Yaşar Aksoy

Küresel sanat kriz içinde

6 Mart 2011
“Bulunduğumuz Yer.. Geçtiğimiz Zaman” başlıklı İzmir sergisinde son yapıtlarını izlediğimiz sanatçı, yaşadığımız coğrafya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın artık insanlık için yeterince tekin olmadığını, tehlikeli bir trajediye doğru ilerlediğini savunuyor.

RESSAM kızım der ki, “Ben, hocam Ekrem Kahraman sayesinde kişiliğimi buldum. Beni Çekirdek Sanat ve Leonardo Sanat Galerisi’nde eğittiği ilk sanat dönemimde, hümanist ve tatlı hocalık kimliğiyle resimde özgürleşmemi sağladı. İçimden geldiği gibi fırçamı kullanma yolunu işaret etti. Hiç empoze etmeden, sanki benim içimi okurcasına yolumu bulmamda çok yardımcı oldu. Ekrem Kahraman içimde çığır açtı, onun sayesinde sanata tutundum, yeni bir hayatım başladı. Düşünen, şiir yazan, çizen bir sanatçının ardında önemli bir psikolojik yol gösterici olduğunu fark ettim. Onun öğrencisi olduğum için daima ona şükran duyacağım.”
Nadir Erenler’in yönettiği Çukurcuma Artist’in sevilen ressamlarından kızım Neslihan Karaağaç, günümüzde başarılı bir sanatçı ise, bir baba olarak benim de, dostum Ekrem Kahraman’a çok eskiden olduğu gibi, yıllar sonra da sevgi duymam gerek..

Post-Modernizm çöktü!..

Ekrem Kahraman, “Bulunduğumuz Yer.. Geçtiğimiz Zaman” konulu İzmir sergisinde manifesto diyebileceğimiz bir bildiri yayınladı. Sunuyorum:
“Dünyada esas olarak ‘Aydınlanma Devrimi’ ütopyalarıyla birlikte anılan Modernizm’in sona erdiğini, Post-Modernistler ilan etmişlerdi. Üstelik kendi gelecek iddialarını da, bu iddialı siyasi-felsefi teori üzerine oturttular.
Günümüzde ise artık son yüzyılın bu en temel ideolojik ve kültürel argümanı, iddiası olarak öne çıkarılanr Postmodernizm’in kendisi de tıkandı ve artık entellektüel çevrelerde geçmişte olduğu kadar dillendirilmiyor bile. Çünkü ‘Büyük Anlatılar Dönemi Sona Erdi’ denile, denile insanlığın ortak evrensel ‘Aydınlanma Ütopyası’ çıkmaza sokuldu.
Artık bütün dünyada küresel olarak sanat, felsefe, kültür teorileri derin bir kriz içersinde.. Onca yüksek sesli felsefi-ideolojik iddialara, kurgulanan medyatik görüntülere karşın, reel egemen bireysel, toplumsal politik, ekonomik, sanatsal, kültürel argümanların, felsefi, ideolojik alt yapıları çökmüş durumda..

Yazının Devamını Oku

Tarıma hizmetin 80 yıllık gururu

27 Şubat 2011
Binasının temelini 1930’da İzmir Valisi Kazım Dirik’in attığı ve ilk müdürü Nihat İyriboz olan Bornova Zirai Mücadele ve Araştırma Enstitüsü örnek bir kurum olarak haklı övgü alıyor.

NE MUTLU onlara..
80 yıllık bir geçmiş her kuruma nasip olmaz. Atatürk’ün isteği üzerine 15 Şubat 1931’de Bornova’da, “Garbi Anadolu Emraz ve Haşarat Mücadele İstasyonu” adıyla kurulan, günümüzde, “Bornova Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü” kimliği ile bilinen kurum, ülkemizin önde gelen bir bilimsel merkezi olarak, Çanakkale, Balıkesir, Kütahya, Manisa, Uşak, İzmir, Aydın, Denizli ve Muğla’da tarımcının yardımına koşmaktadır.
Bornova, tarım değeri yüksek ovası, ilk tarım okulunun açıldığı yer, ilk tarım araştırma enstitüsünün, ilk ziraat fakültesinin kurulduğu, yine ilk zirai ilaç fabrikasının üretime geçtiği belde olduğu için dikkat çekici bir öneme sahiptir.

