ALTIN son yılların en gözde yatırım aracı. Güvenli liman ihtiyacı altın fiyatlarındaki yükselişte ana etken oldu. Enflasyon, faiz, ABD doları, fiziki alım satımlar, merkez bankaları para politikaları altın fiyatına yön veren parametreler. ABD Başkanı Trump’ın seçilmesiyle küresel ekonomideki belirsizlikler, gümrük tarifeleri ve savaşlara bağlı artan jeopolitik riskler güvenli liman ihtiyacını öne çıkardı. Bu durum doğal olarak altın fiyatlarında yükselişi beraberinde getirdi. Düşen enflasyona bağlı olarak ABD tahvil faizlerindeki gerileme, dolardaki zayıflama, Avrupa Merkez Bankası faiz indirimleri, ABD Merkez Bankası’nın faiz indirimine gideceği beklentileri, merkez bankaları ve fonların altın pozisyonlarını artırmaları yükselişi destekledi. Elbirliği ile birçok gelişmenin birbirini tamamlamasıyla altın fiyatları tarihi zirvesine ulaştı. Ancak son günlerde kâr satışlarına bağlı bir geri çekilme söz konusu.
NEDEN DÜŞÜYOR
Bu düşüşte; mevcut gelişmelerin önemli ölçüde fiyatlanmasının yanı sıra, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz indirim beklentilerinin ötelenmesi ve buna bağlı olarak dolardaki hafif değerlenme, ABD-Çin gümrük tarifeleri konusundaki anlaşma, Hindistan-Pakistan çatışmasının büyümemesi, Rusya-Ukrayna konusundaki barış görüşmeleri de rol oynadı.
Yine de teknik olarak bakıldığında; orta ve uzun dönem çıkış trendi devam ediyor. Bu aşamada gelen satışlar kısa dönemli “teknik düzeltme” boyutunda. Ons fiyatında 3.120-3.100 dolar, gram/TL fiyatında ise 3.850-3.900 kısa dönem için önemli destek noktaları olarak görülüyor. Yılbaşından bu yana gram/TL altın yüzde 34, ons altın yüzde 22 primlendi. Bilindiği üzere altının gram/TL fiyatı, ons fiyatı ve dolar/TL kurunun bileşeninden oluşuyor. İlk dört aylık enflasyon (TÜFE) oranının yüzde 13.3 olduğunu dikkate alırsak geçen yıl olduğu gibi bu yıl da altın kazandırmaya ve enflasyonu yenmeye devam ediyor.
NE BEKLENİYOR
Mevcut görünüm bu şekilde. İleriye yönelik projeksiyon tutmak gerekirse; altın fiyatlarında orta ve uzun dönem yükseliş hareketi korunuyor. Altının yükseliş için kullanacağı doneler azaldı. Bu açıdan, kısa dönem çıkış hareketinde kâr satışları ve dalgalanmalar söz konusu olabilir. Bununla birlikte ABD-Çin ticaret savaşı tekrar kızışırsa, Rusya-Ukrayna barış görüşmeleri sonuçsuz kalır, savaş devam ederse bu gelişmeler altın fiyatlaması üzerinde etkili olabilir. Bir de Trump gibi bir bilinmezlik var elbette.
YABANCI ALIMLARI
PİYASALARDA son üç haftadır hisse senetlerinde yabancı alımları görülüyor. TCMB verilerine göre; Üç haftalık hisse alımları 535 milyon doları buldu. 19 Mart ile başlayan süreçte üç hafta öncesine kadar yaklaşık 1.8 milyar dolarlık bir satış yapmışlardı. Yabancılar 2 Mayıs ile biten haftada ise; 173 milyon dolarlık hisse alımı yaparken 1.161 milyon dolarlık tahvil bono sattılar. Haftalık bazda yabancı pozisyonu nette 988 milyon dolar ekside. Ama tahvil bono satıp hisse alıyor demek için henüz erken. Kesintisiz üç haftalık alım bir istikrar izlenimi verse de miktarın düşük kalması biraz daha izlemede kalmak gerektiğini gösteriyor. Özellikle cuma günü bankalara gelen satışlar dikkat çekti. Buna karşılık son birkaç gündür sanayi hisselerindeki primler “hisse değişimi” izlenimi veriyor.
