Murat Güloğlu

Şeker hastalığına çare ameliyat mı ?    

1 Mart 2018
Şeker hastalığını nasıl tedavi ediyorsunuz?

-           Ameliyatla.

-           Ne ameliyatıdır bu?

-           Metabolik cerrahi ameliyatı.

Bu sorunun yanıtını duyduğum da çok şaşırdım açıkçası. Gerçekten olabilir miydi bu? Çünkü ‘şeker hastalıklarına ameliyatla müdahale mevzusunu duydum mu acaba?’ diye düşünürken, “vücudun ikinci beyni ince bağırsağın üst kısmıyla alt kısmını değiştiriyoruz ve şeker hastalığını bitiriyoruz” dedi Prof. Dr. Alper Çelik. İddiası o yönde. Prof. Çelik, Metabolik Cerrahi Derneği Başkanı. Çalışkan ötesi, işini seven bir cerrah. Türkiye’de 12 parmak bağırsağına müdahale ile metabolik cerrahi ameliyatı yapan dünyadaki sekiz cerrahtan biri. Bu alanda Japonya’dan Brezilya’ya kadar eğitim almadığı yer kalmamış.

“Yani bu ameliyat sonrası iğneye, insülin, ilaçlara, haplara vs. hiçbirşeye gerek kalmayacak öyle mi? Ameliyat şeker hastalığını anında bitirecek mi?” diye sorduğumda gayet net bir şekilde ‘Evet’ diyor. Şaşırtıcı bir hadise değil mi? Tam 10 senedir de bu ameliyatları Türkiye’de gerçekleştiriyormuş. Ve “sonuçlar gayet iyi” diyor Prof. Dr. Alper Çelik.

Metabolik cerrahi ve Obezite cerrahi farkı

Aslına bakarsanız metabolik cerrahi, obezite cerrahi ameliyatlarının bir benzeri gibi algılanıyor ama o iş öyle değilmiş. Birbirinden ayrıldıkları birçok fark var mesela. Bu ameliyatlar sayesinde hasta kilo verdiği gibi, birçok rahatsızlığına da çare bulunabiliyor. Metabolik rahatsızlıklar, ciddi organ hasarı, iş kaybı ve önemli maddi kayıpların yanı sıra kalp ve damar hastalıklarına da sebep oluyor. İşte bu hastalıklar, ameliyatla tedavi edilmesi metabolik cerrahi konusu içinde yer alıyor.

Fark şu: Obezite cerrahide sadece kilolu insanlar tedavi edilirken, metabolik cerrahide, şeker, uyku apnesi, düzgün beslenme için vücudun tekrar sağlıklı haline getirilmesi gibi bir çok metabolik rahatsızlık tedavi ediliyor. Son derece mühim bir ameliyat anlayacağınız.

Yazının Devamını Oku

Kayseri turizmle şahlanıyor

26 Şubat 2018
Kış aylarında Kayseri gibi, Erzurum, Bursa gibi kayak turizminin; yaz aylarında da İzmir gibi, Antalya gibi deniz-kum-güneş turizminin olduğu yörelerimizde havaalanına iner, doğruca tatili yapacağımız mekana gider, tatilimizi yapıp hiçbir yere uğramadan gerisin geri döneriz.

Erciyes’e, Palandöken’e, Uludağ’a ya da Çeşme’ye, Alaçatı’ya, Kemer’e, Belek’e gidip de o tatil merkezlerinin illerine çok azımız uğrar. Bu hadise benim içime hep dert olmuştur. Erciyes’e gidip de Anadolu’nun Kayseri’sine, bu kadim kentine vakit ayıramayacaksam, kapalıçarşısını, camiilerini, medreselerini, müzelerini gezip görüp de eşsiz Selçuklu Mimarisi’nin keyfine varamayacaksam, Talas’ı ziyaret edip de şöyle kente uzaktan bakıp göç edenlerin hatırına acı bir kahve yudumlayamayacaksam, eşsiz yemeklerini yemeyeceksem vah bana, vahlar bana olsun dedim. Sanki bu yakınmamı duymuş gibi Carlson Rezidors’un Bölge Pazarlama ve İletişim Müdiresi Yeşim Doğukan bir mesaj attı, haydi gidiyoruz dedi. Durur muyum? Tabii ki hayır. Soluğu Kayseri’de aldım hemen.

