"Murat Güloğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Murat Güloğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Murat Güloğlu

BaşlıksızaŞimdi Odessa zamanı

22 Mayıs 2019

Meşhur Potemkin Zırhlısı filminde boy gösteren meşhur merdivenlerin olduğu son derece karakteristik, kimine göre küçük kimine göre orta halli bir Ukrayna ili. Türkiyemiz’den sürekli uçuşlara gidiyor vatandaşlarımız. Üstelik pasaportsuz, üstelik vizesiz. Sadece kimlik kartınızla girip çıkıyorsunuz. İstanbul ‘dan sadece 1 saat. Benim seyahat ettiğim Onur Air uçuşlarını İstanbul Yeni Havalimanı’nda yaptığı için devasa alana gittiğimde, buranın gerçek bir metropol havalimanı olduğunu bir kez daha kavradım diyebilirim. Her neyse konumuz Odessa. Burada ilk dikkatimi çeken Opera Binasının şahaneliği. Sanırım Avrupa ‘nın en güzel ve şaşalı bir kaç binasından birisi. Burada Carmen’i izlemek hayatımda en keyifle yaptığım işlerden biriydi. Seyircilerin ağırlıklı olarak turist olması da dikkat çekici. Bu turistler arasında bol miktarda Türkler’i de görmek hoşuma gitmesi değil. Burada orijinal, Ukrayna ‘ya özgü mekanlar hayli ön planda. Yemek mönülerinde etin yeri ayrı. Etin her çeşidini tadabiliyorsunuz. Ukrayna ‘nın doğal, katkısız, organik bir ülke olduğu düşünülürse etin lezzetinin doğallığını da anlatmakla bitiremem.

Ülkenin Bodrum ‘u ya da Çeşme’si diyebileceğim için Odessa’nın denizi, plajı ve eğlence hayatı da dikkat çekiyor. Gezmesinin son derece keyifli olduğu kentin arka cadde ve sokaktaki orijinal Ukrayna yaşamlarına da tanıklık etmenizi özellikle öneririm. İhtişamlı yapılar, yerine göre fakir yaşamlar ve sanatı her şekilde hissedeceğiniz Doğu Bloku’nun hayaletinin dolaştığı caddeler...Kur artışını da dikkate alırsanız buranın hala ucuz kalması gitmek için en önemli etken diyebilirim. 

İSTANBUL’UN LEZZET ZENGİNLİĞİ

Turizmin en önemli kalemlerinden biri elbetteki gurme turizmidir. Hele ki günümüzde. Özellikle yurtdışına çıkan arkadaşlarımız özellikle bilir. Sınırdışına tatile gittiğimizde sorup soracağımız ilk sorulardan biri yerel ya da lokal lezzetlerin adresidir. Aynı durum iç turizm içinde geçerli elbette. İstanbul gurme turizminde de kendini yetiştiren ve gösteren bir metropol malumunuz. Mekanlarıyla, şefleriyle, tatlarıyla dünya gurme liginin üst sıralarına yükseliyor. Doğudan yemekler, batıdan tatlar, kuzeyden, güneyden lezzetler derken İstanbul Avrupa-Asya’nın bu kesişim noktasında kendisini iyiden iyiye parlatmaya başladı. Gastronomi dünyamızın ünlü şefi Murat Bozok’un danışmanlık yaptığı Rustyfork, Amerikan Konseptini İstanbul’a en iştah açıcı şekilde getirmiş desem abartıya kaçmam. Biraz Texas, biraz Louisiana derken kebabın en hasını, balığın en lezizini yiyebildiğiniz İstanbul’umuzda biraz da Amerikan takılalım diyorsanız B.B.King ‘in efsanevi resminin gölgesi altında midenizi şenlendirebilirsiniz.

Yazının devamı...

Bozcaada’da yarı maratonda koşmaya var mısın?

14 Mayıs 2019

Bu yıl koşulacak geleneksel Bozcaada Yarı Maratonu için artık son hazırlıklar tamam. Adanın esen rüzgarını arkasına alarak hep beraber koşacağız. Bu vesileyle bir araya gelecek binlerce coşkulu insanla yazı karşılayacağız aynı zamanda. Sanırım Türkiye’nin en güzel doğal koşu parkurlarından biri Bozcaada. Koşuya ev sahipliği yapacak bu şahane adada, adidas Bozcaada Yarı Maratonu’nda koşmak kesinlikle bir ayrıcalık olacak. 10K yani on bin metre koşu için Türkiye’nin dört bir yanından gelecek amatör ve profesyonel sporcularla beraber olacağız. Malumunuz üzere spor da sanat gibi yaşamları, bakış açılarını değiştirebilme gücüne sahip yegane güzelliklerden en önemlisi. Yarış heyecanını daha yukarı taşıyacak sürpriz etkinlikler, doğaya dokunan özel projeler ile bir koşudan fazlası olacak Bozcaada`da. 

