Umut Özkan - Tüm Köşe Yazıları - Sayfa 1

Umut Özkan

Şahin: Halka sormadan hiçbir iş yapmayacağız

17 Mayıs 2024
Ankara’da yerel seçim sonrası birçok belediyede değişim oldu. Onlardan birisi de Mamak’tı. Mamak’ta 25 yıl sonra CHP’den belediye başkanı seçilen Veli Gündüz Şahin ile yeni dönemi konuştum.

Şahin sohbete, “Aslen Çorumlu’yum. Bir harman vakti Çorum’un şirin ilçesi Alaca’da doğdum. Babam Alaca’da ticaret ile uğraşırdı. Sevilen, sayılan insandı. Benim yolumu o aydınlattı. Çorum’da, Alaca’dayız. Bir sabah uyandık ilçemize dürüstlük timsali bir kaymakam geldi. Babam kaymakamın dürüstlüğüne inanmıştı. Onu çok sevmişti. Eve geldiğinde ‘böyle bir insan bu ilçe için büyük bir şans’ derdi. Daha sonraları kaymakam bey babam ile iyi bir dost oldu. Bizim için o hep kaymakam beydi, birçok ile vali oldu. Onun başarılarıyla mutlu olduk. Bizde örnek isim oydu. Adı Recep Yazıcıoğlu idi. Rahmetler diliyorum...” diye başladı. Mamak Belediye Başkanı olmadan önce uzun yıllar CHP ilçe başkanlığı ve il başkan yardımcılığı görevlerinde bulunan Şahin, daha önce de başkan adayı ve milletvekili adayı olmuştu. Seçim sonrası için de “Seçildiğim gün rozetini çıkardım. Bana oy veren, vermeyen tüm Mamaklılar’ın belediye başkanıyım. O yüzden seçilmeden önce söz verdim tek kişiyi bile ötekileştirmeyeceğim diye. Şimdi buradan tekrar söylüyorum. Dürüstçe çalışan herkesin yanındayım. Bende hiçbir ego ve kin tarzı bir davranış göremezsiniz. Çünkü ben öyle bir insan hiç olmadım” dedi.

BU OY ORANI SÜRPRİZ OLMADI

Başkan Şahin, inşaat sektöründe başarılı bir iş insanı. Başarısıyla tanınmış. Ve o başarı bu seçim başarısıyla taçlandırılmış. Abidinpaşa’dan çıkıp Natoyolu’na giden yol üzerinde bir sağlık ocağı her gün birçok hastaya hizmet veriyor. İsmi de ‘Veli Gündüz Şahin Sağlık Ocağı.’ Başkan Şahin, illerde hayırseverlerin önünde olmuş ve diyor ki; “Ben Anadolu çocuğuyum, insanlar ile iletişimim çok güçlüdür. Bu zamana kadar Mamak’ta yaşayan herkesin sorununu dert ederek geldim. O yüzden bu oy oranı benim için sürpriz olmadı.” Veli Gündüz Şahin’in ‘ağabeyim’ dediği bir isim daha var onu da şöyle anlatıyor: “CHP’li duayen siyasetçi, Önder Sav benim ağabeyimdir. Çok şey öğrendim. Saygın bir siyasetçi, saygın bir hukukçudur. Onunla uzun yıllar siyaset yapmak, ağabey kardeş olmak büyük bir mutluluktur.” Şahin son olarak da şunları ekledi: “Ben hep dost biriktirdim. Sağdan da var soldan da, ama seçildiğim gün hepsi yanımdaydı. Seçilmeden önce de. Buradan tekrar ediyorum, dürüstçe çalışan ekmeğinin peşinde olan herkese saygım var. Hiç kimsenin ekmeğiyle oynanmayacak. Herkes belediyemizin başarısı için çalışsın. Sokakta herkes sarılıyor, kucaklıyor, memnuniyet gösteriyor. Onlara layık bir çalışmanın içinde olacağız. Kaynaklar, Mamak halkı için kullanılacak. Boşa harcanan tek bir harcamamız olmayacak. Mamaklı’nın evine bir ekmek fazla nasıl girer onun derdindeyim. Her şey şeffaf olacak, açık olacak. Hizmetlerimiz de halk için, halkın yararına olacak. Halka sormadan hiçbir iş yapmayacağız. Borçlu bir belediye devraldık ama üretmeye devam edeceğiz.”

Yazının Devamını Oku

Arslanhane Camii için ışıklandırma ve peyzaj

10 Mayıs 2024
Ankara, vakıf eserleri açısından zengin bir kent. Geçmişten günümüze miras olan yapılar ve değerler gerçekten iyi korunuyor.

Bu korumanın başını ise Vakıflar Genel Müdürlüğü çekiyor. Vakıflar Genel Müdürü Sinan Aksu’yu ziyaret ederek kentteki vakıf eserlerini ve camileri konuştuk. Tabii ilk önce UNESCO Dünya Miras Listesi’ne giren Ankara Kalesi’ndeki Ahi Şerafettin olarak da bilinen Arslanhane Camii’yi sordum. Caminin ışıklandırma, peyzaj ve çevre düzenlemesinin yapılacağını söyledi. Aksu, “Arslanhane Camii’nin özelliklerini anlatan UNESCO dosyasında bizim kurum olarak emeğimiz var. Coğrafi temelli bu şekilde beş cami var. İlk etapta bunların ışıklandırılması, peyzaj düzenlemesi, çevre düzenlemesi ve tanıtımı yapılacak. Bunlardan bir tanesi Arslanhane Camii. Yaz gelmeden çalışmalar bitirilecek. Kurum olarak bu eserlerin kentlere kazandırılması için tüm imkânlarımızı kullanıyoruz” dedi. Bir diğer kıymetli eser Ankara’nın manevi mimarı Hacı Bayram Veli’nin türbesinin de yer aldığı Hacı Bayram Camii…

