GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Komedinin cengaverleri

*

 

Twitter’ın mizahşörlerinden bahsetmiyorum elbette.

 

Çok iyi espriler çıkıyor arada ve binlercesi her gün, ardı ardına yükleniyor.

 

‘Çokk günaydın. Kahvaltı yada beklerim.’ yazıp afili tabak resmi paylaşanın altına ‘Biz de ilkokul 4 Türkçe derslerine bekleriz’ şeklinde yapıştırıveriyor biri.

 

İçine fıstık konmamış fıstıklı salam resminin altına ‘Enflasyonla topyekün mücadele’ yazıveriyor.

 

Bir bankanın yolladığı ‘Hesabınızdan para çıktı’ bildiriminin resmini çekip, ‘Keşke canım çıksaydı’ yazıp, kırıp geçiriyor.

 

*

 

Youtuber arkadaşlardan da bahsetmiyorum.

 

Cümle içinde geçen sinkaflı küfürler, çok hızlı ve atlayan montajlı işler yeni bir tür. Yeni medyanın ve her istediğini söyleyebildiğin bir mecranın işleri bambaşka bir kategori.

 

*

 

Bunlardan bahsetmiyorum. Bunlar tesadüfi değil ama düzensiz, çok komik ve zeki gençlerin anlık tepkileri.

 

Ben, komedi işini iş olarak yapan stand up’çılardan, senaristlerden, mizah yazarlarından bahsediyorum.

 

Şakalarını yazan, çalışan, insanları eğlendirmek için gülmeyi, güldürmeyi meslek edinen insanların yaşadığı zorluklardan bahsediyorum.

 

Komediyi yaratıp, satmaya çalışanların zorlukları benim söylemeye çalıştığım.

 

*

 

Mizah yazarıysan eğer, politika yapamazsın.

 

Herkes çok gergin. Herkes inandığı ve sevdiği politik tarafı, futbol takımı tutar edasıyla tutuyor. Kimse sevdiğine eleştiri gelsin istemiyor, kendi de eleştirmiyor. Basit ve sempatik de olsa, bir espriyi saldırı olarak kabul ediyor.

 

Politik espriye karşı hemen kutuplar oluşuyor. Espriyi sevenler ve nefret edenler tartışmaya başlıyorlar. Espri komiklikten çıkıyor, politik bir görüş haline geliyor.

 

Mizahçı politik espri yapmayı bırakıyor.

 

*

 

Senaristsen, çok ince espri yapamazsın.

 

Senaryoları alıp değerlendirenler, toplumun nabzını tuttuğuna inanıyor. ‘Bu espriyi kimse anlamaz, bana daha basit esprilerle gel’ deniyor. Ben anladım ama millet anlayamaz diyor yani senaryoyu satın alacak kişi. İlkokul seviyesinde işler yüceltiliyor, ince espriler içeren işler uçuk kaçık ve absürt olarak nitelendiriliyor. O yüzden ana akım medyada basit, detaysız, gençleri yakalayamayan işlerin hakimiyeti sürüyor.

 

*

 

Stand Up yapıyorsan eğer, çok ciddi bir geçmişe ve toleransa ihtiyacın var. Yazmış, çizmiş, ezberlemiş, sahneye çıkmış bir genç arkadaş düşünün. Daha önce şakalarını arkadaşlarında denemiş, fırsat bulduysa gecelerce açık mikrofonlarda test etmiş. Bunu yapan onlarca stand up’çı var ve stand up bugünlerin yükselen bir değeri.

 

Sağlam bir geçmişe ve eskiden oluşmuş bir toleransa ihtiyacı var o genç arkadaşın, çünkü bu işin en iyisini yapan Cem Yılmaz’la değerlendiriliyor herkes, hemen. Sanki her şarkı söyleyen Tarkan olmak zorundaymış gibi. ‘Onun da bir şarkısı var, beğenirsen dinle, beğenmezsen dinleme’ gibi olmuyor.

 

Yazılı her komik metinde olduğu gibi; küfür hoş karşılanmıyor, politikadan uzak durulması gerekiyor, milli ve ailevi değerlere girilmiyor, anti kahraman olan aforoz ediliyor. Sıradan ve her gün yaşanan hikayelerin arasına sıkışmış küçük detayların bulup çıkartılması ve bunların komik bir şekilde anlatılması dışındaki şakalar reddediliyor.

