"Yonca Tabak" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tabak" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tabak

Beyinden alerjiye: Kaygılı jenerasyon

21 Ekim 2019

Yakın zamanda İngiliz haber kanalı BBC’de çocuk sağlığı üzerine çok önemli bir haber gündeme geldi. “Kaygılı jenerasyon” başlığı altında yayınlanan haberde çocuklarda huzursuzluk, gerginlik, korku dolu düşünceler ile beraber kalp çarpıntısı, aşırı terleme gibi belirtilerin gelişebileceği dile getiriliyor. İngiltere’de 5 -19 yaş arası çocuklarda yüzde 7.2 oranında tespit edilen teşhis konulmuş anksiyete ve kaygı halinin yaş ilerledikçe arttığı bildiriliyor. Tüm dünyada artış trendine giren bu durumda, teşhis konulmamış, dile getirilmemiş olanları da hesaba kattığımızda bu oranların çok daha artacağı kesindir.

• Yaşı gelmesine rağmen hala kendi yatağında yatamayan, anne baba ile uyuyabilen çocuklar
• Hastalık korkusu yaşayan, yaşam ile ilgili kaygısını devamlı “ben hasta mıyım” diye sorarak dile getiren çocuklar
• Okula gitmek istemeyen, istemediğini “karın ağrısı” ile ifade eden çocuklar
• “Yemek seçen” çocuklar.

Çocuk sağlığı beyinden vücuda bir bütün teşkil eder, etmelidir de. Gerek anne baba bazında gerekse çocuk doktorları bazında bu farkındalık önemlidir. Beyin vücuda etki eder. Çocuğun ateşi çıktı, öksürüyor diye sadece okuldaki mikrop kaynaklarına eğilmek, asıl problemi gözden kaçırmakla sonuçlanabilir. Çocuklarda ağız kokusu, gece diş gıcırdatma, ses kısıklığı, seste çatallanma, gece huzursuzluğu, oradan oraya devamlı dönerek hareketli uyku, kusmaya meyilli olma, ağlayarak kendini kusturabilme, iştahsızlık, “yemek seçme” fark edilmeli, normal kabul edilmemelidir. Örnek verecek olursak; pek çok anne babaya sorduğumda çocuğunuz iştahsız mı diye, hayır ama yemek seçiyor cevabını alıyorum. Yani çocuk sevdiği şeyleri yiyor. Bu da demektir ki aç olduğu için yemiyor, keyif almak için yiyor. Keyif almak için yemek gerçek iştah değildir. Hatta stres ifadesidir. Çocuk aç olduğunda önüne ne konursa yiyebilmelidir. İştah budur. Açlık ve gerçek iştah yemek seçmez. Eğer çocuk sevdiği şeyi önüne koymadığınızda yemek yemeyi reddediyorsa, gerçek anlamda acıkmıyor demektir ki bu bir tür iştahsızlıktır. İştahsızlık, yukarıda beraberinde saydığım ve çoğu zaman normal kabul edilen pek çok belirti ile birlikte fark edilmemiş çocuk reflüsünün en önemli işaretlerindendir.

Söylemek istediğim ufak tefek belirtilerin farkına varmak, çocuk bünyesinde ters giden ve onun sık hasta olması ile sonuçlanan süreci aydınlatma yolunda işe yarayabilir. Gözlem önemlidir. Anne babalar çocuklarını yakından gözlemeli ve gerçekte içlerinden yanlış olduğunu bildikleri şeyleri, dış çevre baskısı ile normal olarak kabul etmemelidirler.

Çocuklarda kötü beslenmeden sonra, alerjik hastalıkların kötüleşmesi ve sık hastalanma yönünde ele alınan en önemli ikinci neden stres, anksiyete ve kaygı halidir. Bu durumun nasıl sık hastalanma ile sonuçlanabileceği ise 3 ayrı mekanizma ile izah edilebilir.

Yazının devamı...

Büyük küçük demeden astımdan korunma yolları

4 Eylül 2018

Dünya Sağlık Örgütü şu an için dünyada 330 milyon astım hastası olduğunu, 2025 yılında bu sayının 100 milyon artması beklendiğini, dünya genelinde çocukların yüzde 14’ünün astım olduğunu bildirmekte; ülkemizde ise yaklaşık her 5 çocuktan birinin alerjik, her 10 çocuktan birinin ise astım bronşit olduğu görülmektedir.

Ülkemizde bu dramatik tablo pek çok aile tarafından bilinmemektedir. Aileler çoğu zaman “Alerji büyüdükçe geçer” şeklindeki eksik bir bilgiye dayanarak, alerjik çocuklarının ergenlikte kendiliklerinden iyileşeceği umudu ile çocukluk çağındaki en verimli alerji tedavi çağını bekleyerek boşa harcamaktadır. Gerçekte ergenlikte geçiyor diye bilinen şey, akciğer gelişiminin tamamlanması ile azalan astım ataklarıdır. Astım geçmiş ya da azalmış gibi görünse de alerji çoğu zaman geçmez ve şekil değiştirerek kar topu gibi büyüyerek devam eder. 30-40 yaşlarında ise ergenlikte astımı geçmiş gibi görünen çocuklarda astım yeniden baş gösterir. İşte bu gidişatın sonucudur

Dünya genelinde 330 milyon astım hastası… Bu tabloyu değiştirmek çocukluk çağında başlamalıdır. Bir on yıl sonra 100 milyon daha fazla astım hastası olmasını istemiyorsak gerek alerjiye uygun yaşam şekillerini çocukken içselleştirmek gerekse alerji ve astıma uygun beslenmeyi hayatın bir parçası, bir alışkanlık haline getirmek adına çocukluklar küçükken bilinçlendirilmeli, aileler eğitilmelidir.