Onunla ilgili de Sinan Aksu şöyle bilgi verdi: “Hacı Bayram Camii vakıf olarak 1924 yılında kurumumuza intikal etmiştir. Osmanlı’dan bugüne kurumumuza 62 bin vakıf intikal etmiştir. Ben tarihçiyim, Hacı Bayram Camii Ankara için önemli bir inanç merkezidir. Biz burada kandil geceleri lokma dağıtır, Ramazan ayında da bir ay iftar çadırı kurarız. Bakın burada ilk kez açıklıyorum. Çifte şerefeli camii Ankara’da Hacı Bayram Camii’dir. Kanuni dönemidir. Dönemin Mimarbaşı Mimar Sinan’dır. Bana göre Cenabı Ahmet Paşa Camii gibi buranın minaresinin yapımını da Mimar Sinan yapmıştır. Minare camiye yüzyıl sonra eklenmiştir... Yine bir yol çalışması sırasında bulunan Hacı Bayram’da hasar görmüş Ördekli Mescidi var. Yeniden yapımı için çalışmalara başladık. Aslına uygun olması için çaba göstereceğiz.”

Sinan Aksu-Umut Özkan

RESTORASYON YENİDEN YAPMAK DEĞİLDİR

Genel Müdür Sinan Aksu’ya, “İyi bir restorasyon nasıl olmalıdır?” diye sordum. Sorumu şöyle cevapladı: “Restorasyon yeniden yapmak değildir. Aslına uygun yapmaktır. Tarihi özelliklerini korumaktır. O eserin bin yıllık öyküsünü korumaktır. Biz kurum olarak bu şekilde yapıyoruz. Ankara, İpek Yolu üzerindedir. Bu yol üzerinde kervansaraylar ve vakıflar vardır. Lalahan, Nallıhan, Beypazarı... Bu yol üzerindedir. Bakın hep bir han sözcüğü vardır. Ankara kadim bir şehir her yerinde bir tarih var. Ankaralı iki ‘Ahi Beyi’ var; Kızıl Bey ve Yeğen Bey. Bunlara ait vakıf tarihi, vakıf senetleri kurumumuz üzerindedir. Mevcut bu iki ‘Ahi Beyi’ üzerinde çalışmalarımız devam ediyor. Önümüzdeki günlerde bir kitaba da konu olabilirler.” Aksu’ya kentlerde kültür varlıklarının korunma sürecini de sordum. “Ben Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu üyesiyim. Kurul, dalında uzman insanlardan oluşuyor. Her şey tek tek inceleniyor. Hiç kimseye iltimas olmaz” yanıtını verdi. Ve son olarak şunları da ekledi: “Ankara’da Suluhan gibi yerler var. Bunlar o dönemin AVM’leridir. Tarih içinde ticarete yön veren yerlerdir. Oraların tarihi bir şekilde korunması için her şeyi yapıyoruz. Bozulmaması, otantik mekânın korunması görevimiz. Cenabı Ahmet Paşa Türbesi ve camisi örneğini verirsek yerel yönetimlere çok iş düşüyor. Buranın Mevlevihane’si yeniden inşa edilebilir. Çünkü Ankara’da ilk Mevlevihane burada var. Bir de Mimar Sinan’ın eseri. Buradan size bir programımızı daha söyleyeyim; Ankara’nın başkent oluşunun yıl dönümünde vakıf eserlerinin dünden bugüne tanıtımını yapacağız. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi ile birlikte Ankara’nın başkent oluşunun yıl dönümünü uluslararası bir toplantıda coşku ile kutlayacağız.”

Yazının Devamını Oku

Yerel yönetimlere tarihi isim çağrısı

3 Mayıs 2024
Ankara’da Türk Tarih Kurumu Yerleşkesi tarihimiz için de önemli bir yeri olan ‘Namazgâh Tepesi’ olarak bilinen bölgede inşa edilmiştir. Komşu binalar da bu tarihi yerleşim yerinin en güzel yapılarıdır. Resim Heykel ve Etnografya müzeleri...

 'Ankara’da yerel tarih yazılsa nasıl yazılır?’ sorusunun cevabı için Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yüksel Özgen’e ulaştım. Özgen, bir tarih profesörü. Tarih üzerine dersler vermiş, kitaplar yazmış yurt dışında görevler almış bir akademisyen. Daha önce kentlerin tarihi konusunda çalışmalar da yapmış. Bir süre Çankırı’da akademisyen olarak çalışmış. Bu sırada Çankırı Belediyesi Kent Araştırmaları Merkezi’nde çalışmalar yapmış. Bu çalışmalar sonucunda bir kitap ortaya çıkmış Çankırı’yla ilgili... Çankaya Köşkü Müzesi’nde de bir süre çalışmış. Bu yüzden Yüksel Özgen Hoca bir tecrübe ile kentlerin tarihi için şu yapılmalı diyor:

