Gülçin Çavdarcı

Kahvenize Hindistan Cevizi Yağı Eklemeye Ne Dersiniz?

29 Ocak 2019
Küçücük ufacık ama etkileri çok olan bir tatlı kaşıklık öneride bulunacağım. Anlatması benden, karar verip denemesi sizden :)

Hindistan cevizi yağı uzun zamandır birçok gıda gibi 'süper besin' olarak sunuldu. Kinoa, goji berry, kara buğday, teff tohumu... Dönem dönem farklı farklı faydaları olan süper besinler çıktı. Yararları elbette yadsınamaz olan bu besinler ticari amaçla pazarlayıcıların elinde suistimal edildikçe herkesin aklında sorular doğmaya başladı. Gözümüze gözümüze sosyal medyada da reklamlarla sokuldukça 'acaba gerçekten yararlı mı yoksa şişiriliyor mu' diye düşünmeye başladık. 

Bu soruyu sormakta herkes sonuna kadar haklı. Mutlaka sorgulayalım, araştıralım, uzmana soralım; ama ön yargılı ve sabırsız olamayalım. Ne olduğunu, faydalarını zararlarını bilmeden kestirip atmayalım. Deneyelim, vücudumuza etkilerini gözlemleyelim. Ve lütfen 10 faydası varsa 10'unun da etkilerini 3 günde beklemeyelim :) 

Belki de hayatınıza katacağınız ufacık bir besin ya da bir alışkanlık, hiç beklemediğiniz etkiler yaratacak. Bu küçük ama etkili değişikliklerle ilgili önerilerimin devamı gelecek ama bugünkü konumuz hindistan cevizi yağı ve kahve!

Kahve gün içinde en çok tükettiğimiz içeceklerin başında geliyor. Hatta çoğumuz güne kahveyle başlıyoruz, adeta onunla ayılıyoruz. Peki kahvemizin içerisine ekleyeceğimiz bir tatlı kaşığı hindistan cevizi yağının neleri değiştireceğini biliyor musunuz? Gelin beraber bakalım...

1 tatlı kaşığı hindistan cevizi yağı;

Hem faydalarını hem de gün içinde nelere vakit ayırdığımızı düşünürsek bence yapılmayacak bir şey değil :) Ben hali hazırda mutfağımda kullanırken bir tane de ekstra ofiste çekmeceme koydum. Aklıma geldikçe kahvemin içine bir tatlı kaşığı ekliyorum. Bu ufacık değişiklikler beni motive edip, mutlu ediyor. Siz de bir düşünün bence :) 

Not: Yaygın olarak görülmese de bazı kişilerde hindistan cevizi yağına karşı alerjik reaksiyonlar gözlenmiştir. Her ihtimale karşı uzmana danışarak tüketmekte fayda var.  

Yazının Devamını Oku

'Şok' Diyetlere Son Vermenin Vakti Geldi

25 Ocak 2019
Aldığımız kilolardan bir an önce kurtulmak istediğimizde genellikle en kolay yolu seçiyor ve sağlıksız diyetlere başvuruyoruz. Özellikle kısa sürede 4-5 kilo verdiren, düşük kalorili, birçok vitamin ve mineralden yoksun olan 'şok' diyetlere yöneliyoruz. Fakat artık bu 'şok' diyetlere son vermenin zamanı geldi!

Bu diyetlere başlamadan önce kendimize şu soruyu sormalıyız; ''Benim için önemli olan tartıda kaç kilo olduğum mu yoksa ideal bir yağ yüzdesine sahip olup sağlıklı olmam mı?''

Benim için her zaman kıstas aynada gördüğüm bedenim ve yağ oranım oldu. Ama eğer sen, sağlığını hiçe sayıp tartıyı önemsiyorsan seninle çok işimiz var! Neden mi... 

Çünkü; bu tür çok düşük kalorili kısa süreli şok diyetlerde, kilo kayoıpları yağdan değil, su ve kastan oluyor.

Çünkü; bu diyetler ile metabolizma hızı yavaşlarken, verdiğin kilolar hızla geri alınabiliyor ve daha sonrasında yapılan diyetlerde kilo vermek daha da zorlaşıyor.

Çünkü; sık sık bu tür diyetlerde sindirim ve sinir sistemi bozuklukları, yorgunluk, baş dönmeleri, bulantı ve kusma problemleri görülebiliyor.

Yani kilo vereyim, zayıf olayım derken kendine belki de dönüşü zor zararlar veriyorsun. O yüzden yapacağın diyet senin bünyene uygun, beslenmeyle beraber egzersiz programı da kapsayan, diyetsiyen veya uzman doktor kontrolünde uygulayacağın bir diyet olmalı. 

O zaman zayıflamada en önemli adımın “yağdan kilo vermek” olduğunun altını çizen Uzman Diyetisyen Çağatay Köşkeroğlu'na kulak verelim; 

Yazının Devamını Oku

Nereden Çıktı Bu Sağlıklı Beslenme?

28 Aralık 2018
Elimde yeşil içeceğimi, avokadomu, yulaf kasemi görenlerin çoğunluğu amacımın tartı olduğunu düşünüyor, ama hayır! Derdim tartıyla değil, derdim kendimle.

Yiyeceklerin gücünün, bedenime ve ruhuma etkilerini keşfettiğimden beri sağlıklı beslenmeye hayranım. Vücudumu dinleyip ihtiyacı olan şeyleri verdiğimde ya da düzenimi bozup kötü beslendiğimde bana cevap verdiğini görmek her defasında beni kamçılıyor. Uçsuz bucaksız beslenme dünyasında daha fazla makale okumaya, araştırmaya, denemeye ve keşfetmeye itiyor.

Son 3-4 yıldır bu hayranlık ve merak, spor tutkumla da birleşince artık bir yaşam tarzı haline geldi. Uzmanların bangır bangır söylediği ‘Sağlıklı beslenmeyi yaşam tarzı haline getirin’ mottosu bende kendiliğinden yerleşti.

Yerleşti yerleşmesine de peki bu yaşam tarzını hiç mi bozmuyorum, 7/24 sağlıklı mı besleniyorum?

Tabii ki hayır...

Ama dönüp dolaşıp yine kendi yoluma, bedenime ve ruhuma iyi gelen yaşam şekline devam ediyorum.

Araştırıyorum, deniyorum, bedenimi gözlemiyorum. ‘Süper’ gıdaları, besin takviyelerini, ‘popüler’ diyetleri, spor dallarını…

Binlerce farklı teorinin ve görüşün olduğu bu alanda bana göre en doğrusu araştırıp denemek ve bedenine iyi geleni bulmak.

İşte burada benim yolculuğumu, gözlemlerimi, tecrübelerimi konuşacağız.

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin en kapsamlı çocuk yetiştirme rehberi

21 Haziran 2017
Hürriyet Gazetesi aile-çocuk yazarı Ömür Kurt ile editörlüğünü yaptığı ‘200 Adımda Çocuk Yetiştirme Rehberi’ kitabını konuştuk…

Türkiye’nin alanında uzman 13 değerli isminin, çocuk yetiştirmek konusunda verdiği çok değerli bilgileri içeren rehber Hürriyet Kitap etiketi ile yayımlandı.

Böyle bir rehbere neden ihtiyaç duyuldu?

Türkiye’de çocuk yetiştirmek konusunda doğru bildiğimiz birçok yanlış var. Çocuklar bu yanlışlarla büyüdükçe toplumda başka sorunlar meydana geliyor. Gelecekte iyi, mutlu, seven ve sevebilen, huzurlu, yaşamaktan keyif alan yetişkinler oluşturmak istiyorsak, onların doğru bir çocukluk geçirmesini sağlamamız gerekiyor. Bu nedenle de Türkiye’nin önde gelen 13 uzmanı ile bir araya geldik ve 0-6 yaş çocuk eğitiminde merak edilenleri konuştuk. Anne-babaların yanıt beklediği her türlü sorunu onlarla konuştuk. Ortaya dopdolu bir rehber çıktı ve bu rehber Türkiye’nin çocuk yetiştirme konusundaki ihtiyacı karşılayacak. Hem bilimsel hem de güvenilir bir rehber bu.

Rehberde neler var?

Yazının Devamını Oku

'Anneler çocuklarıyla savaşa girmemeli!'

21 Aralık 2015
Bebeğinizi büyütürken bu iki anneyle aklınızı kurcalayan sorulara cevap bulacaksınız.

İşte 2011 yılında anne olan ve aşçılık eğitimi alan Seda Şamlı Luş ve 2013 doğumlu bir kızı olan Defne Batur ile keyifli sohbetimiz...

Anne olmadan önce her ikinizin de ayrı ayrı iş alanlarınızda çocuklarla ilgili çalışmalarınız olmuş. ‘’İki anne bir mutfak’’ projesinin çıkış amacı sanırım sadece anne olmanız değil… Peki nasıl çıktı bu proje? Nasıl karar verdiniz?

Bu işi yapmaya karar verdik çünkü her geçen gün daha büyük bir ciddiyet kazanan çocuk obezitesi sorunu bir yandan, beslenme konusunda yerleşmiş yanlış inanış ve uygulamalar diğer yandan anneleri kolay ve ücretsiz olarak erişebilecekleri bir kaynak ile desteklemek istediğimizi hissediyorduk.

Bu iki anne bir mutfakta neler yapıyor, kısaca anlatabilir misiniz? 

Anneler, 2 Anne 1 Mutfak’ta 6. aydan itibaren katı gıdaya geçişte ihtiyaçları olacak tüm tarif ve bilgileri videolar şeklinde bulabiliyor. Tariflerin ötesinde tüyolar, beslenme prensipleri, pişirme yöntemleri gibi beslenmenin her alanında ipuçları, doğru ve yanlışlar, örnek menüler gibi içeriklerle de destek sunmaya çalışıyoruz. Ayrıca Yenidoğan ve Çocuk Hastalıkları uzmanının ağzından yine bu alanlarda can alıcı soruların cevaplarını dinleyebiliyor. Henüz hamileyse rahat bir hamilelik geçirmek için kullanabileceği hamile yogasından tutun da hamilelikte beslenmeden cinselliğe aklına gelebilecek tüm soruların cevaplarını Prof. Dr. Kılıç Aydınlı’nın ağzından dinleyebiliyor.

Ah evet, ne kadar, ne kadar mutlu oluyoruz bu tarz mesajlarda anlatamam. Tam da buydu işte bu yolculuğa çıkma sebebimiz diye bağırış çağırış kutladığımız anlar oluyor! Tuz veriyordum sayenizde bıraktım yazanlar; iyi ki varsınız diyenler; bol şans dileyenler; sizi seyrederken teyzemi hatırlıyorum, mutlu oluyorum diye yazanlar... Çok ama çok güzel bir duygu.

Yazının Devamını Oku

İngilizceyi hayatınıza katarak öğrenebilirsiniz!

12 Kasım 2015
İşte İngilizce öğrenmenin püf noktaları...

5 yıl önce bir öğrencisinin günü dışarıda geçirelim demesiyle başlamış her şey... Öğrencilerinden aldığı dönüşlerle İngilizceyi hayata katarak öğretme sürecini başlatmış... Üstelik 3 yaşında bir bebekten 77 yaşında bir teyzeye kadar öğrencileri var.

Klasik İngilizce derslerini unutun!

Öğretmeninizle alışverişe gittiğinizi, yürüyüş yaptığınızı, yemek yediğinizi ve tüm bunları yaparken İngilizceyi şakır şakır konuştuğunuzu hayal edin! Evet, tüm bunları İngilizce Öğretim Uzmanı Doğuş Aydın yapıyor. Öğrencileriyle vakit geçirip kendi geliştirdiği metodlar ile dil edinmelerini sağlıyor. Kendisiyle keyifli bir sohbet gerçekleştirdik; annelerden çocuklara, püf noktalarından eğitim metodlarına kadar birçok konuda konuştuk... 

Eğitim süreci boyunca öğrencinize hayatında eşlik ediyorsunuz. Onlarla geziyor, alışveriş yapıyor İngilizceyle bağdaşmasını sağlıyorsunuz. Bu proje nasıl çıktı? Bu eğitim metoduna nasıl karar verdiniz? 

Yaklaşık 5 yıl önce bir öğrencimin bugün bütün günümüzü bir alışveriş merkezinde geçirelim, hep İngilizce konuşalım, yemek yiyelim, alışveriş yapalım demesiyle başlamış bir süreç. Aslında benim verdiğim bir karar değil yani. Öğrencilerimden aldığım dönüşler bu yolda ilerlememizi sağladı. Herkesin ortak sıkıntısı İngilizceyi hayatın içine katamamak veya kullanamamak. Eğitimlerimin başlangıcından sonuna kadar benim Türkçe konuştuğumu dahi göremiyor öğrencilerim. Bu önemli bir olgu. Bunun üstüne kurgulanmış dil edinim sürecinden geçiyor öğrencilerim. Doğal yollarla, zorlayarak ve sadece İngilizce konuşarak İngilizce öğreniyorlar. Dil edinim metodu ve iletişimsel yaklaşım metodunun bir gereği olan hayatın alanlarına öğrettiğim dili sokmaya çalışıyorum. Bu da kişinin hızlı, akıcı ve doğal iletişim kurabilmesini sağlıyor.

Hangi yaş grubuna İngilizce eğitimi verilebilir?

3’den 77’ye demek en doğrusu olur. Daha yeni Türkçe konuşmaya başlamış bir bebekten tutun da 70 yaşında bile öğrencilerim var. Yaş ilerledikçe insanlarda bundan sonra İngilizce öğrenemem ki ama ben diye bir tutum var. Ancak bu yanlış bir bilgi. Çocukken bir şeyi daha kolay öğrenmiyoruz. Yetişkinin beyni daha olgun ve bir yetişkin beynini daha iyi kullanabildiği için yani nasıl öğrenebildiğini daha iyi bildiği için daha çabuk öğrenebiliyor. Ancak çocukluktaki mesleğimizin sadece öğrencilik olması ve hem zamanımızı hem enerjimizi sadece eğitime aktarabildiğimiz için daha kolay yol alabiliyoruz. 50 yaşın üstünde hafıza, unutkanlık gibi problemler olabiliyor. Dil eğitimi bunlarda pozitif gelişmeler gözükmesine neden olabiliyor. Ancak 20 ile 50 yaş arasındaki bireylerde ciddi oranda dil öğrettiğim öğrencilerim mevcut. Hepsi İngilizce konuşuyor!

Konuşarak İngilizce öğrenmenin diğer metotlara göre farkları nelerdir?

Bir bebek mantığında düşünelim. Bebek önce kelimelerle, sonra cümlelerle sadece o ifade tipinde onun kullanılması gerektiğini beyin kaydettiği için iletişim kurabiliyor. Konuşarak İngilizce öğrenme aslında şu an geçerli olan tek metoddur. Ne yazık ki ülkemizde halen çok eski tarihlerden kalma dilbilgisi-çeviri tekniği kullanılmakta ve sadece %2’sinin ancak orta seviye İngilizce bilebildiği bir toplum oluşmaktadır. Halbuki dilbilimci yetiştirmeyi tercih etmek yerine bol bol hatalar yaparak bol bol konuşarak yetiştirsek bu sayı çok rahatlıkla gelecek jenerasyonlarda %70-80’leri bulabilir.

  

Çocuklarda İngilizce eğitimine ne zaman başlanmalı?

2 yaşından sonrasını çok ideal görüyorum. Ne kadar erken başlanırsa o kadar edinim anlamında yol alınabiliyor. Çocuk dili edinmiş oluyor. Tabii bazı sakıncaları var. Öğretmen seçimi çok önemli burada. Bu yaştaki bir çocukta beyin soyut işlemlere kapalı olduğundan ötürü bilinçli dilbilgisi öğretme işlemi gerçekleştirilmemeli. Eğer böyle bir yol seçilerek ve neden-sonuç bağıntısıyla dil öğretilmeye çalışırsa çok büyük bir sıkıntı oluşmakta. Bol bol şarkılar dinletilmeli, videolar izletilmeli erken yaştaki çocuklara özellikle dilsel zekalarının gelişmesi açısından.

İngilizce öğrenmek isteyen annelere tavsiyeleriniz nelerdir?

Lütfen ama lütfen çevirerek öğrenmeyi ve dilbilgisi kurallarını ezberlemeyi yol haritası olarak görmeyin kendinize. Telefonlarımızda şu an bir çok uygulamalar var. Onlardaki videoları izleyin. İngilizce konuşurken İngilizce altyazılı şekilde ve onları çevirmeyin. Sadece bilmediğiniz kelimeleri not alın ve her gün belli oranda izleyin. Sonrasında dinleyin. Bol bol zamanınız oldukça anlama amacı gütmeden dinlemeye devam edin. Seviyenize göre metinler dinlemeye özen gösterin. Hemen üst bir seviyeden dinleme yapmayın. Bunun dışında Yabancı birilerini bulun konuşup pratik yapabileceğiniz. Eğer bu şekilde devam ederseniz inanın sadece tek başınıza sizde İngilizce öğrenebilirsiniz. Ayrıca hikaye kitapları alın ve onları da okuyun. Sadece kelimeleri not alın ve dilbilgisi ile ilgili durumları edinerek uzun solukta kendi kendine beynin fark edebileceğini bilin. Sabırlı olun, çalışın ve bol bol deneyin.

 

Evde kendi imkanlarıyla İngilizce öğrenmek isteyenlere ne önerirsiniz?

Telefondaki uygulamalardan yararlanılabilir. Burada bol bol dinleme, yazma, okuma ve konuşma yapılması çok büyük bir önem taşıyor. Kendi kendinize öğrenmeyi seçiyorsanız öncelikle üretimsel faaliyetleri yerine getirebilmek adına konuşacak ve/veya yazışacak birilerini bulun ve konuşun, yazışın. Bulamıyorsanız kendi kendinize aynanın karşısında konuşun veya evcil hayvanınızla veya bir eşyayla konuşun. Ama konuşun. Kendi kendinize o gün dinlediğiniz veya okuduğunuz konuyla ilgili bir şeyler yazabilir veya konuşabilirsiniz. Kelimeleri kelime defterinize not alın ve onları sürekli bir şekilde tekrar edin. Belli bir yere kadar İngilizce-Türkçe sonrasında ise İngilizce-İngilizce sözlükler tercih edin. Pre-Intermediate seviyesinden tercih edilebilir.

Evde anneler çocuklarıyla nasıl pratik yapabilir?

Belli günleri evde tamamen İngilizce konuşma günleri yapılabilir. Birbirlerini zorlarlarsa çok kısa sürede mükemmel bir akıcılık elde edebilirler. Bence burada zor olan konuşmak ve pratik yapmak değil daha çok süreklilik. Annelerimiz veya çocuklar sürekliliği sağlayamadıkları için vazgeçebiliyorlar. İnatçı ve sebat eden bir kişiliğe sahip olmanız gerekli İngilizce öğrenebilmeniz için.

  

Bu eğitim metoduyla ne kadar bir süreçte akıcı İngilizceye sahip olunabilir?

Öğrenciler daha ilk günden İngilizce vermek istediği mesajları biraz da vücut diliyle de olsa verebiliyor. İlk başta bu bir cümlenin ana dilimizde ortalama 5 saniyede ifade edebilirken yabancı dilde 40 saniyede ifade edebilmesiyle başlıyor. Sonrasında bu süreç hızlanmaya ve haftada 2 gün devam eden 2 aylık süre sonunda zeka tipine ve Türkçe konuşma hızına da bakaraktan 10-20 saniye arasına geliyor. Bu da aslında çoğu insan için günlük hayat konuşmalarını tamamen halletmesi anlamına geliyor. Ancak ne yazık ki biraz fazla mükemmelliyetçi bir toplum olduğumuz için hep daha iyisini istiyoruz. Çok akıcılık ve gerçek yeterlilik yani 5 saniye aralığı derseniz bu ortalama 200 saatlik bir eğitimle ulaşılan bir nokta oluyor.

Yabancı dil nankördür derler. Öğrencileriniz İngilizceyi unutmamak için neler yapmalı?

Düzenli olarak İngilizce aktiviteler yapılabilir. Uzun vadede eğer işlerinde veya hayatlarında bir türlü kullanmıyorlarsa dili unutma başlayabiliyor. Ondan dolayı herkese İngilizce kullanabileceği bazı günlük hayat aktiviteleri edinmelerini tavsiye ediyorum. 

      

Dil öğrenmek için o dilin konuşulduğu ülkeye gitmek gerekir diye yaygın bir algı var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Sizin yönteminizde de bu geçerli mi? Öğrencilerinize bir yurt dışı eğitimi öneriyor musunuz?

O dilin konuşulduğu ülkeye gitmek çok güzel bir durum ancak hem çok maliyetli hem de hayattan sadece dil öğrenerek geçirdiğiniz koptuğunuz bir süre var oluyor. Bir de oradaki eğitiminde iyi olması şart. Yoksa sadece elinizdeki bilgileri çok daha hızlı uygulamaya koyabilirsiniz Türkiye’de öğrenmeye oranla. Ancak gerekli ve yeterli eğitimi almadığınız takdirde yurtdışında olmak sizin sadece sığ bir kelime dağarcığıyla hızlı konuşmanızdan öteye gidemeyen bir durum oluşturacaktır. Dili kullanın ve doğru eğitimi alın. Bunun nerede olduğu açıkçası önemli değil.

Öğretmeninizle alışverişe gittiğinizi, yürüyüş yaptığınızı, yemek yediğinizi ve tüm bunları yaparken İngilizceyi şakır şakır konuştuğunuzu hayal edin! Evet, tüm bunları İngilizce Öğretim Uzmanı Doğuş Aydın yapıyor. Öğrencileriyle vakit geçirip kendi geliştirdiği metodlar ile dil edinmelerini sağlıyor. Kendisiyle keyifli bir sohbet gerçekleştirdik; annelerden çocuklara, püf noktalarından eğitim metodlarına kadar birçok konuda konuştuk... 

Yaklaşık 5 yıl önce bir öğrencimin bugün bütün günümüzü bir alışveriş merkezinde geçirelim, hep İngilizce konuşalım, yemek yiyelim, alışveriş yapalım demesiyle başlamış bir süreç. Aslında benim verdiğim bir karar değil yani. Öğrencilerimden aldığım dönüşler bu yolda ilerlememizi sağladı. Herkesin ortak sıkıntısı İngilizceyi hayatın içine katamamak veya kullanamamak. Eğitimlerimin başlangıcından sonuna kadar benim Türkçe konuştuğumu dahi göremiyor öğrencilerim. Bu önemli bir olgu. Bunun üstüne kurgulanmış dil edinim sürecinden geçiyor öğrencilerim. Doğal yollarla, zorlayarak ve sadece İngilizce konuşarak İngilizce öğreniyorlar. Dil edinim metodu ve iletişimsel yaklaşım metodunun bir gereği olan hayatın alanlarına öğrettiğim dili sokmaya çalışıyorum. Bu da kişinin hızlı, akıcı ve doğal iletişim kurabilmesini sağlıyor.

3’den 77’ye demek en doğrusu olur. Daha yeni Türkçe konuşmaya başlamış bir bebekten tutun da 70 yaşında bile öğrencilerim var. Yaş ilerledikçe insanlarda bundan sonra İngilizce öğrenemem ki ama ben diye bir tutum var. Ancak bu yanlış bir bilgi. Çocukken bir şeyi daha kolay öğrenmiyoruz. Yetişkinin beyni daha olgun ve bir yetişkin beynini daha iyi kullanabildiği için yani nasıl öğrenebildiğini daha iyi bildiği için daha çabuk öğrenebiliyor. Ancak çocukluktaki mesleğimizin sadece öğrencilik olması ve hem zamanımızı hem enerjimizi sadece eğitime aktarabildiğimiz için daha kolay yol alabiliyoruz. 50 yaşın üstünde hafıza, unutkanlık gibi problemler olabiliyor. Dil eğitimi bunlarda pozitif gelişmeler gözükmesine neden olabiliyor. Ancak 20 ile 50 yaş arasındaki bireylerde ciddi oranda dil öğrettiğim öğrencilerim mevcut. Hepsi İngilizce konuşuyor!

Bir bebek mantığında düşünelim. Bebek önce kelimelerle, sonra cümlelerle sadece o ifade tipinde onun kullanılması gerektiğini beyin kaydettiği için iletişim kurabiliyor. Konuşarak İngilizce öğrenme aslında şu an geçerli olan tek metoddur. Ne yazık ki ülkemizde halen çok eski tarihlerden kalma dilbilgisi-çeviri tekniği kullanılmakta ve sadece %2’sinin ancak orta seviye İngilizce bilebildiği bir toplum oluşmaktadır. Halbuki dilbilimci yetiştirmeyi tercih etmek yerine bol bol hatalar yaparak bol bol konuşarak yetiştirsek bu sayı çok rahatlıkla gelecek jenerasyonlarda %70-80’leri bulabilir.

  

2 yaşından sonrasını çok ideal görüyorum. Ne kadar erken başlanırsa o kadar edinim anlamında yol alınabiliyor. Çocuk dili edinmiş oluyor. Tabii bazı sakıncaları var. Öğretmen seçimi çok önemli burada. Bu yaştaki bir çocukta beyin soyut işlemlere kapalı olduğundan ötürü bilinçli dilbilgisi öğretme işlemi gerçekleştirilmemeli. Eğer böyle bir yol seçilerek ve neden-sonuç bağıntısıyla dil öğretilmeye çalışırsa çok büyük bir sıkıntı oluşmakta. Bol bol şarkılar dinletilmeli, videolar izletilmeli erken yaştaki çocuklara özellikle dilsel zekalarının gelişmesi açısından.

Yazının Devamını Oku

Özgür Özgülgün ile babalar gününe özel röportaj!

21 Haziran 2015
'Babalık, hafta sonu sponsor baba olmakla olmuyor!'

-Çocuğunuz ile yaptığınız programdan biraz bahseder misiniz?

Programımız transfer oldu. Şu anda Çocuk Kulübü var 360 TV’de. Çocuk Kulübü’nün içinde yapıyoruz programı. Dedik ki İstanbul’un Türkiye’nin değişik beldelerini gezelim. Bilinmeyen hikayelerini anlatalım, bunu da bir televizyon programı olarak işleyelim istedik. Ve formata Evliya Çelebi’yi ekledik. Evliya Çelebi’nin seyahatnamesini, gezip gördüğü yerleri biz de Can’la sonrasında gezip görüyoruz. Can zaten televizyoncu tiyatrocu anne ve babanın çocuğu. Genlerinde var hakikaten, bakıyorum da içinde rol kabiliyeti var. İnsanlar onu dışarıda tanıyınca hoşuna da gidiyor. Biz iyi geçinen bir baba oğuluz. Programımız ile bu sene ve önümüzdeki sene 360 TV’deyiz.

-Can meraklı mıdır tarihe, gezmeye? Program çekimlerinde sıkıldığı oluyor mu?

İlk anda sıkılıyor gibi görünüyor, ama daha sonra anlatmış olduğum yapının hikayesini benim ona anlattığımdan bana daha güzel anlatıyor. Biraz da o çocuk psikolojisinde de var, onun hayal dünyasında orası yoksa çok umursamaz oluyor, odaklanamama sorunu oluyor. Ama bizim ekibimizde çok iyi arkadaşlarımız var; Can’a hediyeler alıyorlar, onun canının sıkılmaması için onunla oynuyorlar. Gittiğimiz yerde güzel yemekler yiyoruz, ilgisini çekebilecek her şey üzerine yoğunlaştırıyoruz onu. Sıkılmıyor diye düşünüyorum, zaten sıkılsa ekrana yansır.

Yazının Devamını Oku

Deniz Berdan ile modadan aileye keyifli bir sohbet

19 Haziran 2015
''Çocuklarımı kontrollü bir şekilde serbest bırakıyorum.’’


-Modayı nasıl tanımlıyorsunuz?

Moda sektörü eğlence sektörünün içinde çok ciddiye alınmayacak bir sektör. Gerektiğinden fazla ilgi gören ve ciddiye alınan bir konu olarak görülüyor. Fakat açıkçası herkes onun bir iş olduğunu unutuyor ve sanki bir felsefeymiş gibi davranıyor. Bu özellikle geçen senelerde başladı. Herkes bir moda profesörü niteliğindeydi. Neyse ki o zamanlar yavaş yavaş geçiyor.

-Braun ile Özgür Bacaklar by DB Berdan koleksiyonunu anlatır mısınız? Koleksiyonda anahtar parçaları neler?

Bir güzellik markasıyla modanın bir arada anılması oldukça heyecan verici. Kadınlara “Özgür Olun” çağrısı yapan Braun sayesinde tüm kadınlar güzellik kontrollerini kendi eline alıyor.

Yaz aylarında bacaklarını özgürce göstermek isteyenler için Hippi Bohem havasında 30 parçadan oluşan bir koleksiyon hazırladık. Tüm kadınları moda konusunda sınırları kaldırmaya, özgür olmaya davet ediyoruz. Yaz aylarında bacaklarınızı saklamanıza gerek yok. Özgüveninizi artırarak dilediğiniz tüm kıyafetleri giymenize olanak sağlıyor. Tarzınız ne olursa olsun en önemlisi yumuşak ve pürüzsüz bir cilde sahip olmak. Plaj partilerine uygun, bacakları rahat bırakabilecek kıyafetler ve plaj giyim ürünleri hazırladık. Festival havasında müzikler özgürce dans edilebilecek eğlenceli, renkli ve her zamanki gibi gerçek üstü bir koleksiyon çıktı. Siluetlerde 70’lerin hippi bohem kroşe elbiseleri ve 90’ların Hawaiian gömlekleri altına yüksek bel mayolar kullanıldı. Bu parçaların her biri tek olarak tasarlandı ve kıyafetlerin üzerine özel işlemeler ve patch’ler işlenerek sokak modası ile glamour bir araya getirildi.

  

-Koleksiyonunuzu ne kadar sürede hazırladınız?

Koleksiyonunu yaklaşık 1 ayda hazırladık.

-DB Berdan markasının içinde kızınız Begüm de var peki bu koleksiyonda da beraber çalıştınız mı?

Begüm Londra’da okuyor. Ben genelde hep biz diye konuşurum çünkü neticede DB anne kızdan oluşan bir marka. Nasıl olsa gelecek ama tam iş zamanı o okulda oluyor. Yazın 3 ay burada oluyor. Zaten şu anda koleksiyon bitti, tatile gireceğiz. Gelecek yaz için de bir koleksiyon hazırladık çizimleri hazır. Şimdi o koleksiyonu birlikte yapabileceğiz. Begüm’ün okulu bittikten sonra zaten beraberiz.


-Bacaklarını özgür bırakmak isteyen kadınlar için stil ve bakım önerileriniz neler?

Tüm kadınlar, dışarıya kendilerine güvenerek çıkmak ve tüm günü kucaklamak için kendilerini güzel hissetmek ister. Bu yüzden de iyi görünmeyi ve iyi hissetmeyi sağlayacak kıyafetler giymeyi tercih ederler. Ama çoğu zaman kendilerine yeterince güven duymadıklarından veya istenmeyen tüyler yüzünden kıyafet tercihleri kısıtlanır. Kadınların her gün en güzel şekilde görünmeleri ve hissetmeleri için karşılarına çıkan engellerden kurtulmaya ve sınırsız moda seçeneklerini benimsemeleri için onları özgürleştirecek ürünlere ihtiyaçları var.

Bu sezon fiziksel mutsuzluklar yerine kendinize güvenin ve bacaklarınızı özgür bırakın. Bu dönem çok kullanılan tenis etekleri, bol boksör şortları, çan etekler ve okullarımızdan bize miras mini şort etekler hareket alanını daraltmak istemeyenlere göre.

-Siz bacaklarınıza nasıl bakıyorsunuz, bacaklarınızın güzel olmasını neye borçlusunuz?

Bazı şeyler genetik ama biraz sporla ve hiçbir şeyin aşırısını yapmadan bacaklarıma bakıyorum. Bacak kaslarımız en güçlü ve çabuk şişebilen bir kas. Aşırı spordan kaçınarak bacaklarınızın şeklini bozmadan çalışmak iyi geliyor.

-Biz sizi her zaman çok fit görüyoruz bir formülü var mıdır?

Hayır fit değilim zayıfım ben. 4 senedir fazla spor yapamıyorum ama geçmişte zaten profesyonel sporculuk hayatım vardı.

-Sporsuz nasıl zayıf kalıyorsunuz?

%40 genetik, %20 çalışmaktan diyelim. Diğeri de yemeğimi dengelemeyi biliyorum. Çok kaçırdığımda bir sonraki öğünü ona göre dengeliyorum. Biraz pis boğazlı bir aileyiz, yemek yemeyi çok severiz. Ben yemek yapmayı da çok seven bir insanım, o konuda profesyonel eğitim de aldım. Yemek yapmayı seviyorum; hamburgerinden lazanyasına kadar hepsini yerim ama bir sonraki öğünle onu dengeliyorum. Mesela malzemesi bol olan bir salata yiyorum.


-Böyle bir yoğun tempoda ev, aile ve iş üçlüsünü nasıl bir arada götürüyorsunuz?

Ben kendimi bildim bileli böyleyim. İlk işim yine moda sektörüydü. Okul döneminde pek çok dergiye moda editörlüğü yaptım. Yani Hasan Hüseyin’den tutun da Nazif Topçuoğlu’na kadar birçok kişiyle sürekli çekimler yaptım. Lise çağlarında part-time çalışıyordum. Sonra babamın ajansında çalışmaya başladım. Babam eski gazetecidir, aynı zamanda sektörel dergisi vardı. İktisat ikinci sınıftan terkim bu arada. O zaman istasyon sanat evi ve çizgi sanat evi vardı, iki atölyeye devam etmiştim. Onlar bittikten sonra özel bir markayla çalışmaya başladım. Ama 6 ayda kendimi zor attım, dedim ki ben bunu yapamayacağım, çünkü sadece ürün söktürüyorlardı ve ürün takip ediyordum. Başka hiçbir şey yapmıyordum. Onun üzerine baba mesleğine döndüm ve babamın ajansında başladım sonra oradan ayrıldım.

Herhalde çalışan annenin kızı olmakla alakalı bir durum, yani durduğum zaman kendimi suçlu hissediyorum. Bunları yıllardır yapabilmemin destekçisi eşim Haluk. Ben aileye dönük bir insanım ne kadar çalışan bir kadın da olsam dışarıdan da sosyal görünsem de, benim için öncelik ailem ve çocuklarım, ama bununla paralel olarak da işim. O yüzden Haluk’unda desteği ile gayet rahat yürütebiliyorum.

-Çocuklarınız bu yoğun tempoya alıştı mı?

Çocuklarım alıştı bu duruma. Zaten onlar da çalışıyor ben her gün model atölyesine gidiyorum, Can okula gidiyor. Mesela Can inanılmaz iyi çizim yapan bir insan. Ben onunla kendi işimi yaparken güzel de vakit geçirebiliyorum. Can benim yanıma geliyor, ben çizerken bir yandan o da çiziyor. Çocuk da motive oluyor, kaliteli zaman geçiriyor. Uzun da zaman geçiriyoruz, yatana kadar birlikteyiz. Biz her akşam sokağa çıkan insanlar değiliz. Daha çok evde vakit geçiriyoruz. Akşam da Haluk benden önce gelmiş oluyor, Can’ı karşılıyor. Ben de 17.00-17.30 gibi evde oluyorum.

-Kızınız Begüm’ün kıyafetlerine tarzına müdahale ediyor musunuz?Hayır hiç müdahalede bulunmuyorum. Begüm zaten ayrı bir dünya. Tabi neticede Begüm’le benim aramda 19 yaş fark var dolayısıyla Begüm genç jenerasyon ve dolayısıyla onun çizgisi çok farklı. Oğluma da müdahalede bulunmuyorum. 12 yaşında oğlum, ben çocukları mümkün olduğu kadar kontrollü bir şekilde serbest bırakan birisiyim, ona inanıyorum.


-Oğlunuz ile evde tatlı atışmalarınız oluyor mu?

Yok, oğlum zaten çok cool bir çocuktur. Biz herkesi evde bir birey olarak kabul ediyoruz. Hiç kimse kimsenin üstü değil, kimse kimsenin üzerinde bir hak iddia edemez. Bir birey karşıdaki de. Yemeğe bile gitsek ‘Ne yiyelim, nereye gidelim?’ veya ‘Ne yapalım tatilde, ne istersin?’ gibi karşılıklı konuşuyoruz. ‘O senin ablan, o senin abin’ diye bir durum da yok, kimse kimsenin üzerine ağırlık olmasın isteriz. Hiçbir zaman Can Begüm’e abla demedi, çünkü o da bir sorumluluk yüklüyor onun üstüne.

  

-Günlük hayatta makyaj yapıyor musunuz?

Ben makyaj yapmayan bir insanım. Gün içinde fazla bir makyajım yoktur, yapacak vaktim de olmuyor ama özel zamanlarda tabii ki yapıyorum.

-Çantanızın olmazsa olmazları neler? Makyaj malzemeleri, bakım ürünleri…

Makyaj malzemem çantamda genelde olmaz. Çok kurudur cildim o yüzden genelde el kremi olur. Makyaj malzemeleri taşımıyorum genelde, ben güzellik soruları için en kötü insanım sanırım. Alışkanlığım yok ama yapmak lazım Begüm mesela koca makyaj çantası ile dolaşır. Londra’da da diyelim ki metroya biniyor metroda makyaj yapmaya çalışır. Çok güzel makyaj yapar ama ben kendimi bildim bileli çok fazla makyaj yapamam, bide bana çok fazla makyaj yakışmaz.


-Sabah kalktığınızda bunu yapmadan asla bitirmem günü dediğiniz bir ritüeliniz var mı?

Bir kere sabah kalkar kalkmaz ilk iş kahvaltı yaparım hiç bir şekilde onu atlamam. İki elim kanda olsa kalkar kalkmaz mutlaka yaparım. Yumurta yerim, haşlanmış da çok severim hafta sonu omlet hafta arası işe giderken haşlanmış. Biz ailece haftada 40 yumurta yiyoruz  Bütün gün açık sütlü çay içerim. Kendimi bildim bileli çok büyük bardaklarla ve çok çok acık günde 1 litrelik aşağı yukarı süt içiyorum. O aldığım ufak ufak protein sizi aslında formda tutuyor ve metabolizmanızı hızlandırıyor. Aslında metabolizmayı hızlandıran şey vücuda giren proteindir o yüzden süt bütün gün tüketirim. Enerji veriyor metabolizmayı hızlı tutuyor ve tokluk veriyor. Metabolizmayı ve kan şekerini dengeliyor.

Ritüel olarak da benim her günüm ayrı. Her gün aynı yer gibi bir plan yok ama genel olarak haftanın belli günleri mutlaka atölyedeyim. Özellikle koleksiyon hazırlama dönemi uzun süre atölyedeyim. Çünkü atölye ortamını ben çok seviyorum. Bizimki model atölyesi ve hep yeni heyecanlar yeni işler çıkıyor. Malzeme çok severim, malzeme almayı çok severim hem boya malzemeleri hem de farklı parçalar bulmak için genelde Londra’ya giderim. Başka bir seyahatte bile mutlaka bir vintage butiğine giderim.

-Son olarak önümüzdeki günlerde planlanan projeler var mıdır?

Çok güzel projelerimiz var bu sene boyunca devam edecek. Bir kere o bahsettiğim Couture Kostüm Line’ımız var. Sonbaharda göreceksiniz ama onların tanıtımı da olacak yarı Londra da yarı Türkiye de çekeceğiz. Normal defile gibi değil de hani bir video art bir galeri de yapabiliriz ama normal koleksiyonumuz zaten Fashion Week’de olacak.

Röportaj: Gülçin Çavdarcı

-Modayı nasıl tanımlıyorsunuz?

Moda sektörü eğlence sektörünün içinde çok ciddiye alınmayacak bir sektör. Gerektiğinden fazla ilgi gören ve ciddiye alınan bir konu olarak görülüyor. Fakat açıkçası herkes onun bir iş olduğunu unutuyor ve sanki bir felsefeymiş gibi davranıyor. Bu özellikle geçen senelerde başladı. Herkes bir moda profesörü niteliğindeydi. Neyse ki o zamanlar yavaş yavaş geçiyor.

-Braun ile Özgür Bacaklar by DB Berdan koleksiyonunu anlatır mısınız? Koleksiyonda anahtar parçaları neler?

Bir güzellik markasıyla modanın bir arada anılması oldukça heyecan verici. Kadınlara “Özgür Olun” çağrısı yapan Braun sayesinde tüm kadınlar güzellik kontrollerini kendi eline alıyor.

Yaz aylarında bacaklarını özgürce göstermek isteyenler için Hippi Bohem havasında 30 parçadan oluşan bir koleksiyon hazırladık. Tüm kadınları moda konusunda sınırları kaldırmaya, özgür olmaya davet ediyoruz. Yaz aylarında bacaklarınızı saklamanıza gerek yok. Özgüveninizi artırarak dilediğiniz tüm kıyafetleri giymenize olanak sağlıyor. Tarzınız ne olursa olsun en önemlisi yumuşak ve pürüzsüz bir cilde sahip olmak. Plaj partilerine uygun, bacakları rahat bırakabilecek kıyafetler ve plaj giyim ürünleri hazırladık. Festival havasında müzikler özgürce dans edilebilecek eğlenceli, renkli ve her zamanki gibi gerçek üstü bir koleksiyon çıktı. Siluetlerde 70’lerin hippi bohem kroşe elbiseleri ve 90’ların Hawaiian gömlekleri altına yüksek bel mayolar kullanıldı. Bu parçaların her biri tek olarak tasarlandı ve kıyafetlerin üzerine özel işlemeler ve patch’ler işlenerek sokak modası ile glamour bir araya getirildi.

Yazının Devamını Oku