2014 yılında yazdığım ve bu yıl 2018 yılında tıptaki gelişmeler ışığında genişletilip güncellenen Çocuklar ve Alerji kitabı ailelere, çocuklarını ve gerekirse kendilerini, nasıl bazı radikal yaşam değişiklikleri ile kendi başlarına tedavi edebilecekleri öğreterek bu işlevi üstlenmiştir.

İşte kitapta söz edilen, çocuklar kadar erişkin astım-alerji hastaları için de yol gösterici olan bu beslenme ve yaşam değişikliklerinin bir özeti. Sağlıklı bir nesil için el birliği ile uygulayın, uygulatın, çocuklar bu kış hasta olmasın.

1- Çocuk beslenmesinden kafein içeren KAKAO, KAHVE, ÇİKOLATA VE ÇİKOLATALI gıdaları çıkartın, kendiniz de tüketmeyin! Kakaodaki kafein hiç yoktan reflü ve bunun yol açtığı astım sebebidir. Okullarda bunların dağıtılmasına engel olun.

2- Çocukları gece (ve gündüz) YATMADAN ÖNCEKİ 2-3 SAAT SÜT veya başka herhangi bir gıda ile beslemeyin, kendiniz de beslenmeyin. Astım ve reflü kardeş iki hastalıktır. Astım reflüyü, feflü astımı çağırır. Diğer bir deyişle astım hastasının midesi gevşektir. Yiyip yatma alışkanlığını bırakın.

Yazının devamı...

Okul mikrobu mu, Çanakkale geçilmez mi?

5 Nisan 2018

Sosyal medyada bana yöneltilen en sık yorumlardan birisi “Hep yapmamamız gerekenleri yazıyorsunuz, bir de yapmamız gerekenleri yazsanız” oluyor. Bugün bu konuyu paylaşacağız.

Çocukların hasta olmaması için ne yapmak lazım? Herkesin aklında bu soru… Ne verirsem çocuğum daha az hasta olur, hastalığı daha kolay atlatır? Şifalı bitkiler, şifalı gıdalar… Ekranlarda pek çok tarifler ve bunları sanki bitkiler hiç zararsızmış gibi rahatça çocuğuna veren anneler babalar... 

Ben sizlere farklı bir bakış açısı sunuyorum. Çocuğunuzu bir şey vererek iyi edemezsiniz. Bozulmuş bir bağışıklığı şifalı bitkilerle, özel gıda karışımları ile düzeltemezsiniz. Önce bozmayın, düzeltmenize gerek kalmasın. Bu en ucuz tedavi şeklidir. 

Neden “bir şey yapmasak” ya da bir başka deyişle “yanlış yaptıklarımızı yapmasak” beden kendiliğinde düzelir? Bunu anlamak için öncelikle bağışıklık sisteminin mukozadan başladığını bilmemiz lazım. Mukoza bedenin cilt dışında kalan alanlarının dış ortama açıldığı zardır. Ağzımızı, burnumuzu, boğazımızı, akciğerler de dahil, bütün solunum sisteminin içini kaplayan zara mukoza denir. Bu zar bedeni ve iç organları dış ortamdan ve oradan gelecek mikrop vb. saldırılardan koruyan bir duvar gibi çalışır. Bu zarda içeri zararlı mikropların girmesini engelleyen askerler gibi sağlıklı dost mikroplar vardır. Bu dost mikroplar çok narin, naif bir yapıya sahiptir, kolay zedelenir ve ölürler. Siz o zarı yanlış yaptıklarınız ile bozmaz, yıkmazsanız çocuğunuzun bağışıklığını yükseltmek için çabalamanıza gerek kalmaz, çünkü o zaten sağlam kalır.

Bağışıklık sisteminin ilk ve en temel elemanı, mukoza yani bedenimizi saldırganlardan koruyan dış duvarı ve bunun bekçileri olan sağlıklı dost bakteriler yani flora yani koruyucu askerlerimizdir. Bunlar bir duvar gibi bizi korur. Bu duvar ne kadar sağlam olursa ve askerler ne kadar çok olursa içeri saldırgan, hasta edici mikropların girmesi o kadar zor olur. Mikrop içeri girmeyince onu vücuttan atmamıza da gerek kalmaz, hastalığı tedavi etmemize de ve herhangi “bir şey” yapmamıza da…

Peki savunma duvarını ne bozar, askerleri ne öldürür? Solunum sistemini boydan boya saran, mukoza denilen koruyucu dış duvarı yarık, çatlak gibi zedeleyen ve sağlıklı koruyucu dost askerleri-flora bakterilerini- en çok öldüren şeylerin başında mide asidi gelir. Mide asidi normalde mideye giren gıdaları hazmetmek için vardır. Bu asit Hidroklorik asit (HCl) yapısındadır. Halk dilinde Kezzap olarak bilinir. Mide öz suyunda olan bu asit, yani hidroklorik asit, mideye bir gıda gider gitmez salgılanmaya başlar. Gıdanın az ya da çok olması fark etmez, gıdayı hazmetmek için asit illa ki salgılanır. Bu mide asidi midede kalmak üzere tasarlanmıştır. Mide zarını bu asitten koruyacak özel bir tabakası vardır, bu asit midede durduğu müddetçe mideye zarar vermez. Ama solunum sistemi zarının böyle bir koruyucu tabakası yoktur. Ve mide içinde kalması gereken hidroklorik asidin de solunum sisteminde yeri yoktur normalde. Zaten bütün sorun da burada başlar; mide içeriğinin midede durmayıp yemek borusundan yukarı, ağıza, boğaza, hatta buruna ve akciğerlere kaçması durumunda. Bu yaşanan duruma Reflü denir. Günümüzdeki yaşam tarzı sonucu her 4 kişiden birinde Reflü varlığı bildirilmektedir ve Reflü çocuklukta başlar.