BOZCAADA BİR AŞKTIR

Yıllardır adaya gidip gelen bir ada sever olarak, doğal güzelliği, temiz havası, tarihi dokusu düşünüldüğünde gerçekten çok ama çok farklı buranın yeri kalbimde. Sevgi, saygı, dostluk, barış, kardeşliğin sporla birleştiği adidas Bozcaada Yarı Maratonu, katılımcıları hem daha aktif bir yaşama davet ediyor hem de kurgusu ve verdiği mesajlarla doğa ve çevre bilincine de katkıda bulunmayı hedefliyor. Bunu başarıyor da. Ha bir de ada turizmine çıta atlatıyor. Ada insanının, esnafının yüzü gülüyor.

Yarı maraton ve 10K koşuları yanı sıra çocuk ve evcil hayvanlar da unutulmamış. Onlara özel parkurlar gibi ve kimi sürpriz aktiviteler de özellikle çocuklarımız için bulunmaz nimet. Genç nesillere sporu ve özelde koşuyu sevdirmek için bu koşullar çok önemli. O nedenle bu tür organizasyonlara ailecek katılan ailelerimize helal olsun demek gerek.

ADA’NIN SEMBOLÜ PAKİZE DE KOŞACAK

Koşunun bana kalırsa en önemli konuğu, Ada’nın olmazsa olmazı, Bozcaada’nın güzeli Pakize. İşte o da bu koşuya patileriyle destek verecek ve sokak hayvanları için koşacak. Bilen bilir Pakize adanın en meşhur köpeğidir. İşte Pakize’nin önderliğinde dost patiler de sokak hayvanları için koşacak. Burada şöyle bir güzellik de var. Katılımcıların bu yarı maratona katılabilmek için ödedikleri kayıt ücretlerinin bir kısmı da Bozcaada’daki hayvan barınağına aktarılacak. 18 Mayıs’taki bu heyecana ortak olmak isteyen benim gibi koşu severler kayıtlarını https://bozcaadayarimaratonu.com adresinden yapabiliyorlar. Adada görüşmek üzere. Hem koşmaya, hem de Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’na kutlamaya Bozcaada’da!

Yazının devamı...

Türk-Rus Klasik Müzik Festivali Side’de başlıyor

7 Mayıs 2019

Peki bu turizmin içini doldurabiliyor muyuz? En önemli sorulardan biri bu. Tamam Ruslar memlekete geliyor deniz, kum, güneş diyerek şahane bir tatil yapıyorlar belki ama kültür dünyalarına hitap edebiliyor muyuz Türkiye’de oldukları bu zaman diliminde? İşte tüm bu sorular havada uçuşurken Türk Rus Klasik Müzik Festivali’nin, Antalya Side Antik Tiyatrosu’nda başladığı haberini aldım. Gerçekten şahane ötesi bir hareket. Türkiye’nin turizm başkenti olarak gösterilen ve Rus turistler tarafından yoğun ilgi gören Antalyamız;       7 – 9 - 11 Mayıs tarihlerinde Side Antik Tiyatrosu’nda ilk kez düzenlenecek olan Türk Rus Klasik Müzik Festivali’ne ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. İlk konser bu akşam anlayacağınız. 

