"Anlatanadam" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Anlatanadam" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Anlatanadam

Genç Girişimciye Öğütler

27 Mayıs 2017

Bakalım bu konuda her şeyi yapmaya, her türlü yoldan geçmeye hazır mısın genç girişimci?

Eğer kendi işini kurmak ve oradan büyüyüp gitmek istiyorsan, bir defa sana kim ne derse desin, sen bu seçtiğin yolda sadece para için yaşamak zorundasın. Eğer kendine başka hedefler belirlediysen veya en azından bu yalanları kendine söylüyorsan, ya bu yazıyı okumayı şimdi bırak ya da bu yalanları bir kenara.

Unutma, herkesin bir hikâyesi var, ama sen sadece kazananların hikâyelerini dinliyorsun. Yaptığı işlerden parasal tatmini yakalayamamış insanların hikâyeleri inandırıcı olmuyor maalesef.

Sen yaptığın işlerden para kazanacaksın, sonra da geldiğin yolu başkalarına anlatacaksın. Herkes seni oturup dinleyecek. İşte asıl tatmin orada başlayacak. Neyi nereden aldın, nasıl yaptın da o şekilde sattın, nasıl olur da herkes sana yapamaz derken başardın, bir fikrin vardı ve herkes sana nasıl güldü. İşte o zaman anlatacaksın.

Bu öykülerin yeterli miktarda para kazanmayla desteklenmiyorsa, yüzüne gülmeseler de arkandan mutlaka güleceklerdir.

Bu konuda okuduğun her kitap, girdiğin her internet sitesi sana ‘Önce kişisel hedeflerinizi belirleyin, organize olun, coşkulu olun, kim olduğunuzu unutmayın; kısa vadeli hedefleriniz uzun vadeli hedeflerinizle tutarlı olsun, seçtiğiniz yol ahlaki açıdan uygun olmalıdır, iç barışınızı sürekli denetleyin’ gibilerinden martavallar okuyacaktır.

Bunları bir kenara bırakmalısın. Senin gözünü para bürümeli. Her olaya baktığında bir fırsat görmeli, her fırsattan da kendine bir fayda çıkarmayı hedeflemelisin. Acımasız olmalısın, acımamalısın.

Acımamaya hazır mısın?

Yazının devamı...

Gençlerin memnuniyet raporu  

24 Mayıs 2017

Tabi ki olmayacak, bambaşka şartlarda yetişiyorlar, bambaşka sosyal ortamlarda bulunuyorlar, bir kere televizyonun orta göbeğine, internetin içine doğdular. Sen her ne kadar ‘daha az televizyon, sınırlı internet’ diye tuttursan da, bir yerlerden bulup buluşturup istediklerini izliyorlar.

 

 

Habitat Derneği’nin hazırladığı ve sunduğu, ‘Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali Raporu’na takıldım kaldım.

 

 

Araştırma sonuçlarına göre, bir defa arkadaşlarıyla ve aileleriyle ilişkileri bizlere göre daha sıkı, daha sıcak. O yüzden aile ilişkilerinin değerlendirildiği sorularda; %90’ı ‘Ailem bana gerçekten de yardım etmeye çalışıyor’, %89’u ‘Ailemden ihtiyacım olan duygusal destek ve yardımı görüyorum’, %84’ü ‘Ailemle sorunlarım hakkında konuşabilirim’ demiş. Ne güzel!

 

Yazının devamı...

19 Mayıs gönüllerde kutlu olsun!

20 Mayıs 2017

Bu sene de 19 Mayıs bir bayram havasıyla kutlanamadı. Bayram havası dediğim liseli gençlerin zorla stadyumlara doluşturulması; siyah, likralı, saten taytlı delikanlıların ve fırfırlı mini etekli kızların senkronize hareketler yapmaları ve hatta birbirlerine temas ederek dans etmeleri değil tabi.

 

Zaten ergenliklerinin tam ortasındalar, hormonlar tavan yapmış. Dans dediğiniz de biliyorsunuz, yatayda olmasa da dikeyde erotik bir yakınlaşma affedersiniz. 19 Mayıs etkinliklerine çalışırken zaten beden hariç diğer derslerden geri kalıyorlar. Gençlere göre ‘ders ekmenin bedencesi’ 19 Mayıs'ın, okullarda gösterişli bir biçimde kutlanmaması milli eğitimimizi çok daha ileri seviyeye götürecektir, orası kesin. Onun yerine gençlerin sınavlara hazırlanmaları, günde 600-700 soru çözmeleri istikballeri açısından çok daha isabetli olacaktır.