Reflüde görülen mide asidi-hidroklorik asit içerikli hazım sıvısı midede durmayıp boğaza, buruna, akciğerlere kaçarsa ne olur? Bu asit nasıl cildimize değse yakacağı gibi solunum sistemini de yakar. Duvar hasar görür. Üzerinde çatlaklar, yarıklar oluşur, yapısı bozulur. Bedenimizi dış saldırganlardan, mikroplardan koruyacak olan duvar hasarlanmıştır. Üzerindeki askerler, hassas flora bakterileri, ölmüştür. Savunma sistemi daha ilk yerden çökmüştür. Her tür mikrop kolayca içeri girip bizi hasta edebilir hale gelmişizdir. Nasıl ki yanık bir deri hassas, kolay kanayan, sarı iltihaplı olursa aynı şekilde yanan solunum duvarının üzeri de iltihapla kaplanır. Beyaz noktalı bademcik iltihapları, yüksek ateş, geçmeyen geniz akıntısı, burun tıkanıklıkları ile seyreden sinüzit, orta kulak iltihapları, boğulur tarzda kalın sesli öksürükler (Krup) ve hatta artık çocuklu evlerde sık sık görmeye alıştığımız nefes açıcı buharlara gereksinim duyan, tekrarlayan astım bronşit atakları gelişir. Duvar-Solunum zarı artık mikropları ve alerji yapıcı maddeleri dışarıda tutamamaktadır.

Yazının devamı...

Çocuğum oldum olası iştahsız demeyin!

15 Ocak 2018

KOLİK BEBEK

Arda, normal sağlıklı bir bebek olarak doğar. Anne sütü ile beslenir. Ancak pek huzurlu bir bebek değildir. Gece gündüz sebepsiz yere gelen ağlama krizleri, huzursuz uykusu, devamlı sağdan sola dönmesi anne babayı perişan ediyordur. Gaz sancısı, kolik derler ve kolik ilaçları denenir, fayda etmez. Ayakta sallanır fayda etmez. Bebek devamlı ağlıyordur ve sürekli ya kucakta ya da memededir.

İŞTAHSIZ BEBEK

Birkaç ay sonra anne memesini reddetme başlar. Bebek ağlaya ağlaya memeye uzanıyordur ama emmeye başladığı an sanki canı acıyormuş gibi memeyi bırakıyordur. Zamanla yeterince kilo almadığı fark edilir. Anne sütü yetmiyor diye düşünülür ve ek gıdalara başlanır. Katı beslenme başlayınca bu kez en ufak pütürlü bir gıda ile kusmalar başlar. Anne biraz fazla ısrar ettiğinde yemek için bebek bütün mideyi boşaltacak şekilde kusuyordur. Arda kusar anne yedirir, bu şekilde hayat devam eder.

YEMEK SEÇEN ÇOCUK

Geceler hala uykusuzdur. Diş çıkarıyor derler, aşıdan derler, hep bir sebep bulunur ağlamalarına ve yine hayat devam eder. Artık iştahsız bir çocuk olduğu kabul edilmiştir. Arda oldum olası iştahsızdır der annesi, kabullenmiştir durumu, araştırmaz niye iştahsız bu çocuk diye. İştahsızlığı normal kabul eder. Çocuklar bazen iştahsız olur diye düşünür, bizimki de öyle der. Yemek seçme başlar. Çocuk hep hamurlu gıdalara yöneliyordur. Pilav, makarna seviyordur. Sebze sevmiyordur. Her şeyi yemiyordur. Sevdiği şeyi yiyordur. Anne “iştahsız” demekten çok “yemek seçiyor” demeyi yeğler ve yine hayat devam eder.

ABUR CUBURA DÜŞKÜN ÇOCUK

Çocuk 2-3 yaşlarında kakao ile tanışır. Sütüne kakao katınca içtiği fark edilir, süt içsin bari iki lokma daha yesin diye kakao ile beslenme başlar. Yatmadan önce kakaolu süt verilir bari tok yatsın diye. Sabah kahvaltıda sütlü bir şeyler yesin bari diye kakaolu gevrekler, kakaolu fındık ezmeleri verilir. Arda abur cubura düşkün bir çocuk olarak kabul edilir.

SIK HASTALANAN ÇOCUK

İşte bundan sonra hayat kabusa döner. Çünkü Arda’da sebepsiz yüksek ateşler başlamıştır. Yüksek ateşle acile başvurulduğunda bademciklerinin beyaz noktalar ile kaplı olduğu ve antibiyotik gerektiği söylenir. Yılda 2-3 kez bademcik iltihabı teşhisi gelir. 39-40 dereceyi bulan, 3 günde ancak düşen ateşli dönemlerde iştahı iyice kesilmeye başlar. Ara ara da bu hastalıklar sırasında sesi kısılmaya da başlamıştır. Hafif çatallı ses üzerinde durulmaz, “çocuktur, hasta olur” denir, “çok ağlıyor sesi ondan kısılıyor” denir

DEVAMLI BURNU TIKALI ÇOCUK

4 yaşına geldiğinde Arda okula kayıt ettirilir. Yazın gayet iyi olan Arda’da eylülle beraber bir soğuk algınlığı başlar ama bir türlü geçmez. Burnu hiç açılmıyordur, devamlı tıkalıdır. Fır fır sümüklü bir burun tam olarak hiç geçmeyen balgamlı bir öksürük ve hiç bitmeyen bir geniz akıntısı hasıl olur. Zaman zaman doktorlar kulağında sıvı olduğunu söylerler. Antibiyotikler hiç bitmez.

REFLÜ ATEŞ YAPAR!

Yukarıda fark edilmeyen sessiz reflüsü olan bir çocuğun hikayesini okudunuz. Reflü nasıl ateş, boğaz iltihabı yapıyor demeyin, yapıyor! Boğaza kadar çıkan mide asidi burun boğaz yolunu yakınca, aynı yanık gibi zedelenmiş doku üzerinde enfeksiyon gelişiyor ve beyaz noktalı bademciklere ve sinüzite yol açıyor.

