15 Temmuz gazileri o günü anlatıyor

Güncelleme Tarihi:

15 Temmuz gazileri o günü anlatıyor
Oluşturulma Tarihi: Ağustos 01, 2016 13:56

Ankara, 15 Temmuz darbe girişiminin yaşandığı gecenin yaralarını sarmaya çalışırken, tankların önüne yatan, mermilere kendini siper eden gaziler, gördüklerini anlatmaya devam ediyor ve anlattıklarıyla, o kara gecede yaşanan dehşeti gözler önüne seriyor. Biz de bu hafta, “Sorgulu Sualli”de, 15 Temmuz gecesinin tanıklarına, neler yaşadıklarının yanı sıra, o anki hislerini ve ölümü göze alarak, mermilerin tankların önüne nasıl atladıklarını sorduk. Gazilerden Fehmi Topçu, ölümle karşı karşıya kaldığı anları, “Çanakkale’de şehit olan kardeşlerimizin ruhu, arı gibi geldi kalplerimize kondu” sözleriyle anlattı.

Haberin Devamı

Ankara’da, darbe girişiminin yaşandığı 15 Temmuz gecesi, yaralıların en çok getirildiği hastanelerden biri de Numune Hastanesi oldu. 200’e yakın kişinin getirildiği hastaneden yaralıların birçoğu tahliye olurken, durumu biraz daha ağır olanların tedavisi devam ediyor. Hastanenin 3. katında özel serviste tedavileri devam eden gazi ve yakınları artık akraba gibi olmuşlar ve aralarında dertleşerek, yaşadıkları travmayı atlatmak adına birbirlerine psikolojik destek de oluyorlar.
Hastane yetkililerinin yönlendirmesiyle, ilk olarak nakliye işiyle uğraşan 29 yaşındaki Ersin Karabıçak’ın tedavi gördüğü odaya giriyorum. Ben, kolundan ya da ayağından ya da vücudunun herhangi bir yerinden kurşun yemiş ve tedavisi devam eden birini beklerken, karşımda sağ bacağı diz altından kesilmiş bir genci görünce neye uğradığımı şaşırıyorum bir ana ama sonra toparlayıp, kendimi tanıtıyorum ve sormaya başlıyorum.

Haberin Devamı

15 Temmuz gazileri o günü anlatıyor

KORNA ÇALA ÇALA YOLA ÇIKTIK

İlk nasıl duydunuz darbe girişimini ve nasıl bir tepki verdiniz?

Kuğulupark’ta nakliye işimiz vardı, onu bitirdiğimiz sırada, duymuştuk zaten ne olduğunu. Bekliyorduk. Cumhurbaşkanımızın çağrısını duyunca da, iki kamyonduk. Trafiğe çıktık.
Sonra nereye gittiniz?

Korna çala çala yola çıktık. Balgat’tan Konya Yolu’na çıktık. Bu sırada ne kadar ufak araba varsa da peşimize taktık. Kalabalık bir konvoy halinde Konya Yolu’na çıktık. Emniyet’in oraya geldiğimizde bir iki ufak araba vardı yolda, sürterek yolu açtık geçtik yanlarından. Ankamall’ün önüne kadar geldik, orada da beni vurdular.
Aracın içindeyken mi vuruldunuz?

Evet direkt ön taraftan geldi mermi. Zırh delici havan mermilerinden atmışlar. Araçtan indim, birinden kemer istedim, ayağıma turnike yaptım. Yolda yardım istiyordum, sonra benim arkamda bir araç vardı. Onda da arka koltuktaki sırtından vurulmuş, hastaneye giderken beni de aldılar. Geldiğimde ameliyata aldılar.
Bacağınızı kurtaramadılar mı?

Yoktu ki, kurtarılacak bir şey. Sağ ayağım paramparçaydı.
Şu an ne hissediyorsunuz?

