"Gülhan Koca" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gülhan Koca" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Gülhan Koca

Gece uyanıp su içmek yağ yapar mı?

23 Ocak 2020

Bugün sizlere yine bilimsel bir makale çevirisi yapmayı düşünürken ve hatta yazmaya başlamışken, sonra yazdıklarımı silip spontan bir şekilde aklımdan geçenleri sizlerle paylaşmak istedim.

Söz konusu diyet olunca he rgün karşımıza yeni bir zayıflama trendi, mucizevi bir besin, daha önceden hiç duymadığımız yeni bir kavram ortaya çıkıveriyor. Ben bile çoğu zaman danışanlarımdan öğreniyorum sosyal medyada veya televizyonda paylaşılan yeni yeni formülleri!

İnsanlar duydukları her kolay zayıflama yöntemine inanmak istiyor, sihirli bir formül bulunmuş gibi umutlanıp bir hevesle gelip bize soruyorlar. Ya da kilolu olmalarının aslında yediklerinden kaynaklanmadığını, yaptıkları basit bir hata yüzünden aslında böyle olduklarını düşünmek istiyorlar.

Ben yazmaya başlarken çalıştığım merkezdeki asistan gelip “Gece uyanıp su içmek yağ yapıyormuş. Ben bazen uyanıyorum susadığım için su içip tekrar yatıyorum. Bu yüzden mi kilo veremiyorum?” diye sordu mesela.. Su, dünyanın ve vücudumuzun büyük yüzdesini oluşturmuşken, kalorisi olmayan en faydalı içecek iken kimbilir kimler ilgi çekmek için böyle bir şeyi uydurdu bilemiyorum.

Sosyal yaşamda genellikle diyetisyen olduğumu mecbur kalmadıkça söylemek istemiyorum. Neyse ki ünlü bir diyetisyen de değilim, kimse tanımıyor :)

Ne zaman yeni tanıştığım insanlara diyetisyen olduğumu söylesem “yaaa ben nasıl kilo vereceğim, ne yaparsam yapayım bi türlü kilo veremiyorum. Halbuki doğru düzgün bir şey de yemiyorum” deyip başlıyorlar ben sormadığım halde kahvaltıda ne yediklerini anlatmaya... O kadar ezberledim ki yıllar içinde aynı cümleleri...

Neden çoğunluk bedeninden memnun olmadığında kilo vermek istediği halde ve bunun çok basit bir formülü varken işi yokuşa sürmek ister? Formülü uzaklarda aramaya gerek yok. Çok basit; aldığınız kalori yaktığınız kaloriden fazlaysa kilo alırsınız. Kilo vermek için de tam tersi olmalı.

Yediklerimizden ve içtiklerimizden.. Nasıl yakıyoruz? Metabolizma hızı, termik enerji (yediklerimizi yakmak için vücudun yaktığı ) ve fiziksel aktivite ile.. Formül bu kadar aslında.. Aldığımız kalori ve fiziksel aktivite tamamiyle bize bağlı.. Metabolizma hızı da genetiğe, cinsiyete (erkeklerin yakma hızı daha hızlı bu yüzden bayanlar, kendinizi eşinizle kıyaslamaktan lütfen vazgeçin), hormonlara (dengesizlik var ise doktora giderek tedavi olun, olabildiğince düzenleyin), vücuttaki kas miktarına (sporla arttırılabilir) bağlı olarak değişebilmektedir. Termik enerji de en çok protein tüketiminde arttığı için hayvansal protein diyetleri hızlı kilo vermede daha etkilidir. Ama sürekli yapılması önerilmez. Çünkü vücudumuzun bitkisel proteinlere, kompleks karbonhidratlara ve sağlıklı olan yağlara da (zeytinyağı, ceviz vs) ihtiyacı var. Tek tip beslenme şeklini hiçbir zaman onaylamıyoruz.

Yazının devamı...

Alkol kilo vermeyi engeller mi?