MİLLİ MÜCADELE’DEKİ YERİ ÇOK ÖZEL

Kayseri kuşkusuz Anadolu’nun en gelişmiş vilayetlerinden. Modernizmle tarihi en iyi sentezleyen, geçmişle geleceği mükemmele yakın denecek ölçüde harmanlamayı bilmiş, zenginliğiyle göz kamaştıran nadide bir vilayetimiz. Sadece ekonomik anlamda değil ürettiği zenginlik. Siyasete damgasını vuran, iş dünyasına söz sahibi olan nice güzide isim Kayseri’nin suyunu içip, havasını koklamış simalar. Son derece gurur verici bir kent için bu durum. Girişimcisinin aktifliği dillere destan zaten. Onu konuşmaya gerek yok ama şimdilere eski binası Milli Mücadele Müzesi olarak hizmet veren Kayseri Lisesi’nin parlak geçmişine baksanız dahi ne dediğimi gayet net anlayabilirsiniz. O öyle bir eğitim yuvası ki Kurtuluş Savaşı yıllarında Sakarya Muhaberesi esnasında, bütün son sınıflar Çanakkale'de şehit düştüğü için 1921’de mezun veremeyen yegane okullarımızdan biri. İstiklal Savaşı devam ederken 24 Temmuz 1921’de TBMM’nin hükümet merkezini Kayseri’ye taşıma kararı vermesi üzerine lise binasının Meclis toplantıları için hazır hale getirilmiş olması da kayda değer. İki Cumhurbaşkanı’nın yanısıra sayısız devlet adamı da yetiştirmiş. Milli Mücadele’den şaşırtıcı gerçekleri görüyor, duyuyorsunuz. Gezerken gerçek anlamda tüyleriniz ürperiyor.

KAYSERİ’DE TURİZM YATIRIMLARI DA ŞAHANE

Kayseri yerli ve yabancı turistlerin çekim merkezinde. Kapadokya Bölgesi’nde olmasının büyük etkisi elbette var ya da Erciyes’in varlığının… Ve fakat kent merkezindeki tarihi mutlak surette gelip yaşamalısınız. Talas’taki Osmanlı Sokağı, Yaman Dede Camii ( eski adıyla Panaya Kilisesi), Tablakaya’daki Yaman Dede Kültür ve Sanat Evi şahane ötesi yapılar. Turizm yatırımları da şahane. Kent merkezinde, modern Sivas Caddesi’nde konumlanmış Radisson Blu Kayseri Oteli de yükselen turizm trendini arkasına alarak Kayseri merkezde hizmet veren otellerden biri. Zira kentin sürekli olarak misafiri olduğu için yatak kapasitesini de artırmak gerek ve şart oluyor. Radisson Blu’nun özellikle roofu bambaşka. Geniş bir ovaya yayılan güzeller güzeli Kayseri tam anlamıyla ayaklarınızın altında. Bir de karşınızda büyüleyici şahaneliğiyle devasa Erciyes Dağı. E daha ne olsun! Özellikle kahvaltısının on numara beş yıldız olduğunu da belirtmek gerek. Turizm, girişimciliğiyle nam salmış Kayseri Esnafı için adeta müthiş bir fırsat. Zaten gereğini gayet güzel yapıyorlar. Bu gidişimde beni en çok etkileyen müzelerden biri Gevher Nesibe Şifahanesi oldu. Selçuklu Mimarisi’nin en saygın örneği bu yapı. Adı üstünde Şifahane. Buraya gelen akli ve fiziki arızaları olanları iyileştiren bir tıp yuvası olmuş. Gidip gezince mistik havasını içinize çektikçe, Kayseri’ye neden gitmeniz gerektiğini daha iyi anlayacaksınız. O nedenledir ki yılın her günü Kayseri bizi bekliyor dostlarım.