İlk müdür İyriboz’a vefa

Ziraat Fakültesi eski dekanı merhum Prof.Feyzi Önder’in eşi, Enstitü Mensupları Derneği Başkanı Dr. Pervin Önder, enstitünün ilk müdürü rahmetli Nihat İyriboz’un oğlu Yüksek Ziraat Mühendisi 80 yaşındaki Demir İyriboz’a şükran plaketi sundu.

Zirai araştırma

Bornova Zirai Araştırma İstasyonu binasının temelini, 1930’da İzmir Valisi Kazım Dirik attı. Aile albümümüzdeki tarihi fotoğrafına bakıyorum, valinin hemen arkasında babam duruyor. 1931’de kurulduğu zaman ilk müdürü, daha sonra tarım bakanı olan Nihat İyriboz idi. İlk memuru ise, Bornova Ziraat Okulu mezunu çiçeği burnunda tarım teknisyeni babam Cemal Aksoy idi.. Ailemizin ilk maaşları, ilk ekmek paramız bu kurumdan geldiği için bizce daima kutsal bir çatı olarak algılanmıştır. Babamın sağlığında yıldönümü kutlama törenlerine onu götürürdüm. Vefatından sonra ben daima katılıyorum.

Yazının Devamını Oku

Ege’nin yiğit sesi göklere uçtu

20 Şubat 2011
Onun davudi sesi insanın içini okşardı.. Özellikle Kurtuluş Savaşı ve kahramanlık programlarında uzun yıllar boyunca radyolarda ve televizyonda destansı sesini dinledik..

İNTERNET kafede İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nden bir ileti aldığımda dondum kaldım: “Cemiyetimizin üyesi Günsenin Çamdoruk’un eşi vefat etmiştir. Cenazesi bugün toprağa verilmiştir. Merhuma Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve yakınlarına başsağlığı dileriz. İletişim: 0533.2583815..”
Mesajı  okuyunca, müthiş üzüldüm.. Hemen verilen cep telefonunu aradım. Günsenin Hanım, eşini ağır hastalanınca ne yazık ki kaybettiklerini ve son yıllarında huzur içinde yaşadıkları Ulucak Köyü’ne gömdüklerini söyledi. Başsağlığı diledim. Hemen, Taylan Çamdoruk’un Facebook’taki profilini açtım. Fotoğrafındaki kalın dalgalı gür beyaz saçlarına hüzünle bakıp onu gizlice öptüm. Sonra elim titreyerek ona bir mesaj attım: “Sevgili Taylan ağabeyim.. Sana rahmet diliyorum. Sen benim çocukluğumdan arta kalan bir şiirdin. Öte alemde annemi görürsen ona söyle, beni merak etmesin, ben iyiyim, idare ediyorum. Seni çok, çok öpüyorum arslan ağabeyim.. Kardeşin Yaşar..”
Bilgisayarı kapattım.. Gözlerim ıslaktı.. Dışarda yağmur yağıyordu.. Sakız Adası’nın tepelerinde şimşekler çakıyordu.. Gök gürleyince, o davudi sesi duyar gibi oldum..

BAĞIMSIZLIK GECESİ

Yıllar geçti.. Taylan Çamdoruk TRT’de ünlendi, tam 21 yıl bu kuruma hizmet etti.. Gür ve gümrah sesiyle dinleyicileri büyüleyen bir sunucu ve spiker olmuştu. Radyoda ve televizyonda onun benzersiz sesini hemen fark ederdik. Kahramanlık ve istiklal savaşı programlarının değişmez ismiydi. Fon müziğine gerek yoktu, anlamlı sesi bir doğal beste gibiydi sanki.
15 Mayıs 1979 günü, İzmir’de kurtuluş savaşı’nın ilk kurşununun atılmasının 60. yıldönümü idi. Hasan Tahsin’i Yaşatma Derneği başkanı idim. Ülke çapında bir şiir yarışması düzenlemiştik, ödülleri İş Bankası Sanat Galerisi’nde sahiplerine verdik ve bir Hasan Tahsin sergisi açtık.
Akşama Çınar Sineması’nda “Bağımsızlık Gecesi” düzenledik. Ricam üzerine Taylan Çamdoruk, gecenin sunuculuğunu üstlendi. Tiril tiril bir beyaz ceket giymiş yakışıklı Taylan Çamdoruk’un yönetiminde ve sunumunda muhteşem bir gece yaşadık. Suat Taşer, İhsan Alyanak, Emre Kongar, Zeynel Kozanoğlu güzel konuşmalar yaptılar, folklorcular ortalığı kaynattı. Taylan Çamdoruk, bir aktör gururu içinde, doruklara uzanan bir çam gibi sahneyi kavramıştı, hemen arkasındaki pankartta yazılı olanları arada tekrarlıyordu, beyinlere akıtıyordu: “Hasan Tahsin silahımız.. Kuvayı milliye kavgamız.. Mustafa Kemal önderimiz.. Bağımsız olacak ülkemiz..”

TRT BELGESELİ

Yazının Devamını Oku

Gaziemir’e hayatını adayan arkeolog

13 Şubat 2011
Gaziemir Belediye Başkanı Halil İbrahim Şenol’u alkışlıyoruz. Ercan Conkbankir’in kent kitaplarını yayınlayarak beldenin tarihini gözler önüne sermekte.

GAZİEMİR, antik çağlara uzanan çok eski bir yerleşim yeri olarak bilinir ve tarihin derinliklerinde Sedikui, Sewdi-Keui, Sevdi köi, Sediccuil, Sediköe şeklinde kayıtlara geçmiş ve anlatılır olmuştur. Batı Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Türk-İslam kayıtlarında ise Seydiköy olarak anılmıştır. Seydi Baba diye bilinen Türk-İslam ermişi Seydi Mükremüddün’in mezarı, türbesi ve dergahı burada olduğu için zamanla “Seydiköy” diye bilinmeye ve böyle anılmaya başlandı. Osmanlı’nın son zamanında büyük bir Rum göçü alan belde, zamanla Türk nüfusunun silinmesi üzerine, köklü bir Rum şehri gibi bilinir olmuştur. Rum baskısıyla Türklerin burayı nasıl boşalttıkları ve terk ettikleri, köklü ailelerin büyüklerinin hafızasında yer etmişti. Böylece Rum ve zengin Levantenler’in refah bölgesi olarak anılan Seydiköy, kurtuluş savaşından sonra Rum nüfusun mübadeleye Yunanistan’a göçü ve Balkanlar’dan gelen ve vatanları ellerinden alınmış göçmen Türklerin buraya yerleşmesiyle canlanmış ve 1924’te 3 bin kişinin burada oturduğu saptanmıştır.Atatürk’ün 3 kez ziyaret etmesinden sonra “Gaziemir” ismi alan belde, günümüzde doğudan çok göç aldığı için 125 bin kişinin yaşadığı, Anadolu’nun bir çok ilinden daha kalabalik gelişmiş bir kent görünümündedir. İlk yazarlık yıllarımda, tam 40 yıl önce Demokrat İzmir’de yazarken,  bana sürekli gönderdiği destekleyici mektuplarıyla güç veren Seydiköy İstasyon görevlisi, Balkan göçmeni Ruhsar Ürkmeyen’i (Ruhsar Baba) asla unutmamışımdır, ışıklar içinde uyusun.

ÇALIŞKAN ÇİFT

Günümüzde Halil İbrahim Şenol başkanlığındaki Gaziemir Belediyesi, belde tarihi ile ilgii arka arkaya kitaplar yayınlıyor. Hepsini de Gaziemir doğumlu arkeolog Ercan Conkbankir hazırlamakta. Hayatını Gaziemir’e adamış olan Ercan Conkbankir, kendisi gibi arkeolog olan eşi Engin Conkbankir ile beldelerinin tarihini araştırıp yayınlıyorlar, bir ömürboyu topladıkları tarihi eserleri de belediyeye bağışlıyorlar. Kutlamamız gerek.Ercan Conkbankir’ın imzasıyla yayınlanan kitaplar şunlar: Anadolu Halkları, Balkan Türklerinin Kökeni, Homeros Gaziemir’de Doğmuştur, Cumhuriyet-Atatürk ve Gaziemir, Seydiköylü Hollandalılar, Geçmişten Günümüze Gaziemir, Seydiköy’den Gaziemir’e (Albüm)..Ercan Conkbankir ayrıca  koleksiyonundaki en eskisi 2500 yıllık olan 44 sikkeyi, bin kitabı ve 300 civarında tarihi fotoğraf ve belgeyi de Gaziemir Belediyesi Kent Arşivi’ne bağışladı. Dileriz bu bağışlar ve yayınlarla eski Seydiköy Tren İstasyonu’nda oluşturulacak kent müzesi, gelecek kuşaklara armağan edilir. Bu arada belediyeye armağan ettiğim Seydiköy’de Atatürk’ü gösteren çok tarihi bir fotoğraf, duyduğuma göre, belediyede güzel bir yere asılmış..

DAMAT TRAŞI

Ercan Conkbankir’in kitaplarında rastladığım bir Gaziemir geleneği çok ilgimi çekti. “Damat Traşı” başlıklı bölümde bakın ne yazıyor?“Gaziemirli damat avlunun veya meydanın ortasına oturtulur. Berber, damadı traş etmeye başlar, o esnada çevrede oyunlar oynanmakta, zeybekler dolanmakta, keyifler çatılmaktadır. Çalgılar traş havası çalar. Berberin etrafına millet toplanır. Traşı uzatmak için berber ‘traş yok’ der, nazlanır, işi yavaşa alır. Bu arada damadın boyun örtüsünün üzerine takılar takılmaya, berbere bahşişler verilmeye başlanır. Nazlanma devam eder , takılar ve bahşişler birikir. Ne kadar traş uzarsa o kadar çok takı ve bahşiş toplanır. Traştan sonra damat kız tarafı tarafından alınan damatlıkları giyer. Damat, zaten önceden arkadaşları ile hamama gitmiştir. Gerdeğe sabaha karşı girilir. Gerdeğe girerken sağdıç ve arkadaşları damadın sırtını güm güm yumruklarlar. Yumruklama damadın uyuşukluğu gitsin, canlansın diye yapılır.”Ercan Conkbankir’in kitaplarında arkeolojik derin bilgiler olduğu gibi, bu tür okunması keyif verici gelenekler de sunulmaktadır.Her beldeye kültür yumruğu vurulmalı ki, canlansın.. Her beldeye bir Ercan Conkbankir gerek..

Yazının Devamını Oku

Homeros’un oğlu cübbe giydi

6 Şubat 2011
Şair Ümit Yaşar Işıkhan, Birleşmiş Milletler Hizmet Nişanı ve Fahri Doktora ile ödüllendirildi.