 

*

 

Bu anti kahraman meselesi önemli. Bizim insanımız sadece kahraman seviyor. Sanatçıdan topluma örnek olmasını bekliyor. On altı yaşından beri pop müzik dünyasını kasıp kavuran Aleyna Tilki, yurt dışında bir kerecik pijamaya benzer bir eşofmanla gezinince, sosyal medyada linç ediliyor. ‘Size ne? İstediğimi giyerim!’ anlamına gelen bir ağız dalaşına girmek zorunda kalıyor dinleyenleriyle.

 

Oysa aynı izleyici; istediğini giyip, istediğini söyleyen yabancı müzisyenler ve komedyenleri takdir ediyor, ilgiyle takip ediyor.

 

*

 

Komedi işi zor iş. Ama her gün yeni biri yeşeriyor, tüm zorluklara rağmen umutlarımızı yeşertiyor.

 

*

 

Bu kadar ağlamışken, size bir haber de vereyim madem. Ben yeni yeşerenlerden değilim, yanlış anlaşılma olmasın. Şükür ki oyunlar sıkı sıkıya doluyor, gelen memnun, gelmeyen pişman oluyor.

 

Küfürsüz komik, karın ve yanak ağrısı yan etkili tek kişilik oyunum Anlatanadam 2019; 24 Kasım 2018 Cumartesi günü saat 21:00’de Sahne Beşiktaş’ta olacak. Tanışmak ve gülüşmek isteyen herkesi beklerim!

 

*

 

Not: Bana Twitter, Facebook ve Instagram’dan ulaşabilirsiniz: @anlatanadam

Yazının devamı...

Gidenlerin ardından

O’nu görmek demek mutlaka yüzünü görmek demek değildi. Aynen böyle demişti. ‘Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.’

İçimiz Atatürk sevgisiyle dolu, çocuklarımızı da bu şekilde yetiştirmeye gayret ediyoruz. Atatürk’ü hem bir lider hem de bir insan olarak anlatıyoruz. İçinde yaşadığı şartları göz önüne alarak değerlendiriyoruz, hayran oluyoruz.

 

Gidenin ardından söylenenler değil midir, gideni gerçekten anlatan?

Atatürk’ün ölümünün ardından neler yazmışlardı yabancı basında bir hatırlayalım mı?

Danimarka basınından: ‘Atatürk yirminci yüzyılın en büyük mucizesidir.’

Fransız basınından: ‘Türkiye’nin uluslararası ünü, prestij ve otoritesi durmaksızın yükselmiştir. Milletine bu kadar az zamanda bu ölçüde hizmet edebilen tek devlet adamı Atatürk’tür.’

İran basınından: ‘İslam dünyasının büyük insan yetiştirme gücünü yitirdiğini öne sürenler, Atatürk’ü hatırlamalı ve utanmalıdırlar.’

Portekiz basınından: ‘Atatürk, başı dumanlı doruklarda yüce bir dağ tepesidir. Siz ona yaklaştıkça o yükselir ve aranızdaki mesafe sonsuza değin aynı kalır. Devirlerinde büyük gözüken, zamanla küçülen benzerlerinden farkı budur ve böyle kalacaktır.’

Alman basınından: ‘Almanya, Atatürk’ün eserine ve mücadelesine hayrandır. Onda, özgürlüğü seven bütün milletler için bir sembol olarak kalacak kudretli bir kişilik görmektedir.’

Çin basınından: ‘Biz Çinliler, hepimiz bu mateme iştirak ediyoruz. Zira büyük bir milletin, çok sevilen büyük Ata’sının ölümü yalnız Türkiye için değil, aynı zamanda bizim kıtamızda ve bütün dünyada büyük bir boşluk bırakmaktadır.’

Yunan basınından: ‘Yunanistan müttefik Türk milletinin matemine iştirak etmektedir. Türkiye için daima iyi bir şef olmuş olan Atatürk, aynı zamanda Türk-Yunan münasebetlerinin iyi bir hamisi olmuştur...’

‘...Bir insana ölümünden sonra bu derece sevgi ve yas gösterileri yapılması milletler tarihinde az görülen şeylerdendir.’

Suriye basınından: ‘Vatanını muhakkak bir parçalanmaktan kurtararak gemisini güvenilir bir limana götürdükten sonra milletinden bir taht istemedi. O, kelimenin bütün anlamıyla bir insan, eşsiz bir dahi, kahraman bir asker ve siyaset adamı idi. Hayatını milletinin mutluluğuna adadı, bu uğurda genç yaşta hayata gözlerini kapadı.’

İngiliz basınından: ‘İngiltere önce, cesur ve asil bir düşman, sonra da sadık bir dost olarak tanıdığı büyük adamı selamlamaktadır.’

11 Kasım 1938 günü, bu satırların okunduğu ülkelerin bazılarıyla on beş, yirmi yıl önce savaşmıştı. Eski düşmanların, yeni dostların hayranlığıyla; Türk milletinin gözyaşlarıyla uğurlanmıştı.

Dün, 10 Kasım 2018 Cumartesi günü, saat dokuzu beş geçe eşim ve iki oğluşumla balkona çıktık. Siren çalmaya ve binlerce araba kornaya basmaya başladığında bir dakika öylece durduk saygımızdan. Arabalar, motosikletler, yayalar, herkes donmuştu. Bir ara kafamı kaldırıp karşı apartmanlardaki balkonlara baktım. Bir çok balkonda, aynı bizim gibi, aileler yan yana dizilmiş saygı duruşundaydılar.

Çocuklarıma ‘karşı balkonlara bakın’ demek istedim, cümle boğazımda düğümlendi, tamamlayamadım. Kimse görmeden, akan gözyaşımı silmeye çalıştım.

Ne güzel insanlardı, ne mutlu bir andı!

Gözyaşım da mutluluktandı.

Seksen yıl geçmişti, dünyada kimseye nasip olmayan ve bence olmayacak da bir sevgi, rahmet, dua seli; yollardan, balkonlardan, yüreklerden göğe yükseliyordu.

Kimse tarafından zorlanmadan, milyonlarca insan tarafından seksen yıldır sevgiyle anılmak herhalde sadece Mustafa Kemal Atatürk’e nasip olmuştur yeryüzünde.

Dün rahmetle andık,

Her gün sevgiyle anıyoruz,

Gelecekte de anacağız...

Not: Atatürk’ün ölümünün ardından yazılanları araştırırken fark ettiğim, harika bir derleme çıkaran Onedio editörlerine teşekkür ederim.

 

Not: Bana Twitter, Facebook ve Instagram’dan ulaşabilirsiniz: @anlatanadam

Yazının devamı...

Canlı göreydim seni keşke

*

 

Queen’den, Freddie Mercury’den bahsediyorum. 1970’de kurulmuş bir grup, bilmeyene anlatayım. Hard Rock, senfonik rock gibi sınıflandırılan şarkılar yaptılar. Yirmi küsur sene çaldılar, 300 milyonun üstünde plak sattılar. Dünya çapındaki stadyum konserleri tıklım tıklım doldu taştı. Gelmediler bizim memlekete, ben de çok tıfıldım daha, kalkıp gidemedim. Nereye gideceksin, para yok, pasaport yok, vizyon hiç yok.

 

*

 

Grubun kalbi, solisti, bir çok şarkısının söz yazarı Freddie Mercury çok özel bir insandı. Sahnedeki duruşu, müzikseverler tarafından bugün bile kabul gören dünyanın en güçlü erkek vokali olması durumu, Queen’i dönemin en önemli müzik gruplarından biri yapmıştı.

 

Sanat ve grafik tasarımı okumuştu, hiç vokal eğitimi almamıştı. Zanzibar’dan İngiltere’ye göç etmiş bir ailenin çocuğuydu. Allah vergisi yeteneği, çok çalışması, müziğe olan aşkı, vizyonu, bitmeyen enerjisi ile müzik hayatının tamamında, hem kendinin hem de grubu Queen’in adını tüm müzik listelerinin en tepelerinde dolaştırmıştı.

 

1991 yılında öldüğünde, çok yakınımdan birini kaybetmiş gibi üzülmüştüm. İlk duyduğumda çok ağlamış, günlerce etkisinden kurtulamamıştım.

 

*

 

Şimdi, özel yaşamını ve müzik hayatını anlatan bir film, Bohemian Rhapsody vizyonda. Bu yıldızın hayatını anlatmak için, bu çok özel şarkının isminden daha iyisi seçilemezdi sanırım. Filmde Freddie Mercury’i canlandıran Rami Malek de muhteşem bir seçim olmuş ve ayrıca Malek rolüne çok ama çok iyi çalışmış. Bazı sahnelerde karşınızda canlı kanlı Freddie’i görüyor gibi oluyorsunuz. Acı acı gülümsedim, eski bir tanıdığı görür gibi hissettim.

 

Özellikle grubun 1985’te yer aldığı Live Aid konserinin filmde de yer alması çok cesaret isteyen bir çalışma bence. Grubun tarihinin en çok bilinen ve en çok izlenen bu konserini bir filmde canlandırmaya girişmek, iyi cesaret, bolca para, çok büyük emek istiyor. Zaten bu harcanan emek ve parayı görüyor, cesaretlerinden dolayı da tüm ekibi alkışlıyorsunuz.

 

*

 

Bizde Müslüm Baba’nın hayatını anlatan Müslüm filmiyle aynı haftalarda vizyonda olması sebebiyle biraz geriden geliyor ancak, dünyada Bohemian Rhapsody kasıp kavuruyor. Bu senenin Oskar’larında zaten göreceksiniz, bir çok adaylığı olacak ve bir çoğunu da kazanacak bence.

 

*

 

Ölümünden yıllar sonra bile, atmış altı ayrı ülkede, yedi yüz bin müziksever arasında yapılan bir oylamada, ‘We are the champions’ şarkısı dünyanın ve tüm zamanların en favori şarkısı seçildi. Hala her dilden, her ülkeden futbolseverler bu şarkıyla statları inletmeye devam ediyorlar.

 

Gönlümün şampiyonuydu, öyle de kalacak.

 

*

 

Vaktinizi, bütçenizi ayarlayın ve bari bu filmi kaçırmayın. Bir efsanenin hayatına tanıklık edeceksiniz.

 

*

 

Not: Bana Twitter, Facebook ve Instagram’dan ulaşabilirsiniz: @anlatanadam

Yazının devamı...

Ahmet’le Sıla Masalı

 

Genç erkek zengindi, yakışıklıydı, akıllıydı, komikti, romantikti. Hayallerinin peşinden koşarken parayı bulmuştu, hayallerinden bir hayat kurmuştu. Bir prensesle karşılaşmış, onun için zaman orada durmuştu.

Genç kadın güzeldi, yaratıcıydı, zekiydi, muhteşem bir sesi vardı. Kendi şarkılarını yazar, şarkılarıyla insanların hayallerine girerdi. Kendi hayalini Ahmet’te yaşıyordu, aşkı gözlerinden taşıyordu.

Memleket Ahmet’le Sıla’nın aşkına kilitlenmişti. Herkesle birlikte olabilecek iki kişi, birbirlerini seçmişlerdi. Bulutların arasındaki beyaz kapıdan geçip, masal gibi bir aşka geçmişlerdi.
 

Muhteşem giden bir ilişkileri vardı, ışıltılı çift her yerde el ele, yanak yanağa dolaşıyordu. Prens ve prensesin mutlulukları ekranlardan taşıyor, evlerimize ulaşıyordu.

Bir ara ayrıldılar, herkes nefesini tuttu. Tekrar barıştılar da Allah’tan, millet boğazındakini yuttu.
 

Sonra ne oldu bir akşam?

Sıla’ya göre; kırk beş dakika yerde sürüklenme, küfür ve hakaret, kül tablası fırlatma, tehdit, şantaj, alıkoyma.

Ahmet’e göre; ağır tahrik içeren konu üzerinden başlayan, yüksek sesli kinci tartışma esnasında yaşanan itişme.

Böyle aşk masalı olur mu?

Romeo Juliet’i döver mi? Leyla Mecnun’u itişli kakışlı tahrik eder mi? Kerem ile Aslı mahkemeye düşer mi?

Güzelim aşk masalını; cadıların küçük kızları kaçırdığı, kılık değiştiren kurtların babaanneleri yediği eski dünya masallarına benzettiniz.

Uzaktan, keyifli keyifli izlediğimiz, umut beslediğimiz, gülümseyerek takip ettiğimiz aşk dolu masalı mahvettiniz

Bu masal maalesef böyle bitti.

Gökten üç elma düşmüş; biri bahanesi ne olursa olsun şiddeti tercih eden Ahmet’in kafasını yarmış, biri büyük bir cesaretle şiddet gördüğünü savcılıkla paylaşan Sıla’ya, sonuncusu da Ahmet Kural’la reklam işbirliğine devam etmeyeceğini alelacele açıklayan Yapı Kredi Bankasına gitmiş.

Bize elma kalmamış.

Onlar erememiş muradına, biz de çıkamıyoruz bu durumda tabi kerevetlerine.

Not: Bana Twitter, Facebook ve Instagram’dan ulaşabilirsiniz: @anlatanadam

Yazının devamı...

Herkes sanat yapmasın canım!

Yaratıcılık sürecini yaşıyor mu yapay zeka acaba? Mesela bir şey üretmeden önce içi sıkışıyor mu? Günlerce yataktan çıkamadığı oluyor mu?

Robot van Gogh da bir üretim bunalımında kendi kablosunu kesecek mi acaba?

Ne mi diyorum?

Yapay zeka resim çizmiş de onu anlatıyorum size. ‘Çizmiş, ne var?’ diyeceksiniz. Neler yapıyor yapay zekalar neler. Mesele o değil. Yaptığı tablo satışa çıktı geçen gün, adı Edward Belamy’nin Portresi.

