Bayar, Askan ve Gürses’in izinde

Istanbul Arabesque Project’in yeni albümü özel bir proje: Müziği Burhan Bayar’a, sözleri Şakir Askan’a ait ve hepsini Müslüm Gürses’in okuduğu 10 şarkı yine kulaklarımızda.

Bayar, Askan ve Gürses’in izinde
(BEŞ ÜZERİNDEN ÜÇ YILDIZ)
Sende Kalmış/Burhan Bayar&
Şakir Askan Şarkılarıyla
Istanbul Arabesque Project/Bayar

Barbaros Akbulut öncülüğünde arabeski yenileme, günümüze taşıma niyetiyle kurulmuş
Istanbul Arabesque Project’in (IAP) yeni albümü, özel bir proje. Müziği tüm zamanların en yaratıcı isimlerinden Burhan Bayar’a, sözleri onunla büyük uyum içinde çalışmış Şakir Askan’a ait olup tamamı Müslüm Gürses tarafından seslendirilmiş 10 şarkı, grubun epey zamandır hayallerini süslediği şeyi, nihayet hayata geçirmiş, gerçek kılmış.

Grubun en az rock’a duydukları ilgi ve sevgi kadar arabeski de kolladığı malum. Ama ne yazık ki zamanında Orhan Gencebay ve Erkin Koray’ın da yaptıklarının izinden giden bu istek ve çaba, başlangıçtan beri hoş görülmedi. Kimi zaman ötesi de oldu; grup ağırca eleştirildi, hatta çelmelendi.

Niyet temiz

Oysa niyetleri temiz, çabaları iyiydi. Arabeski günümüzde dinleyeceksek eğer, 40-50 yıl önceki hali/formuyla dinleyemezdik. Bırakın köprüleri, hayatlarımızın altından çok fazla su akmıştı ve fazlasıyla değişmiştik. Gençlerse o zamanın şarkılarına zaten yabancıydılar.

Bu konuda farklı kesimlerden çok çaba vardı. Kimileri -ki en kolay yol buydu- dans pistlerine çekmeye çalıştı bu güzelim şarkıları; aradaki tezatı görmeyerek/görmek istemeyerek. Öyle ya; türlü/çeşitli acıları dile getirmiş, kırılmış/dökülmüş hayatlara eşlik etmiş şarkıların, dans pistlerinde ne işi olabilirdi?

IAP’ın yaptığıysa bu şarkıları rock formuna sokmak ya da çekmekti. Bu yolu onlar keşfetmedi elbette; çok sayıda başka isim zaten bunu denedi/yaptı. Bir kısmı başardı, bir kısmı sınıfta kaldı. Ama IAP’ın farkı şuydu: Bu konuda ısrarlıydılar. Bu, onlar için geçici bir iş değildi; tam aksine, devamlı bir işti ve zaten sound’larının üzerinde yükseldiği zemin de buydu.

Yeni bir şey eklemiyor

On yılda beş albüm! Epeyce çalışkanlardı. Ama bu son albümleri dahil, hiçbirinde ilk albümün coşkusunu yakalayamadılar. Kendi içlerinde elbette çok tutarlıydılar. Şarkıları büyük bir özenle seçiyor, düzenliyor, çalıyor, söylüyorlardı ama ilk albümün büyüsü, ne yazık ki yaptıklarını sarmalayamıyordu.

Bazen vokalistleri -ağır bir arabesk gırtlak sebebiyle- gölgeliyordu işin tamamına ermesini. Ama neden daha çok, grubun hep aynı stilde çalmakta ısrar edişiydi. Yıllar önce Erkin Koray’ın, özellikle gitarı bu/böyle şarkılar için neredeyse baştan kurması/yaratması gibi yenilikçi ya da radikal işler yapmıyorlardı her nedense.

Son albümün de eksik yanı bu. Bayar ve Askan’ın şarkıları elbette ki emsalsiz. Söylendikleri ilk günlerden beri kalplerimize gömdüğümüz bu şarkılar, yıllar yılı hep aynı yerde kaldılar. Bu yeni albüm saygıda hiç kusur etmemişse de bu şarkıların üzerine yeni bir şey de ekleyememiş.

 

 

 

 

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Klip savaşlarında galip yok

Çok söylendi, çok yazıldı ama her fırsatta tekrarlamanın zararı değil, faydası var; çünkü mesele mühim, çok mühim. Müzik artık dinlenmiyor, seyrediliyor. Bu sebeple de işin ‘şarkı’ tarafında değil, ‘klip’ tarafında hareket var. Demet ve Simge’nin yeni seyirliklerine bakalım dedik. ‘Like’lar her durumda başını alıp gidecek ama durum, gerçekten böyle mi?

Gösteriş ve israf

New York’luların şaşkın bakışları arasında sokaklarda poz keserek dertleniyor da dertleniyor Simge...

Simge’nin çok çok iyi ‘Ben Bazen’ albümünden bu şarkı. Şarkı -albümün çoğu şarkısı gibi- gayet iyi. “Madem iyi bir şarkıya klip çekeceğiz, har vurup harman da savurabiliriz” diye düşünmüş ve kalkıp New York’a gitmişler. Metroların içinde ve dışında, cadde ve sokaklarda, bazen direklere dayanarak, bazen de camdan dışarıyı seyrederek dertleniyor da dertleniyor Simge. Ama hep kas(ıl)arak, hep poz üstüne poz. Omuzdan düşermiş gibi duran blue-jean mont da var işin içinde, montun düşerek ortaya çıkardığı siyah bir şeyler de. New York’luların -montaj sırasında tam olarak elenememiş- şaşkın bakışları arasında, Simge dolanıyor da dolanıyor ve şarkısını söylüyor: “Bakalım ne kadar da doğruymuş, dünden sonra yarın olur mu?” Cevabı bulmuş olmasını umalım ama zor; bu kadar gösteriş ve israfla, bu kadar poz keserek pek bir şeyin bulunacağı yok. Bulunsa da doğru cevap değildir o. Klibin asıl sahipleri gösterişten, şarkıdan çok kendilerini öne çıkarmaktan kaçınmadığı sürece, yapılanlar hep mizah dergilerinden bir sayfa gibi olacak (ya da öyle görünecek).

Yalnız Başına (BEŞ ÜZERİNDEN İKİ YILDIZ)
Simge, DMC

Ayrılık rüzgârına karşı şıklık

Biraz 70’ler ama daha çok 80’ler arabeskinin izinden giden ‘Yekten’ belli ki Akalın ve ekibi tarafından “Tam bir sonbahar şarkısı” gibi görülmüş. Bu görüşe uygun bir görsellikle de klip toparlanmış.

Yazının Devamını Oku

Ofsayt değil gol

Barış Demirel, grubundan ayrı yaptığı yeni şarkısı ‘Ofsayt’la ağları havalandırmayı başarıyor.


(BEŞ ÜZERİNDEN DÖRT YILDIZ)
Ofsayt
Barış Demirel/Kamufle/Da Poet
Kara Plak

Trompete olan düşkünlüğü/bağlılığıyla nam salmış müzisyenlerden Barış Demirel, grubu Barıştık Mı’dan ayrı olarak yaptığı yeni şarkıda, enstrümanını rap kıyılarında gezdiriyor. Rap dünyasının en namlı, en iyi isimlerinden Kamufle ve Da Poet ile yapılmış ‘Ofsayt’, çok çok iyi ve farklı bir şarkı. Fark yalnızca trompet vesilesiyle değil; omuz omuza vermiş üç ismin, birbirlerini desteklemeleri ve şarkıyı merkeze alıp bütün yaptıklarıyla onu güçlendirme çabaları. Tam bir takım işi. Ve gol olmuş, doksandan gol.

Yazının Devamını Oku

Bak bir varmış bir yokmuş eski günlerde

Türkçe popu başlatan şarkı ‘Bak Bir Varmış Bir Yokmuş’, 58 yıl sonra yeniden kaydedildi. Orijinali Bob Azzam’a ait (C’est Ecrit Dans Le Ciel) şarkıya, 1961’de Fecri Ebcioğlu Türkçe söz yazmış ve İlham Gencer tarafından seslendirilen şarkı, popumuzu başlatan şarkı olmuştu.

Niyetler, çabalar, denemeler yok değildi. Ama henüz, piyasaya sunulmuş bir pop şarkımız yoktu. Erol Büyükburçe 1950’lerin ortalarında, ‘Fascination’ ve ‘Star Bright’ şarkılarına Türkçe söz yazmış ve sahnelerde söylemişti. Ama bunlar öylece kalmış ve stüdyo kayıtları yapılmamıştı.
İlham Gencer’e popu açma şerefini bahşeden bir başka isim Fecri Ebcioğlu’dur. Sözleri, bir yolculuktan dönülmekteyken uçakta, peçete üstüne yazılmıştır ve Ebcioğlu iner inmez, Gencer’in işlettiği Çatı’ya gitmiş, şarkı aynı gece çalınmış/söylenmiştir. Sonra da stüdyoya girilerek kaydedilmiş, fazla geciktirilmeden de o zamanların hâkim formatı olan (78 devirli) 10 inçlik bir plak olarak yayımlanmıştır. Bir süre sonra da (45 devirli) 7 inçlik plak baskısı yapılmıştır. Sene 1961’di ve Türkçe pop resmen başla(tıl)mıştı.

İlham Gencer 58 yıl önce Türk popunun ilk
parçasına ses vermişti.
Yıllar sonra
Aradan 58 yıl geçtikten sonra, Dağhan Baydur’un Müzikotek’i elini taşın altına koydu ve bu kıymetli şarkıyı yeniden yayımladı. Yeni kayıtlar ve çok sayıda miks versiyonla.

Yazının Devamını Oku

Ah canım, vah canım

Ah Canım Ahmet’in yeni şarkısı ‘Hepimiz Yalnızız’ın hem sözü hem de müziği kendisine ait. İyi bir şarkı bu; günümüzde yapılanların epeyce uzağında, gayet sağlam.

1990’ların ortalarında, ilk albümü ‘Ah Canım Vah Canım’ ile tanımıştık Ahmet’i. Şarkıları, özellikle de albüme adını vereni çok melodikti; kendisi de çok sevimli. Tıpkı Bendeniz gibi (adı Deniz, albümüyse ‘Bendeniz’di), bu ilk albüm sonrası Ahmet’in de adı değişti ve ‘Ah Canım Ahmet’ olarak kaldı.
Biz dinleyiciler arasında böyleydi bu; sanatçının kendisi, ikinci (‘Ahmet 2/Dayanamam’) ve üçüncü (‘Âşık’) albümlerinde, piyasanın (ya da dinleyicilerin) dayattıklarına hiç yüz vermedi.
Yeni şarkısı ‘Hepimiz Yalnızız’da bu ısrarından vazgeçmiş görünüyor; bu sefer ‘Ah Canım Ahmet’ olarak karşımızda. Büyük ihtimalle değişen zamanın, fazlasıyla unutkan dinleyicinin (hatta gazeteci ve eleştirmenlerin) kafasında bir ışık çaktırmak için yaptı bunu: “Herhangi bir Ahmet değil bu, bizim Ahmet, ‘Ah Canım Ahmet’...” Haksız da sayılmaz. Bu yapılmasa ayıkla Ahmet’in taşını.
Yeniden dönüşü Ajda Pekkan ve Ozan Doğulu’ya verdiği (sözler Sadettin Dayıoğlu) ‘Yalnızlık FM’ şarkısıyla oldu. Mükemmel bir şarkıydı, Ajda Pekkan’a da çok yakışmıştı. Yeni şarkısı ‘Hepimiz Yalnızız’ın hem sözü hem de müziği kendisine ait. İyi bir şarkı bu; günümüzde yapılanların epeyce uzağında, gayet sağlam bir şarkı. Single’da üç versiyon mevcut: Bang! ve piyano versiyonları, şarkıyı orijinal halinden çok uzaklara savurmadan yeterince farklılaştırmış.
Yolunda gitmeyen tek şey, Ahmet’in vokalinin bazı yerleri. Üstlere tırmanırken sesi/nefesi yetmez oluyor. Şarkının “Gelir geçer, aşk bu üzer, üzülsen de her güzel şey biter” kısmında, bu durum oldukça bariz.


Yazının Devamını Oku

Müziğin elle tutulur hali

Müziğin geleceği şüphesiz dijitalde. Ancak sevdiği şarkıları elinde tutmak isteyenlerin sayısı da günümüzde hiç az değil. Kutu kutu özel baskılar çıkıyor. bu hafta onlardan ikisini ele alalım...


