"Oğuz Çelikkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Oğuz Çelikkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Oğuz Çelikkol

ABD ne istiyor?

23 Mayıs 2019

Merak edilen diğer hususlar da Vaşington ile Tahran arasındaki son gerginliğin nasıl başladığı ve askeri bir çatışmaya, hatta bir savaşa dönüşüp dönüşmeyeceği. Vaşington’un (aynen 2003 yılında Irak’a yaptığı gibi) İran’ı işgal etmeye, Tahran’daki rejimi askeri müdahale ile yıkmaya kalkışıp kalkışmayacağı. ABD-İran ilişkilerinin bu kadar kısa zamanda iki ülkeyi bir savaşın eşiğine getirecek şekilde nasıl bu kadar hızlı bir şekilde tırmandığı da konunun merak edilen başka bir yönü.

ABD-İran ilişkileri esasen 1979 yılında Şah rejiminin yıkılıp yerine teokratik bir yönetim gelmesinden beri bozuk. 1979 yılı öncesi Şah idaresindeki İran’ın ABD’nin (ve İsrail’in) Orta Doğu’daki en yakın “ortağı” olduğu biliniyor. Bu durum Ayetullah Humeyni’nin İran’a dönmesinden ve Tahran’da teokratik bir rejim kurulmasından sonra tamamen değişiyor.

ABD halkının hiçbir zaman unutmadığı olay ise Tahran’daki ABD Büyükelçiliğinin 1979 yılında Humeyni yönetimi tarafından desteklenen İranlı milislerce ele geçirilmesi ve Amerikalı diplomatların 1,5 seneye yakın bir zaman elçilikte rehine tutulması, bu olayın ABD için yarattığı çok zor durum. O dönemde ABD’nin rehinelerini kurtarmak için giriştiği kurtarma operasyonunun başarısızlıkla sonuçlandığı, ABD’nin bir helikopteri ile bir C-130 nakliye uçağının çöl fırtınası sırasında çarpıştığı, başarısız askeri operasyon sırasında 8 ABD askerinin hayatını kaybettiği hatırlanıyor.

Bütün olayın yarattığı travmanın dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter’in Başkanlık seçimini kaybetmesinde ve ikinci dönem için seçilememesinde önemli bir rol oynadığı da biliniyor. Vaşington-Tahran ilişkilerinin 1979’dan beri kopuk olduğu, iki ülkenin birbirlerini “hasım” hatta “düşman” olarak gördükleri çok açık.

Ancak ABD-İran ilişkilerinin bugün içinde bulunduğu durumun temelinde Tahran’ın bölgesel nüfuz politikaları, komşu Arap ülkelerindeki Şii nüfus ile kurduğu bağların bulunduğu açık. İran’ın Bahreyn, Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen’de uyguladığı müdahaleci politikalar ABD’nin (ve Vaşington’un bölgesel müttefiklerinin) çıkarlarıyla ters düşüyor.

Hele İran’ın Şah döneminde başladığı bilinen nükleer programına 1990’lı yıllarda hız vermesi, nükleer askeri bir programı uygulamaya başlaması, daha da ileri giderek (kısa, orta ve uzun menzilli) füze üretmeye başlaması Vaşington’u (ve bölgesel müttefiklerini) çok rahatsız ediyor. ABD ve bölgesel güçler (İsrail, Suudi Arabistan) İran’ın nükleer programının ve füze üretme çalışmalarının kendileri için büyük bir tehdit oluşturduğunu ve durdurulması gerektiğini düşünüyorlar.

İran’ın nükleer ve füze programlarından diğer küresel ve bölgesel güçlerin de rahatsız oldukları açık. Bütün bu ülkelerin İran’ı nükleer bomba üretmekten vazgeçirmeye çalıştıkları, Türkiye dahil bir çok ülkenin Tahran’la geçmişte yürütülen görüşmelerde rol oynadıkları, diplomasinin Tahran’ın nükleer programını durdurma yönünde kullanıldığı biliniyor.