TEŞHİSTE ESAS “ŞÜPHE ETMEK”TİR

Bebeklerde veya çocuklarda Reflü teşhisinde esas olan “Şüphe etmek”tir. Reflü şüphesi üzerine gerekli reflü tedavisi ile çocuğun yakınmalarının azalması reflü teşhisini kesinleştirir.

Önce şüphe etmek gerekiyor. Şüphe edebilmek için de bilmek. Şimdi sizlere çocuğunuzda reflü şüphesi doğuran belirtileri sıralayacağım.

Kendinize karşı dürüst olun, gözünüzü kapatmayın ve şüphe etmekten, araştırmaktan kaçınmayın. “Çocuğum oldum olası iştahsız” deyip kabullenmeyin. İştahsızlık normal değildir. “Çok bağırdığı için sesi kısılıyor” demeyin. Ses kısıklığı normal değildir. Unutmayın, İlk teşhisi her zaman anne (anne-baba) koyar.

ÇOCUKLARDA REFLÜNÜN 20 BELİRTİSİ

1- Mideyi boşaltacak tarzda kusmalar2- Gazlı “kolik” bebek (Ağlama krizleri)3- Anne memesi reddi ve bebekken yeterince kilo almama4- Sık hıçkırık tutması5- Gece huzursuz uyku, oradan oraya dönerek uyuma6- Ek gıda sonrası İştahsızlık, yemek seçme7- Fazla iştah, aşırı kilolu bebek (midesi rahatsız bebek sürekli emmek isteyebilir)8- Ağız kokusu9- Diş gıcırdatma10- Ağızdan salya akması11- Gece ağız şapırdatma veya geviş getirir gibi yutkunma12- Sık geğirme ve ağza yemek gelmesi13- Sebepsiz karın ağrısı14- Kolay kusma (Araç tutması, sevmediği yemeklerle öğürme, kötü kokularla öğürme )15- Çocuğun kendini kusturabilmesi16- Sık beyaz noktalı bademcik iltihabı geçirme17- Sık sebepsiz yüksek ateş ve boğaz iltihabı teşhisi18- Ses kısıklığı veya seste çatallaşma19- Kaba ses veya kaba sesli havlar tarzda öksürük20- Soğuk havada geçen havlar tarzda kalın sesli öksürük (KRUP)

Sevgili anneler, sessiz reflü alerjik çocuklarda çok sık görülür. Bu hikaye ve işaretler, noktaları birleştirmeniz ve “Her şey bundanmış” diyebilmeniz içindir. Doğru teşhis tedavinin yarısıdır. Ve ilk teşhisi her zaman anneler koyar.

Arda, normal sağlıklı bir bebek olarak doğar. Anne sütü ile beslenir. Ancak pek huzurlu bir bebek değildir. Gece gündüz sebepsiz yere gelen ağlama krizleri, huzursuz uykusu, devamlı sağdan sola dönmesi anne babayı perişan ediyordur. Gaz sancısı, kolik derler ve kolik ilaçları denenir, fayda etmez. Ayakta sallanır fayda etmez. Bebek devamlı ağlıyordur ve sürekli ya kucakta ya da memededir.

Birkaç ay sonra anne memesini reddetme başlar. Bebek ağlaya ağlaya memeye uzanıyordur ama emmeye başladığı an sanki canı acıyormuş gibi memeyi bırakıyordur. Zamanla yeterince kilo almadığı fark edilir. Anne sütü yetmiyor diye düşünülür ve ek gıdalara başlanır. Katı beslenme başlayınca bu kez en ufak pütürlü bir gıda ile kusmalar başlar. Anne biraz fazla ısrar ettiğinde yemek için bebek bütün mideyi boşaltacak şekilde kusuyordur. Arda kusar anne yedirir, bu şekilde hayat devam eder.

Geceler hala uykusuzdur. Diş çıkarıyor derler, aşıdan derler, hep bir sebep bulunur ağlamalarına ve yine hayat devam eder. Artık iştahsız bir çocuk olduğu kabul edilmiştir. Arda oldum olası iştahsızdır der annesi, kabullenmiştir durumu, araştırmaz niye iştahsız bu çocuk diye. İştahsızlığı normal kabul eder. Çocuklar bazen iştahsız olur diye düşünür, bizimki de öyle der. Yemek seçme başlar. Çocuk hep hamurlu gıdalara yöneliyordur. Pilav, makarna seviyordur. Sebze sevmiyordur. Her şeyi yemiyordur. Sevdiği şeyi yiyordur. Anne “iştahsız” demekten çok “yemek seçiyor” demeyi yeğler ve yine hayat devam eder.

Çocuk 2-3 yaşlarında kakao ile tanışır. Sütüne kakao katınca içtiği fark edilir, süt içsin bari iki lokma daha yesin diye kakao ile beslenme başlar. Yatmadan önce kakaolu süt verilir bari tok yatsın diye. Sabah kahvaltıda sütlü bir şeyler yesin bari diye kakaolu gevrekler, kakaolu fındık ezmeleri verilir. Arda abur cubura düşkün bir çocuk olarak kabul edilir.

İşte bundan sonra hayat kabusa döner. Çünkü Arda’da sebepsiz yüksek ateşler başlamıştır. Yüksek ateşle acile başvurulduğunda bademciklerinin beyaz noktalar ile kaplı olduğu ve antibiyotik gerektiği söylenir. Yılda 2-3 kez bademcik iltihabı teşhisi gelir. 39-40 dereceyi bulan, 3 günde ancak düşen ateşli dönemlerde iştahı iyice kesilmeye başlar. Ara ara da bu hastalıklar sırasında sesi kısılmaya da başlamıştır. Hafif çatallı ses üzerinde durulmaz, “çocuktur, hasta olur” denir, “çok ağlıyor sesi ondan kısılıyor” denir

4 yaşına geldiğinde Arda okula kayıt ettirilir. Yazın gayet iyi olan Arda’da eylülle beraber bir soğuk algınlığı başlar ama bir türlü geçmez. Burnu hiç açılmıyordur, devamlı tıkalıdır. Fır fır sümüklü bir burun tam olarak hiç geçmeyen balgamlı bir öksürük ve hiç bitmeyen bir geniz akıntısı hasıl olur. Zaman zaman doktorlar kulağında sıvı olduğunu söylerler. Antibiyotikler hiç bitmez.

Yazının devamı...

10 soruda dirençli çocuk öksürüğüne teşhis koyun

14 Kasım 2017

1- Çocuğunuz portakal suyu, mandalina suyu, limonata, vişne suyu gibi ekşi meyve suları içtiğinde veya bir kere de çok fazla mandalina, portakal gibi ekşi meyve yediğinde öksürüyor veya var olan öksürüğü artıyor mu?

2- Kriz şeklinde gelen öksürük doktorlar tarafından acilde veya evde nebulizatör adlı makine aile verilen nefes açıcı buharla rahatlamıyor veya bazen bu buhar öksürüğünü daha da artırıyor mu?

3- Evde havlar tarzda adeta boğulur gibi öksürürken acile gitmeye kalktığınızda soğuk havaya çıkar çıkmaz çocuğun öksürüğü kesiliyor mu?

4- Çocuk çok yediğinde veya yemek sırasında öksürüyor mu?

5- Çocuğun kriz şeklinde gelen öksürüğü kusunca rahatlıyor mu?

6- Çocuk çikolata veya kakaolu gıda yediğinde daha çok öksürüyor mu?

7- Çocuğa gece uyumadan önce süt içirdiğinizde öksürük artıyor mu?

8- Öksürürken çocuğun sesi erkek sesi veya havlayan bir köpek sesi gibi kalınlaşıyor mu?

Yazının devamı...

Sıfır burun tıkanıklığı, sıfır öksürük için 10 güçlü adım

6 Eylül 2017

Okulların açılması çocuklu aileler için yazın bitmesi, kışın başlaması ve dolayısıyla da hastalıkların başlaması anlamına gelir. Birçok aile yazın o güzel hastalıksız, antibiyotiksiz günlerini özlemle anlatır. “Yazın hiç hasta olmuyoruz, kışın ise eylül ekim bir geliyor, başımızı kaldıramıyoruz hastalıktan; biri bitmeden öteki başlıyor; sümük hiç eksik olmuyor burnundan; burnu hep tıkalı, hep tıkalı, hep tıkalı” Bu ifade çocuğu okula giden pek çok anne baba için klasikleşmiş bir kış tanımıdır ve çoğu zaman kader kabul edilir. Kışın okula giden çocuk çok hasta olur, özellikle ilk yıllarda, bu “normaldir” derler. Ama bu normal değildir.

Normal olan; okula giden bir çocuğun hastalık sırasında burnunun akması, tek tük öksürmesi veya 1-2 gün ateşlenmesi ama hastalığın en fazla 10 gün içinde kendiliğinden sonlanması, geriye hastalığa dair ne bir burun akıntısı, ne bir burun tıkanıklığı, ne de en ufak bir öksürük bile kalmamasıdır. Eğer geriye normalde yazın olmayan en ufak bir belirti bile kalıyorsa o hastalık geçmemiş demektir. Normaliniz yazın gördüğünüz, çocuğun en iyi hali olmalıdır; Sıfır öksürük, sıfır balgam, sıfır burun akıntısı, sıfır burun tıkanıklığı. Eğer iki hastalık dönemi arasında en az 1 hafta bu “Sıfır hastalık” süreci yakalanamıyorsa çocuğun kış başında yaşadığı ilk enfeksiyon “Sessiz sinüzit” e dönmüş demektir.

Çocuklarda “Sessiz sinüzit” sizlerin okul hastalığı diye bildiğiniz, çocuktan çocuğa bulaşan virüslerle olmaz. Bakteri denilen antibiyotiksiz geçme olasılığı çok çok az olan mikroplarla olur. Gizli sinüzite yol açan bakteriler çoğu zaman dışarıdan başka çocuktan alınmaz. Bunlar, ağız boğaz yolundaki mikrop örtüsünde normalde hastalık yapmaksızın yaşayan mikroplardır. Ne zaman ki, burun boğaz yolunu kaplayan zar hasar görür, o zaman bu bizimle yaşayan sessiz bakteriler aktivite kazanır ve hastalık yapar hale gelir. Bunu yanık bir dokunun mikrop kapmasına benzetebiliriz. Düşünün ki eliniz yandı ve bu açık bir yara haline döndü. Eğer bu yaraya iyi bakılamazsa üzeri sarı iltihapla kaplanacaktır. Aynı şey burun boğaz yolu için de geçerli, eğer çocuğun burun boğaz yolu yanarsa bu kısa sürede kronik iltihaba çevirir, sizi bütün kış uğraştırır.

Çocuklarda burun boğaz yolunun böyle yanık gibi hasar görmesine neden olan en büyük etken reflüdür. Reflü midedeki asitli sıvının burun boğaz yoluna gelmesi ve o dokuları yakması halidir. “Benim çocuğumda reflü yok” demeyin, her çocuk olgunlaşmamış mide yapısı gereği reflüye açık halde yaşar. Eğer siz çocuğunuzu bu doğal yatkınlığına uygun bir şekilde beslemezseniz sessiz sedasız, burun boğaz yolları asit kaçaklarına bağlı yanar ve bu “bütün kış hastayız” sürecine neden olur.

Yazının devamı...

Spor yaptırayım derken astım olmasın!

17 Mayıs 2017

HERKESİN AKLINDA AYNI SORU: ALERJİ, ASTIM ÇOCUKLARDA NİYE ARTIYOR?