Prof. Dr. Yüksel Özgen

KENTLERDE TARİHİ İSİMLER SORUNU VAR

“Medeniyetler birbirini tamamlar, birini görüp birini görmemek olmaz bütüncül bakmak gerekir. Yerel yönetimler, kent araştırma merkezleri kurmalılar. Ayrıca kentlerde tarihi isimler sorunu var... Tarihsel farkındalık, kuşaklara tarihin kültürün ve sanatın belleklere aktarılmasını sağlayan araçtır. Önümüzdeki günlerde bir Ankara Çalıştayı yapılabilir. Atatürk’ün Ankara’ya gelişi ve Ankara’nın başkent oluşu nedeniyle her yıl tarihi bir etkinliğe ya da toplantıya kurum olarak ev sahipliği yapıyoruz. Bu bizim tarihi sorumluluğumuz. Bunlar daha sonra bildiri olarak yayımlanıyor. Ankara’da birçok tarihi şahsiyet mahallede, sokakta, caddede ya da yerel anlamda yaşıyor. Öyküsü ve kahramanlıkları var. Ankara’da tarih içinde gurur duyarak anlattığımız nesilden nesle aktarılarak gelen hikâyeler var. ‘Abidinpaşa’ isimli bir mahalle var. Tanıyor muyuz bu ismi? ‘Tunalı Hilmi’ isimli bir cadde var biliyor muyuz bu caddenin tarihsel içeriğini? Tarih aynı zamanda bir farkındalık içinde ilgi yaratmaktır. Bu da tarihi ve kültürü daha etkin bir hale getirmekle olur. İlk Meclis, İkinci Meclis, Cumhuriyet Müzesi’nin bulunduğu eski İttihat Terakki binaları, Hacı Bayram Veli Camii ya da müzelerimizi kent içindeki başka tarihi ve kültürel miraslarımızı bir farkındalık yaratarak; tanıtarak, anlatarak, yazarak olabilir. Tarih içindeki önemli kahramanlarımızı içine alan sokak, cadde, yer isimlerimizi geniş kitleler bilirse bundan mutluk duyarız. Tarihi gün yüzüne çıkarmış oluruz. TİKA’da görevliyken yurt dışında gördüğüm şehirlerin tarihi zenginliklerine hayran kalırdım. ‘Neden bizim şehirlerimizde olmasın’ derdim? Kurum olarak Cumhuriyet’in 100’üncü yılına ve başkentin 100’üncü yılına armağan bir kitap hazırlığını Türk Tarih Kurumu olarak bitirdik. Hürriyet Ankara aracılığıyla bir ‘Ankara Kitabı’ müjdesini size veriyoruz. Ankara’yı tarihi ve kültürel kimliğiyle ortaya koyacak bir kitap olacak. Önümüzdeki günlerde ‘Ankara’ kitabımız bir başvuru kaynağı olarak okuyucunun elinde olacak. Buram buram Ankara tarihi kokan bir kitap. Yine Ankaralılara bir müjde olarak vereyim; ‘Dericizade fotoğraf koleksiyonu’, Ankara için geçmişten günümüze tarihimizi ve kültürümüzü görsel olarak sunan, büyük bir fotoğraf koleksiyonudur. Türk Tarih Kurumu olarak bir protokolle bu koleksiyonu kendi bünyemize kattık. Tüm Ankaralıların araştırmasına, incelemesine açıktır.”

TARİHİ ŞAHSİYETLERİN İSİMLERİ YAŞATILMALI

Yüksel Özgen Hoca’nın makam odası, tarihin kitap olduğu bir oda gibi. Bir sehpada kitaplar sergi halinde duruyor... Duvarda tarihi Misak-ı Milli Haritası’nın ilk basımı görkemli bir şekilde duruyor. Yine Süheyl Ünver koleksiyonundan camiler ve Anadolu manzaraları, yağlı boya olarak duvarları süslüyor. Sohbetimize Kurum Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Yunus Puslu da bir süre eşlik etti. Yüksel Özgen Hoca sohbetimiz sırasında bu kurumun altyapısının, kurulmasının ve açılışının Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından yapıldığına dikkat çekti. Prof. Dr. Yüksel Özgen, yerel yönetimlere bir çağrıda bulunarak, “Biz her devlet kurumuna yardımcı oluruz. Köklü bir tarihsel birikime sahibiz. Tarihsel farkındalıklar yaratabiliriz. Yerel yönetimler ya da diğer kurum ve kuruluşlarla her türlü iş birliğine açığız” dedi. Özgen şunları da ekledi: “Nüfusun çok önemli bir bölümünün şehirlerde yaşamaya başlaması, şehirlerin yapısı, planlaması, korunması ve gelişimi gibi konuları ön plana çıkarmıştır. Bu kapsamda, şehirlerin tarihi de hem kültürel zenginlik açısından hem de şehrin gelecek planlamalarına yön verme boyutuyla araştırmacıların ilgisini çeken bir konudur. Burada belki de en önemli konu şehrin geçmişle bugünü ve geleceği arasındaki devamlılığın sağlanmasıdır. Dolayısıyla kentteki tarihi abidelerin korunması ve tanıtılması bu sürecin önemli bir parçasıdır. Bir diğer mesele ise şehirle bütünleşmiş tarihi şahsiyetlerin mahalle ve sokak isimleri başta olmak üzere, kamusal alanlarda yaşatılmasıyla tarihsel devamlılığın sağlanmasıdır. Ankara için örnek vermek gerekirse kentteki tarihi eserlere ilaveten Hacı Bayram (camii ve meydan), Atatürk, İnönü (bulvar), Abidin Paşa (mahalle), Tunalı Hilmi, Meşrutiyet, Fevzi Çakmak, Kâzım Karabekir (cadde), Ahmet Mithat, Halit Ziya, Ahmet Rasim (sokak) gibi isimlerin şehir sakinlerinin sıklıkla uğradığı ya da geçtiği bölgelerde yaşatılması, kent için öneme sahip tarihi kişi ve kavramlar üzerinden bir devamlılığa vesile olacağı ortadadır. Buna göre tarihi eserlerin muhafazası, tarihsel şahsiyetlerin adlarının uygun alanlarda yaşatılması şehirlerin tarihlerinin çalışılmasında ve öğrenilmesinde büyük önem taşımaktadır.” Unutmayın kentler, içindeki tarihi ve kültürel değerlerin korunması ve sahiplenilmesi ile yaşar...