Borsa İstanbul’da perşembe günü hacim artışıyla birlikte görülen tepki yükselişini dış borsalardaki çıkışa uyum sağlama çabası ve BIST100 Endeksi’nin önemli destek seviyelerine çekilmesiyle ucuzluk algısının öne çıkmasına bağlamak mümkün. Tepki çıkışının sürmesi ve güç kazanması için yerli ve yabancı ilgisinin devam etmesi, olumlu fiyatlamaya konu olacak beklenti ihtiyacının karşılanması, iyimserliğin sürdüğü dış piyasa koşullarının süreklilik arz etmesi gerekecek.
‘İYİ BİLANÇO BULMAK ZOR’
BIST100 Endeksi’nin Temmuz 2024’ten bu yana baskı altında kalması hisselere primsiz ve ucuz izlenimi veriyor. Ancak bu durum şimdiye kadar alımların kuvvetlenmesi için yeterli görülmedi. Borsalarda kabul gören “hisse fiyatı yükselecek diye alınır” sözüne bu noktada atıfta bulunmak yerinde olacak. Beklenti bu noktada önemli. Özellikle aralarında lokomotif hisselerin bulunduğu 03/2025 bilançolarının zayıf görüntüsü, hisse bazlı hareketliliği kısıtlarken borsanın genelini de etkisi altına aldı. 2025 yılı ilk çeyrek bilançolarının yayınlanması yarın akşam tamamlanıyor. İyi bilanço bulmak hayli zor. Kârlar bankalarda yoğunluk kazanırken sanayi hisselerinin birçoğunda düşük kârlar veya zararlar var. Ekonominin genel seyri kadar enflasyon muhasebesinin de bariz etkisi söz konusu. Bu aşamada orta ve uzun vadeli yatırımcılar için hisse biriktirme bakımından müsait şartların oluştuğunun da altını çizmekte yarar var.
Yabancı yatırımcı açısından döviz dengesinden enflasyon ve siyasete kadar birçok konu başlığı değerlendirme çerçevesinde. Yüksek faize rağmen tahvil bonodaki yabancı satışları bu açıdan kayda değer bir durum. Faizlerin yüksek seyrini koruması yerli yatırımcı ve reel ekonomi için de oldukça önemli. BIST100 Endeksi’nin nefes alıp ralli yaptığı dönemler genelde faizlerin düşmeye başladığı veya düşük seyrettiği süreçlerdi.
DOLARİZASYON HIZ KESMİŞ GÖRÜNÜYOR
Piyasalarda dalgalı seyir devam ederken azalan risk iştahı güvenli limanları öne çıkardı. Tasarruf sahipleri ve yatırımcılar defansif tavırla risksiz veya daha az riskli alternatiflere yöneldi. Altın, döviz ve faiz ilk akla gelen yatırım araçları oldu.
Geçtiğimiz aylarda TCMB’nin faiz indirim sürecinin başlamasıyla borsaya yönelim ile birlikte BIST100 Endeksi’nde yükseliş yaşanmıştı. Sonraki aşamalarda TCMB’nin faiz artırımlarıyla yatırımcılar için adresler tekrar değişmeye başladı. Faiz yüksek kaldığı sürece muhtemelen defansif tavır korunacak. TCMB’nin faiz artırımına bağlı olarak mevduat faizlerinde yükseliş yaşanırken enflasyona karşı korunma çabası öne çıktı.
HAZİRANDA İNDİRİM BEKLENTİSİ VAR
Mevcut faiz reel getiri imkânı da barındırıyor. Hali hazırda yıllık enflasyon yüzde 38.1 olarak görülüyor. Döviz kurlarındaki yükselişle kur geçişkenliğine bağlı olarak bir miktar daha yükselmesi olasıdır. Ancak halen yıllık enflasyon beklentileri yüzde 30 civarında şekilleniyor. Gerek tahvil gerekse mevduat faiz oranları bu oranın üzerinde. Mevduat faizinde stopaj olsa da “risksiz” getiri söz konusu. Faizler bu seviyesini daha ne kadar koruyabilir sorusu bu noktada önem kazanıyor.