ÜMİT’in çok beğendiğim “Merhaba” şiirine ödül vermiştik. Başkanlığını yaptığım “Hasan Tahsin’i Yaşatma Derneği”, 1979’da Hasan Tahsin Şiir Yarışması düzenlemişti. Suat Taşer, Turgay Gönenç, Nahit Ulvi Akgün, Abdullah Neyzar Karahan, Hüseyin Yurttaş gibi şairlerin bulunduğu seçici kurul, Ümit Yaşar Işıkhan’a ödül vermişti.
15 Mayıs 1979 günü İş-Sanat Galerisi’nde açtığımız Hasan Tahsin Sergisi’nde gazeteci ağabeyimiz Erhan Ünver, Ümit’e ödülünü verdi, akşama Çınar Sineması’nda düzenlediğim “Bağımsızlık Gecesi”nde, Ümit Yaşar Işıkhan çıkıp o duygulu sesiyle şiirini okumuştu. Kendisini ilk tebrik eden o gece bir konuşma yapan Emre Kongar oldu.
Ümit’i, Mardin’den gelip Kadifekale’ye yerleştikleri yıllarda, çok genç bir yakışıklı şair adayıyken Tilkilik Keçeciler Yolu’nda tanıdım. Hatuniye Camii’ne giden bu eski kadim yolda yanıma yaklaşıp, şiir yazdığını söyleyip okumamı istemişti. Hemen bir işçi kahvesine gidip, şiirleri okuyup kendisini kutlamıştım.
O günden sonra ağabey-kardeş olduk.. Sonra şairlik çizgisini yakından izledim. Geçenlerde düzenlenen ödül gecesinde bir konuşma yaparak bu cesur ve romantik “Homerosoğlu”nu anlattım.

Homeros’un oğulları
Homeros, İzmir’in en büyük hemşehrisidir. “İlyada” ve “Odyssiea” destanlarını yaratan Homeros, dünya edebiyatına ilk büyük ozan olarak geçmiştir. M.Ö.850 yıllarında yaşadığı tahmin edilen Homeros kadar dünya halklarını etkilemiş bir başka ozan yoktur. Her dünya vatandaşının kütüphanesinde baş köşede destanları bulunur.
“İlyada” destanı 16 bin mısra, “Odyssiea” destanı ise 12 bin mısradır. Anadolu’ya saldıran Yunanlılarla, Troya kentini savunan Anadoluluların yaptığı 10 yıllık savaşı ve sonrasını anlatan bu destanlar, yurdumuzun bir hazinesi olarak kabul edilmelidir. Homeros bu destanlarında Yunanlıları açıkça saldırgan, Troyalıları ise savunmacı bir kahraman halk olarak anlatmıştır. Homeros’un bir başka ismi “Melesigenes”tir, Yani Meles Çayı’nın çocuğudur, bu lakap ozanın İzmirli olduğunun en büyük delilidir.

Yazının Devamını Oku

Bodrum’da güzel şeyler oluyor

30 Ocak 2011
“Bodrum Deve Güreşleri Festivali”, bugün 10.00’da Kızılağaç Dolgu Alanı’nda başlıyor. Ege’nin dört köşesinden 130 deve geldi. Bodrumspor yararına, hanımlar ve çocuklara bedava..