Yazının Devamını Oku

Dil yaşarsa kültür yaşar

26 Nisan 2024
Ankara nasıl anlatılmalı? Sokak ve caddelerdeki tabelalar nasıl olmalı diye hep düşünmüşümdür. Bu konuyu Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanı Prof. Dr. Osman Mert’e sordum.

Hocamızın odası bir tarih kokuyor. Makam odasının duvarında Türk Dil Kurumu’nun tarihi altyapısını oluşturan Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin ilk tarihi toplantısının fotoğrafı var. Yine bir başka duvara Atatürk’ün el yazısı ile yazdığı dil ile ilgili görüşleri asılmış. Yine bir tarafta Köl Tigin Anıtı’nın fotoğrafı var. Prof. Dr. Mert, “Burası Mustafa Kemal Atatürk’ün aziz hatırasının yaşadığı yerdir” diyerek sözlerine başladı. Kentler ve dil konusunda şunları söyledi:

"İNSAN VE KÜLTÜR DİKKATE ALINMALI"

“Kenti yazacak olanlar insan ve kültür kavramlarını dikkate almalıdır. Toplumların hayatında iki temel kavram vardır; biri dil, diğeri ise dindir. Dil ve onu kullanan insan, kültürün en önemli taşıyıcılarıdır. Kültürü, dolayısıyla kimliği kuşaklara berrak bir dil taşır. O da bizim için Türkçe’mizdir. Yani Türkçe bizim dilimiz olduğu kadar kültürümüzün de ana taşıyıcısıdır. Kentler anlatılırken kültür unutulmamalıdır. Geçmişten geleceğe birbirine bir köprü olan kültürümüz kentler yazılırken gün yüzüne çıkarılmalıdır. Hepsi bir değerdir. Bir tarihte ortaya çıkar. Kentler ve bellekleri yazılırken ayrıştırmak yerine birleştirmek amaç olmalıdır. Dil ve kültür birbirini tamamlayan en büyük unsurdur. Kentler yazılırken ‘insan’ kavramını öne çıkarmak gerekir.” Prof. Dr. Osman Mert, uzun yıllar Türk Dünyası üzerine çalışmış, yurt dışında birçok üniversitede konferanslar vermiş. Oralarda gördüğü kimi kültür ögelerinin benzerlerini Ankara’da da görmüş. O yüzden kültür geçişkenliği konusuna da dikkat çekiyor. ‘Ankara’da bir geziye çıksanız bunu nasıl yazarsınız’ diye sordum. Şu yanıtı verdi:

"MEKÂNLAR İNSAN VE ÖYKÜLERLE VARDIR"

“Anıtkabir’le başlarım çünkü orası bizim için bir vefa göstergesidir, mekânlar oradaki insanlar ile vardır, mekânı anlamlı kılan insanlardır. Anıtkabir de Gazi Mustafa Kemal ile var olan bir mekândır. Oradan Hacı Bayram Veli Camii’ne gelirim orası da Hacı Bayram Veli ile vardır. Şöyle bakarım Hacı Bayram Veli aydınlatmaya devam ediyor mu? Işık saçmaya devam ediyor mu? Eğer her gün yüzlerce, binlerce insanımız burayı ziyaret ediyorsa, evet. Hemen Namazgâh Tepesi’ne gelirim. Oradan tüm müzeleri gezerim ve mezarlarımız... Oralar kuruluşu ve bir tarihi aktarır. Oradan Ankara Kalesi’ne gelirim. Kentler anlatılırken medeniyetimizin saygın dili kullanılmalıdır. Bizi biz yapan değerler önde olmalıdır. Kentlerde vefa unutulmamalıdır. Bakın hiçbir ülkede vefa sözcüğünün içi bizdeki kadar dolu ve canlı değildir. Mekânlar içindeki insanlar ve öyküleriyle vardır. Bir mekânın sahibi üzerinde yaşayanlardan ziyade mezarlıklarında yatanlardır. Üzerinde yaşayanların ölmeden başka bir yere göç etme, gitme ihtimali her zaman vardır ama mezarlar hep oradadır ve orada olacaktır. Mezarlıklar ve tarihî eserler bir mekânın tapusudur. Bu değerler içinde geleneklerimizi, bayramlarımızı da unutamayız. Kent belleği diye bir tanımın içine geçmişten bugüne tarihi kültürel olarak insanı içine alan sözlü yazılı ve maddi her şey alınabilir, alışkanlıkları bile alabiliriz. Bir insanı Ankaralı ya da başka yerli yapan, yaşadığı yerin kültürel kimliği, dili ve  aktardıklarıdır. Örneğin Ankara yazılırken tarihi, folkloru, dili, atasözleri, deyimleri, yer adları, türküleri unutulmamalıdır. Dil ve kültür tekrarla yaşar; bunların yaşaması da ölmesi de birbirine bağlıdır. Dil yaşarsa kültür yaşar; kültür yaşarsa dil yaşar, biri ölürse her ikisi de ölür."

Yazının Devamını Oku

Ankara’da yerel yönetimler tarihi

12 Nisan 2024
Ankara’da belediyecilik nasıl başladı? Geçmişte belediye başkanları ve belediye meclisleri nasıl belirlendi?

Osmanlı döneminde (1300-1770) yılları arasında günümüzdeki gibi bir belediyecilik yoktu. Bu dönemde belediyecilik hizmetleri tek bir kişi veya kurum eliyle olduğu gibi kadı esnaf, kent sakinleri, vakıflar, şehremini, subaşı, mimar başı gibi çeşitli gruplar tarafından yapılırdı. Osmanlı İmparatorluğu modern belediyeciliği 19. yüzyılın sonlarında batıdan aldı. 1876 yılında Kanuni Esasi’nin 108 ve 112. maddesi, belediyeleri yönetmek üzere belediye meclisleri kurulmasına karar verdi. Ancak Padişah 2. Abdülhamid’in Anayasa’yı yürürlükten kaldırması ile belediye meclis seçimleri yapılamadı. Sonrasında bu görevlere atamalar yapıldı. 1908 yılında Meşrutiyet’in ilanıyla belediyeler hem meclisleri hem de başkanlıkları seçimle belirledi. 16 Şubat 1924 tarih ve 417 sayılı kanun ile Ankara Şehremini Şehremaneti Kanunu çıktı. Buna göre belediye meclisleri Ankara Şehremini Genel Meclisi 24 kişiden oluşacaktı daha sonra 48 kişiye çıktı. İstanbul belediye meclisi oluşumu ve görev yetkileri aynı şekilde Ankara’da uygulanacaktı. 1924-1930 arasında Dahiliye Vekaleti (İçişleri Bakanlığı) Mehmet Ali Bey Ankara Şehremini olarak atanıyor (4 Mart - 4 Haziran 1924) (İlbay) Ankara’da yerel anlamda belediye birimlerinin kurulmasını sağlıyor. Fen işleri, sağlık işleri, hukuk işleri, hesap işleri gibi birimleri kuruyor. Belediye teşkilâtının ilk temellerini atmaya çalışıyor. Sonrasında Dahiliye Vekaletince atanan Ali Haydar Bey (Yuluğ), (5 Haziran 1924- 21 Haziran 1926) tarihleri arasında görev yapmıştır.

İLK İMAR ÇALIŞMALARI

Ankara’nın imarı için ilk çalışmaları Dahiliye Vekaleti Ali Haydar Bey yaptı diyebiliriz, imar planları bu dönem içinde ortaya çıkmıştır. Ankara’ya içme suyu getirmek, Yenişehir’den Kavaklıdere’ye ve Cebeci’ye, Samanpazarı, Ulus’a kadar şehrin bayındırlık ve imar çalışmalarına çok önem vermiştir. Süleyman Asaf (İlbay) (30 Ekim 1928- 3 Kasım 1929) yılları arasında Ankara Şehremini olarak görev yapmıştır. Bu sırada Ankara’da Şehremeni olarak valiler atanmaya başlanmıştır. Vali Vehbi Bey 1 Kasım 1928- 22 Haziran 1929 tarihinde görev yapmıştır. Hermann Jansen’in üç kişinin girdiği bir yarışmada birinciliği kazanarak hazırladığı Ankara İmar Planı, bu dönem içinde Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’e sunularak onaylanmıştır. Hem Başbakan İnönü hem de Bakanlar Kurulu da ayrıca onaylamıştır. Sokak sokak cadde cadde anlatılmış, Ulus Hükümet binalarına, şehrin içinden geçen yollara tren yollarına kadar... Bu süre içinde Jansen Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde Ankara İmar Planını hem Atatürk’e hem de Bakanlar Kurulu’na birçok kez anlatmıştır. Daha sonra Nevzat Tandoğan görev yapmıştır bir süre (22 Haziran 1929- 1 Eylül 1930). Bu dönem sonunda 3 Kasım 1930 tarihinde 1580 Sayılı Belediyeler Kanunu kabul edildi. Atama yerine belediye meclisleri kanun gereği seçimle gelecekti. Meclis yetkileri artırıldı. İçme suyundan mezarlıklara, itfaiyeye kadar birçok görev belediyelere verildi. Belediyeler Bankası kuruldu (İller Bankası). Denetimi İçişleri Bakanlığı ve Danıstay’a bırakıldı. 14 Mayıs 1950’de Demokrat Parti 650 belediyenin 560’ını aldı. 14 Mayıs 1950'de Oktay Benderli Belediye Başkanı seçildi. 1963 yılında Ekrem Barlas, 1973 Vedat Dalokay, 1977’de Ali Dinçer, 1980 darbesinde Albay Süleyman Önder, 1984’te Mehmet Altınsoy 1989’da Murat Karayalçın, 27 Mart 1994’te Melih Gökçek göreve geldi. Gökçek’in uzun süre başkanlık yapması ve görevden ayrılmasıyla 6 Kasım 2017 tarihinde yapılan Belediye Meclis oylaması ile Mustafa Tuna Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. 31 Mart 2019’daki seçimde ise göreve Mansur Yavaş seçildi. Yavaş, 31 Mart 2024’te ikinci kez seçimi kazanarak görevine başladı.

Yazının Devamını Oku

Ulus’ta bir bayram telaşı

5 Nisan 2024
Ramazan Bayramı’na sayılı günler kaldı. Bayramlar, birlikteliğimizi, dostluğumuzu, sevgimizi kaynaştırır. Uzaklardaki dostlarımızı bizlerle buluşturur. Kaybettiklerimizi rahmetle anarız.