Piyasada haziran sonrası için TCMB’den faiz indirim beklentileri dillendiriliyor. Ancak faiz kararı verilirken iç ve dış piyasalarda o günün şartları önemli olacak. Yüksek faiz yatırım tercihlerinde önemli bir referans olduğu kadar borsa için de ciddi bir alternatif. Aynı zamanda reel ekonomi için de benzer şeyleri söylemek mümkün. Tüketici talebini baskılarken ekonomide büyümeyi yavaşlatıp kredi faizleriyle maliyetleri artırıyor. Bu da arz enflasyonu demek. Geçtiğimiz günlerde Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç’ın, “Yüzde 60’ların üzerine çıkan bir kredi maliyeti ile sanayicinin, bırakın yatırım yapmayı, üretimine devam edebilmesi bile mümkün değil” açıklaması kayda değer. Özetle, faizlerin düşmesi herkesin hayrına bir durum. Ona şüphe yok da nasıl ve ne zaman olacağı konusu belirsiz.
ALTIN HÂLÂ HAREKETLİ
İÇ ve dış gündem sakinleşince piyasalar denge bulmaya başladı. İçeride siyasetin nispeten durulması piyasaların sakinleşmesi açısından önemliydi. Buna karşılık dış piyasalarda ABD Başkanı Trump’tan Çin ile yaşanan ticaret savaşı ve Fed Başkanı Powell konularında gelen “U” dönüşü, önemli bir gelişme oldu.
Dışarıdaki iyimserlik iç piyasalara da yansıdı. Borsa İstanbul’da tepki yükselişi, döviz kurlarında çıkış eğilimi korunmakla birlikte yatay seyir, gösterge tahvil faizlerinde düşüş gözlendi. 19 Mart ile başlayan siyasi sürece ilişkin mali piyasalardaki şok, yerini artçılara bıraktı. Sağlanan dengenin kalıcılığı konusunda kesin konuşmak için erken. Dikkatler yine TCMB’nin açıkladığı parasal büyüklüklere ait verilerdeydi.
REZERVLERDE ALTIN ETKİSİ
18 Nisan haftasında swap hariç net rezervler 20.4 milyar dolara çekilirken 11 Nisan ile biten haftada bu rakam 20.8 milyar dolardı. Aynı hafta brüt rezervler ise 146.6 milyar dolara geriledi. Bir hafta öncesi 147.5 milyar dolar olarak açıklanmıştı. Rezervlerdeki erime durmuş gibi görülse de bu görünümde altın fiyatlarındaki yükselişin payını dikkate almak gerekir. Brüt döviz rezervlerinde 3.7 milyar dolarlık azalmaya karşılık fiyat artışına bağlı altın rezervlerinde 2.8 milyar dolarlık artış var. 18 Nisan ile biten haftada yabancı yatırımcılar; 269 milyon dolarlık hisse senedi alımı yaparken 970 milyon dolarlık tahvil sattılar. Hissede alıma dönerken tahvil bono satışlarında bir miktar azalma var.
ABD ZİYARETLERİ ÖNEMLİ
Dövize yönelimde ise bir haftalık aradan sonra tekrar artış gözlendi. Yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatında bir haftalık artış 4.3 milyar dolar. Bunda ekonomi yönetimi ve TCMB’nin faiz artırımı dahil aldığı önlemler etkili oldu. Bu arada Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in ABD’de IMF Başkanı, ABD Hazine Bakanı ve yatırımcılar ile yaptığı görüşmeler yakından takip edildi. TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın ise, Washington’da yaptığı sunumda; “Yeniden dolarizasyon riski kararlı sıkı politika ile önlendi. Dezenflasyon devam ediyor ama riskler canlı” mesajları dikkat çekti. Ayrıca, iki yıla yakın devam eden bir program var ve bunun devamlılığı vurguları kararlılık göstergesi olarak görülebilir.