 

19 Mayıs aslında bir milletin işgalci, emperyalist güçlere ve çıkarcı, bireysel yönetime isyanıdır. Bir ilk adımdır. Diyelim ki çeşitli sebeplerle bireysel yönetime karşı değiliz. Bunun sadece işgalci, emperyalist güçlere karşı olma kısmını kutlasaydık bari.

 

Bizde de Kuzey Kore'de olduğu gibi füzeler, tanklar, toplar dizi dizi stadyumda boy gösterebilirdi. Milli bir bayram sonuçta. Stadyum sırf erkekle dolacağı için kızlı, erkekli bir sıkıntı da çıkmazdı. Hem gurur duyduğumuz yerli yapım savaş araçlarımızı da ahali görmüş olurdu. Gerçi ‘bir çoğunu sokakta da görüyoruz her gün’ derseniz haklısınız. Bir heyecanı yok.

 

Yazının devamı...

Stres çarkından doğan fırsatı değerlendirdim!

17 Mayıs 2017

Almanı, Çinlisi, Türkü para basıyor işe yaramaz, tipi bozuk bu oyuncakla; işin mağduru, mucidi Catherine Hettinger evinde oturmuş, olanı biteni hayıflanarak izliyor. Kadıncağız 1993 senesinde icat etmiş oyuncağı, sekiz yıl boyunca da patenti elinde tutmuş. Bir zaman gelmiş ki, dört yüz dolar para yatıramamış patent ofisine, zaten bir işe de yaramamış o güne kadar, salmış patenti ortalığa. Şimdi açlık sınırının Amerikancasını yaşayan bir garip kadın olarak, evini istila eden gazetecilerin sorularını cevaplıyor.

*

Mucitle para arasında her zaman doğru orantı yok tabi. Hatta, ters bir orantı var. Kafası çalışan başka, parayı kazanan başka, hem de her dilde, her ülkede.

*

Alternatif akım, telsiz, dünyanın en güçlü vericisi, uzaktan kumanda gibi çağının ötesinde icatları olan Nikola Tesla, hayatının son günlerinde borçlarından kaçmak için sürekli otel değiştirirmiş misal.

FM radyoyu icat eden Edwin Armstrong, icadı elinden alındığı için kendi hayatını sonlandırmış.

2002 yılında Amerikan Temsilciler Meclisi tarafından telefonun gerçek mucidi sayılan Antonio Meucci, Alexander Graham Bell’den beş yıl önce telefonu icat etmiş ama işin ticari yönünde çok zayıf kaldığı için, patentini Bell’e kaptırmış. Açlık ve sefalet içinde ölmüş adamcağız.

Matbaayı bulan Gutenberg, bildiğimiz anlamda araba lastiğini icat eden Charles Goodyear ve bir çok mucit sefalet ve bilinmezlik içinde ölmüşler.

Yazının devamı...

Çiçek gibi tavsiyeler

13 Mayıs 2017

Biraz geç geldi, arada hala yağmur yapıp moralman bizi kış günlerine geri iteliyor ama yine de enerjimiz yüksek; tuhaf bir umut, bir hezeyan, gereksiz bir heyecan bünyelere doluyor.

 

Telefonlardan kafaları kaldırın, çıkın gezin, dolaşın artık. Paylaşmak için değil, yaşamak için yaşayın biraz da.

 

Bir parkta oturup iki satır bir şey okuyun. Kapalı mekanlardan kaçının değil tabi. Sevgiliyi ya da iki arkadaşı alıp sinemaya gidin. Halk konserleri var önümüzde bildiğim. Koşun, biraz havanız değişsin!

 

Bir kitap: TED Gibi Konuş

 

Yazının devamı...

Evrim ya da devrim teorisi

10 Mayıs 2017

Eskiden sahilde tek başına oturan yakışıklı çocuk, diskoda bir masaya ilişmiş yalnız kız, karikatürlerde denize bakarken pardösüsü uçuşan gizemli adam tuhaf görüntüler değildi.

Disko zaten kalmadı, son karikatür dergisi neredeyse kapandı, sahilde tek başına oturan biri varsa da jandarmayı aramak gerekiyor artık.

*

Bir ara ‘cep telefonu kullanmıyorum insanları’ vardı, hatırlamazsınız bile belki. Önceleri, sağlam hobileri olan, kendilerine zaman ayırmayı seven bu insanların her yere telefon götürmek istememelerini anlamıyorduk. İnsan neden bu kadar yalnız olmak isterdi ki?

