"Serkan Soyuer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Serkan Soyuer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Serkan Soyuer

COVID-19 dünyasında iklim değişikliği eğitiminin önemi

15 Mayıs 2020

Latin Amerika gibi iklim değişikliği konusundaki eğitim içeriklerine önem veren ülkelerde yapılan araştırmalarda, çocukların çoğunun ebeveynlerine nasıl daha sorumlu tüketici olacaklarını ve çevreye nasıl bakmaları gerektiğini öğrettikleri ön plana çıkıyor. Örneğin, çocuklar bazı elektronik cihazların beklemedeyken gücü nasıl kullandıkları veya düşük ekolojik ayak izi nedeniyle yerel olarak üretilen ürünleri tüketmenin önemi hakkında ebeveynlerine bilgi aktardıklarını belirtiyor.

Yine yapılan araştırmalarda, çocukları iklim değişikliği konusunda eğitmek için en iyi yaşların 8,5 ila 11 yaşları arasında olduğu belirtiliyor; bu yaş aralığı, çocukların en proaktif oldukları ve bu konuyu gerçekten öğrenmek istedikleri zamanlar olarak görülüyor.

Peki, ulusal bir iklim değişikliği eğitim programı tüm vatandaşlar arasında çevre dostu davranışları nasıl teşvik edebilir?

Kısıtlı eğitim imkanları ve sosyoekonomik düzeyi düşük olan yerlerde konumlanan okullarda ve yerel halklarda, çevre kültürü oluşturmakta zorluk yaşanmasının ve gelirin ve eğitimin sürdürülebilir davranışların belirlenmesinde önemli bir rol oynayabileceği somut olarak görülüyor. Örneğin, ileri eğitim düzeyi ve daha yüksek geliri olan ailelerden gelen çocukların ve gençlerin, daha düşük eğitim düzeyi ve geliri olan ailelerden gelen çocuk ve gençlere kıyasla, iklim değişikliği konularında daha fazla çevre bilinci ve öğrenme isteği gösterdiğini görüyoruz.

Dünyanın günümüzdeki durumu göz önüne alındığında, iklim değişikliğini iyileştirmek adına ve ona uyum sağlamamıza yardımcı olacak daha iyi stratejiler bulmak için iklim değişikliği eğitiminin genişletilmesi gerektiğini hatırlamanın yerinde bir düşünce olduğu kanısındayım. İklim değişikliği eğitimi ile çocuk temsilcilerimizin güçlendirilmesi ailenin katılımını artıracaktır. Çocuklar, ebeveynlerinin davranışlarındaki değişiklikleri teşvik etmelerine yardımcı olmak için harekete geçeceklerdir.

Geçtiğimiz yıl son zamanların en sıcak yılını yaşadık. Fakat pandemi krizi için alınan geçici önlemler iklim değişikliği sorununa kalıcı bir yanıt olduğu izlenimini ne yazık ki vermiyor. Hatta buna karşılık olarak evde geçirilen zaman ile hane başı doğal kaynak tüketimlerinin daha da artmış olduğu yönünde. Peki neden? Çünkü son zamanlarda gözlemlediğimiz sera gazı emisyonları ve hava kirliliğindeki düşüş, lineer ekonomi modelimizi duraklatmanın hızlı bir tepkisi. Ekonomi faaliyetlerinin daha da hız kazanmaya başlayacağı dönemlerde ise sera gazı emisyonları nedeniyle gezegene verdiğimiz hasar devam edecek. Fakat yine de ekonomi faaliyetlerine ara verilen bugünlerde gezegenimiz için neler olduğuna şahitlik ettik. Peki, bireysel tüketimlerimizi de dengeleyerek neden yeryüzünde daha düşünceli davranmaya, alışkanlıklarımızı değiştirmeye ve doğal dünyayla bir arada yaşamayı öğrenmeyelim ki?

COVID-19 bize bir salgının etkisini öğretti, fakat yine de üstesinden gelmek için başka bir büyük zorluk daha var: İklim değişikliği. Geçirdiğimiz bugünlerde davranışlarımızı değiştirmeye başlamalı, iklim değişikliği ve çevre konusunda kendimizi eğitmemiz gerekiyor. Sonrasında ise iklim değişikliğine uyum stratejileri için daha fazla kaynağa sahip olacağımız bir gerçek. Ülke çapında bir iklim değişikliği eğitim programının oluşturulması, tüm vatandaşlar arasında çevre dostu davranışları teşvik etmenin en önemli yolu olacaktır.

Yazının devamı...

COVID-19 çocuklarımızı nasıl etkiliyor?