Bir ayı aşkın sürede ciddi bir travma yaşayan iç piyasalar dışarıdaki zor koşulların etkisiyle toparlanmakta zorlandı. Dış piyasalarda şartlar biraz iyileşince de uyum sağlamaya başladı. Mevcut duruma göre yeni yol haritası çizmek gerekecek. TCMB’nin faiz artırımıyla piyasa faizleri yüksek kalmaya devam edecek. Döviz kurlarının denge bulmasıyla yeniden carry trade işlerlik kazanabilir mi? Sıcak paranın tekrar geri dönüşünün yolları aranacak. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın ABD ziyaretleri bu açıdan önemli.
Enflasyon kaygısı yine ilk sıralarda olmaya devam ediyor. Kur artışları ve geçişkenliğine bağlı olarak TCMB toplantı metninde de vurgu yapıldığı üzere nisan enflasyonu yüksek gelebilir. Sonraki aylarda olağan seyrine dönmesi beklenecek. Piyasada haziran sonrası için TCMB’nin tekrar faiz indirimlerine başlayabileceği yönünde tahminler yapılmaya başlandı. Bu, ileriye yönelik umutların yeşermesi açısından başta borsa ve reel ekonomi için iyi bir gelişme. Beklentilerin bir parça da olsa iyileşmeye başladığının göstergesi aynı zamanda. Ancak yine de o günlerin şartlarını bekleyip görmek doğru olacak. Gündem dinamik ve hızla değişebiliyor.
Piyasalar yoğun gündem ile yön bulmaya çalışıyor. Borsada tepki yükselişi zayıf kalırken döviz kurlarında yukarı yönlü eğilim korundu. Gösterge tahvil faizinde yükselişin ardından TCMB toplantısı sonrası düşüş görüldü. İç piyasalar geçen hafta TCMB faiz kararına odaklandı. Politika faizi 350 baz puanlık artışla yüzde 46, gecelik borç verme faizi 300 baz puanlık yükselişle yüzde 49 oldu. Borç verme faizi de yükseltilerek bir manevra alanı açılmış oldu.
19 Mart ile başlayan siyasi sürecin mali tabloya yansımalarını tedavi aşamasında alınan TCMB kararlarını bir zorunluluk olarak görmek gerekir. Nedenlerini sorguladığımızda; Döviz kurlarındaki artış ve kur geçişkenliğine bağlı olarak artan enflasyon kaygıları, TCMB rezervlerdeki düşüş, yabancı yatırımcıların tahvil bono ve hisse satışları yani sıcak para çıkışları, tasarruflardaki dövize yönelim gibi gerekçeler sayılabilir.
PİYASAYA GÜVEN İÇİN DOĞRU KARAR
TCMB toplantı metninde nisan ayında enflasyonda bir miktar artış olabileceği ifadesi var. Haziran 2023 ayından bu yana uygulanan ve iki yıla yaklaşan ekonomik programın en önemli ayağı enflasyon. Enflasyon açısından ise döviz kurlarının seyri büyük önem taşıyor. Kurlar aynı zamanda carry trade işlemleri için de çok önemli bir kriter. TCMB rezervlerinde son haftalardaki düşüş oldukça belirginleşti. Swap hariç TCMB net rezervler eksi 65 milyar dolardan uygulanan ekonomik programın etkisiyle artı 71 milyar dolara kadar yükselmişti. 11 Nisan ile biten haftada 20.8 milyar dolara geri çekildi. Brüt rezervler ise tüm zamanların en yüksek seviyesi olan 171 milyar dolara ulaşmıştı. Son açıklanan verilere göre 147.5 milyar dolara geriledi. Bankalarda yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatı ise 191.2 milyar dolara ulaştı. Son dört haftalık carry trade pozisyonlarındaki azalma 13.2 milyar dolar oldu. Aynı süre zarfında hisse senedi ve tahvil bonodaki yabancı çıkışları 9.5 milyar dolara yaklaştı. Bu rakamları alt alta sıraladığımızda TCMB’nin aldığı kararın önemi daha net anlaşılıyor. Ayrıca; Piyasaya güven vermek, TL’yi savunmak, TCMB’nin kredibilitesini korumak adına yerinde ve doğru bir karardı.
