"Nil Karaibrahimgil" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nil Karaibrahimgil" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nil Karaibrahimgil

Nil Karaibrahimgil

Aklı güzellerden ne öğreniriz?

21 Ekim 2019

Her durumu bir öğrenme fırsatı olarak görürler.
Bir yerde karşılaşıp konuşmaya başlarsanız, senin kim olduğuna aldırmadan dikkatle dinlerler. O konuda bilgisiz olsan da, dediklerin onlar için önemlidir.
O konuda yılların birikimi olan bilgilerini, tanıdıkları isimleri, terimleri hemen söyleyip de, tartışmayı kazanma peşinde değillerdir.
Mesela bir düğünde böyle biriyle karşılaşırsınız, sizin sağlık hakkında atıp tutmalarınızı büyük bir sabırla dinler, sonra kim olduğunu sorarsınız başkasına.
“Sağlık konusundaki araştırmalarıyla geçen sene Nobel almıştı” derler. İşte böyledir, berrak kafalar. Her daim meraklı.
Seni, senin onu dinlediğinin yüz katı dikkatle dinlemişlerdir.
Başkasını hakkıyla görebilmek için, temiz bir zihinle bakabilirler.

Yazının devamı...

Kıymetim içimdeki tohumda

14 Ekim 2019

O özle bağlantının kopması an meselesi.

‘Kopyala rahat et’ diyen bir sürü insandan, konu komşu arkadaştan ve bunu haykıran binalardan, kurumlardan, söylemlerden sağlam geçmen gerek, özünü sıcacık tutabilmek için.

Nasıl fiziksel kopyalamalar, ‘bu suratta bir şey, bu surata ait değil ama ne!’ gibi duruyorsa, ruhsal ve zihinsel kopyalar da öyle ait değil duruyor ruhlara.

Birbirlerine ve bir şeye aitler belki ama kendilerine değil.

İnsanın kendi elini tutabiliyor olması, insanoğluna verilmiş bir hediye hatta bir mesaj gibi geliyor bana.

Kendinle el ele tutuşabiliyor, kendini selamlayabiliyor, hatta ellerini birbirine sürterek ısı bile çıkartabiliyorsun.

Bu konunun şu an dikkatimi çekmesinin sebebi, etrafta bağlantı kopukluğu yaşayan insanlarla karşılaşmam.

Bir şeyin içinde, ama neyin içinde olduğunu hatta oraya nasıl girdiğini bile hatırlamıyor.

Yazının devamı...

Nil’den iyi gelen sesler

7 Ekim 2019

Ukulele’yle çalıp söylediğim, 8 tane kısa şarkı.
Boyu 2 dakika olan yok aralarında.
Kısa boylu olmalarının yanında bir özellikleri daha var. Dinleyince insana iyi geliyorlar.
Ellerinde sihirli anahtarla gezen minik elf’ler gibiler.
Hepimize, bilip de unuttuğumuz o cümleleri fısıldıyorlar.
Bir özellikleri de, yarıdan itibaren karaoke’ye geçmeleri.
Önce ben söylüyorum, sonra bırakıp çalmaya devam ediyorum, sonrasını siz söylüyorsunuz.

Yazının devamı...

Saplanıp da kalana

30 Eylül 2019

“Gel bak sana bir şey göstereceğim” deyip, oradan uzaklaştırıyorum kendimi.

Olmayacak alakasız bir işle uğraşmaya başlıyorum.

Mesela bulaşık yıkıyorum ya da oturup çocuklarla oynuyorum, açıp kitap okuyorum.

Müziğin sesini açıp dans ediyorum.

Dışarı kahve almaya çıkıyorum. Etrafı topluyorum. Liste yapıyorum.

Başıma bir iş çıkarıyorum. Bunalım boş durmayanı sevmez.

Onda doya doya oyalanamaz, bunalamaz. Azıcık bunalır, gider.

İşte ben de, ne zaman içim kararsa, mekandan müşteri kovan esnafın ışık açması gibi, açıyorum ışıklarımı.

Yazının devamı...

Yakında eski evim olacaksın

23 Eylül 2019

Tam bir ofis de değildi.
“Yarı ev yarı ofis olur mu canım” gibi bir yerdi işte.
Neden olmasın? diye sormayı çok seven birisine aşıktım.
Ve o da evi ortadan ikiye bölmüştü.
Dört katı birden üstelik, sanki binayı tepesinden bir plakayla böler gibi bölmüştü.
Ofisten geçip eve giriyordun.
Evin içi yabancılarla doluydu, benim gibi mahremiyetine düşkün biri için çekilir şey değildi.

Yazının devamı...

İlkokullarımızda çalacak zili besteler misiniz?

16 Eylül 2019

O yutkunmanın içinde, ilkokul bahçelerine koşan milyonlarca çocuğun sorumluluğu vardı.

Hayatımda hiç böyle bir teklifi hayal etmemiş, rüyamda bile görmemiştim.

Çok büyük bir şeydi. Çok teşekkür ettim.

“Elimden geleni yapacağım” dedim.

Koca yaz, bu sorumluluk yanımda koskoca bir dev gibi oturdu.

Benimle denize girdi, limonata içti, bulutlara baktı.

Onunla konuşmaya bile korkuyordum. Böyle sessiz iyiydik.

Sonra eylül ayı yaklaştı. Herkes okulların açılacağından bahsetmeye başladı.

Yazının devamı...

Kendine teşekkür

9 Eylül 2019

Çayı getiren garsona etmişim, yol tarif eden esnafa etmişim, iltifat edip yanağımı kızartana etmişim.
Kendime bir teşekkürü çok görmüşüm. Hiç etmemişim. Şikayet etmişim.
Kendime kendimi şikayet etmişim bol bol.
Geceleri, o gün yaptığım irili ufaklı hataların çivilerinde uyumuşum.
Uyumadan dualarda herkese ve her şeye teşekkür etmişim, kendimi atlamışım.
Sanki bensiz bütün bunlar yaşamak mümkün olurmuş gibi.
Kendimizi eleştirmeye teşne olup, övmeye uzak durmamız belki de milyon yıllık bir düşünce sisteminden.

Yazının devamı...

Bir emoji yeter mi duyguları anlatmaya?

2 Eylül 2019

Bizim aşkımız cep telefonundan bile eskiydi.

Biz bilirdik kağıt kalemle aşkı anlatmayı. Hem de hiç gülücük koymadan.

Bu gelenek bozulmasın diye, üzüldüğümde bile iki nokta üst üste ve aç parantezden mutsuz surat yapmadım ona.

Emoji’ler elimin altında her duygunun logosu gibi dururken, birini bile seçip cümlelerin arasına serpiştirmedim.

Başkalarına kullandım ama ne yalan söyleyeyim.

Bol kalpli ve dua eden elli mesajlara mesela, ben daha fazlasıyla cevap veriyordum çoğu zaman.

Emoji’ler fazla değildiler ama çok çok koydun mu, birine çiçek göndermiş gibi olurdun.

Sonra belli emoji’leri kullanmamak ya da farklı rengini kullanmak moda oldu.

Yazının devamı...