21 Nisan 2020

Her yaştan ve tüm ülkelerdeki tüm çocuklar, özellikle sosyo-ekonomik etkilerden ve bazı durumlarda da yanlışlıkla yarardan daha fazla zarar verebilecek etki azaltma önlemlerinden etkilenmektedir. Bununla birlikte bu salgının etkileri eşit bir dağılım göstermemektedir. En fakir ülkelerdeki ve en yoksul mahallelerdeki çocuklar ve zaten dezavantajlı veya savunmasız durumdaki çocuklar için zararın en fazla olmaları beklenmektedir.

Çocukların bu krizden etkilendiği üç ana başlık karşımıza çıkmaktadır; virüsün kendisi ile enfeksiyon, virüsün bulaşmasını durdurmak ve salgını sona erdirmek için alınan önlemlerin acil sosyo-ekonomik etkileri ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları'nın gecikmeli uygulanmasının potansiyel uzun vadeli etkileri. Tüm bunlar çocukları çeşitli şekillerde etkilemektedir. Bunlar kısaca:

Bu etkilerin ışığında ise düşük gelirli ülkelerdeki ve topluluklardaki çocuklar üzerinde etkinin en aza indirilmesi için müdahelenin kombinasyonlarının yeniden ele alınması ve en korumasız çocuklara ulaşmak için sosyal koruma programlarının genişletilmesi gerekmektedir.

Özellikle eğitim, beslenme programları, bağışıklık kazandırma ve diğer anne ve yenidoğan bakımı ile toplum temelli çocuk koruma programları ile ilgili olmak üzere erişim eşitliğine özellikle odaklanarak çocuk merkezli hizmetlerin sürekliliğine öncelik verilmesi doğru olacak uygulamalar arasındadır.

Ebeveynlere ve bakıcılara çocuklarla salgın hakkında nasıl konuşulacağı, kendi zihinsel sağlıklarının ve çocuklarının zihinsel sağlıklarının nasıl yönetileceği ve çocuklarının öğrenmesini desteklemeye yardımcı olacak araçlar dahil olmak üzere pratik destekler sağlanması da oldukça önemlidir.

İçinde bulunduğumuz bu dönem çocuklar ve insanlık için uluslararası dayanışmayı artırmanın ve dünyamızın genç kuşağına, yetiştirme ve yatırım yapma şeklimizde daha derin bir dönüşümün temellerini atma zamanıdır. Bu kriz yaşanmadan önce çocuk hakları, refahı ve eğitim gibi konularla birlikte çocuklara yeterince bakamayan bir dünyada yaşadık. Her beş saniyede bir 15 yaşın altındaki bir çocuk hayatını kaybetmekte, her beş çocuktan biri yetersiz beslenmekte, yoksul ülkelerde ise 10 yaşındaki her beş çocuktan dördü olmakla birlikte düşük ve orta gelirli ülkelerde10 yaşındaki çocukların yarısından fazlası (% 53)  basit öyküleri okuyamamakta ve anlayamamakta ve 5 yaşın altındaki her dört çocuktan birinin doğum kaydı bulunmamaktadır. Mevcut kriz süresi ne kadar uzun olursa, ekonomi mücadelesi ve hükümet harcamaları kısıtılandığından dolayı bu oranların çocuklar üzerindeki etkileri de o boyutta artış göstererek daha dramatik hale gelebilir ve bu sayıların artışı ise olasıdır.

Peki riskleri ve etkileri en aza indirmek için ne yapılması gerekiyor?

Yazının devamı...

Dünya’nın platonik aşkı: İnsan

14 Kasım 2019

4,5 milyar yıllık bir oluşum, 195 bin yıllık insan tarihini ağırlıyor. Hem de tüm imkanlarını sunarak; aşkla ve sevgiyle. Bu fedakar oluşum, insanlık tarihinin son 60 bin yılında ise şu anki türümüz olan Homo Sapiens, yani çağdaş tipteki insanlığa ev sahipliği yapıyor.

Belki de kendimizi bildiğimiz günden bu yana, bizlere kimseden göremeyeceğimiz kadar müthiş bir cömertlikle karşılıksız olarak tüm imkanlarını sunuyor. 1760 yılında gerçekleşen Sanayi Devrimi ile günümüze kadar geldiğimiz süreçte gelişen teknoloji ve endüstriyel üretim süreçleri ile birlikte toplumsal ihtiyaç kavramında çok hızlı gelişen bir evrim süreci yaşandı. Gelişen bu evrim süreci ile birlikte de kalite standartlarındaki gelişimlere rağmen ihtiyacın zamana bağlı oluşma periyodu gün geçtikçe kısalan bir hal almaya başladı. 1980’li yıllardan itibaren ise hızlı tüketim alışkanlığının artmaya başlaması ile birlikte 2000’li yıllarda bu tüketim alışkanlıklarına bağlı olarak talebe karşı arz oluşturma arasındaki denge gittikçe yok oldu ve yerini arz ile talep oluşturmaya bıraktı.