Hemen hemen her şeyde olduğu gibi müzikte de dijital tepeye tırmanıyor. Ama müzik endüstrisinin, müziği elle tutulur bir mecra üzerinde dinlemeye alışmışları kolay kolay bırakmaya da niyeti yok. Hedefleri kabaca 30-35 yaş üstü olanlar... Bunların içinde de özellikle koleksiyon saplantısıyla dönüp duranlar. Bunlar için yapılan kutuların, özel baskıların haddi hesabı yok. Yeni albümler için kutu kutu özel nüshalar, eski albümlerin şarkı sayısı birkaç katına çıkarılmış özel baskıları, almış başını gidiyor.

Bir de tabii kendi modalarını (yeniden ve yeniden) yaratmayı da ihmal etmiyorlar. LongPlay’de bunu başardılar. Dört bir yanımızı plak ve bu plakları dinleyebileceğimiz aletler (yani pikap) doldurdu. Henüz böyle bir safhaya gelmemiş olmakla birlikte, kasette de böyle bir eğilim var gibi. Bu yeni retro hareketin en güzel tarafı, piyasadan tamamıyla çekilmiş olan ve kaset koleksiyonuna sahip olanları zorda bırakan kasetçalar yokluğuna da çare oluşu. Pikap kadar olmasa da renk renk, çeşit çeşit kasetçalar doldurdu müzik ve teknoloji mağazalarını. Özel baskılar ve kutular konusundaki en iyi örnekler, plak firmalarına milyarlar kazandırmış The Cure ve Madonna. Her ikisi de kazandırmaya devam ediyor hâlâ.

Bu canlı kayıtlar ilaç gibi...

The Cure, diskografisinin büyük bir kısmını epey önce yayımlamıştı zaten. Bu seriden ‘Wish’ albümü de çıkmak üzere. Yakın bir zamanda ’40 Live…’ kutusunun ekim ayı içinde çıkacağı duyuruldu ve önsiparişlere açıldı. Muhtelif baskıları olacak bu canlı kayıtların. İki DVD ve dört CD (ya da iki blu-ray ve dört CD) gibi dev (ve ağır) kutular da var, yalnızca işin görsel tarafını tercih edecekler için iki DVD’den (ya da iki blu-ray’den) oluşan makul fiyatlı halleri de... The Cure hayattır, Robert Smith’se bu hayata can verenin bizzat kendisi. Onları sahnede seyretmiş herkes, bu canlı kayıtların ilaç gibi olacağını kolaylıkla tahmin edebilir.

Poster ve dövme ikramiyeli kutuPopun kraliçesi koleksiyoncuların en takık oldukları isimlerden biri. Son albümü ‘Madame X’ fazladan birkaç formatta basıldı. İki diskli olanı da vardı, Japonya baskısı fazladan şarkılı olanı da... Ama en gösterişli hali, ‘Ltd. Deluxe Box’ şeklinde adlandırılmış olanıydı. Bu kutuda albüm, hem CD hem de kaset halinde mevcut. Kaset albümün standart hali. CD ise iki disklik özel bir baskı. Bizde adı çoktan ‘eski’ye çıkmış bir 45’lik, poster ve birkaç geçici dövme de kutunun diğer ikramiyeleri.

Yazının Devamını Oku

Ne ona ne de popa bir katkıda bulunabilir

Hadise’nin yeni şarkısı ‘Geliyorum Yanına’, sözleri anlamayacak olanlara o kadar da batmayabilir. Tam bir yaz şarkısı. Ama yaz bitecek, herkes ülkesine dönecek. Bizse, Hadise ve kopuş ile kopartışlarıyla baş başa kalacağız ne yazık ki...

Kop, kop, kop, kop sabahlara kadar / Keyfimiz gıcır, e olsun o kadar / Yakarım geceleri söndürürüm de / Ayıpsın, bir üflememe bakar” diyor Hadise, son şarkısı ‘Geliyorum Yanına’da. Kopsun/koparsın, yaksın/yakılsın, sönsün/söndürülsün, üflesin/üflensin kendi bileceği bir şey ama baştan sona slogan, hem de çok basit ve çok ergen işi sloganla bezeli bu şarkı, ne ona ne de popa herhangi bir katkıda bulunabilir.

Şarkı, sloganların yeni bilirkişisi Gülşen’e ait. Gayet tüccarca ve hangi cebi, ne kadar dolduracağı ince ince hesaplanarak kurulmuş. Şarkının tek makul yanı Ozan Çolakoğlu’nun biçtiği kılık. Tam bir yaz şarkısı olsun istemiş ve öyle yapmış. Bu şarkı kimilerine ilginç gelebilir de; mesela Türkçe bilmeyen turistlere. Şarkı, sözlerini anlamayacak olanlara o kadar da batmayabilir. Hatta “Kop, kop”ları kolay ezberleyecekleri için, eşlik ede ede dans edebilirler de. Sonra yaz bitecek, herkes ülkesine dönecek. Bizse, Hadise ve kopuş ile kopartışlarıyla baş başa kalacağız (ne yazık ki).


Zeynep tatilde
Zeynep Casalini’nin yeni şarkısı ‘Bu Yaz’; içinde olduğumuz mevsimi, bu mevsimden beklentilerimizi, güneşin, denizin yükselttiği ve hatta, “Belli mi olur, bakarsın olur da...” diyerek bizi umutlardan umut beğenmez noktasına getirdiği ruh durumlarını anlatıyor; tatlı tatlı anlatıyor hem de. Düzenlemesi dahil Barış Orhun’a ait şarkı, bugüne kadar her türde şarkı söylemiş ve her türde de büyük başarı kazanmış Casalini tarafından mükemmel bir biçimde seslendirilmiş. Volkan Öktem, Eylem Pelit, Mehmet Esemen, Ender Akay gibi isimlerin katkısı da olağanüstü. Ömer Özyılmazel tarafından Bodrum’da çekilen klip, yazla ilgili her türden (s)imgenin bir resmi geçidi gibi görünüyor ilk elde ama birkaç defa seyredildiğinde hem ritm ve akış hem de kurgu olarak şarkıyı güçlendirmeye, sözü edilen ruh hallerinin altını doldurmaya çalıştığı anlaşılıyor. Birbirleriyle çok iyi anlaşan bir ekibin, işin hiçbir safhasını oluruna bırakmadığı için mutlu sona ulaştığı bir şarkı bu.