REZERVLERİ DAHA FAZLA HARCAYAMAZDI
Paranın fiyatı faizdir. Faiz artırımıyla, kredi faizlerinin de yükselmesi ve reel ekonomi üzerinde yavaşlatıcı bir yansımasının olması olasıdır. Bunlar olayın sonraki aşamaları ve her ilacın yan tesirleri olacaktır. Bu operasyonun yapılmasının aciliyeti vardı. TCMB binbir zahmet ve maliyetle biriktirilen rezervlerini daha fazla harcayamazdı. Zaten son dört haftada bunu denedi. Binbir zahmetten kastımız, faizler yükseltilerek ciddi bir maliyet ödendi, programlar hazırlanıp yerli ve yabancı yatırımcıların TL’ye ilgisi sağlandı. İhracatçının döviz bozdurma zorunluluğu yüzde 40’a kadar artırıldı. Bu aşamada ileriye projeksiyon tutmak yararlı olacak. İzlenecek başlıca parametreler; Döviz kurlarının seyri, TL’ye yerli ve yabancı ilgisinin tekrar sağlanması, carry trade işlemleri ilk akla gelen konu başlıkları. Yolu yarılamışken geri dönülüp aynı yol tekrar yürünecek.
Diğer talihsizlik içeride bu gelişmeler olurken dış konjonktürün de oldukça dalgalı olması. Bu yıl için TCMB faiz tahminleri doğal olarak yükseldi. ABD’li yatırım bankası Morgan Stanley, Türkiye için yıl sonu politika faizi beklentisini yüzde 36’ya yükseltti. Daha önceki tahmini yüzde 33.5 idi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “piyasa dalgalanmaları beklentileri kısa vadede bir miktar bozmuş olabilir ancak hedef alanının içinde kalacağımıza inanıyoruz” derken bir bakıma bu yöndeki beklentileri teyit etmiş oldu.
DIŞ piyasalar devam eden ticaret savaşının etkisinde denge bulmaya çalışıyor. ABD Başkanı Trump, Çin hariç diğer ülkelere vergileri 90 gün süre ile erteleyince Avrupa biraz rahatladı ve borsalarda tepki yükselişleri görüldü. Avrupa borsaları daha güçlü. Bu görünümde; ABD’nin Avrupa’ya gümrük tarifelerini diğer ülkeler seviyesine (%10) indirmesi, Avrupa Birliği’nin ABD’ye aynı şekilde karşılık vermesi ve müzakereye hazır olduğunu açıklaması önemli rol oynadı.
ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşında ise doz gittikçe artıyor. ABD, Çin’e uyguladığı gümrük tarifesini yüzde 145’e yükseltince Çin de yüzde 125’e çekti. Bu durum piyasaları biraz daha gerdi. İki ülke arasındaki ticareti neredeyse imkânsız hale getiren olay, dünyanın en çok üreteni ve tüketeni veya alanı-satanı arasında el yükseltilerek karşılıklı “düelloya” dönüştü. Trump “Çin ile ne olacağını göreceğiz, onlarla bir anlaşma yapabilmeyi çok isteriz” demesine rağmen iki taraftan da geri adım henüz yok. Trump tüccar zihniyetiyle Avrupa ve diğer ülkelere yaptığı gibi Çin’e de deyim yerinde ise “ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” politikası güder mi? Ticaret savaşının sürdürülemez noktaya ulaşması bu ihtimali gündemde tutuyor.
Son gelişmelerden ABD de olumsuz etkileniyor. “Her akım karşıtını besler” anlayışından hareketle ABD karşısındaki devletler, ortak hareket etmeye başladı. Avrupa ve Asya, ABD’ye karşı ittifaka gidiyor. ABD hamleleri bumerang gibi ona geri dönerken dolar zayıfladı, ABD tahvillerine ilgi azaldı. ABD’nin gücünde doların konumu malum.
BUMERANG ETKİSİ DOLARI ZAYIFLATTI
Diğer yandan ABD’de enflasyon ve resesyon riski (stagflasyon) artıyor. Çin, Avrupa Birliği (AB) ve Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) ülkelerindeki ticaret ortaklarıyla işbirliğini geliştirmeye yöneldi. Avrupa Birliği’nde son yıllarda kendi içinde zayıflayan bağlar yeniden kuvvetlenmeye başladı.