Bizim kültürümüzde nesilden nesile aktararak bugünlere kadar getirdiğimiz büyük bir değerdir bayramlar. Hangimiz bir şekerlikteki güzelim şekerleri avucumuza doldurmadık ki o gün. Hangimiz bir bayram sabahı elini öptüğümüz büyüklerimizden harçlık almadık. Yeni alınan bir ayakkabı ya da elbise ile uyumadık. Bayram alışverişi de ayrı bir telaştır. Ankara’da alışveriş merkezleri ve süper marketler revaçta olsa da şehrin en eski merkezi olan Ulus da hâlen birçok kişinin alışveriş noktası. Kimisi kıyafet, kimisi tatlı, kimisi şeker, kimisi kahve, kimisi de kolonya alma telaşında. Ben de ‘çarşıya pazara bayram gelmiş mi bir göreyim’ diyerek yollara düştüm. Gezdim, gördüm, yazdım...



İLK DURAK ANAFARTALAR BÖLGESİ

İlk durağım tarihi semtlerden Anafartalar oldu. Buradaki mağaza sahipleri ağırlıklı olarak Darendeli, Balâlı, Niğdeli... Hemen eski adliyenin karşısında bulunan bir mağazaya girdim. Bayram hareketliliği erken başlamış kıyafetlere rağbet çok. Herkes beden beden, renk renk, model model hem kendisine hem aile fertlerine kıyafet seçiyor. Mağazanın sahibi Mustafa Sarıgil, Malatya Darende’den göçeli çok olmuş. “Bayram alışverişleri için gelen müşterilerimiz var. Çocuklarıyla gelenler var. Hem hesaplı hem de kaliteli ürünler satıyoruz” diye anlattı hareketliliği. Oradan karşıda bulunan Erdal Üçer’in Tarihi İlk Meclis İlkokulu yanındaki mağazasına uğradım, içerisi kalabalıktı. Erdal Üçer de 24 yıldır burada esnaf olduğunu söyledi. “İmalathaneden alıyoruz burada satışa sunuyoruz. Burada bayram gününe kadar satış olur en kaliteli ürünleri satarız. Her bütçeye göre ürün vardır” dedi. Bu sırada mağazada alışveriş yapan Ayşe Öztürk ile sohbet ettim. “Pandemide bir türlü gelemedim. Yoksa tüm alışverişleri buradan yaparım. Abiyeleri, kazakları hep buradan alırım” diye konuştu. Bayram denilince akla kolonya, kolonya denilince de akla Ankara’nın köklü markalarından Eyüp Sabri Tuncer gelir. Kolonyaya da rağbet oldukça çoktu. Kokuları farklı olan kolonyalardan litre litre şişe şişe alanlar vardı. Kimisi boş şişesini getirirken kimisi de hazır şişelerden alıyordu. Tabii ki ilk tercih limon oluyordu. Denizciler Caddesi’ndeki tarihi Boğaziçi Lokantası’na gelmeden ilk sıradaki bir mağazaya girdim. Mağaza sahibiyle tanıştıktan sonra içeride bayram alışverişi yapan Özlem Arslan ve Sibel Kayaslı’ya rastladım. İki arkadaş Anafartalar’da bulunan Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü çalışanlarıymış. Öğle tatilinde mağazadan çocuklarına bayram hediyesi pantolon ve ayakkabı aldılar. Mağaza sahibi Naci Yılmaz, 25 yıldır burada esnaf olduğunu, başlayan bayram hareketliliğinin bayram yaklaştıkça daha da artacağını söyledi.

ULUS HALİ HÂLEN RAĞBET GÖRÜYOR

Yazının Devamını Oku

Yerel seçime saatler kala

29 Mart 2024
Ankara’da yerel seçimler hep heyecanlı geçer. Son güne kadar, caddede, sokakta sürer bu heyecan.

Seçmen gönlündeki adayın kazanmasını ister. Geçen hafta Necatibey Caddesi üzerinde bir arkadaşımla sohbet ediyordum. Yanımıza bir grup geldi, ellerimizi sıkmaya başladılar. ‘Başkan adayımız’ diye takdim ettiler. Bir hanımefendiydi. Kendisini anlatan bir de broşür verdi. Biz de ‘İnsana kim dokunuyorsa o kazansın’ dedik. ‘Projeleriyle, kadrosuyla, meclis yapısıyla kent insanını kim ikna ediyorsa o kazansın’ dedik. Ama şu futbol deyimini de hatırlatarak, ‘Futbol 90 dakikadır sahada oynanır.’ Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in “Siyasette 24 saat bile önemlidir. Çok şey değişir” sözleri önemini koruyor. Ankara’da düğün, nişan, sünnet törenleri hep görkemli olur. Belediye başkanı katılırsa o görkem daha da artar. Geçenlerde belediye başkanını ziyaret eden bir yurttaş bir sohbette şunu anlattı: “Belediye binasından içeri girdim. Belediye başkanının odasına çıktım. Elini sıktım. Biraz sohbet ettim. Oğlumun düğünü var, başkan gelir misiniz?” dedim. “Adresi sen yazdır kesin gelirim” dedi. “Ve ne oldu biliyor musun? Ne beni gün içinde aradılar ne bilgi verdiler. Akşam nikâhı kıymaya başkan gelmedi. Konuklar da soruyorlar, ‘başkan geliyor değil mi’, ‘evet’ diyorum. Ve o gün söz veren belediye başkanı gelmedi. Bir özür de dilemedi.” Ekledi; “Hiç de bir işi yokmuş evine gitmiş. Şimdi akrabalar ‘biz ona oy vermeyiz’ diyorlar.” Böyle davranışlar seçmenin oyuna yansır bilinsin. Baştan ‘gelemem’ deyin ya da sabah bir uyarıda bulunun. Sorumlu davranın.