ABD de Obama Yönetimi sırasında bu diplomatik çalışma ve görüşmelere aktif bir şekilde katılıyor. Diplomatik görüşmeler sonuç veriyor ve 2015 yılında 5+1 (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa ve Almanya) ile İran arasında bir Anlaşma imzalanıyor. Nükleer Anlaşma İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini (böylece nükleer bomba üretme imkanını) kısıtlıyor, buna karşılık İran’a karşı uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılmasını öngörüyor.

Yazının devamı...

Irak ile ilgili önemli gelişmeler

21 Mayıs 2019

Son dönemde Türkiye-Irak arasındaki diplomatik trafik hız kazanmış görünüyor. Ankara-Bağdat arasındaki ilişkileri her alanda geliştirmek yönünde ciddi bir gayret gösteriliyor. Kısa bir süre önce Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Irak’taydı; Bağdat, Basra ve Erbil’de temaslarda bulundu.

Irak Cumhurbaşkanı Bahram Salih 3 Ocak 2019 tarihinde Türkiye’yi ziyaret etmişti. Geçen hafta ise Irak Başbakanı Adil Abdül Mehdi Türkiye’ye geldi. Başbakan Abdül Mehdi’nin Ankara temaslarının olumlu geçtiği, iki ülke arasındaki görüşmelerde ekonomik ilişkilere, Ovacık sınır kapısından su konusunda yapılacaklara, tüm işbirliği alanlarının ele alındığı ortaya çıkıyor.

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Irak Başbakanı Abdül Mehdi Ankara’da gerçekleştirdikleri ikili ve heyetler halindeki görüşmelerden sonra ortak bir basın toplantısı da düzenlediler. Basın toplantısından Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Abdül Mehdi tarafından verilen bilgiler iki ülke arasında yeni anlaşmaların yapılmasının planladığını ve bu yönde hazırlıkların başladığını gösteriyor.

Türkiye açısından Irak’la ilişkilerde güvenlik konusu büyük önem taşıyor. PKK terör örgütünün Irak’ta önemli bir varlığı var ve son dönemlerde Ankara, PKK ile Irak içinde mücadeleye hız vermiş görünüyor. Ankara’nın stratejisinin PKK ile mücadelenin teröristlerin Türkiye’ye sızmadan önce, Irak içinde yapılması yönünde değiştiği anlaşılıyor. Ankara’nın Irak’ta Kandil’den sonra Sincar bölgesinin de PKK’nın bir yerleşim alanı olmasını istemediği açık.

Ankara ile Bağdat’ın güvenlik konusundaki işbirliklerini arttırma kararı aldıkları, Türkiye ile Irak’ın yeni bir “Askeri İşbirliği ve Güvenlik Anlaşması” imzalayacakları, bu yönde görüşmelerin kısa sürede başlayacağı açıklanmış bulunuyor. Yeni anlaşma için görüşmelerin Türkiye ile Irak Dışişleri ile Savunma Bakanlıkları ve iki ülke İstihbarat Teşkilatları arasında yakında başlayacağı anlaşılıyor. İki ülkenin böyle bir anlaşmayı imzalayacak olmaları askeri işbirliği ve terörle mücadele alanında Ankara ve Bağdat’ın atacağı yeni bir adım olarak nitelendiriliyor.

Ekonomik işbirliğinin arttırılması iki ülke için de önem taşıyor. Irak’ın Türkiye’nin önemli bir ticari ortağı olduğu zaten biliniyor. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2018 yılında 10 milyar doları aştı. 2013 yılında Türkiye’nin Irak’a ihracatının 12 milyar doları aşarak rekor kırdığı ve Irak’ın Türkiye’nin ihracatında 2. sıraya oturduğu hatırlanıyor.

İki ülke arasındaki ticaret hacminin 20 milyar dolara çıkartılması konusunda açıklanmış bir hedef zaten var. Bu yönde Habur sınır kapısının hemen batısında Ovacık’ta açılması planlanan ikinci sınır kapısı önem kazanıyor. Başbakan Abdül Mehdi’nin Ankara temasları sırasında Ovacık Sınır Kapısı’nın gündemde olduğunu tahmin etmek zor değil.