Bunun sonucu olarak doğal kaynak ya da hammadde tüketimlerindeki hızlı artışlar iklim değişikliği sorunsalının başlamasına neden olan karbon emisyonlarının hızlı bir artış göstermesine neden oldu. Bu artışlar ile dünyanın ekolojik dengesindeki değişimler felaketler ve mevsimsel kaymalar ile kendisini göstermeye başladı.

Gün geçtikçe de bu felaketlerin yaşanma sıklığı ile büyüklüğü artmaya devam etti ve ediyor. Kısacası Dünya bizlere karşılıksız olarak sunduğu imkanların sorumsuzca suistimal edilmesine karşı artık tepkisini göstermeye başladı. Bu durumun ise ekonomik anlamda yarattığı hasarlar oldukça büyük. 2005 yılında gerçekleşen Katrina kasırgasının oluşturduğu maddi zararın 135 milyar dolar olduğunu hatırlatmakta fayda var. İklim değişikliğinin ekonomik etkisini başka bir yazımda daha detaylı olarak ele alacağım.

Her şeyden önce bize bu kadar çok imkanı cömertlikle sunan dünyaya karşı saygı duymamız gerekiyor. Hayatımızda bunca zamandır edindiğimiz tüketim ya da kullanım alışkanlıklarımızı bir anda değiştirmenin kolay olmayacağını hepimiz biliyoruz. Fakat bazı küçük adımlar ile tüketim alışkanlarımızı değiştirebilirken aynı zamanda da bizlere sevgisini sunan Dünya’da büyük değişimlerin bir parçası olabiliriz. Bunun için hayatınızdaki ihtiyaçlarınızı ve günlük rutinlerinizi gözden geçirmeye başlayabilirsiniz. Tüketim alışkanlıklarınızı optimize etmek yani ihtiyacınız kadar tüketme alışkanlığını edinebilmek için kendinize buna ihtiyacım var mı? ya da ne kadar ihtiyacım var? sorularını sormayı bir rutin haline getirebilirsiniz.

Bu iki soruyu kendinizde rutinleştirmek emin olun ekonomik olarakta tasarruf yapmanıza çok büyük oranda katkı sağlayacaktır. Sosyal medya kullanımlarınızda ise önceki yazımda da söylediğim gibi toplumsal farkındalık odaklı daha sorumlu içeriklere yer vermeye çalışın. Bu, sizlerin yapmış olduğu iyi uygulamaların geniş kitlelere yayılmasını sağlayarak, çağdaş olmanın gerekliliği olan dünyaya karşı sorumluluğun trend olmasını sağlayacaktır. Çevrenizdeki kişileride bu yaklaşım ile bilinçlendirmeyi kendinize görev edinin ve bilinçsiz bir tüketime karşı farkındalık yaratmaktan çekinmeyin. Ve unutmayın; Dünya, onun bize gösterdiği karşılıksız sevgiye karşılık bizim ona göstereceğimiz saygı ile daha yaşanılabilir bir yer olacak. 

Yazının devamı...
Serkan Soyuer Kimdir?
Çevresel sürdürülebilirlik odağında ilk makalesini üniversite yıllarının ilk senesinde yayınladıktan sonra yurt içi ve yurt dışı mühendislik ve sosyal sorumluluk alanlarında çeşitli projelerde bulunan Serkan Soyuer, 2014 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi Çevre Mühendisliği bölümünden mezun olmuştur. 2014-2016 yıllarında Çevre Mühendisliği alanında yüksek lisans programıyla birlikte aynı zamanda kentsel sürdürülebilirlik odağında altyapı projelendirme sektöründe proje mühendisi olarak çalışmıştır. 2016-2018 yılları arasında çalışma hayatına maden sektöründe devam eden Serkan Soyuer, aynı zamanda gerek toplum gerekse sektörler adına sürdürülebilirlik ekseninde çeşitli projeler ve iş modelleri geliştirmiştir. İş yaşamına İstanbul’da devam eden Soyuer, toplumda değer yaratabilme özverisi ile sürdürülebilirlik danışmanlığı ve kurumsal sosyal sorumluluk alanlarında çalışmalarına sürdürülebilirlik uzmanı olarak devam etmektedir.