BAŞKAN ORKESTRA ŞEFİ GİBİDİR

Belediyeler halkın direkt ölçme ve değerlendirmesini yapacağı yerlerdir. Ankara’da bir belediye ilk kez vergi bölümlerine çay makineleri koymuştu. Ankaralılar çok konuşmuştu. Kenti sabah 06.00’da Çankaya’dan, Mamak’tan, Altındağ’dan, Keçiören’den görmek bir başkan için büyük bir iştir. Arabadan Fen İşleri Daire Başkanı’na ‘Bu cadde çukuru ne zaman yapılacak hemen buraya asfalt dökün’ diye uyarmak farklılıktır. Su ile ilgili birimin genel müdürüne ‘Esnaf şikâyetçi bu kanal arızası hemen yapılsın’ demek yurttaşa dokunmaktır. Böyle bir çalışma tarzı bürokratı da o şekilde çalıştırır. Kültür ile ilgili birimin başındaki kişiye ‘Şimdi bu ilçedeki gençler burada bir yazarlık atölyesi ya da şu sanatçıyı bu mahallede görmek istiyor’ diyerek talimat vermek yerel yöneticinin seçmene hizmetidir. Bunları bir başkan yapmazsa alt kadrosu da yapmıyor. Yapıyorsa kadroda ona uyuyor. Başkan orkestra şefi gibidir.

MEMUR BELEDİYE BAŞKANI ÜRETMİYOR

Yerel yönetici ortak akla inanıyorsa başarılı oluyor. Kent sakinlerini, kahvede, ulaşım araçlarında, pazarda dinliyorsa, sorunlara kendi tanıklık ediyor ve ilk ağızdan ‘evet bu çalışmamızda iyi ya da bu konuda eksik kalmışız’ diyebiliyorsa karşılık bulur. Belediye başkanı kentin yerelde her şeyidir. Kent ondan sorulur. Görevleri yasa ile bellidir. Belediye başkanının mesai sınırlaması yoktur. 24 saat usulü ile çalışır. Bu yüzden gece bir asfalt işinin başında ya da sabah bir esnaf ziyaretinde olmalıdır. Muhtar ile sokakta proje ile ilgilidir hep. Mahalle sakinleriyle soruna çare bulmak önemlidir. Hesap verilebilir yerel yöneticilik budur. Şimdilerde buna ‘yerelde katılımcılık’ da diyorlar. Belediye başkanı sabah kentin sorunlarını muhtardan, kent sakinlerinden ya da yerel bir gazeteden okumuyorsa, dinlemiyorsa kent için hayal kuramıyorsa karnesine eksi yazar. Başkan kent için hayal kurmuyorsa bürokrasi de kurmuyor. O zaman 9-5 mesaisi başlıyor, o belediyede üretim bitiyor. Başkan bürokrasiye yeniliyor. Memur bir belediye başkanı üretmiyor. Rutin devam ediyor.

MECLİS ADAYLARI ÜRETEN İSİMLER OLMALI

Bir de Meclis kadroları meselesi var. Meclis üyesi adayları üreten insanlardan oluşmalı. ‘Sen, ben, bizim oğlan’ tarzında oluşan her meclis yapısı belediye başkanına yük olur. Geçmiş deneyimler bunu gösterdi. Üretmeyen meclis yapısı kentin yeşil alanını korumaz, hayvan haklarına sahip çıkmaz, imar rantına ‘dur’ demez. Ne yapar? Onun gözü imar komisyonu ve daimi encümendedir. Bu meclis listeleri akraba, eş, dost tavsiyelerinden oluşursa ne olur? Seçim sonrası hep birlikte göreceğiz. Ankara’nın en büyük ilçesinde belediye meclisi adaylarının büyük bir kısmı şöyle oluşmuş; eski parti meclisi üyesinin oğlu. Eski genel başkan yeğeni. Mevcut parti üyesinin kardeşi. Belediye başkanı kızı. Eski milletvekili komşusu. Eski genel başkan şoförü. Eski parti meclisi üyesi. Mevcut parti meclisi üyesi ortağı. Danışmanın ablası... Liste eş, dost, akraba listesine dönüşmüş durumda. Uzayıp gidiyor. Partileri bitiren en büyük hastalıktır bu. Kimi partililer, ‘Bu neden yapıldı? Sorumuza cevap alamadık’ dediler. Ve bir tekerleme ile cevap verdiler; ‘Anahtar nerede? İnek içti. İnek nerede? Göle düştü. Göl nerede?' Uzar gider anahtar bulunamaz. Bu listelerin mimarlarında bulunamıyor. Değişim güzel bir sözcük. Tabii gerçekten değişimse...