2019 Türk – Rus Kültür ve Turizm Yılı

Malum bu yıl iki ülke tarafından “Türk – Rus Kültür ve Turizm Yılı” ilan edildi. Rusya ve Türkiye’nin dostluğunun daha da pekişmesi ve kökleri çok eskilere dayanan bu dostluğu müzikle sergilemek amacıyla Barut Hotels Grubu, tanıtımımız açısından harikulade bir işe imza atıyor gördüğünüz üzere. Böylesi sosyal sorumluluk projelerini hayata geçirmek ekonomimizin içinden geçtiği durum düşünüldüğünde -hele ki şu günlerde- hayli önemsenmeli.  Kültür ve Turizm Bakanlığı da bu konuda oldukça duyarlı zira. Festival, 3 bin yıllık Side Antik Tiyatrosu’nun etkileyici atmosferinde yapılacak. Genel Sanat Yönetmeni ise Rusya'nın en önemli ödüllerinden 'Ulusal Kültür Mirası' ödülü sahibi ve günümüzün en büyük keman sanatçıları arasında yer alan maestro Vladimir Spivakov. Festivalin daimi orkestrası ise, uluslararası ödülleri ve dünya çapında yetenekli müzisyenleri ile tanınan Moskova Virtüözleri Oda Orkestrası. Anlayacağınız festival gibi festival bizi bekler. Açılış konseri, “İki Dost Ülkenin Bestecileri” Nevit Kodallı’nın ‘Telli Turna Süiti’ ve Şostakoviç’in ‘Prelüd ve Scherzo’ adlı eserleriyle başlayacak. Sonrasında, Bolşoy Tiyatrosu solisti soprano Anna Aglatova ve ardından; Fazıl Say’ın solistliğinde, Mozart’ın ‘12.Piyano Konçertosu’ sanatseverlerle buluşacak. Ben olsam kaçırmazdım. Böylesi harikulade bir işe imza atan herkesi can-ı gönülden kutlamak gerek. Unutmayın konserler serisi 9 ve 11 Mayıs’ta da devam edecek.

Parlayan yıldızımız Hatay

Ne kadar gurur duysak az bu kentlerimizle. İkisi de gözümüzün bebeği. Önce Hatay’dan başlayalım. Memleketin kadim vilayetlerinden Hatay’ın benim için, gizemini koruyan o şahane kentler arasında her zaman ayrı bir yeri vardır. Tarihin hiçe sayılıp yapılaşmanın geldiği üzücü boyutları göz ardı edersek, çok daha seversiniz Hatay’ı, Antakya’yı. Dedim ya, tarihin en önemli kentlerinden birisi bu topraklarda yükseldi ve yükselmeye de devam ediyor. Ulu Önder Atatürk’ün burayı nasıl da önemsediğini bilmeyenimiz var mı? Suriye hadisesi patladığından bu yana da gündemimizden hiç düşmüyor Hatay ve çevresi. Çok kültürlü yapısını koruyor olması son derece mühim. Tabii bunda yemeklerdeki, tatlardaki şahaneliği de ıskalamayalım lütfen. İnsanlarının güzelliğinden bahsetmeye gerek bile duymuyorum. Çünkü Antakya’nın güzelliği ve iyiliği insanlarından kaynaklıdır desem asla ve kat’a haksız sayılmam.   

Şef Jale Balcı’nın ellerinden Hatay tatları

Geçtiğimiz günlerde Antakya’lı şef Jale Balcı önderliğinde Hatay’ı ve tatlarını tatmak üzere düştük yollara. Türkiyemiz’in dünya çapındaki önemli bir isimlerindendir Jale. Mutfakta eline su dökülemeyecek nadide birkaç şeften biridir. Bu hünerli ellerin, kadim Antakya topraklarından çıkmasına şaşmamalı. Lezzet Dergisi’nin Shop&Fly katkılarıyla gerçekleştirdiği bu gastronomi ve kültür turunda bilmediklerimizi öğrendik, bildiklerimizin üstünden geçtik. Hemen hatırlatayım; Hatay vilayetimiz 2017’de UNESCO tarafından “Yaratıcı Şehirler Ağı” na dahil edilerek dünyadaki 26’ncı gastronomi kenti olma onuruyla ödüllendirilmişti. Yani özellikle bu tür kamu ve özel kurumlarımızın kent kültürünü canlandırıcı aktiviteleri “milli ve yerlilik” vurgusuna yakışan hareketler zinciri ki, işte bunu kutlamak gerek. Hatay Arkeoloji Müzes, hani müze gibi müze denir ya aynen öyle. Şanlı Urfa’da beni şaşırtan müzecilik anlayışı Hatay’da da kendisini gösterdi. Gerçekten şahane olmuş. St. Pierre Kilisesi olsun, Habib-i Neccar Cami olsun iyi bakılan eserlerden. Beşikli Mağara ise maceraperest doğa tutkunlarına göz kırpıyor. Antioche bağlarındaki yerel ürünlerle kahvaltıyı ise unutmam mümkün değil. Musa Ağacı’nda tuttuğumuz dileklerin ardından Turgay Kasap’taki tepsi et iki günlük Antakya maceramın önümüzdeki aylarda da süreceğinin izlerini taşıdı. Elbette ki zenginliğini yansıtacak birçok projeden ve mekandan mahrum denebilir Hatay için. Mesela özgün yemek tariflerini koruyup, kollayacak onları hayata geçirecek restaurant sayısı yeterli mi ? Sanırım hayır. İşte buna benzer eksiklikleriyle önem arz eden marka kent olma yönünde parlatılabilecek bir kent Hatay. Unutmamalı ki, taa Antik dönemde Roma ve İskenderiye’den sonra gelen üçüncü büyük kent Antakya. Bunun değerini ve kıymetini bilmek bizler için farz. Kazmayı vurduğunuz andan itibaren tarih fışkıran bu şehre karşı çok daha özenli olmamız gerekiyor.