Tam iki buçuk milyon liraya satılmış tablo!

2.500.000 Te Le! Yanlış anlamayın yani.

Yakından bakınca, piksel piksel bir çalışma, adamın yüzü buğulu, siyah nokta gözlerinde bir anlamsızlık. Ama ‘ressam öyle resmetmek istemiş, Picasso’nu yaptıklarını görmüyor musun?’ diyebilirsiniz. Tabloyu kendiniz anlamlandırıp, beğenebilirsiniz. 

Bu algoritmayı Fransız kolektif Obvious geliştirmiş ve yapay zekayı kendi portre çalışmalarını yapması için tasarlamışlar. Çok da iyi etmişler, yolları açık olsun ama iki buçuk milyon lira? Yapmayın arkadaşlar!

Sanat, insan bilincinin kendini ifade etmesinin bir yoludur. Bir yapay zekanın, sanat adı altında çalışabilmesi için önce insan bilincini kopyalaması gerektiğini düşünüyorum.

Sanat, insanların birbirleriyle ilgili fikirlerini, algılarını ve duygularını paylaşmanın bir formudur. İnsanın, tutkusunu varlığa dönüştürdüğü andır. Eski ustaların tarzlarını ve özelliklerini bilen, öğrenen ve uygulayan bir algoritmanın kendi tarzını ortaya koyması ya da koyduğunun söylenmesi gerçekten sanat olarak adlandırılabilir mi?

Bir yapay zekanın gerçekten sanat yapabilmesi için, özerk, kendi mantığı olan, rasyonel olduğu kadar duygusal bir zihne ihtiyacı var. Şu ana kadar hiç bir yapay zeka geliştirici firma bu noktaya gelebildiğini açıklamamışken, bir robotun kendi yaratıcılığını kullanarak resim yaptığını iddia etmek bana komik geldi.

Bu seviyeye gelen bir yapay zekanın, kanvasa boya yapmak yerine biz zavallı insanları yok etmek için plan yapacağına inananlardanım.

Bizden hızlı düşünüyor olabilirler, saniyede bilmem kaç milyon işlem yapıyor olabilirler, satrançta biz organiklerin en akıllısını yeniyor olabilirler, ama sanat?

Hadi karaladı bir şey, iki buçuk milyon liraya satın almak? Sanat koleksiyoncusu olacağım derken dolandırılmışsın kardeş, her kimsen...

Resmen printerdan çıkan resmi kakalamışlar sana, kusura bakma.*

Not: Bana Twitter, Facebook ve Instagram’dan ulaşabilirsiniz: @anlatanadam

Yazının devamı...

O Ses Türkiye’deki Beyazıt Öztürk

*

 

Türk televizyon tarihinin en köklü ve en önde gelen isimlerinden Beyazıt Öztürk, tartışmasız. Yirmi yılı aşkın sürede yaptığı ve şimdilik kısa bir ara verdiği Beyaz Show’un ardından, televizyondan uzak bir dinlenme sürecinde olacağını düşünmüştüm şahsen.

 

Çok eski bir arkadaşı ve hatta bir süre Beyaz Show çalışanı olarak, Beyaz Show’u nadasa bırakabileceğini ve bir başka projeye asla sıcak bakmayacağını tahmin etmiş ama kendisiyle bu konuyu hiç konuşmamıştım.

 

*

 

TV8’de yayınlanan Gel Konuşalım programında Acun da, Beyaz’a yıllardır teklif götürdüğünü ve yılın en büyük transferlerinden biri olarak değerlendirdiği Beyaz – Acun Medya birlikteliğini gururla ve heyecanla anlatmıştı.

 

*

 

Beyaz Show ve aslında dünyada da örnekleri olan bir çok büyük talk show programı, çok büyük bir ekip tarafından; tam zamanlı altı günde hazırlanıyor. Bazı konuklar aylar öncesinden tespit ediliyor. Başlarında Beyaz olmak üzere, ekipler konuklara deliler gibi gece, gündüz çalışıyor.

 

Konularla ve konuklarla ilgili çok sayıda skeç önceden çekiliyor, montajlanıyor, izleniyor, düzeltiliyor, yeniden montajlanıyor, yayına hazır hale getiriliyor. Bazen bir skeçle üç, dört gün uğraşılıyor ve belki konusu açılmadığı için yayınlanmıyor bile! Yine de her program için bir çok skeç ve VTR hazır halde bekletiliyor. Çünkü skeç dediğini, stüdyoda konular sıkıştığında kullanıyor Beyaz. Bir program için on skeç hazırlandığını, sohbet - muhabbet su gibi aktığı için sadece iki, üç tanesinin kullanıldığını bilirim!

