GeriTeknoloji Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA), Bilimsel Özerklik ve Siyaset
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA), Bilimsel Özerklik ve Siyaset

Bilim tarihçileri 20’inci yüzyılın en kayda değer bilimsel başarıları olarak Einstein rölativite kuramı ile kuantum mekaniğini gösteriler.

Rölativite uzayın geometrisini, içerdiği madde miktarının yani enerjinin belirlediğini söyler.  O güne değin doğa kanunlarını üç boyutlu Öklid uzayında bulmaya alışkın o dönem fizikçilerinin böyle bir iddiayı kabullenmesi beklenemezdi, nitekim de öyle olmuştur. İşin içene uzay geometrisini bu kadar derinden fark edebilen bir dahi ile yalın düşünen fizikçiler arasındaki kalite farkının ötesinde bir de siyaset de girmiştir. Nazi Almanya’sında bir enstitü veya akademi üyesi olabilmek veya üye kalabilmek için mutlaka nasyonal sosyalist olmak ve de Yahudi olmamak, yani arî ırktan olmak gerekirdi. Bunun anlamı,  Nazilerin ellerindeki siyasi gücü kullanarak bilimsel özgürlüğü ortadan kaldırmasıdır. Aradan seksen sene geçtikten sonra ülkemiz siyasetinde de benzer eğilimler gözlenmektedir. Belli bir siyasi görüş sahibi olmak bilimsel kalitenin önüne konmuştur.

 Tartışmaları siyasetten bağımsız bir gözle izleyen ve Einstein ne demek istediğini anlayan çok az sayıda bilim insanından biri olan dönemin ünlü İngiliz astronomu Profesör Eddington, Einstein kuramının doğru olup olmadığını güneş tutulması anında gözlenmesini önermiştir. Bu öneri üzerine 29 Mayıs 2019 güney Afrika’da okyanus kıyılarında olay gözlenmiş ve kuram doğrulanmıştır.  Bu müthiş başarı, rölativiteyi dünya gündemine taşımış, Einstein ünlü Time dergisine kapak olmuş ve tüm dünya Einstein tanımıştır.  Kuramı üzerine ateşli tartışmaların yaşandığı o günlerde Einstein bir hanım öğrencisine Eddington’dan aldığı ve kuramın doğru olduğunu bildiren telgrafı göstermiş. Öğrencisi heyecan içinde kollarını yukarı kaldırarak zıplamış ve

-Bu müthiş bir haber Albert’ diye haykırmış, Einstein öğrencisinin bu heyecanı karşısında hiç tepki göstermemiş kendinden emin bir tavır ile
-Kuramın doğru olduğunu biliyordum zaten. Demiş, öğrenci şaşkınlığını gizlemeden
-Ya doğru olmadığını haber alsaydınız ne yapardınız? Diye sormuş, Einstein
-Tanrı adına üzülürdüm.

Einstein ve öğrencisi arasında geçen bu ironik diyalog, Hitler Almanya’sında siyasetin özellikle Nazilerin bilme müdahale ettiği döneme rastlar.  Naziler ve onların yalakalığını yapan birkaç bilim adamı, Ari ırk (Nordik) fiziği veya arî bilim gibi bir saçmalığı topluma dayatmışlar ve bir noktaya kadar başarılı da olmuşlardır.  Einstein tanrıya yukardan baktığını söyleyerek, kuramı bilimsel içeriği nedeni ile değil bu diyalog nedeni ile acımasızca eleştirmişlerdir. Kuramsal fiziği ret edip, gerçeğin arî fizik kurallarına göre bulunacağını,  kuramsal fiziğin Almanya’nın çıkarlarına ters düştüğünü dahi iddia edecek kadar sapıtmışlardır. Ulu önder Atatürk’ün başarılarını içlerine sindiremeyenler gibi. Yahudi Einstein’ın görelilik kuramı anti-Semitism akımları ve arî ırk taraftarlarının tepkisi sonucu itibar görürken Almanya’da nerdeyse lanetlenmiştir, tüm dünya Atatürk’ü takdir ederken ülkemizde bir gurubun onu lanetlemesi gibi.

 Tarih, bilime siyaset sokanları hiç affetmemiştir her zaman örnek olsun diye mahkûm etmiştir. Maalesef siyaset bundan hiç ders almış gibi görünmez. Bilimin varlık alanı ve işlevi başka siyasetin varlık alanı ve işlevi başkadır. Bunu anlayabilmek için tarih bilincine ve bilimin bir ülkenin gelişmesinde oynadığı rolü kavramak gerekir. Kaderin cilvesine bakınız ki Hitler Almanya’sı, faşist İtalya ve Japonya, Einstein ünlü E=MC2 formülüne dayandırılarak yapılan atom bombası ile ikinci dünya savaşını kayıp etmişlerdir. Bu tarihten ders almayan diktatörlere kaderin cilvesidir. Yukarıda her şeyi gören ve değerlendiren bir güç var.
Nazi Almanya’sının siyaset icazetli arî fizikçileri, kendilerinden önceki Weimer döneminde geliştirilen kuantum fiziğini ve görelilik kuramını, içlerindeki kin ve nefret nedeni ile ret etmişlerdir. Onlar yok olup gitmişler kuantum fiziği ve görelilik 21’ici yüzyılın siyasetine ve ekonomisine yön veren bir entelektüel değer olarak dimdik ayaktadır. Her sene bu konularda on binlerce makale yazılıyor binlerce kitap basılıyor. Ari fizikten ise kimse söz etmiyor.

Almanya’da Naziler ve bilim arasındaki gerginlik çok sayıda bilim insanın akademilerden ve araştırtma kurumlarından uzaklaştırılması ve istifaya zorlanması ile sonuçlanmıştır. Bunlar arasında ünleri günümüze kadar gelen uygarlık tarihine önemli katkılar yapan çok sayıda akademisyen vardır. Nasyonal sosyalistlerin güdümüne girmeyi ret eden ve ülkeyi terk eden, sadece Nobel ödüllü fizikçilerin bir listesini, günümüz Türkiye sindeki bilim insanlarının dikkatine sunuyorum. Umarım aranızda bunlardan daha kalitelileri vardır.

Albert Einstein- Prusya akademisi,

 James Franck Göttingen üniversitesi

Hertz (frekans hala daha Hertz birimi ile ölçülür Elektromanyetik dalgaları keşfeden )

Erwin Schrödinger (Schrödinger denklemi, kuantum mekaniğinin matematiksel alt yapısını oluşturmuştur.)

Victor Hess (eşi yahudi olduğu için görevinden uzaklaştırılmıştır); Oto Stern;  Felix Blach.

Max Born (Kuantum mekaniğine olasılık kavramını kazandıran büyük atom fizikçisi, İngiltere’ye göç etmiştir.)

Eugene Wigner(Kendisini tanıma konuşma şansım oldu, Macar asıllı büyük bir matematikçi, nükleer reaktörler teorisini kuran insan, rahmetli Prof. Dr. Erdal İnönü’nün hocası)

Hans Bethe ( Kitabını ODTÜ verdiğim nükleer fizik derslerinde okuttuğum teorik fizikçi, nükleer fiziğin kilometre taşlarından)

Denis Gabor ( Macar asıllı Yahudi )

Gamow  (Macar asıllı Yahudi, Regan döneminde başkanlık bilim danışmanı yıldız savaşları projesini tasarlayan teorik fizikçi)

Bu listeyi diğer doğa bilimleri, sosyal bilimler, normatif bilimler, tarih, hukuk gibi alanlara da genişletmek mümkün. Einstein’ın ikinci cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’ye tarihe not düşülen bir mektup yazarak Nazi Almanya’sındaki bilim insanlarının maruz bırakıldığı durumu aktarmıştır. Bunun üzerine siyasetin bilim üzerine yaptığı baskısından kaçan çok sayıda bilim insanına Türkiye kucak açmış, üniversitelerinde görev vermiştir. Ankara üniversitesinin kuruluşunda görev alan Prof Arnt (Türkçeleştirilen anorganik ve organik kimya kitabı çok sayıda kimya mühendisine ilham kaynağı olmuştur. Prof. Strang, Ankara üniversitesi tarafından yayınlanan Teorik Mekanik kitabı günümüzde dahi ders kitabı olarak kullanılabilecek kalitededir.  Bu hocalardan ben ve benim kuşağım çok istifade etmiştir. Şimdi hayatta olmayan bu insanları saygı ile anarım. 1933 üniversite reformunun hukuksal alt yapısını yine Nazi zulmünden kaçan ünlü prof. Hirsh yapmıştır.
Tarihten neden ders alınmaz şaşarım. Masum bir bilimsel kurum olan, hatta bana göre sesini hiç çıkarmayacak kadar masum bir akademiden siyaset ne ister? Anlamak mümkün değildir. Bilimsel kalitenin değil siyasetin icazeti ile akademiye seçilecek bir bilim insanı olmak istemezdim. İnsan bilimsel kalitesi ile bir makam gelmeli onun bunun iteklemesi ile değil.


                                                     Hararet Nardadır sacda değildir

                                                     Keramet hırkada tacda değildir

                                                     Ne ararsan kendinde ara

                                                     Kudüs’te Mekke’de Hac’da değildir

                                                                                                   Yunus Emre

Başbakan’a veya TÜBİTAK yönetim kuruluna akademi üyelerini seçme yetkisi vermenin bir mantığı var mıdır? Nazilerin mantığı onlara göre doğru veya yanlış, bilimsel başarının kaynağı ırk ve kandır, bu onların inancıdır, buna dayanarak akademileri darmadağın etmişlerdir.  Peki, bizim mantığımız nedir?   Bir zamanlar seçilmiş bilim kurulu üyeliğini yaptığım, TÜBİTAK ve üniversitelerimiz gerçekten bilimsel kurumlar ise, siyasetin bilime müdahalesine bir tavır koymalıdırlar. Bu saygı duyulacak üniversal bir ilkedir. Her halde Alman Yahudilerinden daha ödlek değilizdir.
False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle