"Naim Dilmener" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Naim Dilmener" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Naim Dilmener

Naim Dilmener

Eurovision zamanı

18 Mayıs 2019



Bu akşam Eurovision var; Tel Aviv’de, 64’üncü kere yapılacak. Hafta içi iki eleme vardı. Şimdi, bu elemeleri kazananlarla Eurovision’un kurucu üyeleri olan ve elemesiz finallere katılma hakkı bulunan ülkelerin temsilcileri yarışacak.

Türkiye epeydir bu yarışmada yer almıyor. TRT kendi kararıyla yıllar önce çekildi. Son olarak 2012’de Can Bonomo’yla yarıştık ve hemen sonrasında, artık yarışmaya katılmayacağımız açıklandı.

Eurovision’un müziğe katkısının hiç kalmadığı çok açık. O eski ABBA’lı günler çoktan geride kaldı. Bu yarışma son 20 yıldır hiçbir uluslararası yıldız yaratamadı; dünyayı bütünüyle sallayacak herhangi bir şarkı da çıkaramadı. Ama böyle diye çekilmek ve kenardan seyretmek de çok anlamsız. Bir televizyon programı/eğlencesi olarak hâlâ çok etkili. Hâlâ milyonları ekran karşısına toplayabiliyor. Bu nedenle katılsak iyi olurdu elbette ama kararı verecek olan TRT’nin üst yönetimi.

San Marino’yu temsilen...

Türkiye yok ama Türk yarışmacı var. Serhat Hacıpaşalıoğlu, San Marino’yu temsilen yer alıyor. 2016’da da aynı ülkeyi temsil etmişti Serhat; kendi imkânlarıyla şartları zorluyor ve başarıyor. Şarkısı ‘Say Na Na Na’, geçen çarşamba yapılan ilk elemelerde final hakkını kazandı. Yaptığı İngilizce şarkılarla, yurtdışından ünlü isimlerle düetleriyle sınır ötelerini her zaman zorlamış bir isimdir kendisi; dileyelim ki bu gece kayda değer bir sonuç elde etsin ve yoluna daha sağlam adımlarla devam etsin.

İnternet çağındayız. Herhangi bir Türk kanalı yarışmayı yayımlamıyor diye küsüp Acun Ilıcalı’nın yarışmalarına talim edecek değiliz.

Yazının devamı...

Dudak dudağa park edince

11 Mayıs 2019


Öp Gitsin BaTu Garaj  BEŞ ÜZERİNDEN ÜÇ YILDIZ

BaTu’yu oluşturan Batu ve Tuna, kendi kavrayışları, mantıkları ve sözleriyle yapıyorlar bunu: “Ruhlarımız bile davetkâr” diye başlıyor; “Utanıyor musun, hayretsin” diye ısrar ediyor ve “Dudağın dudağıma park etsin” diyerek işi mutlu sonla bitirmeye çabalıyorlar.

Doğruya doğru, sözler/cümleler belki açık saçık ama kesinlikle cinsiyetçi değil. Müstehcen hiç değil. Böylesi de bu zamanda -özellikle gencecik çocuklar tarafından dile getiriliyorsa- çok zor bulunur bir özellik. Sözler Gökhan Şahin’in ama yazarken BaTu’yu kolladığı da kesin. Beste ve düzenlemeyse Osman Çetin’in. Şarkının bu tarafı, epeyce Sezen Aksu etkisinde, özellikle de Tarkan’a yazdığı şarkıların. Müzikten çok düzenlemenin, bu şarkıyı -bile isteye- Tarkan’ın o altın çağına çekmeye çalıştığı çok açık. Ama olmuş mu? Evet, olmuş. Ortada yeni bir ritm ya da yapı yoksa bile, bu ekip herkesin yaptığını yapmak yerine, daha evvel denenmiş de olsa farklı bir yoldan gitmek istemiş.

