"Oğuz Çelikkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Oğuz Çelikkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Oğuz Çelikkol

Partenon Heykelleri

Birleşik Krallık nihayet 31 Ocak 2020 tarihi itibariyle Avrupa Birliği’nden çıktı.

AB artık 28 değil, 27 üye ülkeden oluşuyor. Büyük bir ülkenin AB’den ayrılmasının sonuçlarını ve Brexit’in uluslararası ilişkilerdeki dengelere yaptığı etkiyi önümüzdeki dönemde daha iyi göreceğiz.

Birleşik Krallığın AB’den ayrılması (Brexit) hiç de kolay olmadı ve “çalkantılı” Brexit süreci 3 sene 7 ay sürdü. Birleşik Krallıkta Brexit referandumu 23 Haziran 2016’da yapıldı, Brexit ise 31 Ocak 2020’da gerçekleşti. Bu dönemde Birleşik Krallık 3 Başbakan değiştirdi ve 2 erken seçim yapmak zorunda kaldı.

Sonuçta Birleşik Krallık halkı son sözü söyledi. 12 Aralık 2019 da yapılan seçimi Brexit yanlısı Başbakan Boris Johnson’un Muhafazakar Partisi kazandı ve Birleşik Krallık Parlamentosu Brexit Anlaşmasını onayladı ve Birleşik Krallık AB’den çıktı. Ancak Birleşik Krallık-AB ilişkilerinin nasıl bir şekil alacağı henüz belli değil. Brexit gerçekleşti ama Birleşik Krallık hala AB kurallarını uyguluyor. Bu durum bir sene daha sürecek.

Birleşik Krallığın AB’den ayrılmasını sağlayan Brexit Anlaşması, ilişkilerin yürütülmesi için bir senelik bir geçiş dönemini öngörüyor. Bu geçiş döneminde Birleşik Krallık-AB ticareti de AB kurallarına göre yürütülecek. Geçiş dönemi içinde Birleşik Krallık ile AB’nin ilişkilerinin tüm veçhelerini kapsayan bir anlaşma yapmaları ve ticaret dahil tüm ilişkilerini bu anlaşma üzerine oturtmaları planlanıyor.

Bu sanıldığı kadar kolay bir iş değil. Doğal olarak Birleşik Krallığın anlaşma müzakereleri için ek zaman istemesi ve AB’nin bu durumu onaylaması mümkün. Ancak Başbakan Boris Johnson şimdiden anlaşmaya varılması için ek zaman istemeyeceği sinyallerini veriyor. Bu durumda Birleşik Krallığın AB’den ayrılması “sert”, yani anlaşmasız Brexit’e dönüşecek. Birleşik Krallık-AB ilişkileri özel bir anlaşma ile değil, uluslararası kurallara göre yürütülecek.

Bunun ticari ilişkilerdeki anlamı Birleşik Krallık ile AB arasında artık AB kuralları uygulanmayacağına göre ikili ticari ilişkilerin Dünya Ticaret Örgütü kurallarına göre yürütüleceği. Bir senelik geçiş döneminden sonra anlaşmasız (sert) bir Brexit’in iki taraf için de “kötü” sonuçlar yaratacağına işaret edenlerin sayısı oldukça fazla. Ama bir sene içinde Birleşik Krallık-AB ilişkilerinin tüm boyutlarını kapsayacak bir anlaşmanın yapılmasının da çok “zor bir iş” olduğuna inanılıyor.

Geçen hafta Brüksel’den gelen bir haber Birleşik Krallık-AB anlaşması müzakerelerinin ne kadar zor geçeceğinin anlamlı bir işareti oldu. Basında verilen haberlere göre bu müzakereler sırasında Yunanistan yasa dışı, kaçak olarak ülkeden çıkarılan kültürel eserler konusunu gündeme getirdi ve Birleşik Krallık-AB anlaşmasına bu konuda bir madde girmesini istedi.

Yunanistan’ın bu istediği Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İspanya tarafından da desteklendi. Yunanistan’ın bu isteğinin ne “anlama” geldiğini gayet iyi bilen Birleşik Krallığın ise anlaşmada böyle bir madde yer almasına sıcak bakmadığı ve Yunanistan’ın iadesini istediği tarihi eserleri iade etmeye yanaşmayacağı yine basında verilen haberlerden anlaşılıyor.

Yunanistan ile Birleşik Krallık arasında çok uzun bir zamandan beri arkeolojik eserlerle ilgili ciddi bir sorun yaşandığı ve bu sorunun odak noktasında Partenon heykellerinin bulunduğu biliniyor. Yunanistan’a göre Partenon Tapınağı ve Akropol’da bulunan tarihi binalarındaki heykel ve eserler çalınmıştır ve Birleşik Krallık tarafından Yunanistan’a iadesi gerekmektedir.

Birleşik Krallık antik Yunan sanatının “göz bebeği” olan Partenon Tapınağından alınan tarihi heykel ve eserleri Britanya Müzesi’nde (British Museum) sergiliyor. Esasen konunun uzmanları bu Müze’de, Türkiye dahil, çok sayıda ülkeden 18, 19 ve 20. yüzyıllarda İngiltere’ye getirilen yüzlerce eserin sergilendiğine ve bu arkeolojik servetin orijinal ülkelerine iade edilmesi gerektiğine işaret ediyorlar. Yunanistan çok uzun bir zamandan beri Partenon heykellerinin iadesini istiyor ana İngiliz yetkililer buna kesinlikle yanaşmıyor.  

Yunanistan ve Atina’nın sembolü olarak kabul edilen Akropol ve Partenon Tapınağından İngiltere’ye kaçırılan heykel ve eserlerin arkasında, bizim tarihimizi de ilgilendiren, ilginç bir “hikaye” bulunmaktadır. Partenon Tapınağındaki çok sayıdaki eser 1801-1803 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğundaki Britanya Büyükelçisi Lord Elgin tarafından İngiltere’ye götürülmüştür. Lord Elgin daha sonra 1816 yılında bu tarihi eserleri Britanya Müzesine satmış,  antik Yunan sanatının en iyi örneklerini oluşturan bu eserler 1817 yılından sonra o müzede devamlı olarak sergilenmeye başlamıştır.

Milattan önce 5. yüzyılda inşa edilen Partenon Tapınağı eski Yunan’dan günümüze kalmış en muhteşem antik eserdir. Bu Tapınaktaki heykel ve kabartmaların 19. yüzyılın başında da olsa İngiltere’ye taşınması büyük bir olay yaratmış, ancak Lord Elgin Osmanlı yetkililerinden gerekli izni aldığını ileri sürerek kendisini savunmuştur. Lord Elgin’in Osmanlı yetkililerinden aldığını belirttiği izin belgesinin (fermanın) Osmanlı arşivlerinde bir kopyası bulunmamaktadır.

Yunanistan 1830 yılında bağımsızlığını kazandıktan sonra Partenon heykel ve kabartmalarını İngiltere’den istemeye başlamış, Yunanistan’ın antik eserlerin geri verilmesi yönündeki çağrıları giderek güç kazanmaya başlamıştır. 1970’li yıllardan sonra Britanya Müzesinde sergilenen eserler Yunanistan ile İngiltere arasında giderek daha büyük bir sorun haline gelmiştir. Ünlü artist Melina Mercouri 1980’lı yılların sonunda Yunanistan Kültür Bakanı olduğu dönemde Partenon heykel ve kabartmalarının Yunanistan’a geri iadesi konusunda uluslararası büyük bir kampanya başlatmıştır.

Yunanistan ile İngiltere arasında antik eserler konusunda yaşanan bu krizde önemli bir dönüm noktası 2009 yılıdır. 20 Haziran 2009 tarihinde Yunanistan yeni Akropolis Müzesini düzenlenen büyük bir törenle açmış, bundan sonra Yunanistan’ın Partenon heykel ve kabartmalarının geri verilmesi konusundaki ısrar ve çağrıları giderek yükselmeye başlamıştır.

2009 yılında Atina’da Büyükelçiydim. Akropolis Müzesinin açılış törenine de katıldım. İnşası 8 yıl süren ve 175 milyon ABD dolarına mal olduğu açıklanan Müze’nin açılış töreni için Yunanistan büyük hazırlıklar yaptı. Atina’da duyduğumuz İngiltere’yi Müze açılışında Prens Charles’in temsil edeceği idi. Ancak daha sonra Prens Charles Yunanistan’a gelmedi ve Müze açılış törenine de katılmadı.

Belirtilen Yunanistan ile İngiltere arasında Partenon mermerleri (heykel ve kabartmaları) krizinin büyüdüğü, Prens Charles’ın da Müze açılış törenine bu nedenle katılmaktan vazgeçtiği idi. Gerçekten de Müze açılışı nedeniyle Yunanistan Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve Kültür Bakanı Partenon mermerlerinin iadesi talebini yinelediler.  Müze’de Yunanistan dışında çeşitli müzelerde (Britanya Müzesi dahil) bulunan Akropol antik eserlerinin kopyaları (replikaları) ile sergilenmesi esasen, İngiltere başta olmak üzere, bütün bu ülkeleri mahcup etmeye yönelik bir hareketti.

Verilen bilgiye göre Akrapol’deki (heykel ve kabartmalar dahil) antik eserlerin orijinallerinin sadece yarısına yakını Atina’daki Akropol Müze’sinde bulunmaktadır. Akropol antik eserlerinin yarısından çoğu ise Yunanistan dışına kaçırılmış olup,  çok büyük bölümünü Britanya Müzesi başta olmak üzere, Avrupa ülkeleri Müzelerinde sergilenmektedir. Bu Müzeler arasında (Britanya Müzesinden sonra) Louvre, Vatikan ve Kopenhag Müzeleri başta gelmektedir.

2009 yılında yapılan yeni Akropol Müzesi’nin açılışına Yunanistan hükümetinin 4 milyon dolar harcadığı ifade edilmektedir. Bu törene katılmak için aralarında Avrupa Birliği Başkanı Jose Manuel Barroso ve UNESCO Genel Direktörü Koichiro Matsura bulunmak üzere çok sayıda devlet adamı Atina’ya gelmiştir. Atina’ya bu amaçla gelenler arasında Bulgaristan Cumhurbaşkanı ile Sırbistan, Finlandiya ve Arnavutluk Başbakanları dikkat çekmiş; Yunan basınında o dönemde yayınlanan bazı yazılarda Batı ülkeleri liderlerinin Akropol Müzesi açılış törenine katılmamaları eleştiri konusu yapılmıştır.

Akropol Müzesinin açılış töreni sebebiyle ilginç bir gelişme de Yunanistan-Türkiye ilişkilerinde yaşanmıştır. O dönem Başbakan olan Tayyip Erdoğan Atina’ya Akropolis Müzesinin açılışına katılmak üzere yapacağı ziyareti, açılış günü sabahı rahatsızlanması nedeniyle, iptal etmek zorunda kalmıştır. Başbakan Erdoğan Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis’i Müze açılışı günü sabahı arayarak, Atina’ya gelememesinin sebebini anlatmış; Türkiye Başbakanının Akropolis Müzesi açılışına gelememesi Yunan basınında da geniş yer bulmuştur.

Ben de Başbakan Erdoğan’ın Atina ziyaretini iptal ettiğini aynı sabah Başbakanı karşılamak üzere Atina Havaalanına gitmek için Büyükelçilikten çıkarken Ankara’dan Dışişleri Bakanlığından aldığım bir telefonla öğrendim. Akropol Müzesi açılış töreni için Atina’ya gelen Kültür Bakanı Ertuğrul Günay ile birlikte Müzeye giderek, açılış töreninde Türkiye’yi temsil ettik. Birçok Avrupa ülkesi gibi İngiltere’yi de törende Atina’daki Birleşik Krallık Büyükelçisi temsil etti.

Dünya’nın tarihi eser kaçakçılığına olan toleransı 20. yüzyılda giderek azalmıştır. Ama Dünya’da hala sırf başka ülkelerden kaçak yollarla getirilen tarihi eserleri sergilemek için kurulan Müzeler bulunmaktadır. Özellikle 19. yüzyılda birçok tarihi eser çeşitli yollarla bulundukları ülke sınırları dışına çıkartılmış, Batı ülkeleri müzeleri tarafından satın alınarak, sergilenmeye başlanmıştır..

Yunanistan Partenon mermerleri konusundaki hassasiyetinde haklıdır ama kesin olarak bu konudaki tek “mağdur” ülke değildir. Osmanlı Devleti başta olmak üzere birçok ülke daha önceki yüzyıllarda tarihi eser kaçakçılığının hedefi haline getirilmiştir. Bergama’da bulunan Zeus Tapınağını, Mısır Kraliçesi Nefertiti’nin baş heykelini Berlin’deki müzelerde görmek bu durumu çok açık olarak ortaya koymaktadır.

Osmanlı döneminde bu konuda çok kötü bir tecrübe 1868 yılında Truva’da yaşanmıştır. Bir Alman iş adamı olan Heinrich Scliemann arkeologluğa soyunarak kazı yaptığı Truva antik şehri alt katmanlarında büyük yıkıma neden olmuş, daha sonra bulduğu Truva (Priam’ın) hazinelerini ülke dışına kaçırarak Almanya’ya götürmüştür.

Truva’da bulunan ve Osmanlı Devleti sınırları dışına kaçırılan tarihi eserlerin hikayesi de son derece ilginçtir. Bu paha biçilmez antik tarihi eserler 1881 yılında Berlin’de bir müzede sergilenmeye başlamış, 2. Dünya Savaşı sırasında korunmak üzere Berlin Hayvanat Bahçesi altında inşa edilen sığınağa kaldırılmış, savaşın bitiminde 1945 yılında ise ortadan kaybolmuşlardır.  1945-1991 yılları arasında Truva tarihi eserlerinin nerde olduğu konusunda kesin bir bulgu ortaya çıkmamıştır.

Ancak Sovyetler Birliğinin 1991 yılında yıkılmasından sonra Truva antik eserlerinin Moskova’da Puşkin Müzesinde olduğu anlaşılmış, bununla beraber Rus yetkililer bu eserlerin gerçek sahibi olan Türkiye’ye vermesi konusunda işbirliğine yanaşmamışlardır. Eserlerin orijinalleri Moskova ve St. Petersburg’daki Müzelerde kalırken, bu eserlerin kopyaları 2018’de Truva’da açılan Müze’de sergilenmektedir.

Tarihi eserlerin gerçek sahibi ülkelere iadesi “karmaşık” ve “çetrefilli” bir konudur. Son dönemlerde hukuk dışı yollarla ülke dışına çıkartılan tarihi eserlerin geri alınması konusunda daha başarılı olunmakta; Dünya’daki birçok Müze çalıntı tarihi eserleri sergileme konusunda daha “hassas” davranabilmektedir. Bununla birlikte savaş ve iç savaş yaşayan Kuveyt ve Irak gibi ülkelerin müzelerinden bile çalınan birçok tarihi ve kıymetli eserin özellikle Batı ülkelerindeki bireysel “koleksiyoncuların”  özel “koleksiyonlarında” bulunduğu bilinmektedir.

Bugün ülkeler çalıntı ve kanunsuz yollarla ülkeleri dışına çıkartılan tarihi eserlerinin iadesi için yoğun bir çaba içerisine girmiştir. Anadolu’da kurulan çok sayıda farklı medeniyetin ve bütün bu medeniyetlerin geride bıraktığı eserlerin mirasçısı olması bakımından çok şanslı olan ülkemiz, yurt dışında bulunan ve tespit edilen kültür varlığımızın iadesi için yoğun bir çaba harcamaktadır.

Bu çabalar sonucu Türkiye dışına kaçırılan yüzlerce eserin geri iadesi sağlanmıştır. Tarihi eser kaçakçılığı suçlarına verilen cezaların caydırıcılığı ve konunun öneminin anlaşılması da bu yönde etkili olmaktadır. Ancak uluslararası alanda tarihi eser kaçakçılığı ve eserlerin iadesi konusundaki işbirliğinin istenilen seviyeye ulaştığını ve istenilen sonuçları verdiğini söylemek zordur. Bu konuda daha atılması gereken birçok “adım” bulunmaktadır.   

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI