Okur Temsilcisi'ne mektuplar

Güncelleme Tarihi:

Okur Temsilcisine mektuplar
Oluşturulma Tarihi: Eylül 22, 2003 01:48

New York Times ve Hürriyet

İSTANBUL,
geçen hafta çok önemli bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Dünya Haber Ombudsmanları (Okur Temsilcileri) Birliği, yıllık toplantısını İstanbul'da düzenledi. 10'u aşkın ülkeden aralarında benim de bulunduğum 32 okur temsilcisi, 3 gün boyunca okur ve izleyicilerin medyaya yönelik eleştirilerini tartıştılar. Toplantı sonunda birlik başkanlığına Milliyet Gazetesi Ombudsmanı Yavuz Baydar seçildi.

İstanbul Konferansı'nda tartışılan konuların başında, dünyanın belki de en önemli gazetesi olan New York Times'ın genç muhabiri Jayson Blair'in sadece 1.5 yıllık bir süre içinde yayınlanan 73 haberinden 36'sının yalan, aşırma, abartma olduğunun ortaya çıkmasıydı. Jayson Blair, bu inanılmaz olay sonunda işinden oldu, kendisiyle birlikte gazetenin Pulitzer ödüllü yayın yönetmeni ile yardımcısını da yerlerinden etti. Olayın daha önemli bir başka sonucu ise, New York Times'ın bu olay sonunda bir okur temsilcisi atama kararı almasıydı. Yani Hürriyet'in çok uzun süre önce açtığı okur temsilciliği köşesini, 150 yıllık New York Times Gazetesi önümüzdeki günlerde açacak.

ÇAĞDAŞ ÜLKELERDE

Gazetelerin ve medya kuruluşlarının, kendilerini okur eleştirisine açması, sadece çağdaş Batı ülkelerinde uygulanıyor. Dünyada ABD, İngiltere, Kanada, Fransa, İskandinav ülkeleri, Japonya gibi sınırlı sayıda ülkede gazeteler bunu yapıyor. Örneğin, AB üyesi komşumuz Yunanistan'da bile okur temsilciliği yok. Doğu Avrupa, Afrika, hiçbir Arap ülkesi ve belki de Türkiye hariç hiçbir İslam ülkesinde medya, okur eleştirilerine açık değil. Türkiye'de de, ilan edilmiş yayın ilkeleri bulunan ve ‘‘Ben okurumun eleştirisine açığım, ben şeffafım. Beni okuyan, istediği gibi eleştirir’’ diyebilen gazete sayısı maalesef sadece iki: Hürriyet ve Milliyet.

İstanbul'daki Dünya Haber Ombudsmanları Birliği toplantısında, diğer çağdaş Batı ülkeleriyle birlikte Türkiye'den de hiç olmazsa iki temsilci bulunmasından, üstelik bir Türk'ün böyle uluslararası bir örgütün başına seçilmesinden, bir Türk gazeteci olarak çok keyif aldım.

Üç gün süren İstanbul Konferansı'nda, pek çok yerli ve yabancı gazeteci söz aldı. Bu hafta, siz okurlarımıza ait bu köşede, gazetecilerin bazı sözlerini aktarmak istiyorum.


‘Aferin sana kız’ başlığına eleştiri

SÜREYYA Ayhan'ın başarısını ‘‘Aferin sana kız’’ başlığıyla yansıtmanızı Hürriyet'e hiç yakıştıramadım, çok argo buldum. Bu başlığa iki itirazım var: Birincisi, ‘‘kız’’ sözcüğünde ayrımcılık olduğunu düşünüyorum. Yani aslında bu kız başaramaz ama nasıl olduysa başardı denmek isteniyor. İkincisi eğer Süreyya Ayhan erkek olsa, ‘‘Aferin sana lan’’ mı denilecekti?

Fahrettin EMİROĞLU

TEMSİLCİNİN NOTU

Gazetelerin yorum içeren başlıkları çoğu kez eleştiri konusu oluyor. Bu başlık, yorum başlıklarına çarpıcı bir örnek. Ve başlıkta yorumdan kaçınmak, Hürriyet'in yayın ilkelerinin de bir gereği. Bu başlığı atan spor editörümüz Mehmet Arslan, okurumuzun bu eleştirisini şöyle yanıtladı:

‘‘Bugüne dek Süreyya Ayhan'ın Kanada'dan Münih'e, oradan Paris'e uzanan tüm önemli yarışlarını yerinde izledim. İtiraf edeyim ki, Paris'te kazanılan ikincilik, beni mutlu etmedi. Yaşadığı şanssızlık, hayal kırıklığı ve büyük baskıdan sonra, Süreyya'nın Brüksel'de piste çıkıp yılın en iyi derecesini koşması alkışlanacak bir başarıdır. Bu yarışı izleyen herkesin içinden Süreyya'ya, ‘Aferin sana be!.. Bravo sana!' demek geçtiğine eminim. Bu ifadeler, Süreyya'yı ve onun başarısını küçümsemek değil, tam aksine taçlandırmak için kullanıldı. Ama okurlarımızın bu konuda gösterdiği hassasiyet bizi de çok sevindirdi.’’



İmarzedeleri de yazın

GAZETENİZİ her gün okuyorum. Her gün okuduğum bu gazetede her türlü haber, her türlü magazin, her türlü başka olaylara yer veriliyor ama İmar Bankası mudileriyle ilgili bir haber yayımlanmıyor. Onların sıkıntılarını anlatan bir yazı yok.

İnsanların bu ülkede, kendi devletine güvenip, kendi ülkesindeki bir bankaya para yatırdığı için vatan haini ilan edilmedikleri kaldı. İmarzedelerin sorunlarını sayfalarınıza bir gün olsun taşıyın. Bir teki dışında yazarlarınızdan da ses yok. Artık yeter.