Sonra telefon kullanmayan insan kavramı bitti. Sosyal medya icat oldu, mertlik iyice bozuldu. Biz anında Facebook kullanmayan insanları anlayamamaya başladık. Nasıl olur da bir insanın Facebook hesabı olmazdı? ‘Herkes orada, sen nasıl olmazsın? Nasıl? Atma!’

Akabinde, bir gün herkesin Facebook’u oldu. Sanki zorunlu hale gelmişti. O zaman da, Facebook hesabı olup da az kullanan, girip sadece başkalarına bakan, bir şey paylaşmayan insanlar türedi. Bunlar kendilerine ‘teknoloji özürlü’ diyorlardı. Anne ve babalarımızdan falan bahsetmiyorum ha, yanlış anlamayın. Bir çok orta yaş üstü, zorla da olsa Facebook işini çözdü, hatta profesyonel lige geçti.

Teknoloji özürlü olanlar bunu bir havayla söyleyenlerdi. ‘Twitter kullanmıyorum, Facebook da var ama girip çıkıyorum sadece’ cümlesi, eskinin ‘cep telefonu kullanmıyorum’ havalı kavramının evrim geçirmiş haliydi artık. Biz de, hiç paylaşım yapmayan insanları anlamamaya başladık.

Gün geldi, ‘Whatsapp’ın var mı?’ sorusu birisine soracağın en aşağılayıcı sorulardan biri oldu. ‘Herhalde var!’ bile denmeyecek hallere gelindi. Bu soruyu soran anca art niyetliydi, acaba ne demek istiyordu? Kimin Whatsapp’ı olmazdı ki?

Yazının devamı...

Bir gişenin anatomisi: Recep İvedik

6 Mayıs 2017

Recep İvedik karakteri bugüne kadar yirmi altı milyon yedi yüz bin kere izlenmiş. Yani filmin sadece sinemalarda elde ettiği gelir iki yüz elli milyon TL. Yurt dışı gösterimleri, DVD, internet ve televizyon satışlarıyla dört yüz milyon TL’lik bir ekonomi yaratmış Recep İvedik serisi.

Bütün bunları Şahan Gökbakar’ın parası züğürdün çenesini yorarmış zihniyetiyle yazmıyorum elbette. Allah Şahan’a daha çok versin, işin ekonomisi daha da büyüsün inşallah!

*

Şimdi şu gişe rakamlarıyla ilgili biraz daha fazla bilgi vereyim sizlere. 2017 senesinde Recep İvedik 5 şimdilik açık ara önde gidiyor. Vizyona girdiği 2014’te Recep İvedik 4, 2010’da Recep İvedik 3, 2009’da Recep İvedik 2 ve 2008’de Recep İvedik’in ilk filmi, o yılın çok farklı şekilde en çok izlenen filmleri olmuşlar.

Buradan ne çıkarmalıyız?

Şahan Gökbakar bir sinema dâhisi midir?

Gökbakar kardeşler toplumu başkalarından daha mı iyi okumaktadırlar?

Recep İvedik belli bir kesim tarafından tu kaka ilan edilse bile, toplumun geri kalanı tarafından çok sevilen bir film karakteri midir?

Yazının devamı...

Nostalji bile yapamayacak mıyız kardeşim?

3 Mayıs 2017

Bir neşe basıyor, insan anlık da olsa kendini iyi hissediyor. Gereksiz bir heyecanla herkes birbirinin sözünü keserek konuşuyor.


İçinde bulunduğumuz durum belli. Moraller sıfırın altında seyrediyor. Çoğumuzun işleri nanay; maaşlı yaşayanlar ay sonunu görmeyi bırak, ilk haftayı zor bitiriyor. Ortalık gergin, memleket darbuka kıvamında. Biraz geçmişe dalıp, mutlu olduğun bir kaç günü anımsayamazsan, zaten sıyırıp atacaksın kayışı.


Her yaşın nostaljisi, herkesin kendine ait bir hayat hikayesi var elbette. Herkes gözlerini kısıp geçmişe gittiğinde, kendininkine gidiyor. Geçmiş hayattan müzikler anımsıyor, içinde ömürler geçmiş eski evleri, bir sevgilinin sürdüğü parfümü, okul koridorunda atılmış olan platonik bir bakışı hatırlıyor.


Nostalji genellikle olumsuz duygularla tetiklense de, nostaljik duyguların bünyede esmesi, zorluklarla başa çıkmaya yardımcı olan hormonların salgılanmasına sebebiyet veriyor. Yani zorlu zamanlarda insan, geçmişte yaşanan güzel anılara geri dönerek, bugünü sağlığına zarar vermeden geçirebilmek için, anlık bir savunma mekanizmasını devreye sokuyor.


Yazının devamı...