7 Ekim 2019

Bazı çalışmalar alkolün sağlık açısından faydası olabileceğini gösterir. Örneğin, dozunda tüketilen kırmızı şarabın kalp hastalığı riskini azaltabildiği bilinir. Bununla birlikte alkol kilo yönetiminde de önemli bir rol oynar. Bir türlü verilemeyen, son kalan inatçı kiloları düşürmek isteyenlerin alkol alımını bir süre tamamen bırakmasında fayda vardır. Alkolün kilo kaybını nasıl engellediğini gelin hep beraber inceleyelim.

Alkol boş enerji olarak adlandırdığımız gereksiz kaloriye sahip, çok az besin öğesi içeren içeceklerde bulunur. Yani vücudunuza kalori sağlar ancak tıpkı şeker gibi besleyici bir özelliği yoktur.

330 ml’lik bir bira yaklaşık 139 kalori, 150 ml’lik bir kadeh kırmızı şarap ise yaklaşık 125 kalori içerir. Gece içilen birkaç içki sizin ekstra kalori almanıza neden olur. Özellikle de tatlandırmak için eklenen meyve suyu, şurup tarzındaki şekerli ilaveler içtiğiniz içkinin kalorisini daha da arttırır.

Alkolden gelen kalorinin dışında kilo alımına neden olabilecek bir başka neden de vücut tarafından alkolün ilk yakıt kaynağı olarak kullanılmasıdır. Adipoz dokudaki yağların parçalanarak enerji kaynağı olarak kullanması da böylece engellenmiş olur.

Karaciğerin en önemli görevi, vücudunuza giren alkol gibi yabancı maddeleri filtrelemektir. Karaciğer ayrıca yağların, karbonhidratların ve proteinlerin metabolizmasında da rol oynar.

Aşırı alkol tüketimi karaciğerin yağlanmasına yol açabilir. Bu durum karaciğerinize zarar verebilir, vücudunuzun karbonhidratları, yağları metabolize etmesini ve depolamasını olumsuz yönde etkileyebilir. Bu durum da kilo vermenizi zorlaştırabilir.

Halk arasında “bira göbeği” olarak bilinen şey aslında bir efsane değildir. Basit şeker içeren tüm içecekler ve yiyeceklerde olduğu gibi bira da kalorisi yüksek, şekerli bir alkol çeşididir. Alınan fazla kalori vücutta yağ olarak depolanarak hızlı kilo almanıza neden olabilir. Kilonun hangi bölgeden alınacağı kişiden kişiye göre değişmekle birlikte, vücut genellikle karın bölgesinde yağ biriktirme eğilimindedir.

Yazının devamı...

Bir diyet efsanesi: Haşlanmış limon diyeti

27 Temmuz 2019

Biz diyetisyenler çok alıştık danışanlarımızın ya da etrafımızdaki insanların bize sıkça “Şöyle bir diyet ya da böyle bir besin/bitki/bitki çayı/ürün varmış, çok hızlı kilo verdiriyormuş… Ne düşünüyorsunuz? İşe yarar mı?” gibi sorularına.

Hacettepe’den mezun olduğumdan beri 14 yıldır bu mesleği yapıyorum. Özellikle zayıflama alanında çalışıyorum ve kişilerin ideal ağırlıklarına ulaşmalarına, fazla kiloya bağlı bozulmuş kan değerlerinin düzene girmesine şahit oluyor, onlara sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırdığım için mutlu oluyorum. Meslek hayatımın başından beri sürekli sağlıklı olup olmadığını düşünmeden, mucizevi ve hızlı kilo verdiren diyetler peşinde koşan bir grup insan modeli ile karşılaşıyorum. Çıkan her popüler diyeti deneyerek metabolizmasını bozan ve sağlığıyla oynayan insan grubu var.

Şimdilerde internette “Haşlanmış limon diyeti ile 1 ayda 20 kg verin!” şeklinde bir haber görüyorum. Bu diyete göre 2-3 parça zencefil, 5 adet limon, 4-5 diş sarımsak blender’dan geçiriliyor ve 2 litre sıcak su ile karıştırılıyor. Sonra her sabah 1 çay bardağı kadar aç karınla içiliyor ve hiçbir diyet yapmadan 20 kilo veriyorsunuz! Şişmanlığın çözümü bulunmuş ve biz diyetisyenlere artık hiçbir iş kalmamış bu durumda! :) Ben hep merak ederim; ilk kim kafadan uydurdu da bunu yazdı, nasıl oldu da yaygınlaştı ve insanları buna inandırdı diye… Zira biz yıllardır bilimsel şekilde sağlıklı beslenerek kilo vermeyi anlatmaya çalıştığımız halde bu kadar etkili olamıyoruz.