 

Yazının devamı...

KKTC tarihi ve doğasıyla seni çağırıyor

28 Nisan 2019

Vatandaş Kıbrıs’ın bilinmeyen değerlerini ve efsanelere konu olan güzelliklerini keşfettikçe turizm firmaları da adaya özgü şahane kampanyalar başlatıyor. Bu açıdan bu yıl Türk Turizmi ne denli canlı olacaksa, bu canlılık Kuzey Kıbrıs’a da yansıyacak gibi gözüküyor. En azından gönlümüz ve isteğimiz bu yönde. Muhteşem tesisleri, eşsiz denizi ve doğası bu ilgiyi fazlasıyla hak ediyor çünkü. Evet deniz, kum, güneş tatil anlayışımızın değişmezi. Ancak, bununla beraber tarihsel dokunun böylesi öne çıktığı, yöresel ve doğal lezzetlerin kendini cömertçe sunduğu çok az yer vardır dünyada.

Eşsiz tarihi ile Kıbrıs bir başka ada

Öyle ki; geçmişi M.Ö 11. yy’a dayanan Bronz Çağı sonlarında kurulmuş Salamis Antik kenti buna en güzel örneklerden biri. Beşparmak Dağları’nın yamacında kurulan Roma Dönemi’ne ait Bellapais Manastırı ise mutlaka ziyaret rotanızda olması gereken bir yer. St. Hilerion Kilisesi ise Pamuk Prenses ve 7 Cüceler’e ilham veren 700 metre yükseklikte bulunan eşsiz bir diğer tarihi yapı. İçerisinde bir kaçış tüneli de bulunan ve dönem mimarisinin çok ötesinde inşa edilmiş Mavi Köşk ise geçmiş hafızamıza sahip çıkmamız için mutlaka görmemiz gereken bir tarihi yapı. Jolly Yönetim Kurulu Başkanı Mete Vardar’ın anlatımlarına bakılırsa bu yıl KKTC için tam anlamıyla altın yıl olacak. Çünkü, ‘hadi gidelim’ diyerek bir çok yurttaşımızın Kuzey Kıbrıs’ı tatil destinasyonlarına eklediklerini gayet iyi biliyorum.

KKTC Turizm Bakanı’nın sözleri çok önemli

Kıbrıs insanının samimi, içten misafirseverliğiyle bizlerin ada toplumuyla kaynaşmasının da en önemli yolu bu tatiller. Kimlikle seyahat edebildiğimiz Akdeniz’in cenneti KKTC, bizim için bir yurtiçinde bir destinasyon aslında. Jolly’nin ev sahipliğinde düzenlenen toplantıda konuşan KKTC Turizm Bakanı Fikri Ataoğlu da, bu özelliğe dikkat çekerek aynı para birimini kullanan, aynı kültüre sahip KKTC’yi vatandaşların bir yurt içi seyahat olarak görmesi gerektiğinin altını kalın kalın çiziyor. Bu aşamada ise havayolu şirketlerinin sefer sayılarının arttırması ada turizmine yapılacak en büyük katkı olacak. Bence ne yapıp edin, Kuzey Kıbrıs’ı tatil destinasyonlarınızın arasına yazın. Kesinlikle pişman olmazsınız.

Yazının devamı...

KKTC, Cem Yılmaz'la kendinden geçti

20 Nisan 2019

 Kesinlikle ama kesinlikle özlemişiz.İlk sahne zamanlarında beraber çalıştığımız rahmetli Savaş Ay'la birlikte bolca giderdik Leman Sahnesi’ne. Zamane Beyoğlusu’nun arka sokaklarındaki olaylar efsanevi A Takımı programının konusunu oluşturması işimize yarardı çünkü çekimlere başlamadan mutlaka Cem Yılmaz’ı izler oradan sokaklara akardık. Şahane zamanlardı. O yüzden, “Cem Yılmaz diye bir genç var.Harika işler yapıyor,mutlaka izle" diye tutturan o tayfadanım ben de. O günden bugüne binlerce gösteri. Mesaj kaygısız verdiği mesajlarla benim gibi on binlerce gencin kafasını açtı Cem Yılmaz. Önemli değil, çok önemlidir o yüzden. Kuzey Kıbrıs'ın eşsiz Bafra yöresinde boy gösteren Concord Luxury Resort bünyesinde faaliyete geçen devasa Gösteri Merkezi’nde Kıbrıslı kardeşlerimizle buluştu Cem Yılmaz. Tabii ki salonda kahkaha tufanı aldı başını gitti.Kıbrıs'ta yaşayanların anlayacağı esprileri de harmanlayınca gösterisine olay çok daha güzelleşti tabii. Bir sonraki gösterisi 11 Mayıs ‘ta yine aynı sahnede olacak.Bu arada özellikle Kuzey Kıbrıs Bafra Bölgesi’nin turizimde atağa geçmesi, dünya ölçeğinde turizm tesislerinin açılması harikulade bir alternatif olarak kendisini göstermesi son derece önemli ve umut verici.Bir de Concorde Gösteri Merkezi gibi devasa sahnelerin tesis bünyesinde hayata geçirilmesi bir çok sanatsal aktivitenin de yapılacağı anlamı taşıyor ki işte o da fark yaratan en önemli unsur.

Alaçatı’da ‘tasting’ zamanı
Baharın en keyifli boy gösterdiği yerlerden biri kesinlikle güzeller güzeli Ege ‘miz. Hele ki Çeşme,hele ki Alaçatı. En güzel zamanları şimdi oraların. Alaçatı festivalleriyle, mekanlarıyla, deniziyle, eğlencesiyle bir yaz klasiği malum. Bu nedenledir ki, yaz tam olarak kendisini hissettirmeden hayata ve keşfetmeye düşkün olan dostlarımın yolunu Alaçatı’ya düşürecek bir vesile söz konusu: O da, Tasting Alaçatı. Sanat, müzik, spor, doğa, macera ve gurme deneyimler yaşamayı önemseyenler son dönemde daha da çoğaldı. Dolayısıyla böylesi iç turizmi coşturan festivaller hayli mühim. Geçtiğimiz sene ilki düzenlenen Tasting Alaçatı da kendi alanında bir ilk. Organizasyon özde Alaçatılı işletmelerin ev sahipliğinde gerçekleşiyor ve bölgede sürdürülebilir turizmi amaçlıyor. Bir nevi imece usulü ile yerel esnaf kendi kendisini, el ele vererek büyütüyor. Şahane bir hareket. Bu etkinlik zincirinde Alaçatı’nın en iyi restoranları ve otelleri, bağ evleri ve çiftlikler özel mönüleri, etkinlikleri ve atölye çalışmaları ile vatandaşa kapılarını açıyor. Mesela bu yıl 60 işletme ev sahipliği yapacak. Peki nasıl gerçekleşecek bu Tasting Alaçatı? Şöyle ki, şeflerin özel tarifleri, tadım mönüleri, degüstasyon atölyeleri, kitap söyleşileri, doğada sabah meditasyonu, sergiler, caz ve klasik müzik konserleri hepsi bu etkinlikler zincirinde. Gurme lezzetleri tadabilme, workshop’lar, doğa, macera, spor, müzik ve sanat kategorileri de olmazsa olmaz elbette. Lavanta kokulu Alaçatı sokakları bu etkinliklerle daha bir güzel oluyor. Böylelikle hem esnaf kazanıyor, hem de vatandaş kaliteye doyuyor. 26 – 28 Nisanda Alaçatı ‘da buluşuyoruz.

Yazının devamı...