Son yıllarda yapılan araştırmalara göre çocuklarda alerji ve astımın artış göstermesinin en önemli nedenlerden biri çocukların eskiden olduğu kadar çok sokakta oynamaması, fiziksel aktivitede bulunmaması. Tam gün okullar, oyuna zaman ayıramayan çocuklar ve modern şehir yaşamının getirdiği güvenli oyun alanlarının azalması çocukları bu mecburi pasif hayata sürüklüyor maalesef. Yeterince hareket edemeyen ve aynı zamanda medya ve reklamlar yolu ile veya birbirinden göre göre abur cubur yemeye alışmış çocuklar obezite ve astım adayı olmaya meyilli bir toplum olma yolunda ilerliyor.

KAKAO, ÇİKOLATA VE PAKETLİ GIDALARI KESİN

Bu duruma bir şekilde son vermek için çocuklarda kakao, çikolata ve paketli gıdaları kesme konusunda sürekli bir bilinçlendirme çalışması yapıyorum ve sonuç çok yüz güldürücü. Anne babalardan aldığım geri dönüş sadece bu beslenme önerilerine uyarak bile çocuklarının solunum yolu hastalığı sıklığında büyük bir değişim olduğu yönünde. Bu çok güzel bir değişim ancak eğer ikinci adıma geçecek olursak çocuklarda fiziksel aktivitenin artırılması da bir o kadar önemli astımdan korunmada.

BRONŞLARI GENİŞLETEN EN ETKİLİ DOĞAL YÖNTEM SIK VE BÜYÜK NEFES ALMAKTIR

O zaman ikinci adım, ikinci soru; Çocukları astımdan korumak için fiziksel aktiviteyi nasıl artıracağız ve bunu yaparken nelere dikkat etmek gerek?

Çocuklarda akciğer kapasitesini geliştiren en önemli etken bol nefes almayı sağlayan sporlardır. Koşma, futbol, tenis, voleybol, basketbol ve yüzme bu açıdan hem astımlı çocuklar için hem de sağlıklı olup astımdan korunmak isteyenler için çok güzel aktivite olanağı sunar.

Sokakta oynayamayan çocuğu bizler en azından hafta sonları birer ikişer saat bu aktiviteye zorlamalıyız. Zorlamalıyız çünkü kendi haline bırakırsak birçok çocuk evde televizyon veya bilgisayar başında geçirmeyi tercih edecek hayatını. Oysa birkaç kez zorla da olsa giderse sevecek fiziksel aktivitenin yarattığı o mutluluk, zindelik hissini alacak ve bir süre sonra kendi gitmek isteyecektir.

ÇOCUK MİDESİ AKCİĞERLER İLE BAĞLANTIDADIR

Çocuk vücudu 0-18 yaş arası gelişme aşamasında kabul edilir. Bu yüzden hem akciğerler hem de onunla bağlantıda olan mide kasları henüz tam olgunluğa erişmemiştir. Mide kasları gevşek olunca, ki bu ergenliğe kadar bütün çocuklarda kısmen böyledir, midedeki asitli içerik kolaylıkla önce ağza sonra boğaza sonra da akciğerlere kaçar ve boğaz enfeksiyonu, öksürük, hırıltılı hastalığa neden olur. Astımlı çocuklarda astımın doğası gereği reflü olarak adlandırılan bu mide kaçakları daha fazla olur ama diğer taraftan bakarsak hiç alerjisi olmayan sağlıklı bir çocukta sırf mide gevşekliği ve buna bağlı reflü atakları nedeniyle sıfırdan astım bronşit gelişebilir.

HER ÇOCUĞUN MİDESİ AĞZINDADIR

  

Dolayısıyla alerjik ve astımlı çocuklar başta olmak üzere genel anlamda midesi gevşek tüm çocuklarda mideyi sıkıştıracak ve ağza yemek gelmesine neden olacak aktivitelerden kaçınmak gerekir. Tabii ki spor ve fiziksel aktivite bu olasılığın en yüksek olduğu durumu oluşturur. Mide dolu iken yapılan spor direkt reflü nedenidir. Çocuklarda sık hastalanma, ateş, beta adı verilen boğaz iltihabı, havlar tarzda krup adı verilen öksürük, kış boyu geçmeyen burun tıkanıklığı, sarı-yeşil sümük ve balgamlı öksürükler ile seyreden kronik kış hastalıklarının başında bu fark edilmeyen sessiz reflü atakları gelir. Okullarda virüs bulaşması zannedilen pek çok hastalığın altında bu sessiz mide kaçakları yatar. O zaman çocukları hem spor yaptırıp hem de nasıl reflü ve astımdan koruyacağız?

YEMEKTEN SONRA EN AZ İKİ SAAT YÜZME VE JİMNASTİK HAREKETLERİ YAPTIRMAYIN

Yemekten sonra en az iki saat çocuğa spor yaptırmayın. Profesyonel spor yapanlar, okul sonrası birkaç bir şey atıştırıp antrenmana koşuyor. Bu çok yanlış bir uygulamadır. Tüm spor faaliyetleri için geçerli olmak kaydıyla, en çok bu açıdan sorun yaratan spor yüzme ve jimnastiktir. Yüzme çocuğu yatay pozisyona getirdiği için daha da fazla mideyi ağza getirir. Jimnastikte de takla, ters dönme hareketleri nedeniyle mide sıkışır ve eğer kısa süre önce yemek yenmişse bu içerik hazım nedeniyle salgılanan asit ile beraber ağza ve solunum sistemine kaçar. Bir bakmışsınız çocuğun ateşi çıkmış, burnu akıyor, hiç yoktan öksürük atağı başlamış. Siz üşüttü, okuldan virüs aldı zannedersiniz ama aslında mide asidi sessizce burun boğaz yolunda doku hasarı yapmıştır ve hasarlı yanık bir dokunun üzeri nasıl iltihap kaplanırsa çocuk da o şekilde kendi mikrobu ile hasta olmuştur.