 

Yetmiyor, konuklarla ilgili sokak röportajları çekiliyor, konuk yakınlarından tiyolar alınıyor. Bizzat Beyaz konukların bazılarıyla önceden buluşuyor, programı konuşuyor, sürprizleri kaçırmadan ortak çalışmalar yapıyor.

 

Şarkıcı konuklarla komik klipler çekiliyor. Ana konuklar hariç, programın tansiyonunu yüksek tutmak için, stüdyoya Türkiye’nin ve hatta dünyanın gündemine oturmuş, kısa şovlarını gerçekleştirip çıkacak aksiyon konukları davet ediliyor. Bazen beş dakikacık kısa bir şov yapacak birini getirmek için haftalarca uğraş veriliyor.

 

Biten bir Beyaz Show’un ertesi günü başlayan, cuma yayın gününe kadar yaşanan bir çılgın çalışma...

 

*

 

Beyaz; yirmi yılı aşkın bir süre, hiç ara vermeden, hiç hastalanmadan, hiç özel hayatını öne koymadan, insan üstü bir çabayla her hafta bu şovu hazırladı.

 

Her işte olması gerektiği gibi de; zirvedeyken, kendini ve şovunu nadasa bıraktı kısa bir süre için.

 

*

 

Şimdi yorumları okuyorum sosyal medyada O Ses Türkiye’deki Beyaz’la ilgili. İnsanlar Beyaz’ın ne kadar rahat, ne kadar komik, ne kadar esprili olduğundan bahsediyorlar.

 

Ne kadar şaşırtıcı(!)

 

*

 

O Ses programının dinamiklerini hiç bilmiyorum. Beyaz’ı tanıyorsam, elini konunu sallayarak stüdyoya gittiğini ve O Ses Türkiye koltuğuna oturduğunu hiç sanmıyorum. Fakat, Beyaz’ın yeni programında yaşadığı, neredeyse çılgınlık seviyesinde anlatabileceğim bir çalışma içeren Beyaz Show hazırlığı da değildir elbet.

 

Eski bir arkadaşı ve özellikle eski bir Beyaz Show çalışanı olarak söylüyorum; Beyaz’ın en rahat, en kendi gibi olduğu, en neşeli hallerini izliyoruz ekranda. İşin sorumluluğunu televizyon dahisi Acun ve ekibiyle paylaşmış olmanın verdiği rahatlığı, Beyaz’ın her cümlesinde hissediliyor.

 

Evdeki gibi komik, arkadaşlarıyla olduğu gibi rahat, bildiğimiz Beyaz!

 

*

 

Beyaz Show ne olacak? Beyaz, O Ses Türkiye’de yıllarca devam edecek mi? Bilmiyorum. Bilsem de söylemem zaten, kusura bakmayın.

 

Beyaz benim bildiğim Beyazsa, Hadise’nin ataklarına rağmen, bir gün O Ses Türkiye’de şampiyon olacaktır. O kadarını söyleyeyim size...

 

*

 

Not: Bana Twitter, Facebook ve Instagram’dan ulaşabilirsiniz: @anlatanadam

Yazının devamı...

Pazar Testi

Bu testi bilmeyenler için söylüyorum, benim testlerde cevap her zaman (e) şıkkı. Maksat muhabbet olsun, pazar pazar kafayı yormayalım. Bir birim öğrenelim, iki birim kıkırdayalım. 

Bu hafta sosyal medyada en çok konuşulan konulardan biri, bir psikoloğun ciddi ciddi attığı bir paylaşımın altına gelen muhteşem yorumlardı bence. Kızımız şöyle demişti: ‘Bir psikolog tespiti olarak şuraya yazayım: Kimsenin hayatı dışarıdan göründüğü gibi değil. Herkesin hikayesinin gizli bir tarafı var.’ Twitter mizahşörleri altına anında yorumları doldurdu tabi. Aşağıdakilerden hangisi, psikolog hanım kızımıza gelen en iyi cevaplardandır?

a) Bir jeolog olarak söylüyorum: Her şeyi herkesin yanında konuşmayın. Yerin kulağı var.
b) Bir edebiyatçı olarak şunu söylüyorum: -de ayrı yazılır
c) Bir duvar ustası olarak söylüyorum: Yalnız taştan duvar olmaz
d) Bir tıpçı olarak söylüyorum: Nefes almazsak ölürüz, bu yüzden nefes almalıyız.
e) Hepsi