“Vatanımızı kurtardık” diyor sadece gözleri dolu bir şekilde ve kısa bir süre sessizlik olunca, genç gaziyi fazla yormamak adına “Geçmiş olsun” diyerek yan odaya geçiyorum. Ayağından yaralanan 52 yaşındaki Fehmi Topçu’nun eşi karşılıyor kapıda, buyur ediyor içeriye. Ben sormadan başlıyor anlatmaya...

Haberin Devamı

15 Temmuz gazileri o günü anlatıyor

BABA ŞEHİT OLACAKSAN BEN DE OLACAĞIM

Akşam namazını kıldım, evde oturuyorduk. Sonra uçaklar evin üstünden uçmaya başladı.

Nerede oturuyorsunuz?

Dışkapı’da. O sırada oğlum da dışarı fırlamış, geldi baba bu uçaklar ‘iyiye alamet değil’ dedi. Uçaklar geçtikten sonra, tankların sesini duyduk. Sonra, mesaj geldi AK Parti’den, Ulus’a gelin diye. Bu arada oğlum da, ‘baba anlamadan, dinlemeden çıkmayalım’ dedi. Daha ne olduğunu bilmiyorum ama içime bir şey doğdu. ‘Oğlum sen annenin yanında dur ben gidiyorum’ dedim. O da, ‘yok baba, sen şehit olacaksan ben de olurum, geliyorum’ dedi.
İlk olarak nereye gittiniz?

Biraz yürüdük. Yoldan bir transit geçiyordu ona bindik. Ulus’a geldiğimizde trafik vardı, araçlar ilerleyemiyordu. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nin orada bir tank, tabelaları, duvarı yıkmıştı. Sonra ben de tabelalardan birini tankın paletine soktum, lastik attı. O sırada, birileri ‘Genelkurmay Başkanı kaçırılmış, oraya gidiyoruz’ deyince biz de hızla oraya doğru hareket ettik. Ne olduğunu anlamadık hala, ezilmiş bir taksiyi gördüm. Tepemizde helikopterler, uçaklar uçuyordu. Akay Kavşağı’nın oraya vardığımızda, oralar hep dağılmış, kırılmış. Sonra, Genelkurmay’ın önünde yaklaşık 300 kişi toplandık.

Haberin Devamı

DAHA AĞIRLARI VAR DEYİP BENİ ALMADILAR

Silah seslerini duyunca oğluma ‘sen şöyle üst geçidin orada bekle’ dedim. O kargaşada, sol bacağıma iki kurşun geldi. Elimde bayrak vardı, yaraya bayrağı sardım. Yaklaşık 15 dakika oradan çıkamadık, ateş devam ediyordu. Ondan sonra helikopter taramaya başladı. Sonra oğlum geldi, üç beş kişi beni 100 metre anca taşıdılar, helikopterler bir daha taramaya başladı. Ben de nasıl olsa yaralandım diye çocukların üstüne kapandım. Sonra bomba atıldı. O an dünya durdu. 10 dakika kendimize gelemedik. O sırada ayağıma bir de şarapnel parçaları girdi. Önümde iki kız çocuğu vardı, onların vurulduğunu gördüm. Kolları ayakları kopanlar. Hiç durmuyor ki; sürekli tarıyor. Çocuklar tekrar toparladı beni kaldırdılar. Yoldan bir araba buldular. Oğlum birkaç araba çevirmiş ama onlar, daha ağır yaralılar var, onları götürüyoruz diye beni almamışlar.

Haberin Devamı

ÇANAKKALE RUHU KALBİMİZE KONDU

“Korkmadınız mı hiç evden çıkarken” diye soruyorum.