Yazının Devamını Oku

“Ajda Pekkan by Zeynep Kartal” Londra’yı büyüledi

20 Şubat 2018
Gittim, gördüm, yazdım. Tam anlamıyla gurur duydum…

Londra Moda Haftası için hafta sonu İngiltere’nin çekici başkenti Londra’daydım. Hava muhteşem, kent cıvıl cıvıldı. Tam bir çekim merkezi burası. Sadece İngiltere’nin, Avrupa’nın değil dünyanın en ünlü çekim merkezi. Sinatra’nın belleklere yerleşen, Kander-Ebb bestesi efsanevi “New York, New York” şarkısında söylediği, ‘burada başarabilirsem her yerde başaracağım’ dizesi, artık Londra için de geçerli bana kalırsa. Burası da hiç uyumayan o büyülü ama sert şehirlerden. Yaşamak, ayakta kalmak gerçekten çok zor. Meziyet, yetenek, çok çalışmak ve bir de tabii ki şans gerektiriyor. Ve bu metropolde çalışıp, çabalayıp, başarmak için ter döken Türkiye’den gelip yerleşmiş çok fazla vatandaşımız da bulunuyor.

LADY GAGA’DAN COLEEN ROONEY’E

Modacı, tasarımcı Zeynep Kartal işte o başaran şahane insanlardan. Üstelik kibirli İngiltere’de, Londra’da. Ciddi bir dünya markası Zeynep. Tam anlamıyla milli ve yerli. Çalıştığı insanlarsa global, dünyanın zirvesindeki tipler. Lady Gaga, Cheryl Cole, Emma Miller, Tess Daly, Rebecca Adlington, Amanda Holden, Michelle Keegan, Coleen Rooney desem mesela… Yaptıklarını, başardıklarını gördükçe gurur duymamamız imkansız. Bu köşeden seni çok kutladım ama bir kez daha kutlamak istiyorum. Sağol varol Zeynep.

 

AJDA PEKKAN, DEFİLEDE DE ‘SÜPER STAR’DI

Londra’nın orta yeri Covent Garden’dayım. Freemasons’ Hall önünde. Kapısında muazzam bir kalabalık var. Moda tutkunları, bloogerlar, moda yazarları. Kızlı - erkekli son derece dikkat çekici tipleri görürüz ya caddede, sokakta hah işte o tiplerden anlayacağınız. Starlara tasarladığı kıyafetlerle adını duyuran ve yurtdışında birçok kez ödüle layık görülen dünyaca ünlü moda tasarımcısı Zeynep Kartal ve Türkiye’nin süper starı Ajda Pekkan’ın kafa kafaya verip hazırladıkları koleksiyon hafta sonu Londra Moda Haftası’nda görücüye çıktı. Ajda Pekkan için hazırlanan 25 parçalık özel koleksiyon çok da beğenildi. Medyanın ilgisinin son derece yoğun olması dikkat çekiciydi zira ünlü yıldız Lindsday Lohan da defileyi izlemeye gelenler arasında yer aldı. Ha bu arada söylemeden geçemeyeceğim. Türkiye'nin tek Süperstar 'ı olmasından ilham alınarak tasarlanan parlak yıldızlarla işlemeli, straplez ve transparan elbisesiyle sergilediği kusursuz fiziği ve şıklığıyla Ajda Pekkan – moda tabirle - adeta modellere taş çıkardı. Belirtmeden geçmeyeyim. Ayrıca defile sonunda 'Yakar Geçerim' şarkısını seslendirmesi büyük bir sürpriz oldu ki, salon alkışlardan yankılandıkça yankılandı.

Yazının Devamını Oku

Kıvanç Tatlıtuğ’dan şiir gibi oyunculuk

16 Şubat 2018
Hadi Be Oğlum, Kıvanç Tatlıtuğ ‘un oyunculuğunun zirve yaptığı bir film olmuş desem yanlış olmaz.

Doğallığı oyunculuk tekniği olarak benimseyen bir aktör Kıvanç. Bunu da son derece güzel becerebiliyor filmin sahnelerinde. Filmin yükünü çektiği düşünülürse, beyazperdede sürüp giden hikayeyi sonuna kadar götürüyor. Çok başarılı. Yeni nesil Yeşilçam’ın tartışmasız starlarından biri. “Hadi Be Oğlum” 3 kuşağı da birbiriyle haşır neşir olduğu bir baba – oğul hikayesi. Erkek adam bir başına ne yapar, ne yapamazı gayet net görüyoruz aslında filmde. ‘Yoruldum artık’ dediği zaman dahi hayata, hayatın getirilerine, sorumluluklarına havlu atamayacağını biliyor aslında. Fakat biricik yavrusundan gelebilecek “seni çok seviyorum baba, iyi ki varsın” cümlesiyle birdenbire zıpkın gibi, fişek gibi hayata atılacak enerjiyi de içinde barındırabiliyor. İşte bu küçücük his kırıntılarını yansıtabildiği için Kıvanç’ın oyunculuğuna şapka çıkartırım ben.