Yazının Devamını Oku

Çok şey var bizi ona bağlayan

Funda Arar, müziğimizin başına gelmiş en güzel şeylerdendir. Üstelik bu kez fark yaratacak bir şarkı seçmiş. Klipte görülen Arar da alışık olduğumuz hallerinden epeyce farklı.

BEŞ ÜZERİNDEN DÖRT YILDIZÇık Aradan
Funda Arar
DMC

2000’lerle birlikte hayatımıza girmiş en mükemmel isimlerdendir Funda Arar. Müziğimizin başına gelmiş en güzel şeylerdendir de. Dönem dönem şarkıları tekdüzeleşse de, kendine özgü vokal tarzını bazen abartıp haşinleştirse de Arar her zaman farkını korudu. Tabiatın ona bahşettiği eşsiz sesiyle söylediği her şey -bazen çok, bazen de daha az olmakla birlikte- dinleyicisini buldu ve günümüze kadar el üstünde tutularak ge(tiri)ldi.

Kendisi için yapılan -hem dinleyici hem de eleştirmenler katında- en keskin eleştiri, şarkılarının genel formunun (ya da müzik piyasasındaki profesyonellerin diliyle söylersek, yürüyüşünün/trafiğinin) birbirine çok benzediği ve fark yaratacak bir şarkıyı seçerse, her şeyin bambaşka olabileceğiydi. Yeni şarkısında işte bunu yapmış.Derya Uluğ ve Asil Gök’e ait ‘Çık Aradan’, tam da Arar’ın epeydir beklediği kadar iyi bir şarkı.

Mustafa Ceceli’nin düzenlemesi de -ki Ceceli’nin en başarılı olduğu alan budur- fazladan bir enerji katmış ve bu durum hem Arar’ın vokaline hem de klibe yansımış. Klipte görülen Arar, şarkının yönlendirmesiyle, daha önce alışık olduğumuz hallerinden epeyce farklı.

Arar için de hayranları için de lehte (ya da olumlu) bir fark bu. Bu farklılık ve yenilikte, sanatçının menajeri Can Talanioğlu’nun da hakkını teslim etmek gerek. Talanioğlu, işin stüdyo ve sahne kısmında Arar’ı layıkıyla yönlendiriyor ve giderek kurt kapanına dönüşmüş müzik piyasamızda dik ve önde durmasını sağlıyor.

Şarkının bir yerinde, “Bir şey var arada sana bağlayan...” diyor Funda Arar, bunu dinleyiciler açısından okursak eğer, şunu söylemek mümkün: “Çokkk şey var bizi ona bağlayan.”

Yazının Devamını Oku

Karanfilli zeybek

Nevi şahsına münhasır yıldızların başında gelen Sıla; ‘Karanfil’, ‘Haytalar Dükkânı’ ve ‘Zeybek’ adlı üç yeni şarkısını ‘Meşk’ olarak isimlendirilmiş EP’sinde bir araya getirdi.

Sözüyle, müziğiyle, havası, atmosferiyle şarkılarını tamamıyla kendi doğru (ya da iyi) bildiğince kuran Sıla, işin yaratıcılık tarafında da gayet iyi ve üretken olmasına rağmen, “Madem yazabiliyorum, her zaman kendi şarkılarımı söyleyeceğim” diye ayak dirememiş ve kendisine uyan her müzisyen ya da şarkı yazarıyla dirsek temasına girişmekten kaçınmamış bir sanatçıdır.
Yeni şarkılardan ‘Karanfil’in sözlerinde Umut Yaşar Sarıkaya’yla birlikte onun da imzası var (beste ise Umut Yaşar Sarıkaya ile Efe Bahadır’a ait). Sıla’dan dinlemeye hep alıştığımız şarkılardan biri bu. “Heder etti keyfe keder, beni kafesledi kuş oldum” gibi dizelerle örülü bu şarkı, televizyon dizilerindeki sıradan repliklerden bezmiş dinleyiciyi yüreğinden yakalayabilir (şiirin hasıyla büyümüş 60 ve 70’li kuşağa ise yavan gelebilir ama bu ayrı bir konudur).
‘Haytalar Dükkânı’ndaysa söz Sıla’nın. Besteyiyse Efe Bahadır’la birlikte yapmış. Çoktandır görülmemiş, haberleşilmemiş eski bir dostun gıyabında söylenen bu şarkı; hem söz, hem beste hem de düzenlemenin güçlendirdiği hüzün havasıyla çok etkileyici, hatta sarsıcı.

Sezen Aksu farkı
EP’nin üçüncü şarkısı ‘Zeybek’ Sezen Aksu’ya ait. Ancak onun yazabileceği ya da onun kalbinden süzülüp çıktığında çok etkili olabilecek, esprisi yerini bulabilecek bu şarkı, ‘Meşk’e mükemmelen dahil olmuş. Sıla ve Aksu’nun işbirliği bir süre önce başlamıştı. Devam ediyor oluşu iyi ve yerinde bir karar. Sıla’nın, Doğulu kardeşlerden Kenan ile yaptığı ‘...dan Sonra’ ve Ozan ile yaptığı ‘Alain Delon’ hariç, sonrasında yaptığı her şarkının -bazen gizli, bazen de açık- kahramanıdır Sezen Aksu. Bir taklit, boş bir öykünme değildir bu. Tam aksine; 70’lerin ortasından itibaren hayatımızın tam ortasına yerleşmiş ve o günden bu güne kadar bizi etkilemiş, her yaptığıyla bizi dönüştürmeye çalışmış bir ozanın macerasını, yeni zamanlarda da sürdürmek ve elden gelirse daha ileriye taşımak niyetiyle yapılmış bir şeydir bu. Başardı mı? Kısmen evet. Kısmen hayır ama bunun için çalışmaktan vazgeçmiş değil. Yeni üç şarkı da bu uğurda atılmış sağlam bir adım. Sıla’nın inanç ve direnci bunu eninde sonunda başaracağına işaret ediyor. Azmin, üstelik akılla desteklenmişinin elinden hiçbir şey kurtulamamıştır.