Topçu’nun eşi yanıtlıyor: “Evden, ‘52 yaşına kadar yaşadım, bir 50 yıl daha mı yaşayacağım. Şimdi ya çıkarız, ya çıkarız, yoksa sabaha kalırsa sokağa çıkamayız’ diyerek fırladı” diyor. Topçu da son söz olarak şunu ekliyor: “O gece ben şunu gördüm. Çanakkale’de şehit olan kardeşlerimizin ruhu, arı gibi geldi kalplerimize kondu. Mermilerin önüne öyle atabildik kendimizi.”
Kurşun gibi sözler. O gece halkın sergilediği gözükaralığı en güzel özetleyen ifadelerden biriydi belki de.

15 Temmuz gazileri o günü anlatıyor
TARAYIN BUNLARI CANLI KOYMAYIN DEDİ

Haberin Devamı

Oradan çıkıp, Anadolu Ajansı’na yaptığı konuşmayla o geceyi, en samimi duygularla anlatan, bir anda sosyal medyada da fenoman haline gelen ‘Mustafa Amca’yı (Mustafa Zorova) arıyorum ve karşı odada buluyorum. Akıncı Üssü’ne gitmeden önce neler yaşadığını soruyorum.

“Ben yattım, uyumuşum. Saat 02.30’du herhalde, uyandım. Balkona çıktım, hiç durmadan sala veriliyor. Bekledim, arkasından minareden anons yapıldı. ‘Devletini, milletini, Allah’ını seven, Türkiye Cumhuriyeti elden gidiyor. Belediyenin önüne gelin. TAI’ye arabalarımız götürüyor’ dedi. Eşime, ‘Herhalde savaş çıktı. Ben gidiyorum’ dedim. Bağırdı, çağırdı gitme diye, hiç duymadan çıktım. Gittim belediyenin önüne, herkes gitmişti zaten o zamana kadar, yalnız 6-7 tane araba duruyordu. ‘Niye duruyorsunuz?’ diye sordum. Bir tanesi, ‘Amca bunlar gitmiyor, kimseyi biz zorla götüremeyiz ki’ dedi. İndim aşağıya, sala verildi o ara, arkasından yine anons yapıldı, sonra iki kişi vardı tanıdığım, ‘Sizde hiç mi kan yok? Siz, niye gitmiyorsunuz, burada dikilip de belediyeye bakıyorsunuz, yazıklar olsun size’ dedim. Sonra yürüdüğüm gibi, arkamdan 35-40 kişi geldi, oradan arabalara bindik. TAI’nın oraya giderken, traktör kepçe dolu her yerde. Araba bizi indirdi. İndik, şöyle bir de baktım ki; nizamiyenin önüne gelmişiz. O zamana kadar orada duran binbaşı ya da albay, ‘bunlar burayı teslim almaya gelmiş, tarayın bunları bir tane canlı koymayın’ dedi. ‘Ya sen ne yaparsın, sormadan etmeden’ dedim, hemen o çekti silahını.

KOMUTAN DEME ŞEREFSİZ DİYELİM

Komutan mı, asker mi çekti silahını?