 

Hadi Be Oğlum bugün vizyonda

Filmde Kıvanç Tatlıtuğ, Büşra Develi, Yücel Erten ve Alihan Türkdemir başrolde. Yönetmense Bora Egemen. Bir babanın, eşi olmadan yetiştirmeye çalıştığı oğlunu hayata bağlamak ve onunla iletişim kurabilmek adına büyük bir emekle verdiği mücadeleyi, cesaret ve azmi beyazperdeye taşıyor film. Senaryo duygu yüklü. Müzikler de şahane. Çünkü işin başında Fahir Atakoğlu efsanesi bulunuyor. 2 ayı aşkın bir sürede tamamlanabilmiş. Çekim yaz ortası Kaş’ta çekildiği için, bu kış havasında Kaş’ın güzelliklerini görmek yazı özlemek demek ki Kıvanç’ın yakışıklılığı yanında Kaş’ın muhteşem doğası da karelerde at başı ilerliyor. Bu arada filmin bir diğer kahramanı çocuk yıldız Alihan. Alihan Türkdemir duruşuyla tavrıyla gelecek vaadeden şahane isimlerden biri. Son derece güzel ve hatta o da şiir gibi oyun çıkarmış. Kıvanç’la uyumları hayli güzel. Annesizliğini dipten dibe öyle güzel vurguluyor ki hani dünyanın en zenginlerinden biri de olsa bir tarafının hep fakir, yoksul kalacağını harikulade bir şekilde anlatıyor. Sanırım bu konuda psikolojik danışmanlar da devreye girmiş. Filmi görmeniz, Kıvanç’ın oyunculukta nereye geldiğini de görmeniz açısından önemli. Ha bir de salondan salya sümük çıkacağınızı unutmayınız!

 

Kendine has bir güzel, Bomonti

İstanbul’un trend mekanı Bomonti giderek güzelleşiyor mu ne? Şu inşaat işleri biterse şayet, çok daha keyifli olacak semt ama gel gör ki bir süre daha devam edecek deniliyor. Neyse! Kitlesinin kalitesine bakılırsa bahar itibariyle yazı da içine kapsayan bir şekilde Bomonti kendine has özgünlüğüyle metropolün şık ve bohem alternatif mekanı olacağı kesin bence.

Yazının Devamını Oku

Bir Türkiye değeri, Nuri Özaltın

15 Şubat 2018
Memleketi memleket yapan topraktır, bayraktır, uğruna dökülen kandır, verilen canlardır.

Memleketi memleket yapan tarihidir, bilimdir, fendir, müspet ilimdir. Memleketi memleket yapan insanıdır. Fedakar, cefakar, kararlı, inançlı, inanmış, ahlaklı, kafasına koyduğunu yapan, hayallerinin peşinden koşan, koşturan, hayal kurdurandır. Artvin’in Arhavi’sinde yaşama karışıp da Türkiye ‘yi Türkiye yapan, ideallerinin peşinden koşan, son nefesine kadar üreten bir yiğit adam gördü bu kadim topraklar. Elbette nice insan vardır saymaya kalksak; deftere, kitaba, kütüphanelere sığmaz amma velakin, nev-i şahsına münhasır bir zattı o. Adı Nuri Özaltın’dı. Yokluklar içinde başlayan hayat mücadelesine sayısız başarılar sığdırmış bu dünyadan göçerken de arkasında dev bir holding bırakmış önemli bir iş insanıydı o. İşte dostlar bu simaları anlatmak, öğretmek gerekiyor ki çocuklara, gençlere, geleceğe nasıl bu memleket gerçekten memleket olmuş anlasınlar.