İstanbul Yeni Havalimanı sektörü coşturacak

12 Nisan 2019

İşte tam bu noktada sektör meslekleri de ön plana çıkmaya başladı. En önemlisi de pilotluk. Aslında her zaman hem Türkiye’de hem de dünyada pilotluk en prestijli ve en çok gelir getiren mesleklerden biri. Bununla beraber Türkiye için sektördeki gelişmeler ve sunduğu imkanlar, pilotluk mesleğini her zamankinden de cazip hale getirdi. Yeni havalimanının beraberinde filo sayısında yapılan artışlar, pilot ihtiyacını daha da gün yüzüne çıkardı. Mesela her yıl dünyada 20 bin, Türkiye’de ise en az 750-1000 pilota ihtiyaç duyuluyor. Bu rakam, ülkemizde daha fazlalaşacak. 

PİLOTLUK NEDEN REVAÇTA?

Pilot dostlarımızın kazancında gözümüz yok elbette zira gerçekten yoğun çalışıyorlar. Ancak pilot olabilmek de hiç kolay değil. Bu ücretlere karşın pilot açığının olmasının temel nedenlerinden biri de eğitiminin oldukça pahalı olması. Her ne kadar sektördeki açığı gidermek için pilotluk eğitimi veren üniversite ve kurum sayısı hızla çoğalsa da eğitimlerin ücretlerini ödeyebilmek  hiç kolay değil. Bu sebeple de pilotluk eğitimi için başvuran sayısı, sektördeki açığı karşılamaya yetmeyebiliyor. Fakat, pilotluk hayali kuranlar ama eğitim için bu yüklü ücretleri ödemeye durumları olmayanlar için zaman zaman önemli fırsatlar doğabiliyor. Bu fırsatlardan biri de bu sene yaşanacak. Hatta İstanbul’da uçuş tutkunlarının ayağına gelecek. En son 2013’te gerçekleştirilen Red Bull Uçuş Günü, 30 Haziran’da yeniden İstanbul’da, Caddebostan Sahili’nde gerçekleştirilecek. Bunun pilotluk mesleği ile ne alakası var demeyin. Dört kişiden oluşan, en yaratıcı el yapımı uçuş araçları ile 6 metrelik rampadan suya atlayıp jüriyi etkilemeyi başaran ve birinci olan takım, temel pilotluk eğitimi ödülünün sahibi olacak. Böylece pilotluk yolunda ilk adımın mali külfeti de ortadan kalkmış olacak. Organizasyonun şampiyonu kendi hayaline yaklaşırken sektör de ihtiyacını karşılayabilecek kişiye de kapılarını açacak da bu vesileyle İstanbul ‘umuzun Yeni Havalimanı bir kez daha hayırlı uğurlu olsun diyelim.Eminim ki memleketin gururu Türk Hava Yolları da yeni limanla beraber coştukça coşacak.

İSTANBUL'UN ‘MODERN' YÜZÜ

Hani denir ya hep, “Nerede o eski Beyoğlu" diye, işte geçenlerde eski Beyoğlu'nu aradım şöyle bir turlarken.Gençliğimin Beyoğlu ‘sunu...Bu bahar mevsiminde, hele ki sabahın ilk ışığında  muhteşem ara sokakları yeni yeni uyanırken caddenin, güzelliklerini anlatmaya kelimeler yetmez. Beyoğlu nasıl canlanır,eski sanat dolu günlerine döner mi dönmez mi bilemem ama İstanbul’un ve hatta Türkiye'nin en önemli eserlerinden İstanbul Modern ‘in geçici de olsa burada olması Beyoğlu için çok büyük şans. Galataport'taki yeni mekanına taşınmak için gün sayıyor malumunuz. Ziyaretim sırasında miniklerin müzeyi kuşattığını görmek mutluluk vericiydi. İstanbul’un farklı ilçelerinden gelen müze kurtları yaşamlarında unutulmaz anlar yaşıyorlar bu ziyaretlerle. Bu arada İstanbul Modern’deki, “İplikten Çözülenler: Tekstilde Küresel Anlatılar” başlıklı yeni sergiyi görmenizi tavsiye ederim. Tekstil malzemelerini yapıtlarında sanatsal ifade aracı olarak kullanan 25 uluslararası sanatçının nesne, resim, yerleştirme, arşiv malzemesi ve videolardan oluşan çalışmaları görülmeye değer. Sergi, Almanya’nın köklü sanat kurumu Uluslararası İlişkiler Enstitüsü işbirliğiyle gerçekleştiriliyor. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun unutulmaya yüz tutan yazmacılık geleneğini canlandırıp tekrar hayata geçirme hikâyesinden Burhan Doğançay’ın Aubusson halı dokuma atölyelerinde gerçekleştirdiği duvar halılarına kadar birçok farklı hikâyeyi bir araya getiriyor. Yani demem o ki bu aralar ne yapıp edin,yolunuzu Beyoğlu’na düşürün.