Şarkının videosuysa tam yazlık. Gencecik ve çok yakışıklı Batu ile Tuna, deniz motoruyla hareket halindeyken başlıyor şarkı. Motordalar/denizdeler ama nedense kapkara gömlekler/pantolonlar giymişler. Derken bir yatın içinde görüyoruz ikiliyi, genç ve güzel kızlarla dolu bir yat bu. Kardeşler de siyahlardan kurtulmuş, ‘Öp gitsin’ yazılı tişörtlerini kuşanarak kızların rengârenkliğine öykünmüş.

Yatta olan biten cinsiyetçi olmasına cinsiyetçi ama olabilecek en hafif biçimde. Yönetmen Çetin işleri tersinden kurgulamış, kızları erkeklerin peşine takmış. ‘En hafif’ olma sebebi bu değil ama olup biten cinsellikten çok, keyif/eğlence ağırlıklı.

Klibin nihayetindeyse iki kardeş yalnız başlarına kalıyor ama dengelerini bozan hiçbir şey de olmamış gibi. Kameraya el sallıyorlar bu sefer. “

Yazının devamı...

Bir demet solgun gül

27 Nisan 2019

Demet Akalın’ın yeni yolu, Sezen Aksu-Deniz Seki-Sıla arası gibi görünüyor. Şarkılar buna uygun seçilmiş ve düzenlenmiş. Burnu iyi koku alanlardandır Akalın, geleceği -en azından piyasanın geleceğini- doğru okuyanlardandır. Bir bildiği var demektir. Ya da “Böyle harala gürele nereye kadar, biraz da farklı bir şeyler yapayım” demek istemiş olabilir.
Bu albümün bu haliyle ortaya çıkmasına sebep olan yukarıdakilerden hangisidir bilinmez. Bilinebilir ya da tahmin edilebilir olan, bu albümün eski hayranlardan bir kısmını kaçıracağı, karşılığında belki biraz yeni hayran getireceği ama bunun, açığı kapatmaya yeterli olmayacağıdır.
Aslında albümün karma bir sound’u var. Belli ki yol ayrımını keskince yapmak istememiş. Eski tarz az sayıda şarkıyla da olsa, aralardan kendisini gösteriyor.

Ateş, Demet Akalın, DMC (5 üzerinden 3 yıldız)
Çokça yeni,
biraz da eski havalar

Yazının devamı...

Şarkılar sizi söyler

20 Nisan 2019

Sinema ya da müzik... Film ya da şarkı... Popüler kültürün en güçlü alanları bunlar.  Birbirlerini etkilemeleri ya da birbirlerinin içinden geçmeleri, durmadan kesişmeleri de çok normal. Hep böyle olmuştur; dünyada da, bizde de...

Marilyn Monroe mesela ya da Marlene Dietrich; ikisi de dünya sinemasının en namlı yıldızları. Ama çok da şarkı söylediler. Dietrich’in durumu biraz farklıdır gerçi; tıpkı bizim Ajda Pekkan gibi şarkıcılıktan oyunculuğa geçmiştir ama bu alanda dünya çapında bir üne eriştikten sonra da müziği tutabildiği her yerde yakalamıştır.

Fransızlar ise daha da abartmıştır bu işi. Jeanne Moreau, Catherine Deneuve, Isabelle Adjani gibi ünleri ve oyunculukları karşısında herkesin önünü iliklediği isimler, kayıt stüdyolarının yolunu tutmuş, şarkı söylemişlerdir. Bunun tersi de doğrudur. Çok başarılı şarkıcılar da sinema dünyasına geçmiş ve orada kalıcı bir yer edinmişlerdir. Frank Sinatra mesela ya da Cher, Madonna. Bizde de durum aynıdır. Sıklıkla Yeşilçam şarkıcı transfer etmiştir ya da müzik dünyası Yeşilçam’dan oyunculara el koymuştur.

Yeşilçam’da müzik

Bu işin bizdeki başlangıcı 30’lu ve 40’lı yıllardaki Mısır filmlerine kadar çekilebilir. Büyük bir furya haline gelen bu müzikal filmlerde şarkılar, önceleri orijinal hallerinde, yani Arapça olarak yer alırdı. Ama sonraları, dönemin siyasetçilerinin getirdiği bazı yasaklar sebebiyle bu şarkılara Türkçe söz yazılmaya ya da özel olarak besteler yapılmaya başlandı. İşin bu safhasında da Münir Nurettin Selçuk ve Müzeyyen Senar gibi, sonraları iki ulu çınar haline gelecek isimler dahil oldu işin içine. Kimileri, 60’larla birlikte yükselişe geçecek arabesk türünün başlangıcını da bu filmlere kadar çeker; ama bu ayrı bir konudur. Sonraları başta Erol Büyükburç ve Nuri Sesigüzel olmak üzere çok sayıda ünlü ve popüler isimle sürdü bu dalga.

Dalganın sinemadan müziğe doğru olanı da her zaman güçlüydü. Bir mankenken şarkı da söylemeye başlayan -ve sonra sinemaya da dahil olan-

Yazının devamı...

Zamanın emrettiklerine uymak ya da uymamak

6 Nisan 2019

İçinden geçtiğimiz günlerin, hemen hemen her müzisyenin/yorumcunun kafasını karıştırdığı kesin. Her zaman yaptıklarını yaparlarsa ilgi görmeyeceklerini, para kazanamayacaklarını düşünüyor ve kendilerine yeni yollar arıyorlar. Bir kısmı çıkışı, tepeden tırnağa değişmekte ve ne ilgi görüyorsa o kanala akmakta buluyor. Bunun adı eski yaptıklarına ihanet etmek olacaksa da umursamıyorlar. Bir kısmıysa ki Feridun Düzağaç’ın da yaptığı bu, eski sound’unda direniyor ama hit potansiyeli taşıyan birkaç şarkı eklemenin de zorlukları çözeceğini sanıyor. ‘10’a Özel’ iki ayrı albüm gibi. Ya da kısa bir albüme, başka bir albümden alınıp ilave edilmiş şarkılardan müteşekkilmiş gibi. Açılışı da kapanışı da çok tatsız. Açılış şarkısı ‘Dinle’ fazlasıyla arabesk, ‘lay-lay-lay’ bölümleriyse Düzağaç’a yakışmayacak kadar, dinleyiciye kurulmuş bir tuzak. Kapanış şarkısı bir Erkin Koray klasiği ‘Sen Yoksun Diye’. Koray’da güzel görünenin herkeste aynen görüneceğini sanmak da bir nevi gaflet. Koray her zaman arabeskin içinde kulaç atmış biriydi ve kendisine inşa ettiği dünyada, arabeski kendi müziğinin bir parçası kılabilmişti. Düzağaç’taysa yama gibi kalmış.
Arada kalan sekiz şarkının, başta ‘Gözlerinden Anlarım’ ve ‘Yeter’ olmak üzere bir kısmıysa, yeni çizilen arabesk portrenin tuzu/biberi. Bedük’ün düzenlediği ‘Pişmanlık Sineması’nda, şarkının altında akan seslerin bir kısmının böyle bir albüme hiç yakışmadığıysa apayrı bir konu. Düzağaç’ın buna nasıl rıza gösterdiğini anlamak zor. Mehmet Esen’in şiirinden uyarlanmış ‘Sanatoryum’ ise albümün slogan şampiyonu. ‘Dipteyim Sondayım Depresyondayım’ın başarısını çok özlemişe benziyor Düzağaç; dileyelim ki yanılmasın. Yoksa bu ticari ataklara hiç değmeyecek ve eldekinden yemiş olacak.
Gördüğün bu ben miyim bak
1990’ların en kayda değer isimlerindendi Asya. Nilüfer’in vokalistiydi ve onun desteğiyle şarkılarını söylemeye başlamıştı. ‘Günaydın’ parçası da poptan uzaklaşıp, dans ve elektroniğe kaymak istediği şarkılarından biriydi. Daha ne Hande Yener vardı ortada, ne de Ayşe Hatun Önal. Asya hem iyi hem de farklı bir şarkı çıkarmıştı. Aradan geçen 20 yıl sonra, son birkaç yılın en şahsına münhasır seslerinden Kalben’in de bu şarkıya gönül düşürmesi gayet anlaşılır, yerinde bir karar. Kalben her zamanki türü/sound’u dışında da kendisini gayet iyi bir biçimde ifade edebileceğini ispatlamış. Bu şarkıyı tamamen kendi imkânlarıyla ve herhangi bir firmaya bağlı olmadan bağımsız biçimde yayımlaması da takdire değer; daralan piyasada herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor, Kalben de bunu yapmış.