Komutan deme, şerefsiz diyelim. Şöyle sıradan taradı, iş bitti. Baktım ki herkes yere olduğu gibi düşmüş. Karanlık zaten, dedim ki senin o kurşunundan ben ölmem. Bir tane daha sıktı. O zaman yere yığıldım. Bir de baktım gene ölmemişim. Şöyle kafamı kaldırdım, başımda asker duruyor. Dedim ‘oğlum bak, benim torunum askerden geldi hem de bugün. Şırnak’ta teröristle çatışmadan geldi. Onlar bile, teröriste sormadan etmeden, kendi canlarını veriyorlar da teröristi öldürmüyorlar. Siz bize niye böyle yaptınız’ dedim. Asker, usulca, ‘Amca, emir kuluyuz ben vurduysam Allah sorsun’ dedi.
O sıra ayağımdan kan fışkırıyor. Oğlum dedim, ‘şu belimden kayışı çıkar da şurayı boğdur’ dedim. ‘Benim yapacağım bir şey yok amca’ dedi. Bir amca, bir dede, bir baba dedi. O da hüzünlendi herhalde. O zamana kadar oğlum, ambulans çağırın bir de dedim. Ambulans çağırdı, oğlan dedi ki, benim yapacağım bu kadar. Ben can havliyle bir de arkadaşlara bakayım dedim, kimler ölmüş, kimler yaralı diye. Birinin kolunu çektim, üstüme geliverdi ölmüş. Ötekini çektim o da ölmüş, ötekini çektim o da ölmüş. Ambulans gelince onlara da silah çektiler. O da dedi ki, ‘kardeşim biz devletin sağlık kuruluşuyuz, kim telefon ederse gelir alırız. Vermezlerse çeker gideriz, bizim ne suçumuz var bizi vurmaya kalkıyorsunuz.’ O da, ‘alın yaralılarınızı gidin’ dedi. Oradan beni tuttular, giderken ambulansta birisi, ‘Yakının varsa ara’ dedi.
Sonra telefonu verdim eşimi aradı, ‘Eşiniz vuruldu, kan kaybı var, Sincan Devlet Hastanesi’ne gidiyoruz’ dedi. Ben de ‘Ne yaptın yaa, öyle mi telefon edilir’ dedim, aldım elinden telefonu. O da beni iyi bir şey konuşacak zannetti.
Aldım telefonu, ‘Hacııı, yetiiiş, vuruldum ölüyorum ben çabuk yetiş’ dedim.
Hastaneye gittik.
“Hangi hastaneye gittiniz?” diye sorduğumda Mustafa Amca, o anları çok hatırlayamayınca eşi anlatıyor: “Önce Sincan, sonra Gazi, sonra da Numune’ye geldik. 23.40’ta ameliyata girdi. Altı saat sonra ameliyattan çıktı.”

SEN BENİ BIRAK DEVLETTEN HABER VER

Mustafa Amca, ameliyattan çıkınca nasıl hissettin kendini?

Şöyle bir parça gözümü açtım, yan gözle baktım bizim Kazan Belediye Başkanı Lokman Ertürk, duruyor. ‘Hay Mustafa Amca iyisin, iyisin hiçbir şeyin yok senin’ dedi. Dedim yav sen onu bırak, Devlet duruyor mu, yoksa kafirlerin eline geçti mi? Sen ondan bana haber ver ki; ben ona göre iyi olayım dedim. Dedi ki, ‘biz yine aynı eskisi gibi devletimiz, hükümetimiz duruyor’ dedi.
Dedim ki, ‘Allahım ne güzel, bizler vurulsak da ölsek de devlet millet sağolsun. Allah razı olsun hepsinden dedim, devlet kurtuldu ya, bir bacak ne ki 10 tane bacağım olsa yine veririm’ dedim.
Bunların olacağını bilsen yine de çıkar mıydın sokağa, gider miydin Akıncı Üssü’ne?

Çıkardım tabi niye çıkmayayım, o zaman ben silahla giderdim onlara. Sade onlarda mı var silah, hemen indiğim gibi baktım o beni vuracak, ben askerlik etmedim mi? Muhakkak vururdum onu.