Yazının Devamını Oku

Hacı Bayram Camii’nde bir Ramazan akşamı

22 Mart 2024
Ramazan denilince akıllara İstanbul’da Eyüp Sultan, Ankara’da da Hacı Bayram Veli Camii gelir.

Geçen perşembe günü on bir ayın sultanı Ramazan ayının dördüncü günüydü. Cami avlusu çok kalabalık. Bir teravih akşamıydı. Hayır lokmaları dökülmüş dağıtılmayı bekliyordu. Babalar, anneler ve çocukları ailece Hacı Bayram Camii’ndeydiler. Ellerini açmışlar, Hacı Bayram-ı Veli Türbesi’nde dua ediyorlar. Cami bahçesine adım atan önce türbeye uğruyor. Türbeden içeri adım atıyorum… 40 yıllık arkadaşlarmış, aynı mahallede oturan Birgül Aktan ve Satı Çırak isimli iki hanımefendi. İçeride Kuran okuyorlardı. Kendimi tanıttım. “Biz Çayyolu’nda oturuyoruz. Buraya her perşembe geliriz. Ramazan dolayısıyla dün de geldik. Dua ederiz, ölmüşlerimizi yad ederiz. Ramazan ayında dualarımızın kabul göreceğini biliriz. Hep Allah’tan isteriz. Hacı Bayram büyük bir evliyadır. Onun huzurunda dua etmek bizi mutlu ediyor” dediler. Bu sırada bahçede iki mobil lokma döküm aracı çalışıyor. Birisi bin 300 kişi için diğeri ise bin 200 kişi için hızlı bir şekilde lokmaları dökülüyor. Teravih bitiminde camiden çıkanlar için lokmalar kutulara konuyor lokma arabasının ön tarafındaki vitrine doğru diziliyor. Avluda bunun yanında hayır lokumları ve şeker dağıtanlar da var. Birinci lokma arabasında iki usta var Ali Dügeroglu ve Hatice Alger. Lokmaları dökmüşler. Hayırsever bir kişi sekiz ay önce kaybettiği annesi için lokma döktürmüş. Teravih çıkışında dağıtıldı. Aldığım bilgi bin 200 adet hayır lokması sahibini bulmuştu. İkinci lokma arabasında Ali Cengiz ve Aysel Cengiz isimli ustalar hızlıca bin 300 lokmayı hazırlayıp dökmüşler. Merhum İskender Eryuva’nın damadı lokmanın dağıtıldığı yerde seslenerek camiden çıkanları, avludaki herkesi lokmaya davet ediyor. “Hayır lokmamıza buyurun” diyor... Avluda belli günlerde bu manzara ile karşılaşmak mümkünmüş.

YUNUS EMRE VE MEVLANA İLAHİLERİ

Bu sırada türbeyi elektrikli süpürge ile temizleyen görevli, günlük bin ila bin 500 kişinin geldiğini bunun Ramazan ayında daha da arttığını söyledi. Lokmayı alan insanlar, “Allah kabul etsin” diyerek rahmet diliyor. Tabii cami avlusunda Yunus Emre ve Mevlana’nın en güzel ilahileri duyuluyor... Cami avlusunda Nilüfer Erdoğan’a kendimi tanıttım. Bugün için duygularını sordum: “Buraya her perşembe gelirim. Ramazan ayında daha sık geleceğim. Bu ayın çok değerli olduğunu bilirim. Daha önceleri bizim eve çok yakın Bilkent Camisi’ne gidiyordum. Sonraları buraya geldim. Ellerimi açıyorum, sağlık ve mutluluk diliyorum. Ölmüşlerimizi yad ediyorum.” Nilüfer Hanım, İngiltere’de siyaset bilimi okumuş. Devam ediyor; “Hacı Bayram Camii’nin inançsal değerini biliyorum. Buraya gelip dua etmek beni mutlu ediyor. Eşimle nöbetleşe geliyorum. Çocuklar var, bazı akşamlar o evde çocuklara bakar ben gelirim. Bazen ben bakarım o gelir. Bu durumdan memnunuz.” Bu sırada Hacı Bayram Camii’nde teravih öncesi Ramazan ayının önemi üzerine yapılan konuşmalar kulaklardaydı. “On bir aydan daha kıymetli ve hayırlı bir aydır. Sevaplar karşılık bulur. Hayırlar karşılık bulur. Günahlar af olur. Allah’a açılan eller boş dönmez” deniyordu.

‘ORUÇLA BİRLİKTE NEFİS TERBİYESİ’

Cami avlusunda Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İslam Tarihi Yüksek Lisans öğrencisi Esma Kazankaya ve arkadaşlarına rastladım. “Biz Hacı Bayram Veli’nin tarihsel ve inançsal kimliğini önemsiyoruz. İftarımızı da burada açtık. Bu büyük insanın kabrinde dua etmek, ibadet etmek önemlidir” dediler. Teravih çıkışı Mehmet Aslan ve Hüseyin Yılmaz isimli iki arkadaş Ramazan ayının önemini belirtip “Duaların kabul olduğu ay bu aydır” dediler. Ankara İl Müftü Yardımcısı Osman Şekerci ile konuştum. “‘Bu ay 11 aydan daha kıymetlidir, hayırlı’ denmiştir. Çünkü Kuran bu ay inmiştir. Bin aydan daha hayırlı bir aydır. Kuran’ın vahiyle indiği her yerin bir anlamı vardır. En son bir kalbe inmiştir o da sevgili Peygamberimizdir” dedi. Altındağ Müftüsü Orhan Örnek ise “Kuran bu ay inmiştir. Bu ay çok önemlidir ama oruçla birlikte bir nefis terbiyesi de vardır. Bu ay cennet kapıları açıktır. Sevap kapısı açıktır. İbadetlerimizin ve dualarımızın kabul göreceği bir aydır. İyilikte yarışalım” diye ekledi. Hayırlı Ramazanlar...

Yazının Devamını Oku