Bir diğer soru, Çin ABD’ye satamadığı malları ne yapacak? Diğer ülkelere pazarlamaya çalışacak elbette. İhracata dayalı ve borçlu ekonomisiyle Çin dışarıya mal satmak zorunda. Çin’in ucuz malları diğer ülkeleri rekabet açısından zorlayacak haliyle. Bu açıdan bakılınca ABD ile Çin’in makul bir noktada anlaşması küresel ekonominin de hayrına olacak. Bir de gelecek bir zaman diliminde Çin’in ABD’nin yerini alması olasılığı ve ABD’nin Çin’in önünü kesmek için bu hamleleri yaptığı yönünde değerlendirmeler var.
DIŞ piyasalarda bir süredir esen Trump rüzgârı geçen hafta fırtınaya dönüştü. ABD Başkanı Donald Trump, göreve başladığı günden bu yana en yüksek gümrük tarifesini geçen hafta açıkladı. 2 Nisan tarihine kadar birçok ülke ve ürüne zaten gümrük vergisi getirmişti. 2 Nisan’da en ağırı geldi. Detaylandıracak olursak; ABD’nin karşılıklı uygulayacağı temel tarife oranının yüzde 10 olacağı açıklanırken Çin ve Vietnam en yüksek gümrük vergisi oranına maruz kalan ülkeler oldu. Trump, “Çin, ABD’ye yüzde 67 vergi uyguluyor. Biz yüzde 34 uygulayacağız. Avrupa Birliği zor bir rakip. Bizi soydular. Biz de yüzde 20 vergi getiriyoruz” açıklamasını yaptı. Japonya’ya yüzde 24, İngiltere’ye yüzde 10, Güney Kore’ye yüzde 25, Tayland’a yüzde 36, İsviçre’ye yüzde 31, Tayvan’a yüzde 32, Hindistan’a yüzde 26, Malezya’ya yüzde 24 tarife artışı geldi. Ayrıca, ithal otomobillere yüzde 25 gümrük vergisi uygulanacağı vurgulandı.
MİSİLLEME GELDİ
Yeni tarifeler doğal olarak diğer ülkelerden sert tepki aldı ve karşılık verileceği mesajları birbirini takip etti. İlk karşılık Çin’den geldi. Çin ABD mallarına yüzde 34 tarife uygulayacağını açıkladı. Çin’in hamlesi piyasaları daha da gerdi. Diğer ülkelerden bazılarının da Çin’i takip etme olasılığı yüksek. Bu gelişmeler sonucu piyasalarda gerilim üst seviyeye çıktı. Sonuç olarak küresel ekonomide; enflasyonda artış ve düşük büyüme öngörülerin yanı sıra “durgunluk ile yüksek enflasyonun aynı anda yaşandığı stagflasyon” söylemleri öne çıktı. Son gelişmeleri etkileri açısından; “enflasyon, resesyon, stagflasyon” beklentilerinin artması olarak da özetlemek mümkün.
Bir parantez açmak gerekirse; Türkiye’ye ABD’nin yüzde10 gümrük vergisi uygulayacak olması, Avrupa’nın ihracatının bir kısmını Türkiye üzerinden yapması olasılığını gündeme getirdi. Bu görüşlere şimdilik oldukça iyimser ve iddialı söylemler olarak bakmak doğru olacak. ABD, Türkiye’ye 123 milyon dolar açık veriyor. Oysa ABD yüksek gümrük vergileri getirdiği Çin’e 295 milyar dolar, Vietnam’a 123 milyar dolar, Almanya’ya 84 milyar dolar gibi açıklar veriyor. Yüksek dış ticaret açığı, yüksek tarife politikası söz konusu.
HESAP TUTAR MI
Trump, ikiz açıklar olarak adlandırılan ABD’nin 1 trilyon dolar civarında seyreden dış ticaret ve 1.8 trilyon dolara ulaşan bütçe açığını gümrük vergileriyle azaltma hesabında. Piyasalarda “sert düşüşün” beklenebileceğini ancak “karşılıklı tarifelerin” ülkesine trilyonlarca dolar sağlayacağını söylemesi bu yüzden. Kendince hesabı doğru olabilir. Ancak küresel ekonomi var olan dengelerin ciddi olarak bozulması riskiyle karşı karşıya.
