil, Muslera kazandırdı. Muslera demek, takım demek, şampiyonluk demek. Muslera demek, Galatasaray demek.

Ama unutmamak lazım ki, haftaya oynanacak maç hata kabul etmez, eksik kaldırmaz, ciddiyetsizliği affetmez, ikramı etmez, geri dönülmez bir maç. Kazan, şampiyon ol...

MAÇIN ADAMI: MUSLERA
SADECE pozisyonları değil, hatalı oynayan savunmayı da, Belhanda’yı da, takımı da herkesi kurtardı Muslera

Yazının devamı...

İçeride deplasmanı yaşatmak

Bu şekilde görülmesi doğaldı ama taraftar açısından.

Oyuncular ciddiyeti bırakınca işler değişir.

Başakşehir’e karşı sezonun en ciddi ve disiplinli oyununu oynar ve hata yapamdan maç kazanırsın, Akhisar’a sezonun en ciddiyetsiz ve kötü oyununu oynar finali kaybedersin.

Maç, Okan Hocanın senaryosu ile başladı. İlk maçı kendi sahanda kaybetmişsin, çok zor bir deplasmanda oynayacaksın ve turu geçmek istiyorsun. Tek isteğin ilk dakikalarda gol atmak olurdu ve Akhisar bunu yaptı.

Dahasını da yaptı. Arkada iyi savaş, orta sahada bol top kazanma, bunları bazen kısa bazen uzun defans arkasına kullanma ve devamlı öne koşular yapma.

Sonuç da aldılar. Maçı Galatasaray’dan daha fazla istediler ve ilk yarıda beklemedikleri bir skorlar bitirdiler.


KÖTÜ ÖTESİ...
· Asıl önemli olan Galatasaraylı oyuncuların bu duruma nasıl reaksiyon göstereceğiydi. İç saha maçları meşhur bir takım mı yoksa formayı almak isteyen oyuncuların bireyselliği mi maçı çevirecekti. İlk yarıda hiçbiri yoktu ortada.

Var olan tek gerçek, bu sezon maç çeviren, maç kazandıran ve 12. gücü başka seviyeye taşıyan taraftarın varlığıydı.

Neden kötü başladı ve ilk yarı kötü bitti?

· Çünkü maçı ve turu oynamadan kendince kazanmıştı Galatasaray.
· Çünkü yeterince agresif ve istekli oynamadı Galatasaray.
· Çünkü rakip kadar koşmadan kazanacağını sandı Galatasaray.
· Çünkü formayı zaten alamayacağını bilen oyuncularla oynadı Galatasaray.
· Çünkü defansın arkasına atılan her topta pozisyon verdi Galatasaray.
· Çünkü rakibe çok rahat oynama pas yapma izni verdi Galatasaray.
· Çünkü kendi sağ kenarının fazlaca kullanılmasına seyirci kaldı Galatasaray.
· Çünkü orta sahada çok top kaptırdı ve geri kazanamadı Galatasaray.
· Çünkü varlığını hissettiremeyen forvetlerle oynamayı denedi Galatasaray.
· Çünkü bu sezonun en kötü defans kurgusu ile oynadı Galatasaray.
· Çünkü kendi sahasında deplasmanda gibi oynadı ve oynattı Galatasaray.

İkinci yarı oyun değişmeyince oyuncular değişmeye başladı.

Fakat durum o kadar kötüydü ki değil 3 en az 8 oyuncu değişse maç ancak dönerdi.

Oyuncu değişiklikleri işe yarar mı acaba derken, Maicon ne gerek var diyip Akhisar’ı rahatlattı ve maça noktayı koydu.


MAÇIN ADAMI: SELEZYNOV
Galatasaray savunmasını tek başına dağıttı, 2 gol attı ve kariyerinin maçlarından birini oynayarak maçın adamı oldu Seleznyov.

Yazının devamı...

Taktik de var bam bam da!