OKULDA YEMEKTEN SONRA EN AZ İKİ SAAT BEDEN EĞİTİMİ YAPILMAMALI

Bu durum yemek sonrası tüm fizik aktiviteler için geçerlidir. Bu nedenle okulda yemekten sonra en az iki saat beden eğitimi yapmasına izin vermeyin. Bu tüm çocuklar için geçerlidir. Aynı durum çocuklarını az gören çalışan aileler için de geçerli. Eve geç gelen aileler yemek sonrası hemen yat kalk, takla at, top oyna gibi fizik aktiviteye başlıyor, özellikle erkek çocuklarla. Ancak akşamları yemekten sonra en az iki saat bu şekilde mideyi sıkıştıracak aktivitelerden kaçının ve çocukta nasıl hastalıklar azalacak görün.

KARNI TOKKEN UYUSUN DİYE AYAKTA SALLAMAYIN

Sporla ilgili olmasa da yeri gelmişken söylemekte fayda var, bir diğer olası tehlike yemek sonrası öğlen uykuya yatırılan kreş çocukları için söz konusu maalesef. Kreşte olsun evde olsun çocukları yemek yedikten sonra en az iki saat uykuya yatırmayın veya uyutmak için dolu mide ile ayakta sallamayın. Bunlar hep mide içeriğinin ağza gelmesi ile sonuçlanır ve burun boğaz yoluna zarar verir, sık hastalık nedenidir. Özetlersek;

Astımlı alerjik çocuklar başta olmak üzere tüm çocuklarda fiziksel aktivite yaparken dikkat edilmesi gerekenler:

1- Çocuklarda en iyi bronş genişletici astım önleyici spordur, özellikle astımlı çocuklara mutlaka bir spor faaliyeti aşılanmalıdır.2- Astım önleyici spor aktiviteleri içinde bol nefes almayı sağlayan açık hava sporları basketbol, voleybol, futbol, tenis, koşu tercih edilmelidir.3- Her tür spor ve antrenman çocuklarda yemekten en az iki saat sonra yapılmalıdır.4- Okulda yemekten sonra en az iki saat beden eğitimi yapılmamalıdır.5- Çocuklar yemekten sonra en az iki saat öğlen uykusuna yatırılmamalıdır.6- Yemekten sonra çocuklar uykusu gelsin diye ayakta sallanmamalıdır.7- Akşam yemekten hemen sonra evde boğuşma, takla, güreş gibi mideyi ağza getirecek aktivitelerden kaçınılmalıdır.

Son yıllarda yapılan araştırmalara göre çocuklarda alerji ve astımın artış göstermesinin en önemli nedenlerden biri çocukların eskiden olduğu kadar çok sokakta oynamaması, fiziksel aktivitede bulunmaması. Tam gün okullar, oyuna zaman ayıramayan çocuklar ve modern şehir yaşamının getirdiği güvenli oyun alanlarının azalması çocukları bu mecburi pasif hayata sürüklüyor maalesef. Yeterince hareket edemeyen ve aynı zamanda medya ve reklamlar yolu ile veya birbirinden göre göre abur cubur yemeye alışmış çocuklar obezite ve astım adayı olmaya meyilli bir toplum olma yolunda ilerliyor.

Bu duruma bir şekilde son vermek için çocuklarda kakao, çikolata ve paketli gıdaları kesme konusunda sürekli bir bilinçlendirme çalışması yapıyorum ve sonuç çok yüz güldürücü. Anne babalardan aldığım geri dönüş sadece bu beslenme önerilerine uyarak bile çocuklarının solunum yolu hastalığı sıklığında büyük bir değişim olduğu yönünde. Bu çok güzel bir değişim ancak eğer ikinci adıma geçecek olursak çocuklarda fiziksel aktivitenin artırılması da bir o kadar önemli astımdan korunmada.

O zaman ikinci adım, ikinci soru; Çocukları astımdan korumak için fiziksel aktiviteyi nasıl artıracağız ve bunu yaparken nelere dikkat etmek gerek?

Çocuklarda akciğer kapasitesini geliştiren en önemli etken bol nefes almayı sağlayan sporlardır. Koşma, futbol, tenis, voleybol, basketbol ve yüzme bu açıdan hem astımlı çocuklar için hem de sağlıklı olup astımdan korunmak isteyenler için çok güzel aktivite olanağı sunar.

Sokakta oynayamayan çocuğu bizler en azından hafta sonları birer ikişer saat bu aktiviteye zorlamalıyız. Zorlamalıyız çünkü kendi haline bırakırsak birçok çocuk evde televizyon veya bilgisayar başında geçirmeyi tercih edecek hayatını. Oysa birkaç kez zorla da olsa giderse sevecek fiziksel aktivitenin yarattığı o mutluluk, zindelik hissini alacak ve bir süre sonra kendi gitmek isteyecektir.

Yazının devamı...

Alerjik çocuklarda demir gibi güçlü bağışıklık için 10 altın öneri

13 Nisan 2017

Vücudumuz hareket etmek için, düşünmek için veya hasar görmüş hasta bir dokuyu tamir etmek için enerjiye ihtiyaç duyar. Bu enerji, vücuda alınan gıdaların havadaki oksijen ile yakılması sonucu elde edilir. Ancak bu enerji üretimi sırasında bir odunun yandıktan sonra etrafa küllerinin saçılması gibi bazı atık maddeler, küller oluşur. Vücudumuz bu külleri, antioksidan adı verilen bazı koruyucu maddeler ile ortamdan uzaklaştırır. Ancak vücutta antioksidan koruyucu maddeler yetersiz kalırsa, normal vücut işlevi sırasında oluşan bu küller, aynı bir elmanın açıkta beklemesi sonucu kararması ya da bir demirin paslanması gibi, dokularımızı hasara uğratır, çürütür.