Irak açısından Türkiye’yle ilişkilerde su konusunun önem taşıdığı biliniyor. Geçmişte Irak’ın Ankara’dan Dicle üzerindeki barajlardan daha fazla su bırakması için taleplerde bulunduğu da hatırlanıyor. Türkiye tarafının bu konuda 50 kişiden kurulu bir “Çalışma Grubu” oluşturduğu, Irak’ın da benzer bir Çalışma Grubu kurması halinde iki ülkenin (Irak’a münhasır) bir Su Eylem Planı üzerinde çalışabileceği anlaşılıyor.

Yazının devamı...

Irak ile ilgili önemli gelişmeler

21 Mayıs 2019

Son dönemde Türkiye-Irak arasındaki diplomatik trafik hız kazanmış görünüyor. Ankara-Bağdat arasındaki ilişkileri her alanda geliştirmek yönünde ciddi bir gayret gösteriliyor. Kısa bir süre önce Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Irak’taydı; Bağdat, Basra ve Erbil’de temaslarda bulundu.

Irak Cumhurbaşkanı Bahram Salih 3 Ocak 2019 tarihinde Türkiye’yi ziyaret etmişti. Geçen hafta ise Irak Başbakanı Adil Abdül Mehdi Türkiye’ye geldi. Başbakan Abdül Mehdi’nin Ankara temaslarının olumlu geçtiği, iki ülke arasındaki görüşmelerde ekonomik ilişkilere, Ovacık sınır kapısından su konusunda yapılacaklara, tüm işbirliği alanlarının ele alındığı ortaya çıkıyor.

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Irak Başbakanı Abdül Mehdi Ankara’da gerçekleştirdikleri ikili ve heyetler halindeki görüşmelerden sonra ortak bir basın toplantısı da düzenlediler. Basın toplantısından Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Abdül Mehdi tarafından verilen bilgiler iki ülke arasında yeni anlaşmaların yapılmasının planladığını ve bu yönde hazırlıkların başladığını gösteriyor.

Türkiye açısından Irak’la ilişkilerde güvenlik konusu büyük önem taşıyor. PKK terör örgütünün Irak’ta önemli bir varlığı var ve son dönemlerde Ankara, PKK ile Irak içinde mücadeleye hız vermiş görünüyor. Ankara’nın stratejisinin PKK ile mücadelenin teröristlerin Türkiye’ye sızmadan önce, Irak içinde yapılması yönünde değiştiği anlaşılıyor. Ankara’nın Irak’ta Kandil’den sonra Sincar bölgesinin de PKK’nın bir yerleşim alanı olmasını istemediği açık.

Ankara ile Bağdat’ın güvenlik konusundaki işbirliklerini arttırma kararı aldıkları, Türkiye ile Irak’ın yeni bir “Askeri İşbirliği ve Güvenlik Anlaşması” imzalayacakları, bu yönde görüşmelerin kısa sürede başlayacağı açıklanmış bulunuyor. Yeni anlaşma için görüşmelerin Türkiye ile Irak Dışişleri ile Savunma Bakanlıkları ve iki ülke İstihbarat Teşkilatları arasında yakında başlayacağı anlaşılıyor. İki ülkenin böyle bir anlaşmayı imzalayacak olmaları askeri işbirliği ve terörle mücadele alanında Ankara ve Bağdat’ın atacağı yeni bir adım olarak nitelendiriliyor.

Ekonomik işbirliğinin arttırılması iki ülke için de önem taşıyor. Irak’ın Türkiye’nin önemli bir ticari ortağı olduğu zaten biliniyor. İki ülke arasındaki ticaret hacmi

2018 yılında 10 milyar doları aştı. 2013 yılında Türkiye’nin Irak’a ihracatının 12 milyar doları aşarak rekor kırdığı ve Irak’ın Türkiye’nin ihracatında 2. sıraya oturduğu hatırlanıyor.