Beklendiği gibi iç saha maçlarındaki istekli ve baskılı oyunuyla başladı Galatasaray... 15 dakika süren ve yüksek tempo, fazlaca ikili mücadele, gerginlik, oyun disiplini ve Rodrigues barındıran bölüm sonrasında oyun dengelendi.

Rakibin önemli ayaklarına önlem alan ve etkilerini azaltan Galatasaray, kendi silahlarını devreye sokamadı.

1- Rodrigues haricinde Feghouli ve Belhanda devreye girebilseydi, pozisyon üretmek bu kadar zorlaşmazdı.

2- Orta sahada Fernando ya da Donk’tan biri sorumluluk alsaydı, takımı rakip alanda tutmak daha kolay olurdu.

3- Adebayor’un top alması engellenseydi rakip dinlenemez, takım fazla geri koşmaz ve daha çok baskı olurdu.

4- Pas hızı ve yön değiştirme daha çabuk olsa, rakibin dengesini bozup pozisyona girmek daha kolay olurdu.

BU OYUN REFERANS OLUR...
Maçın genelinde, Galatasaraylı oyuncuların mücadelesi ve verilen taktiğe uymaları iyiydi. Fakat karşılarındaki rakip, tam da bu işi en iyi yapan takımların başında geliyordu. Dolayısı ile böyle bir rakibe karşı tavizsiz, sabırlı bir oyun disiplini ile en iyi bildiğini devamlı yapman lazım.

Galatasaray’ın kazanmasını sağlayan da bu oldu. Hem taktik disiplini hem oyun disiplini hem de kora kor savaş. İkili mücadelede ayakta kalan, baskıyı ve tempoyu yüksek tutan Galatasaray son dönemde maçın tamamında en istekli ve en agresif oyununu oynadı.

İkinci yarı Başakşehir’in çıkarken kaptırdığı ve Galatasaray’ın pozisyon bulduğu birçok topun sebebi buydu. Adebayor’a yapılan baskı artırılınca ikinci yarı daha iyi gözüktü Galatasaray.

SAĞ BEKTEN ÖTESİ...
İşte Mariano da en iyi bildiği işi yaptı. Verdi, aldı ve yılın golüne aday bir vuruş yaparak takımını öne geçerdi. Sağ kenarı tek başına kullanan ve topu kullanmasından yaptığı ortalara kadar içinde akıl ve kalite bulunan Mariano, hak ettiği bir gol attı.

MAÇIN ADAMI: MARIANO
ZATEN çok kaliteli bir bekti. Ama attığı gol onun kalitesine yakışan, bu sezonun en güzel gollerindendi. Sağ bek olarak sol ayağıyla o şutu çıkarması ayrıca önemli bir olaydı.

Yazının devamı...

Deplasman demeyin

Gençler’in toparlanan savunması, Galatasaray’ın deplasman sıkıntısına eklenince maçın zor geçeceğini öngörmek zor değildi. Galatasaray, benzer sıkıntıları yaşayabileceği maçları ya erken golle ya da öne geçen taraf olarak çözdü.

ŞEHiR SAVUNMASI GiBi!

Ümit Hoca’nın Galatasaray’a karşı önce ve sadece savunmayı düşünmesi doğaldı. Çünkü, kafa kafaya oynamaya çalışsa biliyor ki daha yarım saatte biterdi iş. İlk yarıda ciddi ve sıkı savunma ile Galatasaray’ın önemli ayaklarını bir bir eritti orta saha potasında. Bunu da Galatasaray’ın bir deplasmanda oynadığı en baskılı ilk yarı oyununa rağmen başardı.

Kenarda Mariano ve Nagatomo’nun çıkışını engellerken, Feghouli ve Rodrigues’e de alan bıraktırmadı. Kenardan oynamak isteyen G.Saray’ı orta sahanın kalabalık ve boğucu ortamına çekerek tuzağa düşürdü. G.Saray maçın büyük bölümünde tek kale oynadı. İstatistiklere ciddi katkısı olacak kadar pas yaptı. G.Birliği zaten bunu kabul ederek başladı ve oynadı. Ama sadece pasla olmuyor. Adam geçmiyorsan, şut atmıyorsan, ceza alanına top indiremiyorsan antrenman maçına döner iş ve büyük yara alırsın.