 

Belek’te, ‘Nuri Özaltın Memorial Golf Trophy’ düzenlendi

Kimdir bu yiğit adam? Anadolu’nun en kuzey ucundan çıkan bir şahsiyet Nuri Özaltın. İş insanı olma yolunda attığı adımların meyvelerini bir bir toplayıp el emeği, göz nuru kurduğu şirketini devler arasına sokmuş. Bugüne dek büyüyen şahane ötesi tesislerle ‘Türk Turizmi’ ni dünya klasmanında çıkarmış. Bugün Türkiye’de golf denilince ilk onun kurduğu tesisler geliyor akıllara. Burası, Türkiye’nin tek “45 Delikli Golf Tesisi” ünvanına sahip, uluslararası standartlarda dizayn edilmiş bir golf kulübü. Kesinlikle tek geçiyorum. Geçtiğimiz hafta adına düzenlenen tenis turnuvasının katılımına bakılınca golfte geldiğimiz noktayı çok daha iyi  anladım. Toros Dağları’nın eteklerinde, çam ormanlarının içindeki Gloria Hotels & Resorts kurucusu Özaltın Holding Yönetim Kurulu Başkanı merhum Nuri Özaltın anısına bu yıl ikincisi düzenlenen “Nuri Özaltın Memorial Golf Trophy” turnuvası kapsamında, dünyanın golf tutkunları Antalya, Belek’teydi. Modern tesislere baktığınızda gurur duymamanız imkansız. Turizm yatırımlarının yanı sıra, spora verdiği destekle de tanınan rahmetli Nuri Özaltın’ın adına düzenlenen bu turnuvada, 9 ülkeden 180 sporcu bir araya geldi. Kazananlar da tabii ki golf dünyasının önemli isimleri oldu. Oyun katerogisinde; birinciliği kadınlarda A kategorisinde Christiana Neugebauer, B kategorisinde Sandra Bernt; erkeklerde A kategorisinde Iurıı Freidinov, B kategorisinde Oleg Skavronskiy elde etti. Golf Resort’te gerçekleşen gala yemeği ödül töreninde en iyi skoru yapan sporcu Gloria Handl ’a da, merhum iş insanının eşi Sebahat Özaltın tarafından, “Nuri Özaltın Özel Ödülü” verildi.


 

Yazının Devamını Oku

Kızlarımız bilime, Türkiye’miz zirveye

13 Şubat 2018
Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kız çocuklarına ve kadınlara yönelik veciz sözleri bir hayli fazladır.

Çünkü fazlasıyla önemser onları. Kadın, O’nun için çok değerli olmuştur. Büyük başarıların değerli anaların yetiştirdikleri seçkin çocukların yardımıyla meydana geleceğine inanmıştır hep. "Kadın denilen varlık bizatihi (kendisi) yüksek bir varlıktır. Onun yoksulluğu olmaz. Kadına yoksul demek, onun bağrından kopup gelen bütün beşeriyetin (insanların) yoksulluğu demektir " sözleriyle kadına hak ettiği değeri vermiş, yüceltmiştir.  

Der ki Ulu Önder Atatürk; "Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz." Kadına toplumda hak ettiği değeri yüz yıl öncesinden gören bir anlayış!

Ne muazzam değil mi!?

Peki ya bugün…

 

Etiketimiz :  #BiliminGücüKızımınGücü

Her yılın 11 Şubat ‘ı, ‘Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü’ olarak lanse edilmekte. Özellikle bizim gibi ülkelerde bu konunun daha da hassas bir şekilde ele alınması gerektiğini düşünmekteyim elbette. Kurumsal çabaların yanı sıra kişisel özveriler çok daha mühim bana kalırsa. Misal, Türkiye’de kız çocuklarının eğitimde fırsat eşitliğine kavuşması ve kızların güçlendirilmesi adına sayısız sivil toplum girişimine öncülük eden Aydın Doğan Vakfı’nın ve Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Doğan Boyner’in yaptıkları. Bu yıl son derece onurlandırıcı bir çalışmada boy gösterdi Hanzade Hanım. Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde bu yıl 3.’sü düzenlenen Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü kutlama etkinliklerine davet edildi. Bu hadise son derece önemli zira Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun, kadınların ve kız çocuklarının bilimdeki rollerini artırmak, STEM (bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik) eğitimi ve araştırma faaliyetlerine her seviyedeki katılımlarını teşvik etmek adına 2015 yılında ilan etti bu özel günü. 3 yıldır da uluslararası boyutta kutlanıyor.

Yazının Devamını Oku

Kutuplaşıyor muyuz ne dersiniz? 

6 Şubat 2018
Kasım ve Aralık 2017 tarihlerinde yapılan bir araştırmanın* ilginç ve düşündürücü detaylarını paylaşmak istiyorum sizlerle.

Adı; Türkiye’de Kutuplaşmanın Boyutları. Verileri iyi değerlendirip popülizmden uzak, doğru tespitler yapıp, gerçek teşhisler koymamız gerekiyor. Araştırmanın belli başlı sonuçları şunlar :

BENİM PARTİLİM İYİ, SENİNKİ KÖTÜ

Anketi cevaplayan katılımcılar bu araştırmada kimi ‘iyi’ sıfatların tamamını desteklediği partinin taraftarlarına uygun görüyor - ki bu durum son derece normal sayılabilir aslında - . Mesela kişi kendisinin ve partililerinin yüzde 92’sini ülkenin yararına çalışan, yüzde 91’ini vatansever bireylerden oluştuğunu ifade ediyor. Buna göre partililerinin yüzde 90’ı onurlu, yüzde 84’ü zeki, yüzde 83’ü cömert ve açık fikirli olarak niteleniyor. Cevaplar bu yönde. Öte yandan bütün ‘kötü’ olarak nitelendirebileceğimiz sıfatlar da “diğer” parti taraftarlarının özelliği olarak sayılıyor. Aslında gerçek sorun da burada. Soruları cevaplayan kişi diğer parti yandaşının yani karşı tarafın yüzde 86’sının ülkeye tehdit oluşturduğunu düşünürken, yüzde 84’ü bencil ve ikiyüzlü, yüzde 83’ü zalim, yüzde 80’i kibirli, yüzde 74’ü de bağnaz olarak nitelenebiliyor. Bu sonuçlara bakılırsa biz ve öteki ayrımı derin bir şekilde hissedilmekte.

 

“ÖTEKİYLE KOMŞU OLMAM, KIZ DAHİ VERMEM!”

Gelelim sosyal ilişkilere. Katılımcıların %79’u kızlarının en uzak hissettikleri partinin taraftarlarından biriyle evlenmesini istemiyor. %74’lük bir kesim o partinin taraftarlarından biriyle iş yapmak istemiyor. Komşu olarak istemeyenlerin oranı da var. O da yüzde 70. Çocuklarının o partinin taraftarlarından birinin çocuklarıyla oynamasını istemeyenlerin oranı da yüzde 68. Hiç anımsanmayacak ciddi ciddi üzerinde durulması gereken veriler bunlar. Görüşülenlerin %47’si kendilerini en uzak hissettikleri parti taraftarlarının yürüyüş yapmasına olumsuz yaklaşıyor. %44’lük bir kesim o grubun toplantı düzenlemesini, %43’lük bir kesim de basın açıklaması yapmasını onaylamıyor. Diğer grubun telefonlarının dinlenmesini onaylayanların oranı da %50. Buyurun size bir fay hattı daha. Bu sonuçları okurken aklıma Voltaire’nin yüzyıllar öncesinden söylediği ders kitaplarında okutulması gereken o veciz sözü geldi aklıma : "Düşüncelerine katılmıyorum, ama senin düşüncelerini savunma hakkını sonuna kadar destekleyeceğim.” Adeta bir demokrasi dersi veriyor bu sözüyle düşünür. Fakat araştırmanın verileri bu sözün tam aksine.

Yazının Devamını Oku

Çırağan Sarayı’nda Venedik rüzgarı

30 Ocak 2018
UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki muhteşem yüzen şehir Venedik, bendenizin ilk kez gittiği andan itibaren her yıl mutlaka gitmeye ihtiyaç duyduğu, bunu zaruret olarak nitelediği ve hatta buram buram özlediği yegane kentlerden bir tanesi.