BODRUM’a helal olsun.. Güzel şeyler oluyor..
“Gümüşlük Klasik ve Caz Günleri” kapsamında düzenlenen konserler büyük keyif ve bilinç vererek devam ediyor. Emin Fındıkoğlu Quartet, Gümüşlük Avami’de geçenlerde Bodrumlu cazseverlere nefis bir gece yaşattı.
Vokallerde Meltem Ünel’in yer aldığı dörtlüde yılların caz piyanisti Emin Fındıkoğlu’na davulda Monika Bulanda, kontrbasta Derya Davulcu eşlik etti. Genç solist Meltem Ünel’in çevresinde oluşan yepyeni topluluk olarak cazseverlerin karşısına çıkan dörtlü, Nina Simone’dan Paul Simon’a uzanan caz standartları, Latin melodiler, Fransızca şarkılar ve Karayip esintilerine yer verdi.
Dün akşam ise Gümüşlük Eklesia’da, Francesko Libetta’nın piyano resitali izlendi ve ayakta alkışlandı.
Gelecek konser programı ise şöyle:
12 Şubat’ta Avami Gümüşlük’te Sibel Köse Quartet, 26 Şubat’ta Eren Levendoğlu (piyano), 12 Mart’ta Avami Gümüşlük’te Ayşe Gencer Quartet, 26 Mart’ta Stefan Milenkovich (keman)-İbrahim Yazıcı (piyano), 16 Nisan’da Avami Gümüşlük’te Sarp Maden Quartet, 7 Mayıs’ta Maksym Kulabukhov (piyano), 14 Mayıs’ta Avami Gümüşlük’te Bora Çeliker Trio, 22 Mayıs’ta Cihat Aşkın (keman)-Eren Levendoğlu (piyano)..
“Avami”, Gümüşlük’teki sevimli bir kafe-bardır. Yöneticileri Cavidan Kozlu, Cem Türksavaş ve Mehmet Türksavaş’ı kutluyorum. (Konserler için iletişim: Eklesia-  0 507.349 59 68 – 0 508.418 03 73)

Semt büyükleri

Yazının Devamını Oku

Bu öğretmenin eli öpülür

23 Ocak 2011
Alkışlıyorum Karşıyaka Belediyesi’ni. Kutluyorum Başkan Cevat Durak’ı. Selamlıyorum tüm belediye meclis üyelerini.

KARŞIYAKA Lisemiz, her eski Karşıyakalı’nın anılarında çok önemli yeri olan bir köklü eğitim yuvasıdır.. Ben bu okulda ortaokul dahil 1959-64 yılları arasında okudum, üstelik annem tarih öğretmeni Zehra Aksoy’un evde bırakacak kimsesi olmadığı için 4 yaşımdan itibaren çocukluğum da, bu okulun koridorlarında, öğretmen odasında, bahçesinde, hatta bazen annemin derslerinde ağabey ve ablalarımla o sıralarda geçti..
Aklıma nice silinmez tablolar geliyor. Tren yolu geçidinden tantan yokuşu ile başlayıp, şimdi benim ismimi taşıyan sokaktan geçip, okulun ayyıldızlı demir kapısı önünde biten dut ağaçlarıyla süslü lise yolu.. Sonra ön bahçedeki içi kırmızı balık dolu havuz, ortasındaki çocuk heykeli, çevresindeki manolya ağaçları.. Müdür koridoruna çıkan mermer merdivenler.. İnsanın burun kemiğini kırarcasına mazotla paspaslanmış ve gıcır gıcır muşamba kaplı ince, uzun koridorlar. Öğretmenler odası, muavin odaları..
Alt kattaki pinpon salonu.. Kantinimiz ve üstü nar taneli aşureler, jimnastik salonu ve tiyatro sahnesi.. Kimya ve fizik laboratuvarı.. Nihayet dillere destan futbol maçlarını izlediğimiz arka bahçemiz. Okul şampiyonaları ve çam ağaçları altındaki banklarda ders çalışmaya çalışan kuş öğrenciler.. Tebeşir tozları, coğrafya atlasları, cebir denklemleri, jimnastik dersleri, 19 Mayıs provaları ve müzikçi hocamızın “Başla” komutuyla söylenen “Korkma Sönmez” marşları.. Her liselinin bu tablolara oturtacağı nice silinmez anıları vardır.

Karşıyaka’nın sembol öğretmeni
Karşıyaka Belediyesi tarafından ismi bir sokağa verilme kararı alınan Karşıyaka Lisesi’nin sembol matematik hocası Hasan Tahsin Abakan ve eşi rahmetli Müşerref Hanım..