İki ülke arasındaki ticaret hacminin 20 milyar dolara çıkartılması konusunda açıklanmış bir hedef zaten var. Bu yönde Habur sınır kapısının hemen batısında Ovacık’ta açılması planlanan ikinci sınır kapısı önem kazanıyor. Başbakan Abdül Mehdi’nin Ankara temasları sırasında Ovacık Sınır Kapısı’nın gündemde olduğunu tahmin etmek zor değil.

Yazının devamı...

Suriye, Orta Doğu ve Obama, Trump yönetimleri

16 Mayıs 2019

Obama Yönetimi döneminde ABD Savunma Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı görevinde bulunan Andrew Exum geçen hafta ABD Kongresi’nin Temsilciler Meclis kanadında yapılan bir toplantıya katıldı. Exum’um Obama Yönetimi’nin Suriye’de Beşar Esad rejiminin düşürülmesi politikasından vazgeçtiğini, Esad rejiminin düşmesi halinde ortaya çıkacak “belirsizliğin” Obama Yönetimini rahatsız ettiğini, bunun üzerine Rusya ile temasa geçildiğini açıkladı.

Andrew Exum’un verdiği bilgilerden Obama döneminde Beşar Esad rejiminin çökmesinin Suriye’de yaratacağı “belirsizliğin” Vaşington’da giderek artan ölçülerde “korkuya” neden olduğu, bu “korkunun” 2015 yılında en üst düzeye çıktığı ve ABD Savunma Bakanlığı’nın dönemin ABD Başkanı Barack Obama’nın doğrudan talimatı üzerine Rusya ile temasa geçtiği anlaşılıyor.

Andrew Exum Rusya ile Suriye konusunda yapılan görüşmelerde neler konuşulduğunu açıklamadı. Ancak 2015 yılında Rusya’nın Suriye’ye doğrudan müdahale ettiği, Rusya’nın bu askeri müdahalesinin Beşar Esad rejimini düşmekten kurtardığı, bundan sonra Şam rejiminin güçlendiği ve Suriye’nin büyük bir bölümünde kontrolü ele geçirdiği biliniyor.

Bilinen diğer bir husus da Obama Yönetimi’nin Rusya’nın 2015 yılında Suriye’ye doğrudan askeri müdahalesine karşı çıkmadığı ve Rusya’nın bu müdahalesini hiçbir uluslararası karşı çıkma olmadan kolaylıkla gerçekleştirmiş olduğudur. Bu çerçevede bütün işaretler Obama Yönetimi’nin Rusya’yı Şam rejimini “kurtarmak” amacıyla Suriye’ye müdahale etmeye “teşvik ettiğini” göstermektedir.

Andrew Exum’un Temsilciler Meclisi toplantısında verdiği bilgiler Obama Yönetimini Suriye’de politika “değiştirmeye” ve Beşar Esad rejiminin düşmemesi yönünde “gayret göstermeye” teşvik eden diğer hususun da “İsrail’in güvenliğinin tehlikeye atılmaması” olduğunu ortaya koymaktadır. Exum, Şam rejiminin “kurtarılması” için Rusya ile işbirliğine girildiğini, Esad rejiminin devrilmemesi için Rusya ile “temasa geçilmesi” talimatını doğrudan Başkan Barack Obama’nın verdiğini ifade etmiştir.

Andrew Exum’un verdiği ilginç bir bilgi de 2015 yılından sonra ABD’nin Suriye’deki çıkarlarını yeniden tanımladığı ve önceliğin “İsrail’in güvenliğine ve

DEAŞ’ın yenilmesine” verildiğini göstermektedir. Obama döneminin Savunma Bakan Yardımcısı Andrew Exum 2015’den sonra Vaşington’un Suriye’de uyguladığı politikayı “yıkıcı başarı” olarak değerlendirmekte ve Vaşington’un Suriye politikasının koordinasyonu için ABD kuruluşları arasında koordinasyonun bu tarihten sonra başladığını açıklamaktadır.

Andrew Exum’un ABD Temsilciler Meclisi’nde verdiği bilgiler ABD’nin 2015 yılında Suriye’de Rusya ile nasıl bir işbirliğine girdiğini ortaya koyması bakımından önemlidir. Bilinmeyen bir diğer husus da Obama Yönetimi’nin Suriye’deki politika değişikliği konusunda Ankara dahil diğer müttefiklerine bilgi verip vermediğidir. “Belirsizliği” önlemek ve “İsrail’in güvenliğini kollamak” için Beşar Esad rejimini “kurtarmak” amacıyla Rusya ile “görüşmelere” ve “işbirliğine” giren Obama Yönetimi’nin, değişen Suriye politikasını bölgesel ve Avrupalı müttefikleri ile “istişare ettiği” yönünde bir bilgi bulunmamaktadır.

Yazının devamı...

NATO'dan Orta Doğu gerginliğine

15 Mayıs 2019

6 Mayıs günü gerçekleştirilen NATO Akdeniz Diyaloğu önemli bir toplantı. NATO üyeleri ile 7 Akdeniz ülkesinin (Cezayir, Mısır, Ürdün, Moritanya, Fas, Tunus ve İsrail) üst düzey diplomatlarını bir araya getiriyor. Bu sene Türkiye’de gerçekleştirilen Akdeniz Diyaloğu 25. yıl dönümü toplantısıydı. NATO üyesi ülkeler için Akdeniz’in güvenliği önemi giderek artan bir durum.

Akdeniz Diyaloğu toplantılarına katılan 7 “ortağın” 6’sı Arap ülkesi. Bu seneki toplantıya NATO üyesi olma sürecini tamamlamakta olan Kuzey Makedonya da katıldı. Kuzey Makedonya’nın katılmasıyla NATO üyesi ülkelerin sayısı 29’a çıkmış olacak. Akdeniz Diyaloğu toplantısının gündeminde bulunan en önemli konular düzensiz göç ve terör tehdidiyle mücadeleydi.

Stoltenberg’in Ankara’da Türk yetkilileriyle ikili temaslarında ön plana çıkan konu ise S-400’ler oldu. NATO Genel Sekreteri başından beri hangi silah sistemlerini satın alacaklarının NATO üyesi ülkelerin kendilerinin karar vermesi gereken bir husus olduğunu savunuyor.

Stoltenberg’in bu kez S-400 ve F-35’ler konusunda Türkiye ile ABD arasında bir tırmanmadan oldukça tedirgin olduğu görüldü. Stoltenberg’in tedirginliğinin NATO üyesi bir ülkenin diğer NATO üyesi bir ülkeye silah satışı konusunda “yaptırımlar” uygulaması ihtimalinin hala ortada olmasından kaynaklandığı anlaşılıyor.

Yazının devamı...

Diplomatik ayrıcalıklar ve diplomasinin değişimi

9 Mayıs 2019

Cemal Kaşıkçı Suudi Arabistanlı bir gazeteci idi. Suudi Arabistan’daki mevcut rejime karşıtlığıyla tanınıyordu. Bir işlem için geldiği Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda korku filmlerini andıran bir şekilde öldürüldü. Olayın Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu içinde olması, cinayetin diplomatik pasaport taşıyan kişilerce işlenmesi, Suudi Arabistan Başkonsolosunun olaya karışması, Kaşıkçı’nın cesedinin daha sonra Başkonsolosun evinde ortadan kaldırıldığı iddiası dikkatleri kaçınılmaz olarak Diplomatik Misyonların dokunulmazlığı konusu üzerine topladı.

Türk polisinin Suudi Arabistan hükümetinden izin almadan Başkonsolosluk binasına ve Başkonsolosun evine girememesi, Suudi Arabistan Başkonsolosluğuna ait araçlarda arama yapamaması dikkat çekti, ilgi uyandırdı. Bu izinlerin geç gelmesi nedeniyle Başkonsolosluk çalışanlarının bazı cinayet delillerini ortadan kaldırabildikleri eleştirileri yapıldı.

Julian Assange Avusturalyalı bir gazeteci. WikiLeaks adlı bir internet şirketinin kurucusu. WikiLeaks 2010 yılında ABD Dışişleri Bakanlığı’na ait birçok belgeyi ele geçirerek, internet üzerinden yayınlaması ile hatırlanıyor.  Assange 2012 yılında İngiliz polisi tarafından tutuklanmamak için Londra’daki Ekvator Büyükelçiliğine sığındı. Ekvator, Assange’a diplomatik sığınma hakkı tanıdı.

İngiliz polisinin Büyükelçiliğe girerek tutuklayamadığı Assange 2012 yılı Haziran ayından bu yılın Nisan ayına kadar 7 yıl kadar Londra’daki Ekvator Büyükelçiliği’nde yaşadı. Assange Büyükelçilik binası dışına çıkamadı, ancak İngiliz polisi de Büyükelçiliğe girerek kendisini gözaltına alamadı.  Geçen ay ancak Ekvator’un diplomatik sığınma hakkını kaldırmasından ve izin vermesinden sonra, İngiliz polisinin Büyükelçilik binasına girerek Assange’ı tutuklama resim ve videoları bütün Dünya’nın ilgisini çekti.

Leopoldo Lopez Venezuelalı bir politikacı. Cumhurbaşkanı Maduro’ya muhalefetiyle biliniyor ve ev hapsinde tutuluyordu. Geçen hafta Venezuela’da Başkan Maduro yönetimine karşı yapılan darbe girişimine katıldı. Darbenin başarısız olması üzerine başkent Karakas’daki İspanya Büyükelçiliğine sığındı. Lopez’ın İspanya’dan siyasi sığınma hakkı isteyip istemediği çok açık değil.

Ancak İspanya Hükümeti Lopez’in Venezuela polisine teslim edilmeyeceğini, polise Lopez’ı gözaltına almak için Büyükelçiliğe girmesine izin verilmeyeceğini açıklamış durumda. Yani Lopez Büyükelçilik binası dışına çıkamıyor, Venezuela makamları da Lopez’ı gözaltına almak için (İspanya’nın izni olmadığından)  Büyükelçiliğe giremiyor.

Büyükelçilik ve Başkonsolosluk binalarına girilememesi, buralarda arama yapılamaması “Diplomatik Dokunulmazlıklar” arasında en önemli olanlar arasında. Diğer bir deyişle uluslararası hukuka göre diplomatik misyon binaları “gönderen” ülkenin toprağı sayılıyor ve “kabul eden” ülkenin bu binalarda yetki kullanması “gönderen” ülkenin açık iznine bağlı. Bu durum Büyükelçilik ve Başkonsolosluk araçları için de geçerli. Bu araçlara kolaylıkla tanınmaları için “kabul eden” ülke tarafından farklı plaka veriliyor.  

Diplomatik Misyonların faydalandığı bağışıklık ve ayrıcalıklar bulundukları ülkenin güvenlik güçlerinin yetki alanı dışında kalmalarıyla da sınırlı değil. Diplomatik misyon binaları ve araçları için “gönderen” ülkenin vergi ödenmemesi gibi hususlar da bağışıklık ve ayrıcalıklar arasında. Vergi muafiyetleri bina ve araç vergileri dışında mal alımlarında da geçerli olabiliyor. Büyükelçiliklerin haberleşme ve ulaşım alanında da ayrıcalıkları var.

Yazının devamı...

Trump, siyasi gelişmeler ve diplomasi

7 Mayıs 2019

Kısa bir süre önce Türkiye Dışişleri, Savunma, Maliye ve Hazine ile Ticaret Bakanları ABD’yi ziyaret etmişlerdi. Başkan Trump’ın, pek de mutat olmamasına rağmen, Türkiye Maliye ve Hazine Bakanı’nı kabul edip görüşmesi dikkatleri toplanmış, ilgi çekmiş, konuşulmuştu. Geçen hafta ise ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi James Jeffrey Ankara’daydı.

Esasen bir müddetten beri iki başkentten gelen işaretler Ankara ile Vaşington’un Başkan Trump’ın muhtemel bir Türkiye ziyaretini görüştüğüne işaret ediyordu. Geçen hafta bu ziyaretle ilgili haberler basın-yayın organlarında da verilmeye başlandı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Trump’ın Türkiye ziyaretinin tarihinin henüz tespit edilmediğini açıkladı.

Trump’ın Temmuz ayında Avrupa’ya (İngiltere ve Fransa’ya) yapacağı bir ziyarettin ayağı olarak Türkiye’ye gelebileceği anlaşılıyor. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Başkan Trump’ın “geniş ve kapsamlı” bir ziyaret için Türkiye’ye gelmek istediğini, Ankara ile Vaşington arasında ziyaretle ilgili görüşmelerin devam ettiğini ifade etti.

Başkan Trump’ın Türkiye’ye yapacağı “başarılı” bir ziyaretin Türkiye-ABD ilişkilerini olumlu şekilde etkileyeceği, Ankara ile Vaşington arasındaki “güven” ortamının yeniden güçlendirilmesine katkı yapacağı açık. Baktığımızda son dönemdeki ABD Başkanlarının hepsinin Türkiye’yi ziyaret ettikleri görülüyor. Bu Başkanlar arasında Obama, oğul Bush, Clinton ve baba Bush da bulunuyor.

Başkan Clinton’un Marmara Depreminden hemen sonra Türkiye’ye yaptığı ziyaretin, Türkiye’de yarattığı çok olumlu etkiler, bu ziyaretin Türkiye’de ABD’ye bakışı son derece olumlu şekilde etkilediği hatırlanıyor. Başkan Obama’nın İstanbul’da yaptığı konuşmanın sadece ABD’nin Türkiye ile ilişkilerini değil, ABD’nin tüm İslam Dünyası ile ilişkilerini etkilemeyi amaçladığı da hatırlarda.

Doğal olarak Başkan Trump’ın bu yıl içinde Türkiye’ye yapmayı düşündüğü ve üzerinde çalışılan bu ziyaretin ABD’nin Türkiye ile bütün sorunlarını çözeceğini düşünmek de yanlış. Türkiye ile ABD arasında ciddi sorunlar, anlaşmazlık noktaları olduğu biliniyor. Ancak mevcut bağların iki ülke için de önemli olduğu, Ankara ile Vaşington arasında olumlu bir gündem yaratma yönünde ciddi bir çalışma, iki ülke arasında sorunları diplomasi ve görüşmeler yoluyla çözme konusunda doğru yönde ilerleyen bir gayret olduğu da açık.

ABD Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi Jeffrey’in Türkiye temaslarının da olumlu geçtiği ve ilerleme sağlandığı anlaşılıyor. Büyükelçi Jeffrey Türkiye’de bulunduğu sırada Suriye konusunu tüm yönleriyle Savunma Bakanı Hulusi Akar, Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ile görüştü.

Suriye, Türk dış politikasının en önemli ve öncelikli konusu ve Ankara, Menbiç Mutabakatının uygulanmasını, Türkiye-Suriye sınırı boyunca (Fırat Nehrinden Irak sınırına kadar) Suriye içinde  “Güvenli Bölge” kurulması konularında çözümü ve Vaşington’un Türk tutumuna yaklaşmasını bekliyor. “Güvenli Bölgenin” büyüklüğü, bu bölgede kimin kontrolü elinde tutacağı konusunda Ankara ile Vaşington’un tutumları arasında olan farklılıkların daraldığı, bir anlaşmaya yaklaşıldığı ortaya çıkıyor.

Yazının devamı...

Orta Doğu’da artan riskler

2 Mayıs 2019

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu Bağdat’ta iken Irak Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Meclis Başkanı ile görüştü, Iraklı karşıtı Muhammed El Hakim ile baş başa ve heyetler halinde toplantılar gerçekleştirdi. Bağdat dışında güney Irak’ta Basra, kuzey Irak’ta Erbil şehirlerini ziyaret etti.

Irak’ta siyaset ülkedeki etnik ve mezhep ayrılıkları üzerine oturtulan bir yapı üzerinden yürütülüyor. Cumhurbaşkanı Kürt, Başbakan Şii Arap, Meclis Başkanı ise Sünni Arap kesimden geliyor. Irak Meclisi’ndeki partiler de büyük ölçüde bu etnik ve mezhepsel bölünmüşlük yapısı üzerine oturmuş durumda ve farklı etnik ve mezhep gruplarını temsil ediyorlar. ABD işgali sırasında yapılan 2005 Irak Anayasası ülkeye Araplarla Kürtler arasında kurulan federal bir sistemi getirmiş.

Irak toplumu dini ve etnik temelde bölündüğü gibi, ana grupları oluşturan Şii ve Sünni Araplar, Kürtler ve Şii ve Sünni Türkmenler de kendi aralarında bölünmüş bir görünüm veriyorlar. Ülkede Şii ve Sünni Arapları, Kürtleri temsil eden farklı parti ve siyasi kuruluşlar, farklı liderler bulunuyor. Türkmenler de bu bölünmüşlükten paylarını almış durumda.

Bu çerçevede Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun Irak’taki görüşme programını geniş tutması, Bağdat dışında Şii bölgesindeki Basra ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) idari merkezi Erbil’i ziyaret etmesi önem taşıyor. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun Irak ziyaretinin olumlu geçtiği anlaşılıyor. Bu sene içinde ilk önce (yürütme yetkisini elinde bulunduran) Irak Başbakanı Adil Abdülmehdi’nin Türkiye, daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Irak ziyaretlerinin planlandığı ortaya çıkıyor. Irak Cumhurbaşkanı Bahram Salih bu yıl Ocak ayı başında Ankara’yı ziyaret etmişti.

Türkiye’nin Irak’la ilişkilerini bu ülkede 2 yeni Başkonsolosluk açarak genişletmek istediği açıklanmış durumda. Bu yeni Başkonsoloslukların Necef ve Kerkük’te açılmak istendiği, konunun Çavuşoğlu-El Hakim görüşmelerinde ele alındığı, Irak tarafının Necef’e şimdiden izin verdiği ortaya çıkıyor. Türkiye açısından Kerkük’te Başkonsolosluk açılması ayrıca önem taşıyor.

Türkiye’nin Irak’da daha önce açtığı, ancak daha sonra geçici olarak kapatmak zorunda kaldığı Musul ve Basra Başkonsolosluklarını kısa sürede yeniden faaliyete geçireceği görülüyor. Türkiye’nin IKBY Bölgesindeki Erbil ve Süleymaniye şehirlerinde de Başkonsoloslukları var. Yeni 2 Başkonsolosluğun açılması halinde Irak’taki Türkiye Başkonsolosluklarının sayısı 6’ya çıkmış olacak. Bu durumu Ankara’nın Irak’la siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkilere verdiği önemin bir göstergesi olarak görmek gerekiyor.

Irak, Türkiye açısından önemli bir ekonomik ortak durumunda bulunuyor. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 10 milyar doları aşmış vaziyette. Ancak 2013 yılında Türkiye-Irak ticaret hacminin 16 milyar doları geçtiği, iki ülkenin tekrar bu rakama ulaşmak istendiği biliniyor. Türkiye Irak’la 2. bir sınır kapısını açmaya çalışıyor. Ovaköy Sınır Kapısı’nın Habur’un 15 km kadar batısında açılması planlanıyor. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun Bağdat ve Erbil görüşmelerinin gündeminde bu sınır kapısının da bulunduğu, Erbil’in bu yeni sınır kapısı konusundaki tereddütlerinin ortadan kaldırılmaya çalışıldığı görülüyor.

Türkiye ile Irak arasındaki görüşmelerin gündeminde en ön sırada yer alan bir konu da terörizm konusunda yapılan işbirliğinin arttırılması. Bu işbirliği PKK ve DEAŞ gibi terör örgütlerini kapsıyor. PKK’nin Kandil’den sonra şimdi de Sincar bölgesinde yerleşmemesi Ankara açısından büyük önem taşıyor.

Yazının devamı...