ABD’nin ikiz açıklarını doların gücü ile kapatma imkanı var. Dünya ticaretinin ve dış borçlanmaların yarısına yakını dolar üzerinden yapılıyor. Merkez bankalarının rezervlerinin yüzde 60’a yakını dolar veya ABD tahvilleri. Hal böyle olunca ABD Merkez Bankası (Fed) senyoraj hakkını kullanıp kağıdı yeşile boyayarak istediği miktarda dolar basma gücüne sahip. 2008 küresel kriz öncesi Fed bilançosu 800 milyar dolar civarında idi. 2022 yılında bu rakam 9 trilyon doları geçti. Bu günlerde 6.8 trilyon dolar civarında seyrediyor.
Piyasalar bayrama dengelenme çabalarıyla girdi. Borsada görülen tepki çıkışları güç kazanmakta zorlandı. Tatil riskini almak istemeyenlerin satışları cuma günü belirgin bir hâl aldı. Kapanışa doğru ise toparlanma geldi.
Döviz kurlarında çıkış eğilimi korunmakla birlikte, kısa dönemli yatay seyir, gösterge tahvil faiz oranlarında ise yükseliş vardı. Türkiye’nin risk primi (CDS) önce düştü, sonra tekrar yükselmeye başladı. Ancak kritik seviye olan 300’ün üzerinde bulunuyor olması kayda değer bir durum. Piyasalar siyasi gelişmelerin etkisinde. Belirsizlik henüz aşılmadığı için borsada görülen toparlanma çabaları direnç seviyelerini geçmekte zorlandı ve satışla karşılaştı. Piyasaların denge bulması için siyasi tansiyonun düşmesi ve sakinlik kazanması önemli olacak.
‘RADARLAR AÇIK SIKI TAKİP SÜRÜYOR’
Geçen hafta borsadaki tepki yükselişinde SPK ve TCMB başta olmak üzere ekonomi yönetiminin aldığı tedbirlerin önemli payı oldu. İyi bir yönetim gösterildi. TCMB gecelik borç verme faiz oranını 200 baz puanlık artışla yüzde 46’ye yükseltmişti. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, yabancı yatırımcılarla geniş katılımlı bir toplantı düzenledi ve uygulanan ekonomik program konusunda kararlılık mesajı verdi. TCMB Başkanı Fatih Karahan’dan ise “Kuralları içerisinde kalarak gereken her adımı proaktif bir şekilde attık ve bundan sonra da atmaya devam edeceğiz. Temel amacımız olan fiyat istikrarını sağlamak için sıkı para politikası duruşumuzu kararlılıkla sürdürüyoruz” açıklaması geldi. Bu çerçevede “radarlar açık, sıkı takip sürüyor, gerekenler yapılıyor, ve yapılacak” izlenimi hakim.
ŞİRKETLERDEN CİDDİ ALIM
Bunun yanı sıra; hisse fiyatlarındaki sert düşüş ile göreceli ucuzlama ve şirketlerin kendi hisselerinde yaptıkları geri alımlar tepki çıkışını destekledi. Çok sayıda şirket ciddi alımlar yaptı. Ancak fiyatlamaya esas teşkil eden konunun siyaset olması ve ekonomi yönetiminin kontrolünün dışında kalması alınan önlemlerin etkisini sınırladı. Diğer yandan, beklenti ve algılarda da bir değişim veya kırılma yaşandı. Bunun geçici bir durum olmasını umarız. Bu aşamada programın devam ettiği ve korunduğu konusunda kabul gören bir görüş var. Ancak gelişmelere bağlı olarak program hedeflerinde bir erteleme olabileceği de yine gözlenen bir durum. 19 Mart öncesinde mevcut olan, enflasyon ve faizin düşmeye devam edeceği, yerli ve yabancı yatırımcıların katılımıyla borsaya ilginin arttığı, tasarrufların güvenli ve risksiz limanlardan ayrılmaya başladığı ve tasarruf sahiplerinin mevcut konumlarını tekrar gözden geçirdiği ortam zedelendi.
SAKİNLİK HIZLI DÖNÜŞ SAĞLAR