15 Temmuz gazileri o günü anlatıyor

CUMHURBAŞKANINI ÖYLE GÖRÜNCE AĞIRIMA GİTTİ

Mustafa Amca’nın ziyaretçileri gelince bir diğer odada, inşaat ustası 51 yaşındaki Süleyman Tok’u buluyorum. Konuşmasından, yerinde duramayışından, her halinden belli Karadenizli olduğu. Zaten 15 Temmuz gecesi de öyle olmuş, yerinde duramamış. Sokağa çıkış anını da şöyle anlatıyor Süleyman Tok:
“Eşim Samsun’daydı. Ben de Eryaman’da evde oturuyordum. Televizyonda ilk İstanbul’da askerlerin köprüye çıkışını gördüm. Sonra, Melih Gökçek’i gördüm. Ne yapacağımı düşünürken, televizyonda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı, cep telefonundan konuşuyorken görünce çok ağırıma gitti. ‘Biz kabile devleti miyiz’ dedim kendi kendime. Kim olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı, olur mu öyle şey. Hemen fırladım evden. Çay içiyordum, lambalar falan açık öylece fırlamışım. Eşim Samsun’dan Trabzon’a gidiyordu. Onun da biletini iptal ettik. Bana ‘nereye gidiyorsun’ diye sordu. Ben de ‘şehit olmaya gidiyorum’ dedim. ‘Benim dedem, şehit onun babası şehit, onun kardeşi şehit. 4. şehit de ben olmak istiyorum. Sen de çık, şehit olmaya’ dedim. Etimesgut’a geçtim. Müthiş bir kalabalık vardı. Fakat ne yapılacağı bilinmiyor. Bazıları arabalarla Zırhlı Birlikler’in önüne geçelim, tanklar çıkamasın diyordu. Baktım herkes oraya gidiyor, ben de Kızılay’a gideyim dedim. O sırada abim aradı, ‘Bizi Demetevler’den al biz de geliyoruz’ dedi. Fakat almak nasip olmadı. Sabancı Bulvarı’ndan İstanbul Yolu’na çıktım, ama MİT’in orası kapalı olduğu için geçemedim. Daha sonra, İl Emniyet’in önüne çıktım. Araba tam ortada kaldı, sonra koştum. O ara içeri girdi askerler. Ben de daldım içeriye. Emniyet’in bahçesine. Orada mücadeleye başladık. Kargaşa var tabii, herkes bağrışıyor. Bina bombalanmış, duvarlar yıkılmış. Sivil giyimli polis yelekli birisi, bize bağırıyor çıkın dışarıya bir şey yok burada diye. Sonra önümde iki kişi vuruldu, sonra da ben vuruldum ama nasıl vuruldum, mermi nereden geldi anlamadım. Bir kurşun kalçamdan girmiş, diğeri de sırtımdan girip bağırsaklarımı parçalayıp çıkmış.

O BOYUYLA BENİ SIRTLADI TAŞIDI

Yanımda kısa boylu bir çocuk vardı, ‘abi gel ben seni sırtımda taşıyayım’ dedi, ya dedim sen beni nasıl taşıyacaksın? ‘Sen merak etme’ dedi, beni bir sırtlandı epey bir yürüdükten sonra bir araca bindirdiler. Ambulans gelemiyor zaten, yol kapalı. Sonra hastaneye geldik. Gece 01.30 gibi hastanedeydik, 7’ye kadar ameliyatım sürmüş.
Neler hissettiniz o anlarda?

Ben zaten evden şehit olmaya gidiyorum diye çıkmıştım. O anda gelen bir güç, anlatamam bunu. Mermi atılıyor, fakat bir Allah’ın kulu geri adım atmaya niyetli değil. Herkes öne gidiyor. Kimse pes etmedi. Şunu gördüm, demek ki bu millet yeri geldiği zaman, Çanakkale’de o ruhu nasıl yaşadıysa, aynısını yine gerçekleştirir.

YARIN:
* ÇOCUĞU VE EŞİYLE AKINCI’YA KOŞAN KAZAN’IN ‘KARA KIZ’I DERYA ÖĞRETMEN
* GENELKURMAY ÖNÜNDE VATAN HAİNİSİN DİYE BAĞIRINCA VURULAN LEVENT KARABİDEK
* HASTANEDE BANDAJ YAPTIRIP, TEKRAR EMNİYETE GİDEN MOBİLYACI FATİH ŞEN
* ÖRNEK’TEN GENELKURMAY’A KADAR YÜRÜYEN VE OMZUNDAN VURULAN ESNAF TURGUT UÇAR
* GENELKURMAY ÖNÜNDE SAĞ KOLUNU KAYBEDEN HÜSEYİN KESTİ

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!