Evet, limon çok sağlıklı... C vitamini açısından zengin bir besin. C vitamininin yağ yakımını desteklediğini gösteren bilimsel çalışmalar da mevcut. Bu özelliği ile sadece limonun değil, diğer C vitamininden zengin olan tüm besinler de yağ yakımını desteklediğini söyleyebiliriz. Ama yine de limon ya da C vitaminin kilo kaybına etki ettiğine dair kesin bir şey söylemek için yeterli bilimsel çalışma bulunmamaktadır. Ayrıca C vitamini ısıya, ışığa, beklemeye duyarlı bir vitamindir. Yani sıcak ile temas ettikçe vitamin kaybı olur ve etkisi azalır. C vitamini içeren besinlerin taze taze, doğranır doğranmaz tüketilmesi gerekir. Bu nedenle limonun haşlanarak tüketilmesi sizin için hiçbir fayda sağlamayacaktır. Sabahları sıcak su içmişsiniz içmemişsiniz bunun hiçbir önemi de yok. Sıcak su yağ yakmaz, üzgünüm ama içinde limon olsa da bir işe yaramaz.

Limonun güzel tarafı salatalarda lezzet verici olması ve yağa, tuza olan gereksinimi azaltmasıdır. Şekerli, kalorisi yüksek bir içecek yerine ev yapımı bir limonata içmek elbette çok daha doğru bir tercih olacaktır. Limon hayatınızda hep var olsun, yemeklerimize ve içeceklerimize tat katsın, sağlığınızı korusun. Detoks içeceklerde yerini alsın ve metabolizmamızı hızlandırsın ama kaynatmadan! Ne olursa olsun yeterli ve dengeli beslenmediğiniz, hareket etmediğiniz sürece hiçbir besin ya da hiçbir kür mucize değildir, olamaz!

Kilo vermek istiyorsanız profesyonel yardım alın ve mutlaka kararlı, azimli ve sabırlı olup size söylenenleri uygulayın. Hızlı verilen kiloların çoğunun sudan olduğunu ve giden kiloların fazlasıyla geri geleceğini de unutmayın! Sağlıklı beslenmeyi bir yaşam tarzı haline getirerek hayatınız boyunca ‘diyet’ kelimesinden uzak durmak sizin elinizde!

Yazının devamı...

Çok et yemek sağlıklı mı, ne kadar et yemeliyiz?

29 Mayıs 2019

Sağlıklı beslenmek için yediğimiz et miktarını azaltarak bütçemize de katkı sağlayabiliriz. Ekonomik şartlardan dolayı tabi günümüzde her ailenin et tüketmesi zaten o kadar da mümkün olmuyor. Bu yazım daha çok fazla miktarda et tüketen bireyler için...

Etten vazgeçemeyen bireylere seslenmek istiyorum. Haftada 2 gün et içermeyen öğünler tüketmek sağlığınıza da cebinize de fayda sağlayacaktır. Et yerine kurubaklagil, sebze ve tam tahılları öğünlerinizde tercih edebilirsiniz.

Sebze meyve, kurubaklagil, tam tahıl içerikli bir beslenme şekli ile besin değeri yüksek daha fazla lif, vitamin, mineral vs. almanız mümkün. Et tüketmeyen bireylerin (vejetaryenler) tüketenlere göre daha az kalori ve yağ aldığını biliyor musunuz? Bu nedenle de vejetaryen beslenenlerin vücut ağırlıkları ve kalp hastalıkları riski et tüketenlere göre daha azdır.