Adana’da çeşitli suçlardan aranan bir vatandaş, polisi kandırmak için, akla hayale gelmeyecek bir plan yapmış. Babası tarafından ortaya çıkarılan bu plan tutmamış ve suçlu tutuklanmış ama hayal gücü ve çabası çok enteresan. Sizce bu arkadaş, polisten kaçmak için ne yapmış olabilir?

a)Sakal bırakmış, saçları kazıtmış
b)Başka bir şehre, başka bir isimle yerleşmiş
c)Yüz ameliyatı olmuş
d)Cinsiyet değiştirmiş
e)Kendini öldü göstermek için, ölmüş halinin fotoğrafını çektirip, arkadaşlarına sosyal medyada paylaştırmış

Çocukları taşıyan servis araçları her zaman gündemin bir parçası oluyorlar maalesef. Bir haber de Keşan’dan geldi bu konuda, bu hafta. Polis, içinde 14 öğrenci olan servis aracını durdurup, alkol kontrolü yapmış gündüz gözü. Servis şoförü alkollü çıkmış iyi mi? Peki sonra ne olmuş dersiniz?

a) Şoföre çeşitli suçlardan 1453 lira ceza kesilmiş
b) Ehliyetine 6 ay el konmuş
c) Minibüs trafikten men edilmiş
d) Çocuklar okula geç kalmasın diye, çocukları okula servisin şoför koltuğuna geçen polis memuru bırakmış
e) Hepsi

Hep bu tabiri kullanmak istemiştim, kısmet bugüneymiş! Gün geçmiyor ki yeni bir saadet zinciri haberiyle karşılaşmayalım! İşte yeni bir Çiftlik Bank, dolandıracak insan arıyor belli ki. Neyin pazarlandığı önemli değil aslında da, kolay yoldan para kazanmanın hala geçerli olduğunu düşünen on bine yakın vatandaşımız, uslanmadan, bu piramit sisteminin içine balıklama atlamış. Bu yeni sistem ne satıyor gibi görünüyor sizce?

a) Aloe vera krem
b) Masaj yağı
c) Kripto para
d) Enerji içeceği
e) Çörek otlu kahve

Kanada değişik memleket tabi. Sosyal devlet olmakla pek övünüyor bu Kanadalılar ve çok değişik kanunları var yürürlükte. Sizin için bazılarını derledim. Peki en son, Kanada hükümeti ne karar aldı sizce?

a) Evlerde evcil hayvan olarak fare beslemek yasaklandı
b) Halka açık parklarda havadan hafif balonları uçurmak yasaklandı
c) Belediyelere ait alanlarda ağaçlara tırmanmak yasaklandı
d) Ev hayvanı olarak beşten daha fazla kedi ve köpek beslemek yasaklandı
e) Keyif amaçlı esrar içmek serbest bırakıldı

(Not: Diğer şıklar da doğru ama bu kanunlar daha önceleri yürürlüğe girmiş. Kanada’da çıkartılan en son yasa tabi ki ‘e’ şıkkı.)

Artan maliyetler ve meyve nektarına getirilen yüzde 10’luk ÖTV artışından sonra, bazı meyve suyu üreticileri maliyetlerini kontrol altına almak ve satışlarını düşürmemek adına ne yaptılar?

a) Reklamları arttırdılar
b) Fiyatlarını yükselttiler
c) Kar marjlarını düşürdüler
d) Ambalajları küçülttüler
e) Meyve sularını sulandırdılar

Her zaman söylüyorum, sosyal medyanın genç ve amatör mizahşörleri, bu işi profesyonel olarak yapan herkesten çok daha komik! Bir cümleyle, bir resimle, kısa bir videoyla anlatmak istediklerini anlatıyor ve ortamı kahkahaya boğuyorlar. Aşağıdakilerden hangisi bu haftanın en komik tespitidir? (Not: Asıl kaynağa ulaşmak ve emin olmak çok zor olduğundan isim veremiyorum, kusura bakmayın gençler)

a) Bir liralık çakmağı üç buçuk liraya satan bakkal amca, ateşi yeniden mi buldun nedir?
b) Annenle pazardan dönerken sokakta hoşlandığın çocukla karşılaşma TÜR:Dram IMBD:7.6
c) Facebook’tan çıkartmışsın, Instagram’dan, Twitter’dan ve Whatsapp’tan engellemişsin. Gel bari evdeki modemi de kapat!
d) Evde WiFi ile film izledikten sonra, mobilden izlediğimi fark edince, yavrusunu kartal kaçırmış Fatma Girik gibi hissettim kendimi!
e) Hepsi

Sizlere sağlıklı, mümkünse neşeli, sevdiklerinizle birlikte geçireceğiniz bir pazar günü dilerim.