MATEMATİK HOCAMIZ
Her liselinin, bu anılarında en önemli yeri kaplayan favori hocaları vardır. Biz, eski kuşaklar, hocalarımızın hepsini severiz, sayarız, rahmet dileriz. Ama, benim iki favori hocam vardır, aradan kaç sene geçse, onların hakkını ödeyemem ve daima içimde yaşatırım. Matematik hocam Hasan Tahsin Abakan ile kimya hocam Şule Sarıyiğit, hiçbir zaman unutmadığım ve yaşamlarından örnek aldığım iki hocamdır.

Yazının Devamını Oku

Parlamenter Birliği’nde yurttaşlık bilinci söyleşisi

16 Ocak 2011
Hisarönü’nde eski belediye binasında çalışan “Parlamenterler Birliği İzmir Şubesi”, yurt sorunlarıyla ilgili halkın da katıldığı toplantılar düzenliyor.

PARLAMENTERLER Birliği İzmir Şubesi’nde anlamlı bir konferans günü geçirdim. Hisarönü’ndeki eski belediye binamızda TBMM’ne bağlı, “Paramenterler Birliği İzmir Şubesi” çalışmalarını yürütmektedir. Tüm eski parlamenterlerin toplandığı ve halka hizmet vermek için çalışmaların yapıldığı bu çatı, değerli insanların buluşma yeridir. Eski başkan sevgili dostum Mustafa Öztin zamanında yine gidip konferanslar vermiştim.
Şimdiki başkan Metin Öney’in isteği üzerine yine “Yurttaşlık Bilinci” üzerine, dolu salona bir konferans verdim. Metin Öney’i severim. 1990’larda PKK’nın yine en azdığı dönemlerde ricası üzerine, başta Çeşme olmak üzere düzenlediği halk toplantılarında “Yurtseverlik” üzerine konuşmalar yapmıştım. Bu yüzden toplantımıza eski parlamenterlerimizden Göksel Kalaycıoğlu Hanımefendi ile birlikte gittik ve görevimizi yapıp yine birlikte köyümüze döndük..
Bu seferki konumuz “Yurttaşlık Bilinci” idi. Değerli dostlarım eski Bakanımız Işılay Saygın ve sevimli yeğenim Ali Rıza Bodur’un önemli işleri olduğu için gelemediler. Ama başta eski Kültür Bakanımız ve özel dostum Dr.Suat Çağlayan olmak üzere tüm eski parlamenter dostlarla buluşmuş olduk.

İzmir şubesi

Eski parlamenterlerimiz donanımlı, yurt sevgileri tutarlı saygın kişilerdir. Birikimlerinden ve sönmeyen heyecanlarından faydalanmak için oluşturulan Parlamenterler Birliği önemli görevler üstlenmektedir.
Metin Öney’in başkanlığındaki, “Parlamenterler Birliği İzmir Şubesi” yönetimi şu isimlerden oluşmakta: Başkan Yardımcısı Erdoğan Bakkalbaşı (Konya Senatörü ve Grup Başkan Vekili, Sekreter Türkan Miçooğulları (22.Dönem İzmir Milletvekili ve TBMM Başkanlık Divanı Katip Üyesi), Sayman Rahmi Sezgin (21.Dönem İzmir Milletvekili), Göksel Kalaycıoğlu (17-18 Dönem Ankara Milletvekili), Ali Aşkın Toktaş (17.Dönem İzmir Milletvekili), Kaya Opan (18.Dönem Sivas Milletvekili), Muharrem Toprak (22.Dönem İzmir Milletvekili), Erdal Karademir (22.Dönem İzmir Milletvekili)..
Denetleme kurulunda ise şu değerli isimler bulunmakta: M.Şerif Tüten (Cumhuriyet Senatosu Kontenjan Üyesi, İmar ve İskan Eski Bakanı), Prof.Türe Tunçbay (Danışma Meclisi İzmir Üyesi), Remzi Banaz (Danışma Meclisi Uşak Üyesi)..

Anlamlı toplantı

Yazının Devamını Oku