Bu nedenle organlarımızı, dokularımızı canlı, ilk günkü gibi parlak ve sağlıklı tutmak istiyorsak, nasıl elmayı kararmaması için limonlu suyun içine koymak gerekiyorsa, vücudumuzun da paslanmaması için dışarıdan yeterli miktarda antioksidan almamız gerekir. Yetersiz antioksidan desteği ve vücudun paslanması işlemi en çok bağışıklık zayıflığı ve bunun sonucu olarak gelişen Alerji, Astım, Çölyak Diyabet, Kanser gibi hastalıklarla sonuçlanır. Bu zararlı etkiden korunmak için öncelikle vücudu normalden çok paslandıracak çevre etkenlerinden uzak durmak ve beraberinde bol antioksidan (pas sökücü) sunacak gıdaları tüketmek durumundayız. Şimdi, kışın hastalanma potansiyeli daha fazla olan alerjik çocuklar başta olmak üzere tüm çocuklarda güçlü bir bağışıklık için yapılması gerekenleri göreceğiz.

Çocuklarınıza tuzlu (balık, çubuk vb. şekillerde )krakerler, bisküvi, hazır kek, mısır gevreği, cips gibi hazır, katkı maddeli gıdaları yedirmeyin, siz de yemeyin, evinize sokmayın. Raf ömrünü uzatıcı katkı maddeleri bağışıklığın en büyük düşmanıdır. Mutfağa girin, hamur işlerini evinizde tam tahıl unundan, esmer şekerle ve zeytinyağıyla yapın ve çocuğunuzun tatlı olarak öncelikle taze meyve veya evde yapılmış meyve tatlılarını tüketmesini teşvik edin.

Çocuklarınızın daha az hasta olmasını istiyorsanız, onlara kakao yedirmeyin, kahve, buzlu çay ve kola içirmeyin. Kafein en baş vücut paslandırıcıdır. Kafein en çok da çocuklarınızın bol bol tükettiği çikolata, gofret, kakaolu süt, kakaolu kahvaltılık gevrek, (bilumum popslar) kakaolu fındık ezmesi gibi gıdalardan gelir. Bunları evinize sokmayın.

En iyi antioksidan (pas çözücü) bol taze sebze, meyvedir. Çocuklarınıza tatlı olarak çeşit çeşit çiğ meyve, sebze yedirin. Hazır meyve suları yerine, taze meyve sebze suları sıkın.

Çocuklarınıza balık yedirin veya omega-3 içeren balık yağı içirin. Hayvansal etlerden tüketilirken vücutta en az atık-kül bırakan et balıktır. Bu nedenle alerjik ve astımlı çocuklara, eğer balık alerjisi yoksa haftada 2-3 gün balık, diğer etlerden de doğal besi tavuk veya hindi, kırmızı etlerden de kuzu etini tercih edin.

Hayvansal sütlerden en az atık-kül oluşturan sütler keçi, manda ve koyun sütüdür. Süt ve süt ürünü seçiminde paketli UHT inek sütü yerine günlük pastörize keçi, manda, koyun sütü ve bunlardan üretilmiş yoğurt, ayran ve taze peynir tercih edin.

Yağ seçiminde hem yemeklerde hem de hamur işlerinde zeytinyağı tercih edin. Çocuklarınıza pastanede yapılmış, margarin içeren, açma, poğaça, kurabiye, pasta yedirmeyin. Bunları evde kendiniz zeytinyağı ile yapın.

Yazının devamı...
Yonca Tabak Kimdir?
“Çocuklar ve Alerji” kitabının yazarı, Çocuk Sağlığı Hastalıkları, Çocuk Alerji ve İmmünoloji uzmanı Prof. Dr Yonca Tabak 1966 İstanbul doğumludur. 1984 yılında "Üsküdar Amerikan Kız Koleji"nden mezun olmuştur. Yüksek öğrenimini 1984 -1990 yılları arasında "İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi"nde tamamlayarak tıp doktoru, ardından da 1996 yılında Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı olmuştur. 1996 yılında Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Alerji-İmmünoloji Bilim Dalı'nda üst ihtisas eğitimine başlayan Dr. Yonca Tabak 1998 yılında Çocuk Alerjisi ve İmmunolojisi Uzmanlığı almıştır. Çocuk astımı ve çocuk alerjisi konusunda yaptığı çok sayıda klinik çalışma çeşitli uluslar arası ve ulusal dergi ve toplantılarda sunulan Dr. Yonca Tabak 2002 yılında doçent, 2008 yılında Profesör olmuştur. Aldığı eğitimler ve yaptığı çalışmalar sonucunda Prof. Dr. Yonca Tabak’a (Avrupa Alerji ve Klinik İmmunoloji Derneği "European Academy of Allergy and Clinical Immunology" tarafından "Çocuk Alerjisi Uzmanlık" diploması verilmiştir. 1998 - 2008 yılları arasında İstanbul Göztepe Eğitim ve Araştırma hastanesinde Çocuk Alerjisi Kliniğini kuran ve yürüten Dr. Yonca Tabak, 2008 -2010 yılları arasında İstanbul Bilim Üniversitesi Florence Nightingale Hastaneler’inde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda öğretim üyeliği ve başkanlık görevleri yapmıştır. Anne babaları çocuk alerjisi konusunda bilgilendirmek ve çocukları sağlıklı beslenmeye teşvik etmek konularında sayısız çalışmalar yapan Prof. Dr. Yonca Tabak’ın 2014 yılında kaleme aldığı “Çocuklar ve Alerji” adlı kitabı astımı ve alerjik çocuğu olan anne babalar kadar tüm aileler için de sağlıklı çocuk yetiştirme konusunda bir başucu kaynağı niteliğindedir. 2010 yılından bu yana hastalarını sadece İstanbul-Kadıköy’deki Özel Kliniğinde kabul eden Prof. Dr.Yonca TABAK "European Academy of Allergy and Clinical Immunology" (Avrupa Alerji ve Klinik İmmunoloji Derneği), Ulusal Alerji ve İmmünoloji Derneği, Çocuk alerji ve Astım Akademisi, Türk Pediatri Kurumu ve İstanbul Tabip Odası üyesidir.