Yazının devamı...

Yerde miyiz gökte mi?

30 Mart 2019

Rock dünyamızın sağlam isimlerindendir Redd. İlk albümleri ‘50/50’yi yayımladıkları 2005’ten beri hep daha ileri götürdüler işi. Şarkılarının/albümlerinin çok sevilmesinin üstüne yaslanmadılar, tekrardan kaçındılar. Her albümlerinde, bir öncekinin en az birkaç adım önüne geçtiler. Son albümleri ‘Yersiz Göksüz Zamanlar’da da çabaları sürüyor.
Bir tek bu da değil. Yaşadıkları çağı doğru anlayan ve giderek daha zorlaşmış -yer yer imkânsızlaşmış- hayatın içinde sıkışıp kalmış ‘birey’i kayıran/kollayan bir grup da oldular. Bunu yapabilmek, bu durumdan iyi bir müzik çıkarabilmek için olup biteni kalplerinde hissedebilmeleri gerekirdi öncelikle. Her şarkıları bunu layıkıyla yapabildiklerinin ispatı.

Yersiz Göksüz Zamanlar, Redd, RDD Music ( 5 üzerinden 4 yıldız)
Kendimizi bırakmamalıyız
Her acıyı hissediyor, her bunalımı anlıyor ve her türden çıkmaz sokakta bir gedik açıp yol göstermeye çalışıyorlar. Işık da düşürmeye çalışıyorlar o sokak ve yollara. Demeye çalıştıkları şu olmalı: “Haklısınız, bu yaşadığımıza hayat denmez ama kendimizi bırakmamalıyız; eğer bırakırsak ezer geçerler; kalkın, omuz omuza verelim.”
Daha önceki albümlerinde olduğu gibi ‘Yersiz Göksüz Zamanlar’da da şarkıların yaratılma aşamasında ağırlık Doğan Duru’da. Ama onun “Her şeyi ben yaparım, her şey benden sorulur” gibi bir kaygısı ya da iddiası hiç olmadı.

Yazının devamı...

Şarkısının adı gibi; o böyle...

23 Mart 2019

Aralıklı olarak şarkı yapıyor Zeynep Casalini. Hiç ara vermedi ama şarkılarının arasındaki süre giderek artıyor, açılıyor. İstanbul dışında yaşıyor epeydir ve bu da zaten, başlı başına bir uzaklık sebebi, en azından piyasadan.
Casalini gibi güçlü ve farklı bir ses daha fazla, daha sık şarkı yapsa elbette daha iyi olurdu ama bu şartlarda bu da iyidir; tamamıyla vazgeçmesinden çok daha iyidir. Son şarkı ‘Ben Böyle’, sanatçının söylemeyi sevdiği türden bir şarkı. Yavaşça, sakince, aşkı/ayrılığı bağırıp çağırmadan ve daha mühimi, bu zamanlarda rastlanmadık biçimde, ağlamadan/inlemeden dile getiriyor. Klip de öyle; sakin ve sade.
Casalini’nin bir yorumcu olarak, bildiğimiz/alıştığımız genel ‘profil’le en ufak bir alakası yok. O, şarkı söylemeyi çok seviyor ama bunun bütün hayatını abluka altına almasını da hiçbir zaman istemiyor. Bu nedenle belki, aralıklı olarak yaptığı ve hayatla müziği kesintisizce/keskince birleştiren şarkıları herkesten farklı ve etkileyici oluyor.