Kerem ÖNDER

TEMSİLCİNİN NOTU

Okurumuzun eleştirisine katılamıyorum. İmar Bankası mudileriyle ilgili gazetemizde pek çok haber çıktı. BDDK Başkanı Sayın Engin Akçakoca’nın ‘‘İmar Bankası mevduatlarını taksitle öderiz’’ sözleri de 15 Eylül Pazartesi günü ekonomi sayfasında manşet olmuştu.



Jayson Blair’e editör göz yumdu

DON WYCLIFF (CHICAGO TRIBUNE OMBUDSMANI):
New York Times'ta Jayson Blair skandalının yaşanmasındaki temel neden, bence orta boy editörlerin korkması ve muhabirin asparagaslarına göz yummasıydı. Çünkü ABD'de gazeteciler, ırkçılıkla suçlanmaktan çok korkarlar ve Jayson Blair de bir siyahiydi.


Sorumluluk sırası NYT’de

JOANN BYRD (New York Times'ta, Jayson Blair skandalını soruşturan komitede yer alıyordu ve konuşması videoyla aktarıldı): New York Times şimdilik 1 yıl için okur temsilcisi atama kararı aldı. Böylece ‘‘Ben sorumluyum’’ diyecek. Bunun sürdürüleceğinden kuşkunuz olmasın. Okur temsilciliğini kaldırıp, ‘‘Ben artık sorumsuzum’’ diyemez ki?


Yemen’de ordu gazete çıkarıyor

BRIAN WHITAKER (İNGİLİZ GUARDIAN):
Arap ülkelerinin hiçbirinde, parasal açıdan kendi kendine yeten, özgür ve bağımsız gazete yok. Katar'da gazete Dışişleri Bakanlığı'na bağlı, Yemen'de ordu gazete çıkarıyor, Ürdün'de Kraliyet ailesi hakkında resmi açıklama dışında haber yazılmaz, dış politika konuşulmaz. Gazetelerin hiçbirinde ilan göremezsiniz.

Yüksek standart için temsilci

HANZADE DOĞAN (MİLLİYET İCRA KURULU BAŞKAN YARDIMCISI):
Medyanın inandırıcılığı her geçen gün azalıyor. Okur temsilciliği, bu açıdan önemli, standartları yüksek bir gazetecilik için de şart.

Le Monde’un ‘görünen’ yüzü

ROBERT SOLE (FRANSIZ LE MONDE OMBUDSMANI):
Geçen aylarda, ‘‘Le Monde'un Gizli Yüzü’’ diye bir kitap yayımlandı. Gazetemizin üç yöneticisini ağır dille suçlayan kitap 250 bin satarak best seller oldu. Gazetemizde de arkadaşlar, kitap hakkında ikiye bölündüler. Bana binlerce okur mektup yazdı ama ben kitaba karşı savunma yapmayı işimin gereği saymadım. Sadece gazete içinde yaşananları anlatan bir yazı yazdım. Yazımın bir bölümü sansüre uğradı, bunu da içeren bir yazı daha yazdım ve yayımlandı. Ben gazetenin ‘‘gizli’’ değil, ‘‘görünen’’ yüzünden sorumluyum.

Embedded gazeteciler

DAVID IGNATIUS (WASHINGTON POST):
Bugüne kadar gazeteciler savaşlarda, ‘‘Beyaz bayrağım var, ben farklıyım. Kimsenin aracı değilim’’ diyorlardı. Bu savaşta uygulanan embedded gazetecilik ile bu değişti. Ama bence bu tür gazeteciliğin iyi yanları da var. Embedded (ordu birlikleriyle birlikte dolaşan) gazetecilerin bazıları savaşın en iyi yazılarını yazdılar.

Gelecekte de olacaklar

TONY MADDOX (CNN):
Irak Savaşı'nda görev alan embedded gazeteciler çok tartışılıyor. Ama bence bu işe yaradı. Gelecekte de embedded gazetecilik olacak. Ayrıca savaşta ölen gazeteciler arasında embedded olan yok.

‘Embedded’lere editör dengesi

JEFFREY DVORKIN (ABD ULUSAL HALK RADYOSU):
Embedded gazetecilerin yazılarını dengeleme görevi editörlere düşüyor. Editörler, bu haberleri biraz daha dikkatli okuyup, sakıncalarını giderebilirler.


OKURLARIMIZDAN KISA KISA

O.E. 3 Eylül tarihli gazetenizde Winston Churchill'in 1922 yılında İngiltere Başbakanı olduğu bildirildi. Oysa Churchill ilk defa 1939-45 arasında başbakanlık yaptı.

ENİS ÖNDER Yazarlarımız bir araya gelseler de karar alsalar, daha umut veren, daha atılımcı ruh taşıyan, daha evrensel yazılar yazsalar. Günlük, kısırdöngü içindeki siyasal gündemden bıktım.

LEVENT ATALIK Son zamanlarda ‘‘double check’’ başlığıyla çifte bakış yazıları yazılıyor. Neden böyle yabancı bir dilde başlık kullanma ihtiyacı hissedildi? Ayrıca bazı yazarlarınızın bilmediğimiz terimleri kullandıktan sonra lütfen Türkçe açıklamalarını da yazmalarını istiyorum.

EDİP BAYKARA 11 Eylül tarihli gazetenizde, ‘‘Irak'tan heyet geliyor’’ başlıklı haberde Ahmet Çelebi olarak kullandığınız fotoğraftaki kişi, Kilis Valisi Tevfik Başakar'dır. Fotoğraf hatalı kullanılmış.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!