Yazının Devamını Oku

Önce yanmış, sonra dans etmiş

Ağır-arabesk şarkıları ve vokaliyle popun içinde yer edinmek isteyen İlyas Yalçıntaş, en azından şimdilik bundan vazgeçmiş gibi. Kendisine ait yeni şarkısı ‘Kirli Kadeh’, sözleri ama daha çok melodisi ve düzenlemesiyle daha Batılı bir formda.


BEŞ ÜZERİNDEN İKİ YILDIZ
Kirli Kadeh
İlyas Yalçıntaş
Alfa7

Yeni İlyas Yalçıntaş şarkısı ‘Kirli Kadeh’, daha çok 60’larda ve 70’lerde ‘aranjman’ diye tabir edilen ve yabancı şarkıların üzerine söz yazılarak oluşturulan parçalar seviyesinde.

Bu, şu anlama geliyor: Şarkı biraz eski günlere ait görünüyor. Zaten

Yazının Devamını Oku

Ozan Doğulu dönülmez akşamın ufkunda...Yazık değil mi o kadar paraya?

Osman Taşdaş’ın bestelediği, Cem Belevi’nin sözlerini yazdığı ve Ozan Doğulu’nun düzenlediği şarkı ‘Elizabeth’; ilkokul, bilemediniz ortaokul çağındaki çocukları çok heyecanlandırabilecek, onları durdukları yerde hareketlendirebilecek bir şarkı.

Ozan Doğulu’nun çeşitli konuk vokalist ve müzisyenlerle yaptığı ‘130 bpm’in yeni ayağı ‘Kreşendo’, hem fiziki hem de dijital pazara epeyce bir hareket getirdi. Basite yakın söz ve melodiler büyük ilgi görüyor dinleyiciler katında. Doğulu da bunu biliyor ve şarkılarını buna göre seçiyor ya da kuruyor.

Bir hafta artı iki saat
Bu hareketliliği piyasasının gerisine de yaymaya kararlı gibiler. Cem Belevi ile yapılan ‘Elizabeth’in klibine dünyanın parası dökülmüş. Osman Taşdaş’ın bestelediği, Belevi’nin sözlerini yazdığı ve Doğulu’nun düzenlediği şarkı ilkokul, bilemediniz ortaokul çağındaki çocukları çok heyecanlandırabilecek, onları durdukları yerde hareketlendirebilecek bir şarkı.
Bu mantık klipte de devam ediyor. Hatta klipte, ergenliğe girmek üzere ya da henüz girmiş olanları da ‘hedef kitle’ye dahil etmişler. Oldukça erotik bir klip çekmiş Nihat Odabaşı. Bu senaryo başka bir yönetmenin elinde rahat rahat ‘müstehcen’ olabilirdi. Neyse ki Odabaşı’nın gözü; klozetlerin yanına çökmeleri, elde dimdik tutulmuş, fitili yakılmış ve patlamaya hazırmış gibi gözüken dinamitleri, her şey bir oyun ya da eğlenceymiş gibi görüyor ve geçiyor.
Klibin tepe noktasıysa Elizabeth kılığına girmiş Ozan Doğulu. Basın bülteninin aktardığı kadarıyla bunun için bir hafta süren bir hazırlık gerekmiş. Kraliçeliğin uygulanışıysa iki saat almış. Ciddi bir çaba ve mesai. Çok da para demek bu. Peki ne için? Şarkıda sevgilisini kraliçe katında gören bir âşık var diye mi yapıldı bütün bunlar?
Neden Ozan, neden Cem, neden Nihat? Yazık değil mi o kadar paraya? Bu paranın yarısıyla şarkıya muhtelif remiksler yapılsa ve asıl şarkının kendisi bambaşka kılıklara sokulsa, daha iyi olmaz mıydı?

Yazının Devamını Oku

Dev sesten yeni şarkı

Son şarkısı ‘Ufo’yu Burcu Güneş’in kendisi yazmış. Mustafa Ceceli de düzenlemiş. Rahatça dinlenebilir ve sevilir bir şarkı; esprili, keyifli ve enerjik.

Yalnızca 90’ların değil, bütün zamanların en güçlü seslerindendir Burcu Güneş. Hem sesi güçlüdür hem de bütün kalbini katarak söyler şarkılarını. Bu sebeple işte, ne söylerse söylesin keyifle dinletir kendisini.

Son şarkısı ‘Ufo’yu kendisi yazmış. Mustafa Ceceli de düzenlemiş. Ceceli, stüdyodan kameraların önüne fırladığından beri çok az, çok nazlana/nazlana düzenleme yapıyor. Yazık ediyor ama; hem kendine hem de bize. Çünkü bu işte çok yaratıcı. Şarkıcılık konusundaysa bir fazlası yok; bu kadarını herkes söyleyebilir oldu.


Ufo, Burcu Güneş, DMC (BEŞ ÜZERİNDEN DÖRT YILDIZ)

‘Ufo’, görüntülere sığınmadan da rahatça dinlenebilir ve sevilir bir şarkı; esprili, keyifli ve enerjik. Ama zamanımızın olmazsa olmazı ‘görüntü’ işin içine girdiğinde espri, keyif, enerji katlanıyor. Can Sarcan’ın yönettiği klipte bir masal atmosferi yaratılmış. İnsanda masala dahil olma arzusu uyandırıyor. Bütün ekip çekimler sırasında epeyce eğlenmişe benziyor. Bu ruh hali seyredene de bulaşıyor.

Bir de sahibinden dinleyin

Prince’in başka sanatçılara verdiği şarkıların kendi sesinden versiyonları ‘Originals’ adlı albümde toplandı. Albümdeki 15 şarkının (‘Nothing Compares 2 U’ hariç) 14’ü ilk defa yayımlanıyor. Bu albümle birlikte, büyük bir kısmı çok sevilmiş ve ticari başarı elde etmiş şarkılara, yaratıcısının sesinden ulaşmak mümkün hale geldi. Bu çok kıymetli kayıtların piyasaya sürülebilmiş olması büyük sürpriz.

Yazının Devamını Oku

Dönsün dursun içimizde şarkılar

Erol Evgin’in çok sevilmiş şarkılarını hem kendi zamanından isimlerle hem de günümüzün gençleriyle yeniden seslendirmesi müziğimiz için de dinleyiciler için de kazançtır. ‘Altın Düetler’in ikincisi baştan sona ve defalarca dinlenebilecek bir albüm olmuş.