Hissettirmenin en yalın hali
Rüya (ya da masal) sesli Jehan Barbur, bu sefer de türkülerle ele geçiriyor bizi. Ne söylerse söylesin, hep kendince söyleyen ve her nasıl başarıyorsa, işin duygu kısmını da -ne eksik ne fazla- mükemmelen şarkıların her anından geçiren sanatçı, bu sefer bambaşka bir albüm yapmış. Söylemek için türküleri seçmiş ve her biri alanında başa oynayan müzisyenlerin katkısıyla, bu türkülere ‘bambaşka’ bir kılık çizmiş. Yeni kılığın ana çizgisi caz ama vura/kıra, döve/sopalaya bir caz değil. Tam da türkülerin ihtiyaç duyabileceği kendiliğinden, sessiz ve sakin bir caz.

Yazının devamı...

Yaşar Gaga’nın ardından

16 Mart 2019

Çok erken yaşta kaybettik Yaşar Gaga’yı. Her şeyden çok müziğe tutkundu ve müziği kollamak adına yapmadığını bırakmamıştı. Daha da yapardı; eğer hayat izin verseydi. ‘Alakasız Şarkılar’ın birincisi çok sevilip çok satınca, Poll ve Gaga ikincisini yapma konusunda anlaşmışlardı zaten. Henüz yayımlanmış -ama bu sefer tek disklik- yeni albümün hazırlıkları Yaşar Gaga hayattayken başlamıştı. Bu nedenle albümün çıkacağı duyulduğunda kimi çevrelerin yaptığı, “Ama gideni rahat bırakalım, onu kullanarak para kazanmanın ne âlemi var?” eleştirilerini ciddiye almanın imkânı yok.


Alakasız Şarkılar Vol. 2, Karma, Poll Production (5 üzerinden 3)

Bu albümün planını/programını Gaga yaptı; repertuvar ve şarkıcı seçimini de. Onu kaybettiğimizde belki bazı şeylerin ucu açıktı, belki tam netleşmemişti ama olduğu kadarının yayınlanmasının kime, ne zararı var? Hatta tam aksine: Bu albümde yer alan 10 şarkının arşivlerde çürümeye terk edilmesi daha iyi mi olurdu? Albümü bu haliyle çıkarmayı göze alan Poll’ü kutlamak lazım.

Albüm Müslüm Gürses ve Nazan Öncel düetiyle (‘Yalnızlar Rıhtımı’) açılıyor. Kemal İnci’ye ait olup Erkin Koray’ın sesiyle memleket çapında bilinmiş bu şarkıda Gürses ve Öncel’i yan yana getirmek çok iyi bir fikir ama sonuç çok da iyi olmamış. ‘Popcorn’vari düzenleme basit, Gürses ve Öncel’in sesleri tamamıyla alakasız. Bu şarkının çok daha iyi günleri olmuştu.

***

Ata Demirer (‘Şanıma İnanma’) ve Şafak Sezer’in (‘Elhamdülillah’) şarkıları, muhtemelen “Biraz da gülelim” kotasından girmiş albüme. Güleceksek mesele yok. Kenan Doğulu (‘Aşk Dansı’) fişek gibi; Hande Yener (‘Aşkın Kralı’), Suzan Kardeş (‘Yatacak Yeri Yok’), Nurcan Eren (‘Sen Yine Giderken’) ve Emel Müftüoğlu (‘Gündem Yaratayım mı?’) da iyilerden. Kutsi ve Halil Koçak da (Emel’in söylediği ‘Gündem Yaratayım mı?’ onun bestesi ve onun da söylediği şarkı bu) saygıda kusur etmemişlerden.

Albümde ağırlık iyi ve ilginç şarkılardan yana. Bir müzik âşığı olan Yaşar Gaga’nın hatırına dinleyip, onu saygı ve sevgiyle anma fırsatını değerlendirelim.

Yazının devamı...
Naim DİLMENER Kimdir?

Naim DİLMENER