Araştırmalar kırmızı et tüketenlerin kalp hastalığı, felç ve diyabet nedeniyle ölüm riskinin daha fazla olduğunu göstermektedir. Yağlı tohumlar (fındık, ceviz vs), deniz ürünleri, meyve ve sebzeden fakir olan beslenme şekli ölüm riskini artırmaktadır. Dünyada ölümlerin birinci nedeninin kalp hastalıkları olduğunu düşünürsek, daha sağlıklı ve uzun bir yaşam için et tüketiminizi azaltmayı deneyebilirsiniz.
Danışanlarıma ilk geldiklerinde diyetlerini hazırlarken tükettikleri et miktarını azaltmaları gerektiğini söylediğimde hemen ilk olarak söyledikleri şey “Ama vücudumuzun proteine ihtiyacı yok mu?” oluyor. Elbette ki vücudumuzun karbonhidrat ve yağa ihtiyacı olduğu gibi proteine de ihtiyacı var ama ne kadar? Yeterli beslenme dediğimizde düşünmemiz gereken şu olmalı, “ Ne kadar tüketmek sağlıklı?” Çünkü sağlıklı besin demek onu istediğimiz kadar tüketebileceğimiz anlamına gelmez. Günlük alınması gereken miktarlar da çok önemli.

Normal sağlıklı bireyler için (spor yapanlar, hamileler, çocuklar, hastalıklar vs. için değişebilmekte) günlük alınması gereken protein miktarı toplam enerjinin %12-15’i kadar olmalıdır. Yani yetişkin bir erkek bireyin ortalama 2000 kalori aldığını farz edersek, 240-300 kalori protein (60-75 gr), kadınlar için de 1600 kalorilik günlük tüketiminde 192-240 kalori protein (48-60 gr) alması yeterlidir.

Yazının devamı...

Tahılların anası: Kinoa

26 Mart 2019

Günümüzde gelişen teknoloji ve sosyal medya sayesinde daha önce adını bile hiç duymadığımız besinler mutfaklarımıza girebiliyor. Bu besinlerden biri de son yıllarda hayatımıza giren “kinoa.” Sağlıklı beslenme ile yakından ilgilenen birçok kişi kinoayı biliyor ve öğünlerinde kullanıyor. Birçok kişi de hala kinoanın varlığından habersiz, hiç tatmamış. Biz diyetisyenler her zaman sağlıklı beslenmek için çeşitliliğe çok önem veriyoruz. Bu nedenle hiç denemediyseniz eğer, öncelikle kinoanın tarihçesini, içeriğini ve faydalarını okuyup öğrenmenize yardımcı olmak isterim.

Asıl adı “Chenopodium Quinoa Willd” olan kinoa, tahıl olarak bilinen aslında tahıl olmayan bir bitki tohumudur. İlk olarak Güney Amerika’da 5.000-7.000 yıl önce İnkalar tarafından ekilmeye ve tüketilmeye başlamıştır. İnkalara göre kinoa tanrılarının bir armağanıydı ve “tahılların anası” olarak adlandırılırdı.

Protein: Kinoa elzem aminoasit içeriğiyle biyoyararlılığı yüksek kalitede protein içerir. Ortalama %13-15 kadar protein barındırır. Diğer tahıllarda sınırlı bulunan “Lizin, metiyonin ve sistin” aminoasitlerinden oldukça zengin bir besindir. Vejetaryen beslenen bireylerin protein ihtiyacını karşılamak için iyi bir seçenek olarak düşünülebilir.

Kinoa gluten içermez. Bu nedenle çölyak hastaları ve gluten intoleransı olan bireyler rahatlıkla tüketebilirler.

Yağ: Kinoa yaklaşık %5 kadar yağ içerir. Bu yağın %70’i sağlıklı olan doymamış yağ asitlerinden (linoleik ve oleik asit) oluşur. Kolesterol içermez. Kötü kolesterolün (LDL) düşmesine yardımcı olur. Kardiyovasküler hastalıklardan korur.

Karbonhidrat: Yaklaşık %60 kadar karbonhidrat içerir. Lif içeriği yüksektir. Glisemik indeksi (kan şekerini yükseltme hızı) düşüktür. Kilo vermek isteyen ve diyabeti olan kişiler için uygun bir seçenektir.

Yazının devamı...

Bu hastalıktan korunmak için yediğinize içtiğinize dikkat edin!