Yazının devamı...

Şanlıurfa, Göbeklitepe, Halfeti...

28 Mart 2019

Bu kadim topraklarda binlerce, on binlerce yıl öncesinin yaşanmışlığını hissediyorsunuz her adım atışınızda. Hafta sonu bir grup arkadaşımla gittiğim Şanlıurfa’da işte bu büyülü hisse yeniden eriştim. Balıklı Göl, Halfeti ve elbette Göbekli Tepe. Tarihin akışını değiştiren Göbekli Tepe yaşattığı manevi duygular bir yana Şanlıurfa’nın ve yöre insanının kaderini değiştirecek türden. Yerli turizmi zaten coşturmuş durumda. Bu eşsiz tarihsel yolculuğa çıkanlar daha sonra müthiş Urfa yemeklerini yiyor, otantik mekanlardan alışverişini yapıyor, katıldıkları sıra gecesinde türküler söylüyor, ağıtlar yakıyor, Arkeoloji ve Mozaik Müzesi’nde tarihe tanıklık ediyor ve Urfa’nın dört bir yerini bir kaç gün içinde gezerek evine dönüyor. Böylelikle yöre insanı kazanıyor. Görünen o ki kent yerli ve yabancı turistle dolup taşacak.

GAP Turu kültür turlarının gözdesi

Peki Şanlıurfa bu kitlesel turizme hazır mı? Tesisleriyle, mekanlarıyla bu turizm hareketini karşılayabilir mi? Geleni oyalayacak, gelenin birkaç gün daha bu yörede kalmasını sağlayacak aktivitelere sahip mi? Aslına bakarsanız cevaplar, soruların içinde. Sadece gelenin bu yörede daha fazla vakit geçirebilmesi ve unutulmaz anılarla dönebilmesi için harekete geçmek yeterli olacaktır. Çünkü bunun için şahane bir malzeme sunuyor kent. Hem kültürüyle, hem de tarihiyle. Birçok tur operatörü düzenledikleri kültür turlarıyla özellikle yerli turisti bu yöreye getirmekte. Bu anlamda profesyonel dokunuşlar hayli önemli. Zira yöre o kadar zengin bir yöre ki, rehberinden, gidilecek restaurant, uğranılacak, alışveriş yapılacak mekanlara kadar incelik gerekiyor.

Bu anlamda Türk firmaları hayli profesyonel çalışıyor. 33 yıldır hizmet veren Jolly’nin Pazarlama Direktörü Yasemin Develioğlu, 2019 hedeflerinin, kültür turlarına katılan misafirlere Türkiye’nin sahip olduğu tüm güzellikleri keşfederken eşlik etmek olduğunu söylemesi önemli. Zira kültür turları bir sosyal sorumluluk projesi olmalı ve önce kendi değerlerimizi keşfetmeliyiz. Bu anlamda Jolly gibi firmaların bu konudaki istek ve gayretleri son derece önemli bir gayret içermekte. Kısacası dostlar bugün Göbeklitepe gibi bir rota insanlık tarihinin ezberini bozmuş durumda, dünyanın radarına giren bu değeri önce bizler sahiplenmeliyiz.

Kültür turları insanımızı birbirine kaynaştırıyor

Kurlarda ki oynamaları da düşününce yerli turizmin daha doğrusu kültür turizminin yaygınlaşması ve çoğalması kaçınılmaz. Yasemin Hanım’ın da dediği gibi Türkiyemiz ‘de deneyimlenecek daha çok yer ve daha çok tur var. Tarihe tanıklık etmiş ve hatta yönlendirmiş memleketimizi keşfetmek bir anlamda da boynumuzun borcu. Kültür turları ülkemizin tüm zenginliklerini görmek için bizleri yola çıkma ve keşfetme konusunda motive ediyor. Farklı coğrafyaların kültürleri ile insanlar arasında bir köprü kurulmasını sağlıyor, önyargılar ortadan kalkıyor ve yaşadığımız topraklara farklı bir gözle bakmamızı sağlıyor. Böylece asıl olan seyahat etmenin ve keşfetmenin kendisi olurken, farklılıklar ve  dil,din, kültürel ayrışmalar da ortadan kalkıyor ve hatta gerçek zenginliğimizi keşfediyorum. Maalesef Türkiye’de nüfusun yalnızca yüzde 10’unun seyahat ediyor. Bu rakam son derece düşük. Böylesi zengin ve hareketli memleket insanına bu yakışmıyor. Bölgelerimizde, yörelerimizi yemek, el sanatları, tarih, müzik, sanat zenginlikleriyle tanımak, keşfetmek son derece önemli. Unutmayalım ki tatil demek sadece deniz, kum, güneş değildir. Ülkemizin her adımını, doğasıyla, bilgisiyle keşfetmek onu deneyimlemek, özümsemek, tatlarına dokunmak bizi biz yapacaktır. Ve her bir kültür turunda kendimizi ve insanımızı daha çok seveceğiz buna emin olun. Mesela Urfa, Halfeti, Göbekli Tepe’nin yer aldığı GAP Turu’yla bu şahane keşfe katılabilirsiniz. İyi gezmeler.

Yazının devamı...

Suyun geleceği şekilleniyor

23 Mart 2019

Şöyle ki, Frankfurt ISH 2019 ‘da suya yön verenlerin geleceğine tanıklık ettim. Şu bir gerçek ki dostlar, üç boyutlu (3D) yazıcılarla oluşturulan tasarım teknolojisi hayatımızın her alanında kendini iyiden iyiye göstermeye başladı. En son Almanya’nın Frankfurt şehrindeki ISH Fuarı’nda tanık olduğum üç boyutlu batarya teknolojinin geldiği noktayı görmek açısından hayli önemli. Yapay zekalar, duygusal robotlar derken hayalinizde olan ama kağıda dökemediğiniz her şeyi ama her şeyi üç boyutlu yazıcılar sayesinde en somutundan masanızda bulabiliyorsunuz. Artık iğneden ipliğe tüm markalar çözümlerini 3D ile gerçekleştiriyor.

İşte bunun son örneği Grohe’den geldi. Almanya’daki Hemer üretim tesisinde bulunan 3D metal yazıcıları ile oluşturulan ve granüllerden oluşan özel bir formülle geliştiren yeni tasarım batarya bir lansmanla fuar takipçilerine ve dünya medyasına tanıtıldı. Bu sektör bünyesinde bir ilke de imza atmış oldu. CEO Michael Rauterkus tasarımın geleceğine dair önemli açıklamalarda bulunurken “yeni bataryalar inanması zor bir tasarıma sahip. Hayal dahi edilemeyeni mümkün hale getiriyorlar. Burada, tasarımın geleceğini görüyorsunuz. Tüketiciler için bu, kendi yaratıcılıklarının geleceği ve kişiselleştirmede ulaşılan son nokta. 3D metal baskının evde su deneyiminde devrim yapacağına inanıyoruz. Bu, kişiselleştirme ile endüstriyel üretimin en üst düzey karışımını sunuyor.” ifadelerini kullandı. Bir şirket yöneticisinin teknolojinin geldiği noktayı tanımlaması açısından önemli bu sözler.

3D HER SEKTÖRDE BİZİMLE

Mutfak malumunuz günümüzde bir çok evde salonun ve hatta oturma odasının bir parçasını oluşturmakta.Banyo ise yatak odasına açılıyor ve her ikisi de salt fonksiyonelin ötesine geçerek önemli yaşam alanları haline geliyor. Tüketiciler, kendi yaşam alanlarını tasarlarken banyo ve mutfakta detaya hiç olmadığı kadar çok özen gösteriyorlar. Sonuçta da, banyo ve mutfak ürünleri, tüketicilerin kendi bireysel tarz ve tercihlerini ifade etmelerine imkan veren ev donanımları haline geldi. 3D metal baskılı bataryaları piyasaya süren ilk önde gelen Avrupalı sıhhi tesisat markası olarak, en yeni teknolojiyi tasarım farklılığı ile bir araya getiriyor. Bu da markaların tasarım ve teknolojinin geleceğine şekil verme, müşteri ve tüketicilere arzuladıkları yaşam alanlarını yaratma yolculuklarında eşlik etme konusundaki istekliliği ve becerisini gösteriyor.

Yazının devamı...
Murat Güloğlu Kimdir?

Murat Güloğlu