BELHANDA?

Bu maçlar benim için yetenekli oyuncuların sınavıdır. Sorumluluk alma, kaliteni gösterme ve oynadığın bölgenin hakkını verme zamanıdır. Sneijder bu tarz rakiplere karşı çok maç oynadı ve farkını ortaya koydu. Belhanda, takımın zorlandığı bir maçta sıradan orta saha oyuncusu gibiydi. Ne etkili bir şut, ne ceza alanına yakın yerlerde adam eksiltme, ne de pozisyon hazırlayacak iyi paslar.

BASKI BÜYÜK ETKi KÜÇÜK

1- Kenardan etkili ve dengeli oyun kurmasına izin verilmedi.

2- Orta sahada farklı bir şey yoktu, herkes birbirinin aynı işleri yaptı.

3- Belhanda, yetenekli ama iyi işler yapamadığı maçlarından birini oynadı.

4- Gomis rakip stoperlerin arasında kaybolunca bulması için Eren girdi.

5- Ceza alanından bu kadar uzak oynamanın bedeli ağır şekilde ödendi.

6- Tek kale oynayıp bu kadar hata yapan defansla şampiyonluğa ulaşmak zor.

 

Yazının devamı...

Çok eskidendi...

İlki, rakibini iyi analiz etmesi ve tedbirleri alması. İkincisi, elbette Tudor gibi bir hocaya karşı oynuyor olmasıydı.

Bugün ise, 2 tane etken önemli değişimin sebebi oluyor. İlki, Fatih Hoca’nın geldikten sonra takımın oyun planını pozitif değiştirmesi, ikincisi ise takımın iç sahada çok çoşkulu ve istekli oyunu.

TARAFTAR DEVREDE...

Tabi burada en önemli itici güç taraftar. G.Saray taraftarı son yıllardaki en bilinçli, en etkili taraftar konumunda. Oyuna nasıl ve nerde dahil olacağını, rakibi nasıl etkileyeceğini bilerek, küfür etmeden ve şampiyonluğa inanarak çok ciddi destek veriyor. Kendi oyuncusuna pozitif destek verirken, rakibe tam bir deplasman yaşatan Galatasaray taraftarı işini tam olarak yapıyor.

Maçın ilk çeyreği tam bir Galatasaray iç saha klasiği olarak geçti. Oyuna ve topa hakim olma, rakibe çok etkili ve doğru baskı ile net pozisyonlar...

Maçın başında gelen gol, Rıza Hoca’nın planlarına darbe vururken, diğer taraftan Galatasaray’ın baskı hissetmesini engelledi. İlk yarıda kaptan Selçuk’un direkt, çabuk ve öne pasları oyunun hızını artırırken, Gomis’in gelen topları saklama ve servis becerisi ceza alanı etkinliğini artırdı. Rodrigues, Nagatomo ve Mariano kenar hücumlarını organize ederken, en kritik final paslarını atamayan Belhanda işin erken bitmesine engel oldu.

KISA DEVRE...

İkinci yarı, hızlı hücumlardan geri dönüşlerin yavaş olması, Trabzon’un kazandığı topları doğru paslarla hücum yapması pozisyonlar yakalamasını sağladı. Fakat, Trabzon’un orta sahasını ayakta tutan Okay’ı defansın göbeğine çekmek orta sahayı, yakalanan ivmeyi ve hataları getirdi. Bu hamleyi de Gomis affetmedi ve maça noktayı koydu. G.Saray adına bu maçta ve gelecek haftalar adına sıkıntı olarak Belhanda gözüküyor. İsteği ve mücadelesi evet ama kalitesine göre basit sayılacak pasları verememesi ve maça dahil olamaması telafisi olmayan haftalarda G.Saray adına önemli eksiklik.

Maicon ve Serdar uyumlu ve etkili oynarken Burak Yılmaz’ı etkisiz hale getirdiler. Feghouli hem golünü attı hemde takım oyununa katkısı oldu.Donk ihtiyaç olduğunda sorunu halleden oyuncu olarak önemli koz haline geldi.

MAÇIN ADAMI: GOMIS

Mücadele, kalite, golcülük ve defalarca olduğu gibi yine maçın adamı Gomis.

Yazının devamı...

Golsüz ama heyecanlı

Galatasaray açısından Fernando’nun oynuyor olması ciddi fark oluşturdu. Sakin hali, pozisyonu okuma becerisi ve net pasları ile orta sahada rakibin üstünlüğünü engelledi.  Takımdaki herkesin istisnasız disiplin gösterdiği sisteme uyma ve denileni yapma durumu, Galatasaray’ın ilk yarıyı rahat ve fazla sorun yaşamadan geçirmesini sağladı. Fakat bu istenileni yapma durumu, arkalarına iyi yardım eden Rodrigues ve Feghouli’nin kenarları etkin kullanamama ve dolayısıyla Gomis’ten uzak bir oyuna, o da az pozisyona sebep oldu.

FERNANDO ÇIKINCA

İkinci yarının başıyla beraber, Galatasaray silahlarını kullanmaya başladı. Özellikle Rodrigues ile etkili olan ve net pozisyonlar bulan Galatasaray, ikinci yarının ilk çeyreği çok iyi oynadı. Fakat iyi oynanan bu dönemde Fernando’nun çıkışı dengeleri değiştiren kötü haberdi.

Aykut Hoca, 6 puanlık farkı düşünerek ve doğal olarak elindeki hücumcuları aldı. Fatih Hoca bu hamlelere karşın orta saha direncini canlı tutmaya çalıştı. Bu bir anlamda skoru tutma amaçlıydı ama Fernando’nun olmayışı ve son bölümde gol yememe düşüncesi ile beraber Fenerbahçe bir ara oyunun ve pozisyonların hakimi oldu.

Son yıllardaki en heyecanlı derbi oldu. Üstelik maç golsüz bitmesine rağmen. Galatasaray için yarışta önemli sayılacak bir avantajı barındıran puan oldu. Hem rakibi geride tuttu hem de moral avantajını cebine koydu.

NE EKSİKTİ?

1- Mariano’nun akıl dolu pasları ve ortaları.

2- Belhanda’nın öne paslardaki iyi tercihleri.

3- Gomis’i doğru paslarla buluşturma.

4- Ve tabii ki şans.

MAÇIN ADAMI: MUSLERA VE VOLKAN

MAÇIN özellikle son bölümünde yaptıkları olağanüstü kurtarışlarla takımlarını ayakta tutan iki kaleci; Fernando Muslera ve Volkan Demirel, derbiye damgalarını vurdu.

Yazının devamı...

Erken uyarı

1-) Geçen haftaki 7-0’lık galibiyetin tribüne olumlu ama sahaya olumsuz etkisi.

2-) Nagatomo’ya atılan ters topların hiçbirinin tutmaması.

3-) Maçın başında mağlup duruma düşülmesi.

4-) Gomis’in penaltı kaçırması.

5-) Donk’un, karşısındaki kalabalık set nedeniyle yana oynamak zorunda kalması.

6-) Volkan Şen ile Skubic’in kendi bölgelerini çok iyi kullanması.

7-) Eto’o’nun topu tutarak ve faul alarak takımını rahatlatması.

8-) Galatasaray savunmasının dağınık, geç kalan ve hata yapan hali.

9-) Ve tabii Serkan Kırıntılı’yı maçın adamı yapacak kurtarışları.

Konyaspor’un maçın başında öne geçmesi, oyunu tek kaleye çevirdi ama çabuk ve tek paslarla pozisyon bulmayı becerdiler. Volkan, Eto’o ve Milosevic’e baskıda geç kalınması, orta sahada yavaş ve yana oyun Konyaspor’a nefes aldırdı.

TERİM KAZANDIRDI

İkinci yarı değişiklikler ile değişik başladı. Her geçen dakika artan baskı ve kötü gününde yakalanan Gomis’in takıma nefes aldırmasıyla gelen pozisyonlar. Günün iyilerinden Belhanda’nın ‘kırılma anı’ olur diye düşündüğümüz pozisyonunu unutturan ve maçı kazandıran adam Sinan Gümüş. Aslında bir tarafı itibarı ile takımın durumuna müdahale eden ve kazandıran Fatih Terim.

İkinci yarı;

1-) Fatih Hoca’nın müdahalesi.

2-) Sinan Gümüş’ün maçı alması.

3-) Gomis’in geri dönmesi.

4-) Belhanda’nın istekli hali.

Orta sahada Fernando’ya duyulan ihtiyacın daha fazla hissedildiği bir maç oldu. Savunmanın bu maçtaki durumu endişe vericiydi. Beklenenin çok ötesinde bir maç ve haftaya derbiye kayıpsız gitmenin avantajı. Derbi nefis geçecek.

MAÇIN ADAMI: SİNAN GÜMÜŞ

PENALTI kurtaran ve çok iyi oynayan kaleci Serkan Kırıntılı da var ama 1 gol ve 1 asist ile 3 puanı kazandıran Sinan Gümüş, maçın adamı olmayı daha çok hak etti.

Yazının devamı...

‘Fobi’den ‘hobi’ye

İstatistik olarak bir deplasman galibiyeti ama Türk Telekom’da oynanan maçlardaki coşkunun gerisinde kalan ve şampiyonluk için belirleyici olacak deplasman maçları adına aldatıcı. İki farklı ligin takımının maçını seyrettik. Öyle ki, çeliği eritecek, demiri bükecek kadar etkili oynadı Galatasaray. Deplasman fobisini, deplasman hobisine çevirdi bir maçlık.

Kazancı yok mu? Var elbette. Moral, keyifli bir oyun, iyi bireysel performanslar, istatistiklere artılar, ilkler, Fernando’nun dönüşü ve en önemlisi ‘Gol krallığı’nı ilan eden Gomis. Çok erken denilebilir belki ama konu Gomis ise ve doğru topları attığınızda gol yapma ihtimali yüksek bir oyuncudan bahsediyorsak ligin gol kralı olmuştur artık.

Galatasaray daha ilk yarıda tarihi farka giderken, Gomis’i krallığa götüren bitiriciliği, Rodrigues’in sol kenarı Nagatomo ile birlikte dümdüz etmesi, Mariano’nun akıl dolu pasları ve kendi çizgisini nefis kullanmasını, Donk’un yeniden doğuşunu, Feghouli’nin asistlerini ve Fernando Muslera’nın yalnızlığını seyrettik.

HADİ GİDELİM!..

Galatasaray taraftarı için, devre arasında, “Yol uzun, hadi çıkalım maç bitti nasılsa” diyecek kadar rahat geçen bir deplasmandı. İlk yarı bittiğinde, her iki takımın teknik adamına, oyuncularına, taraftarlarına hatta hakemlere sorsanız hepsi, “İkinci yarıyı oynamaya gerek yok” derdi.

Benim için değerli olan ise, Galatasaraylı oyuncuların daha ilk yarıda bitmiş maçta rakibine karşı saygısızlık yapmadan maçı tamamlamış olmalarıydı.

MAÇIN ADAMI: GOMIS

KARABÜK deplasmanında daha ilk 45 dakika bitmeden maçın adamı oldu zaten. Sadece maçın adamı değil ‘Gol kralı’ da oldu Bafetimbi Gomis.

Yazının devamı...