Not: Bana Twitter, Facebook ve Instagram’dan ulaşabilirsiniz: @anlatanadam

Yazının devamı...

Daha iyisini bilememek

*

Sonradan hem Star televizyonu yönetimi, hem de programın sunucusu Onur Buldu özür diledi, gönül aldı ama özürler Eyvah Düşüyorum adlı yarışma programında sorulan soruyu affettirmedi benim gönlümde.

 

Yarışmada sorulan soru şuydu:

 

‘Yazın üç ay tatil yapıp, bir de üstüne maaş aldığı için çok kıskanılan meslek grubu nedir?

 

Cevap: Öğretmenler

 

*

 

Bak şimdi. Ne kadar da komik!

 

Evet yarışma esprili, mizah içerikli bir yarışma. Soru da öyle ama bazı hassasiyetler var memlekette arkadaşlar. Atanırsa kıt kanaat geçinen, atanamazsa hayatı anlamsızlaşan; devlette de, özelde de saatlerce çalışıp, üstüne üstlük geçim sıkıntısı yaşayan, en değerli varlıklarımızı emanet ettiğimiz ama en az özen gösterdiğimiz öğretmenleri, espri malzemesi yapmayacaksın kardeşim.

 

Acaba bilmiyorlar da mı böyle yapıyorlar?

 

Soruyu yazan editör gençte böyle bir hassasiyet yok hadi, o stüdyoda bir yönetmen de mi yok? Hadi tüm teknik ekibi geçti soru, Onur Buldu’yu nasıl geçti?

 

‘Bu soruyu sorarsak, eğlenmek adına yaptığımız sabun köpüğü bir iş için, öğretmenleri kırar mıyız?’ demedi mi kimse?

 

*

 

Bizim memlekette televizyonculuk zor zanaat, etliye sütlüye dokunmadan, kırıp dökmeden ilerleyebilmek bir sanat. Yıllarca televizyonculuk yaptım, iyi bilirim, halden de anlarım. Küçük bir espri yaparsın, hemşirelerin kalbi kırılır. Öyle demek istemezsin, Fırıncılar Odası kınama yayınlar. Başka bir şey anlatmaya çalışırken ve sadece iki kıkırdama hedeflerken, karşında bir federasyon bulursun. İp üzerinde yürümek gibidir.

 

(Hatta bu örnekleri verirken bile, acaba buna da kırılırlar mı diye düşüyor insan)

 

Yapım ekibinin ve özellikle Onur Buldu’nun sonradan üzüldüğüne eminim ama öğretmenler hassastır be çocuklar? Anne gibi, baba gibi bir şeydirler. Özeldirler. İki kıkırdamak adına daha dikkatli olmak gerekmez miydi?

 

 

*

 

Bir de şöyle sorsak?

 

OECD ülkeleri içinde yıllık en yüksek çalışma saati ve aylık en az maaş oranlarıyla ilk üçe giren, buna rağmen yazın yaptıkları üç aylık tatil milletin gözüne batan meslek grubu nedir?

 

Cevap: Öğretmenler

 

*

 

İmkan desen imkan var, araştırıp öğrenmek istesen bilgi her yerde. Yine de olmuyor dedik ya?

 

En nadide örneklerinden biri de Sultangazi Belediyesi’nin muhteşem yeşil alan düzenlemeleri.

Sokağın, betonun orta yerinde; on, on beş metrekare ya var ya yok. Kelleşmiş bir çim alan, bir küçük ağaç, bir de sırça parmak fidan. Zaten orada bir şey olmaz da, istese iki kişi piknik yapamaz, biri yedekte bekler, boyutu ifade etmek için yazıyorum. Adı yeşil alan.

 

Neredeyse iki insan boyunda koca bir tabela dikmiş belediye bu kel toprağa, Yeşil Alan Düzenlemesi Sultangazi Belediyesi Tarafından Yapılmıştır!

 

 

Gerçekten bravo! Biz de bu muhteşem vaha kimin tarafından yapıldı acaba diye merak ediyorduk.

 

Yeşil alanın üç adıma on adım toplam yüzölçümünün, beşte biri kadar görünen bu tabela olmasaydı; bu doğal güzelliği, bu inanılmaz bahçe düzenlemesini kime atfedecektik acaba?

 

(Not: Sosyal Medya’da yankısını duyunca, dün o tabela oradan kalkmış)

*

 

Gurur duyuyoruz(!) bu kadar imkan içinde yüzerken, daha iyisini bilmeyen ve daha iyisini veremeyenlerle...

 

*

 

Not: Bana Twitter, Facebook ve Instagram’dan ulaşabilirsiniz: @anlatanadam

Yazının devamı...