Erol Evgin nihayet ‘Altın Düetler’in ikincisini de yayımladı. Evgin gibi bir yıldızsanız ve yıllar içinde onlarca hit çıkarmışsanız, tek albümle elbette işi bitiremezsiniz. Büyük ihtimalle bu albüm de işin sonu olmayacak ve bir zaman sonra üçüncüsü de gelecek. Ya da gelmeli. Pop müziğimizin mihenk taşlarındandır sanatçı ve çok sevilmiş şarkılarını hem kendi zamanından isimlerle hem de günümüzün gençleriyle yeniden seslendirmesi müziğimiz için de, dinleyiciler için de kazançtır.
Erol Evgin ismine basında rastlanan ilk tarih 1965’tir. Hürriyet’in ilk olarak o yıl düzenlediği Altın Mikrofon’a, yarışmak için başvuran isimlerden biri oldu. Finale kalamadı. Elenenler arasında Cem Karaca ve Ayla Dikmen gibi sonraları müziğe taklalar attıracak isimler de vardı.


İşte (b)öyle bir şey
‘Sen’, ‘İstemesen de’ gibi ilk plaklarını 60’lar bitmek üzereyken yaptı ama bu sefer de istediğini elde edemedi. İstediğini, hatta fazlasını elde edecekti ama bunun için önce Çiğdem Talu, ardından da Melih Kibar’la tanışması ve birlikte çalışmaya başlaması gerekiyordu.
Önce Çiğdem Talu’yla çalışmaya başladı. Talu, Evgin’e, o güne kadar alıştığı biçimde destek verdi ve yabancı şarkıların üzerine söz yazdı. ‘Tanrım Bu Hasret Bitse’ ve ‘Şoför Mehmet’ bu zamanın şarkılarındandır ve her ikisi de çok güzeldir.

Yazının Devamını Oku

Rock’a niyet, arabeske kısmet

Yola ‘indie rock’ yapma gayesiyle çıktılar ama daha ikinci albümden rotayı arabeske çevirdiler. Zakkum, yeni şarkı ‘Müsaade Senin’de de maalesef bunu bozmuyor.


(BEŞ ÜZERİNDEN BİR YILDIZ)
Müsaade Senin, Zakkum feat. Ceylan Köse, DMC 

İngiltere menşeli ‘indie rock’ akımının bizdeki temsilcilerinden biri olma gayesiyle yola çıkmıştı Zakkum. Ankara’nın muhtelif bar ve kulüplerinde, bu akımın öncü ve popüler isimlerinin (Placebo, Pulp, Suede gibi) şarkılarını seslendirdiler, bu özellikleriyle nam saldılar.

İlk albümleri ‘Zehr-i Zakkum’da bu özelliklerinden (ya da niyetlerinden) vazgeçmediler. Yarattıkları atmosfer, peşinde oldukları gruplar seviyesinde değildi ama ilk albümünü çıkaran bir grup olarak yeterince iyi ve farklıydı.

Ne olduysa sonra oldu... Herkes onların sound’larını yetkinleştirip daha iyi bir yere geleceklerini düşünmekteyken, direksiyonu arabeske doğru kırdılar ve hem paranın hem de popülerliğin tuzağına bile/isteye düştüler.

İkinci albümleri için DMC ile anlaşmışlardı. Zakkum’u değiştirdiler. Ya da Zakkum, DMC’de yer edinmek için kendisinden umulmayan şeyler yapmaya başladı. Bir rakı masası gibi kurguladıkları ikinci albümleri ‘13’ bu niyetle çıktı ve her şey tam da umdukları/bekledikleri gibi oldu. Albümden ‘Anason’, memleketin dört bir yanına Zakkum ismini taşıdı, ezberletti.

Müsaade sizin beyler

Yazının Devamını Oku

Yaz şarkılarından seçmeler

Henüz haziran ama havalar ağustos havası. Bu sıcaklara şarkılarla katlanmak daha kolay. Yeterince yeni şarkı çıktı/çıkıyor. Hızlısı da var, yavaşı da. Söyleyenler de çeşitli; eskisi de var, yenisi de. Ve eskilerden yenilere uzanabilen tek isim Ajda Pekkan da tabii... Onsuz olmuyor!

Kırık plak dönsün bırak
Ozan Doğulu’nun yeni albümü ‘Kreşendo’nun konuklarından biri de Süperstar Ajda Pekkan. Giderek ısınmış yaz mevsiminin bu yılki özelliği bu galiba; deliler gibi koşturan/bastıran hızlı şarkıların yanında, hüzün mevsimi sonbahara daha uygun şarkılar da var. Doğulu ve Pekkan’ın FM’li, kırık plaklı şarkısı da bunlardan biri. Ama belli ki ekibin aklına, “Acaba yanlış mı yapıyoruz?” gibi bir düşünce takılmış ki YouTube’a bir remiksini de koymuşlar. Ama hızlandırma dışında pek de bir şey eklenememiş; remiks versiyonu aralarda bir yerde takılıp kalmış. Vokal ayak direrken, altyapı onu çekiştirip duruyor, koşmaya zorluyor. Her iki versiyonun da ortak olan güzel tarafı ise şu: Ajda Pekkan gayet formunda, epeydir bu kadar iyi olamamıştı. Kaç yıldır gırtlağına yapışıp kalmış arabesk nağmelerden nihayet kurtulmuş.

Berksan yeni birini bulmuş

Başlığı basın bülteninden aldık; Sony, şarkının adından kendine göre bir eğlence çıkarmış. “Aaa, kimi bulmuş acaba?” diye meraklananlar, avcunu yalamak zorunda kalıyor çünkü yapılan gönderme dayanağı son derece zayıf bir magazin sloganı. Beste ve düzenleme kardeşi Turaç Berkay’a ait. Berksan ise sözleri yazmış. Söz dediğimiz de lafın gelişi tabii… Serdar Ortaç’ın mucidi olduğu, hani ayrılık sonrası o eski sevgiliye yapılan nispet havaları/dalgaları var ya, onlardan: “Biz ayrılınca durmaz bu dünya, yerinde yeni biri olsun, yanımda yeni biri olsun…” Mesele budur, bu kadardır işte: “Gittiysen gittin, yeni biri -nasılsa- gelir.” Tabii böyle de yaşanabilir, hayatlar böyle de kurulabilir. Ama şarkılar değil. Hem sözler böyle ‘sade su’ olacak hem de tekdüze bir ritm üzerine, ortalıkta onlarca benzeri olan zayıf melodi(ler) oturtacaksınız... Ya şarkı nedir yanlış anlamış bu gençler ya da bilmezden gelmek işlerine geliyor.
Sakin bir dönüş

Yazının Devamını Oku

Dönüşüm’ün dönüşü

Moğollar ya da Üç Hürel kadar cesur, bir o kadar yenilikçi bir grup olan Dönüşüm’ü karanlık raflardan alıp günümüze getirmek büyük iş...