Tam anlamıyla düşler kenti benim için. Romantizmiyle, zarif ruhuyla, paylaştığı huzuruyla, cezbedici tutkusuyla, gondollarıyla tam bir başyapıt. Kesinlikle abarttığımı düşünmeyiniz. Zira Venedik karnavalın bizatihi kendisidir aslında. Malumunuz ‘Venedik Karnavalı’ kentin en önemli simgelerinden biri. Hatta İtalya’nın ve dahi kıta Avrupası’nın olmazsa olmaz ve mutlaka katılınası aktivitelerinden. Her yıl yüzbinlerce insan buraya akıyor. Çünkü Venedik Karnavalı fazlasıyla tarihi. 1268′den bu yana kutlanıyor. Her yıl 40 gün süren şahane ve eğlenceli bir kültür birikimi. Malumunuz maskeleriyle ünlü bu şenlik. Karnaval ’ın temeli aslında Pagan kültüründe baharı karşılamaya dayanıyor da diyebiliriz. Göz alıcı kostümler, şaşalı maskeler kentin tarihi sokaklarında salınırken ruhunuz da bambaşka bir güzelliğe bürünüyor, buna emin olun.

VENEDİK’İN EN ŞAŞALI ADASI SELİM UYAR’IN

İşte tam da Venedik'te gerçekleşen karnaval zamanı, muhteşem bir yeme içme şöleni ile Türkiyemiz’de, İstanbulumuz’da, Çırağan Palace Kempinski'de özel bir festivalle başlatılıyor. “Venedik Yemek Festivali” 5 - 18 Şubat tarihleri arasında gerçekleşecek. Ve en güzeli işte bu festivalin enfes lezzetlerini bizzat tadıp, kendinizi Venedik’in muhteşem ötesi atmosferinde hissedebileceksiniz. Hem de Boğaz’a nazır Laledan Restaurant’ta. Neden bu kadar emin konuşuyorum? Cevap belli. Çünkü takdire şayan bir durum var ortada. Şöyle ki; eşsiz Venedik Lagünü 'ndeki en keyifli konumu, hizmeti ve hatta en gösterişli adası bir Türk şirketi olan, Permak Şirketler Grubu’na ait. İşte bu adada tarihi bir yapıda San Clemente Palace Kempinski hizmet veriyor. Hem de dünya jet-setine desem çok da yanılmam açıkçası. Permak’ın sahibi Selim Uyar'ın ev sahipliğinde verilecek özel bir akşam yemeğiyle beraber İstanbul’daki "Venedik Festivali" de konuklarını ağırlamaya başlayacak. Venedik’ten gelecek San Clemente Palace Kempinski 'nin şefleri de bu akşam yemeğinde kendilerine özgü muhteşem lezzetler hazırlayacak. Bu damak çatlatan İtalyan lezzetlerini Şubat ayının belirli tarihlerinde de tadabileceksiniz. Ben olsam Çırağan Sarayı’ndaki bu şahane Venedik Festivali’ni kaçırmazdım.  

TATLI BİR MASALDIR ŞİRİNCE

Hafta sonu ‘BeStyle Blogger Weekend’ kapsamında Ege’nin en keyifli ve cezbedici ikonik köylerinden Şirince’deydim. Nişanyan Otel’in köye bakan yamacından Şirince’nin doyumsuz manzarasına bakmak gerçekten eşsiz. Keyifli, dolu dolu ve elbette son derece huzurlu birkaç gün geçirmek için lütfen ama lütfen yolunuzu yılda birkaç kez Şirince’ye düşürün. Esnafın özellikle hafta sonlarında yüzünün gülmesi son derece mühim bir hadise zira başta Japonlar olmak üzere köye gruplar halinde gelenlere tanık oldum. Turizm bu yıl çok daha iyi olacak gibi gözüküyor. Umarım çok fazla olumsuzluklar yaşamayız da dediğimiz gibi olsun. Şirince’nin en önemli ve hatta simgesi olmuş bir bir efsanesi var. Gerçekten Türkiyemiz’de böylesi oluşumları görmek gurur verici. Çok sevgili Nesin matematik Köyü’nden bahis açıyorum. Sömestr tatili olması nedeniyle Matematik Köyü’nün her bir metrekaresinde gözleri parlak parlak bakan şahane gençlerimizi gördüm. Matematik, felsefe ne varsa yutmaya gelmişlerdi. Gurur duydum. Böylesi zehir gibi gençlerimizi ne yapıp edip bu memlekette tutmalıyız mutlaka. Bu vesileyle Aziz Nesin’e bir rahmet, Ali Nesin ve değerli hocalarımıza da kallavi bir selam gönderelim.

ŞİRİNCE’DE BLOGGER WEEKEND

Yazının Devamını Oku