9 Ekim 2018

Üsküdar Belediyesi’nin 21 Eylül’ de ev sahipliğini yaptığı “4.Ulusal Alzheimer Farkındalık Ve Hasta Yakınlarına Destek Sempozyumu” na bir alzheimer yakını olarak daha detaylı bilgi edinmek ve aynı sorunları yaşayan insanlarla bir arada olmak için katıldım. Dr. Sevda Sarıkaya’ nın önderliğinde yapılan bu sempozyumda alzheimer hastalığı evreleri ve belirtilerinden, genetik yatkınlıktan, yasal haklardan ve beslenmenin alzheimer üzerindeki etkilerinden bahsedildi. Ülkemizde bu hastalara ve hasta yakınlarına yönelik yapılan çalışmalar anlatıldı. Yakın zamanda açılacak olan Türkiye’deki ilk “Alzheimer Okulu” projesinin müjdesi verildi. Bu okulda hasta yakınlarına eğitimler verileceği ve hedeflerinde alzheimer kreşleri-hobi merkezlerinin kurulması, alzheimer dostu hastanelerin yapılması olduğu anlatıldı. Toplumun da bu hastalık konusunda bilinçlendirilmesini, yapılan çalışmaların örnek olmasını ve geliştirilerek yaygınlaştırılmasını tüm kalbimle temenni ediyorum.

Hastalığa adını veren bu hastalığı 1906’da ilk olarak tanımlayan Alman Nöropatolog Alois Alzheimer’dır. Ama aslında hastalık çok daha öncesinden İbn-i Sina tarafından beyinde “soğukluk” ve “sulanma” olarak tabir edilmiştir. “Beynin sulanması” ve “Beyni üşütmek” deyimleri de kimbilir belki buradan çıkmıştır.

Demans Alzheimer da dahil olmak üzere daha başka çeşit beyin hastalıklarını da (Vasküler demans, frontotemporal demans,Parkinson demansı, normal basınçlı hidrosefali vs) kapsayan bir hastalıktır. Her Alzheimer hastası aynı zamanda Demanstır ama her demans hastası Alzheimer değildir. Hastalığın tanısının doğru konulması tedavi açısından oldukça önemlidir. Sadece emar ve tomogrofi tanı koymada yeterli olmayabilir. Hastalığın belirtilerigöz önünde bulundurularak tanı koyulması gerekmektedir.

Toplumda 65 yaş üstü her 15 kişiden 1’ inde, 90 yaş üstü yaşlılarda ise her 2 kişiden 1’inde alzheimer hastalığı görülmektedir. Türkiye’de yaklaşık 1 milyon demans hastası, 600 bin alzheimer hastası (yaklaşık 2/3’ü kadar) bulunmaktadır. Dünyada ise bu rakam 50 milyondur . Verilere göre 2030’da 75 milyon, 2050’de 131 milyon kişinin alzheimer hastası olması öngörülmektedir. Bu hastalığa sebep olan genetik faktörlerin (ApoE4 geni) yanında, obetize, eğitim düzeyi (düşük olanlarda daha çok görülür), kronik hastalıklar (kalp-damar, diyabet, tansiyon vs), beslenme, sosyal hayat de önemlidir. Hastalığı engellemenin %35’i bizim elimizdedir.

Alzheimer halk arasında bunama olarak bilinmektedir. Maalesef tedavisi olmayan ve ilerleme gösteren bir hastalıktır. Hastalığın erken dönemdeki başlıca klinik belirtisi bellek bozukluğudur. İlk belirtisini “Bende bir tuhaflık var ama ne?” sorusunu kendinize sorduğunuzda verir.

Bu evrede öğrenme ve hafızada sorunlar görülür. Hastalarda unutkanlık ve inkar en sık görülen davranışlardır. Yeni öğrenilen bilgiler akılda tutulamaz ve sürekli eskileri anlatırlar. Aynı şeyleri tekrar tekrar söyler ve sorarlar. Önemli gün ve tarihleri unutmaya başlarlar. Önceden duydukları bir şeyi ilk defa duyuyormuş gibi davranırlar veya inkar ederler. Yer ve zaman konusunda karışıklık yaşarlar. “Burası neresi, yatak odam neredeydi, tuvalet neredeydi, bugün günlerden ne, hangi aydayız, şimdi sabah mı akşam mı” gibi kafa karışıklıkları yaşarlar. Suistimale açık hale gelirler. Birileriyle konuşmaya çok ihtiyaç duyup, çok kolay kandırılabilirler. Hasta yakınlarının bu konuda çok dikkatli olması ve hastayı yalnız bırakmaması çok önemlidir

Benim babamın Alzheimer hastalığı son 1.5 senedir çok daha anlaşılır düzeye geldi. Daha öncesinde “halim yok, beni yalnız bırakmayın kaybolurum, yolumu artık bulamıyorum, bende bir dengesizlik var, iştahım yok” gibi sıkça duyduğumuz cümleleri ve karakterinden dolayı olduğunu düşündüğümüz huysuz bazı davranışları aslında hastalığın ilk belirtileriymiş. Dr. Sevda Sarıkaya aslında 15-20 yıl öncesinde beyindeki değişikliklerin başladığını söylüyor.

Yazının devamı...

Aralıklı oruç diyeti gerçekten sağlıklı mı?

9 Ağustos 2018

Aralıklı oruç veya açlık diyeti (intermittent fasting-IF), son yıllarda oldukça popüler olmaya başladı. Yeme ve açlık aralığı olan bu yöntemde önemli olan hangi besinleri yediğiniz değil, ne zaman yediğiniz…

IF’in kilo verdirdiği, beyne iyi geldiği, metabolik sağlığı geliştirdiği ve hatta ömrü uzattığı iddialar arasında... Vücutta gen, hormon ve hücrelerin fonksiyonunu değiştirdiğine dair bazı kanıtlar bulunmaktadır. Fakat bu konudaki çalışmaların sayısının çok da fazla olmadığının altını çizmek gerekir.

Uzun bir süre yemek yemediğinizde, vücudunuzda bazı değişiklikler gerçekleşir. Açlık süresinde vücut önemli hücrelerin onarım aşamasını başlatır ve hormon seviyeleri değişerek depolanmış vücut yağlarını yakıt olarak kullanmaya başlar.

Uzun süre açlıkta meydana gelen bazı değişiklikler şöyledir:

• Kan seviyesindeki insülin düzeyi oldukça düşer, böylece vücutta yağların yakımı başlar.
• Kandaki büyüme hormonları 5 kat daha artar. Bu hormonun artması ile de yağ yakımı ve kas kazanımı kolaylaşır.
• Vücut önemli hücrelerin onarımını başlatır.

IF’in 6 farklı metodu bulunur. Bu yöntemlerin her biri etkili olabilir ancak hangisinin daha etkili olduğu kişiye göre değişebilir. Aralıklı orucun en çok kullanılan 3 yöntemi şunlardır:

Yazının devamı...

D vitamini yetersizliği nelere yol açıyor?

20 Temmuz 2018

Önceki yazımda D vitamininden, yetersizliğinin sıkça görüldüğünden, belirtilerinden ve semptomlarının genelde çok da fazla anlaşılmadığından bahsetmiştim.

D vitamininin sentezlenmesi için güneşin dik açıyla geldiği Mayıs-Ekim aylarında, 11.00-15.00 saatleri arasında, sadece el ve yüz bölgesi değil, kollar ve bacaklar da açık olacak şekilde haftada 2-3 defa 20-30 dk güneş ışığıyla doğrudan (pencere-cam arkası değil), koruyucu güneş kremi olmaksızın teması gerekmektedir.

Güneşin zararlı ışınlarının direk geldiği bu saatlerde, cilt sağlığımızı korumak için koruyucu krem sürmeden güneş ışığına maruz kalmamamız gerektiğini artık hepimiz çok iyi biliyoruz. Besinlerle de D vitamini yeteri miktarda almak mümkün olmadığına göre, yetersizliği olup olmadığını kontrol ettirdikten sonra gerekli şekilde takviyesini kullanmak yapılacak en doğru yöntem olacaktır. Tabi fazlası toksik etki göstereceğinden mutlaka bir uzman kontrolünde takviyesi alınmalıdır.

Peki D Vitamini yetersizliği kolay fark edilebilensorunlara yol açmıyorsa, bizim için neden bu kadar önemli?

Çünkü fark edemediğimiz şekilde hayatımızı ciddi anlamda olumsuz etkiliyor ve hayat kalitemizi düşürüp, ciddi sağlık problemlerine davetiye çıkartıyor. Bu nedenle yetersizliğini tespit edip önlem almak bizim için oldukça önemli. Şimdi gelin D vitamini yetersizliğinin önceki yazımda bahsettiğim semptomlar haricinde nelere yol açtığına hep birlikte bakalım..

Kemik sağlığı deyince aklımıza ilk gelen her zaman kalsiyum oluyor. D vitamini kemik ve diş sağlığı için çok önemli olan kalsiyum ve fosforun emilimin düzenlenmesinde rol oynamaktadır. D vitamini yeterli miktarda alınmadığı takdirde kemik dokusundaki azalmış mineral yoğunluğu nedeniyle osteoporoz ve yaşlılarda düşme-kırık riskinde artış görülebilmektedir..

D vitamini eksikliğine bağlı, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki çocuklarda bir kemik hastalığı olan raşitizm sıklıkla görülmektedir.

Yazının devamı...
Gülhan Koca Kimdir?
İlk, orta ve lise öğrenimini İstanbul’da tamamladıktan sonra, Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’ nde okudu.Hacettepe Üniversitesi Hastanesi yetişkin bölümü, Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi, Sami Ulus Çocuk Hastanesi, Hotel Dedeman F&B Departmanı, Sardunya Yemek Hizmetleri – Yapı Kredi Bankası, Sistem Yemek Hizmetleri – Gazi Koleji “Stajyer Diyetisyen” olarak görev yaptığı yerler arasındadır.Lisans tez çalışmasını olan “Fonksiyonel Besinler” i başarıyla tamamlayarak 2004 yılında iyi bir dereceyle mezun oldu.Meslek hayatına ilk olarak Nişantaşı Nutraslim Zayıflama Merkezinde başlayarak, Ataköy Kalp ve Hipertansiyon Merkezi, Özel Yeni İsviçre Hastanesinde tam zamanlı, Dermacare Güzellik Merkezi, Fit-Line Slim and Gym Center, Abank Genel Müdürlüğü, İstanbul Tüp Bebek Merkezi, Özel Bliss Maçka Polikliniği ve Cambridge Besin İntoleransı testinde yarı zamanlı olarak diyetisyen olarak çalışmıştır. 2006 yılından beri Özel Surp Agop Hastanesi Taksim’ de “Klinik Diyetisyenlik”, “Mutfak Denetim Sorumlusu” ve “Poliklinikte Beslenme Danışmanlığı” hizmetlerini vermektedir. 2018 itibari ile Akasya Acıbadem Kent Kule'de de danışanlarana hizmet vermeye başlamıştır. Aynı zamanda özel diyet koçluğu, online diyetisyenlik, kurumsal beslenme danışmanlığı hizmetleri de vermektedir.Mesleğinde gelişmeleri yakından takip eden Gülhan Koca alanındaki birçok kurs ve seminerlere katılarak sertifika almıştır. En son olarak Türkiye Futbol Fedarasyonu’ nun Sağlık Eğitim Programı kapsamındaki “Beslenme Uzmanlığı Eğitim Kursu “na katılmıştır.Medyada beslenme konusunda programlara konuk olan ve bilgilerini paylaşan Gülhan Koca’ nın, başta Hürriyet Aile olmak üzere, Habertürk HtHAyat, Milliyet Kişisel Bakımda yazıları yayınlanmaktadır. Sosyal medyayı da yakından takip ederek buradan da sağlıklı yaşam ve beslenme ile ilgili paylaşımlar yapmaktadır. Birçok tv ve radyo programlarında uzman konuk olarak bulunmuştur.Yapmaktan en çok keyif aldığı şey snowboardtur. Wakeboard, seyahat, sinema ve bisiklete binmek özel ilgi alanları içerisindedir.