Dönüşüm (BEŞ ÜZERİNDEN DÖRT YILDIZ)
Halit Kakınç-Dönüşüm, Deyiş-Arşiv Plak

70’lerin ilk birkaç yılında fırtına gibi esmiş bir gruptu Dönüşüm. Anadolu popta, Üç Hürel’in estirdiği taze rüzgarların benzerlerini estirmişti. Halit Kakınç’ın öncülüğünde kurulan grup, sonraları, arkalarında çok güzel şarkılar bırakarak müzikten -en azından profesyonel anlamda- kopmuştu… Yeni çıkan ‘Dönüşüm’ LongPlay’i, çoğu şarkının karanlıkta kaldığı bir dönemi yeniden ulaşılabilir/dinlenebilir kılıyor.

Grafson’dan çıkan ilk iki (ki en bilinen şarkıları ‘Kiziroğlu Mustafa Bey’ bunlardan biri) ve H.A.T imzalı ‘Taek-Won Do’ 45’likleri hariç, geri kalan bütün şarkılar mevcut bu albümde. Kakınç, “Tamam, içinde ‘Kiziroğlu Mustafa Bey’ yok… Yok çünkü, yayın hakları bir firmanın üzerinde,” diyor albümün basın bülteninde. Bu firmanın hakları Emre’de ve Emre’nin telif izinleri konusunda aksilik/nekeslik yaptığı da pek görülmemiştir. Belli ki izin istemeye niyetlenilmemiş bile. ‘Taek…’ ise, ayrıca bir 45’lik olarak çıkarılacağı için dahil edilmemiş. Ama geri kalan ve  Deyiş, Sayan ile Arzu firmalarından çıkan şarkıların hepsi mevcut.

Keşke ‘Kiziroğlu…’ da olsaydı. Olsaydı eğer, bu albüm tam ve tekmil olacaktı. Ama bu hali de çok iyi. Moğollar ya da Üç Hürel kadar cesur, bir o kadar yenilikçi bu grubu karanlık raflardan alıp günümüze getirmek BÜYÜK iş. Emeği geçen herkesin ellerine sağlık.

 

 

Yazının Devamını Oku

4 büyüklere nasıl girdi?

Herkes ‘Yeni 4 Büyükler’ ligine Aleyna Tilki’nin gireceğini düşünüyordu. Ancak popun Simge’si stratejik hamlelerle Demet Akalın, Hande Yener, Gülşen ve Bengü’den oluşan ‘4 Büyükler’e girmeyi başardı. Nasıl mı?

Pop müziğimizin ‘4 Büyükler’i 70’lerden beri değişmemişti. Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Nilüfer ve Nükhet Duru, 2000’li yıllara kadar hep en büyüklerdi. 2000’leri de öyle geçirdiler ama bunda onlardan çok, yerlerini almak isteyenlerin beceriksizliği rol oynadı. Durum ancak 2010’lara geldiğimizde değişmeye başladı.

Değişti çünkü memleket de değişmişti. Dinleyici/seyirci de tabii... Artık daha genç bir dinleyici kitlesi vardı, neredeyse çocuk yaşlarda bir kitle. Ve bu kitle daha genç şarkıcılar, daha farklı şarkılar arıyor/istiyordu.

Bu kitlenin isteklerini ilk fark eden ve hızlıca yerine getiren Demet Akalın oldu. Akalın’dan daha tecrübeli olmasına rağmen, Hande Yener daha sonra girdi bu kulvara. Serdar Ortaç destekli Bengü ve 90’lardan intikal Gülşen de aynı yolu tutturanlardandı. Çok sayıda başka isim de oldu ama bu dördü, birbirlerini “Bakkal/makkal” diye gömmeye çalıştıysa da iş tamamına erdi ve ‘Yeni 4 Büyükler’ olarak tepeye kuruldular.

Bu isimleri Aleyna Tilki zorlayacak ve birini yerinden edecek gibi gözükürken, başka bir şey oldu. Simge, ‘Ben Bazen’ adlı albümüyle birlikte akınlarını sıklaştırdı ve dörtlünün en zayıf duvarı gibi görünen Bengü’yü aşağı indirdi, yerine kuruldu.

Gençler onu sahiplendi

Bunu başarmasında iyi bir albüm yapmış olmasının elbette rolü var. Ama asıl sebep, onu ‘4 Büyükler’ katına yükseltecek kitleyi iyi tanıması ve uygun şarkılar söylemesi. ‘Ben Bazen’ ve ‘Öpücem’ önce YouTube’u, ardından da sosyal medyanın tamamını sarstı. Gençler/çocuklar, güzel şarkılar yapan ve onlar gibi -en azından onların görebileceği yerlerde- davranıp giyinen Simge’yi sahiplendiler. Onlardan biriymiş gibi davranıyordu ve bunda da çok inandırıcıydı. Bu albüm öncesi yaptığı single’ların oluşturduğu sempatiyi de unutmamak gerekir. Tabii tek başına hiçbir şey olmaz. Bu işler ekip işleri. Başta müzisyen/aranjör olmak üzere, besteci/söz yazarı, terzi/kuaför, basın danışmanı ve elbette menajer, uyum içinde olmalı başarmak için. Simge’de bu vardı ve oldu. Albümü de öyle iyiydi ki derli/toplu pop dinlemek isteyen olgun müzikseverleri de kendine çekti. Adının işaret ettiği gibi de oldu, ‘pop simgesi’.

İkinci zayıf halka kim?

Aleyna Tilki

Yazının Devamını Oku

Ölmeden önce, öldükten sonra

Fatih Erdemci’nin ‘Ben Ölmeden Önce’si zaman içinde kült mertebesine evrilmiş şarkılardandır. 90’ların ikinci yarısında yayımlanan ‘9’da Dokuz’ adlı karma bir albümde yer almış ve sonra da müzisyenin solo albüm(ler) yapabilmesinin önemli bir sebebi olmuştu.

Ben Ölmeden Önce (Beş üzerinden bir yıldız)Buray-Emrah KaradumanKaraduman Music

‘Cover’ projesi konuşulan her toplantıda masaya gelen şarkılardandır. Bir biçimde herkesin gönlü bu şarkıya doğru kayar. Düşünüldüğü kadar el atılmamıştır şarkıya çünkü orijinal hali çok iyidir ve bu da yeniden söylemek isteyenleri ürkütür. Güzel şarkıdır; iyi yazılmış, iyi söylenmiştir. Tansel Doğanay tarafından da mükemmele yakın düzenlenmiştir; 90’lar bitmek ve 2000’ler gelmek üzereyken esintisini hissettirmiş rock’ın, o günlerde tepeye kurulmuş popa, hafifçe ama çok cazip bir biçimde dahil edilebildiği bir düzenlemeydi. Şarkıya ismini de veren giriş cümlesinin Mody Blues’un ‘Nights In White Satin’in içinden doğrudan geçisini dahi gölgelemiştir.

Şarkının yeni versiyonu, daha çok Aleyna Tilki’yle yaptığı şarkılarla nam salmış Emrah Karaduman tarafından yapıldı. Bu sefer genç kuşağın popüler isimlerinden Buray var yanında.

Yalan aşklar, kırık düşler

İşin (yani şarkıların) bar/kulüp tarafında duran bir müzisyendir Karaduman. Kurduğu şarkı iskeletleri genellikle hazır ya da hazıra benzer ses ve ritmlerin üzerine ‘arabesk’ döşeyen bir yapıdadır. ‘Loop’ adıyla maruf yapı, adını hak edercesine döner de döner şarkıların altında. Yaratıcı bir şey yoktur bu yapıda, yeni bir şeyse hiç...

Başına hafiften rock bandı bağlanmış bu şarkıyı dans pistlerine taşımak fena bir fikir değildi elbette. Ama tehlikeliydi ve Emrah ile Buray, ellerinden geleni artlarına koymayarak bu güzelim şarkıyı pistlerin orta yerine gömmüş. Ne düzenlemede dikkat çekici bir taraf var ne de vokallerde. Tam aksine şarkının altyapısı sıkıcı ötesi. Vokalse Buray’ın her zamanki arabesk vokali. Devir her şeye ama her şeye arabesk bulaştırma dönemi. Ve bu uğurda her şeyi ama her şeyi kullanma ve atma dönemi. Devir ‘para peşin, kırmızı meşin’ dönemi. Tamam da biraz nefes al(dır)sak?

Gitmeyelim buralardan (Beş üzerinden üç yıldız)Uzak YollarMerve ÇaloğluMerve Çaloğlu Müzik

Önce ‘Gitmeyelim Buralardan’ adlı şarkıyı yayımladı Merve Çaloğlu, ardından da ‘Uzak Yollar’ albümünü... Kendi yapım firmasını kurmuş sanatçı, hem kendisi hem de başkaları için prodüksiyon işlerine girişecek. Bu albüm ilk olarak 2014 yılında çıktı. Kayıtları elden geçirildi ve yeni firmanın ilk albümü olarak yeniden basıldı. ‘Uzak Yollar’ın tamamı sanatçının kendi bestelerinden oluşuyor, hepsi de derli toplu pop. Albümdeki remix (‘Uzak Yollar’) ve akustik versiyon da (‘Bu Saatten Sonra’) ikramiye niyetine gayet çekici. Çaloğlu ve benzeri isimlerin, artık çivisi çık(arıl)mış standart popun uzağında durma kararlılıkları müzik için de, dinleyici için de önemli bir iş.

Yazının Devamını Oku

Eurovision zamanı

Son olarak 2012’de katıldığımız Eurovision, bu akşam 64’üncü kez yapılacak. Türkiye yok ama Türk yarışmacı var. Serhat Hacıpaşalıoğlu’nu izlemek isteyenler internetin başına...



Bu akşam Eurovision var; Tel Aviv’de, 64’üncü kere yapılacak. Hafta içi iki eleme vardı. Şimdi, bu elemeleri kazananlarla Eurovision’un kurucu üyeleri olan ve elemesiz finallere katılma hakkı bulunan ülkelerin temsilcileri yarışacak.

Türkiye epeydir bu yarışmada yer almıyor. TRT kendi kararıyla yıllar önce çekildi. Son olarak 2012’de Can Bonomo’yla yarıştık ve hemen sonrasında, artık yarışmaya katılmayacağımız açıklandı.

Eurovision’un müziğe katkısının hiç kalmadığı çok açık. O eski ABBA’lı günler çoktan geride kaldı. Bu yarışma son 20 yıldır hiçbir uluslararası yıldız yaratamadı; dünyayı bütünüyle sallayacak herhangi bir şarkı da çıkaramadı. Ama böyle diye çekilmek ve kenardan seyretmek de çok anlamsız. Bir televizyon programı/eğlencesi olarak hâlâ çok etkili. Hâlâ milyonları ekran karşısına toplayabiliyor. Bu nedenle katılsak iyi olurdu elbette ama kararı verecek olan TRT’nin üst yönetimi.

San Marino’yu temsilen...

Türkiye yok ama Türk yarışmacı var. Serhat Hacıpaşalıoğlu, San Marino’yu temsilen yer alıyor. 2016’da da aynı ülkeyi temsil etmişti Serhat; kendi imkânlarıyla şartları zorluyor ve başarıyor. Şarkısı ‘Say Na Na Na’, geçen çarşamba yapılan ilk elemelerde final hakkını kazandı. Yaptığı İngilizce şarkılarla, yurtdışından ünlü isimlerle düetleriyle sınır ötelerini her zaman zorlamış bir isimdir kendisi; dileyelim ki bu gece kayda değer bir sonuç elde etsin ve yoluna daha sağlam adımlarla devam etsin.

İnternet çağındayız. Herhangi bir Türk kanalı yarışmayı yayımlamıyor diye küsüp Acun Ilıcalı’nın yarışmalarına talim edecek değiliz.

Yazının Devamını Oku