Deprem sonrası ‘hayatta kalma suçluluğu’... Bu psikolojik yıkımın etkileri nasıl azalır?

Güncelleme Tarihi:

Deprem sonrası ‘hayatta kalma suçluluğu’... Bu psikolojik yıkımın etkileri nasıl azalır
Oluşturulma Tarihi: Şubat 24, 2023 11:16

Günlerdir herkesin gözü kulağı Kahramanmaraş depremlerinden etkilenen illerde… Tüm ülke enkaz altındakilerle birlikte üşüyor, yakınlarını kaybedenlerle birlikte ağlıyor, yıkılmış evleri önünde bundan sonra ne yapacaklarını düşünenlerle birlikte hüzünleniyor. Temel ihtiyaçlarını sağladığı için kendini suçlu hisseden pek çok insan da var. Peki bu suçluluk duygusu ile nasıl baş edilir? Uzmanlarla konuştuk...

Haberin Devamı

“Karnım acıktığında ağzıma attığım bir lokma boğazımdan geçmiyor. Sıcacık yatağa girip üstüme çektiğim yorgan kurşun gibi ağırlaşıyor. Müzik dinlesem, film izleyip biraz kafamı dağıtmaya çalışsam o insanların yaşadığı acıya saygısızlık gibi hissediyorum.” 

“Evimin eşyaları çok eskidi. Yeni eşya almak için bir iki aydır bakınıyordum. Deprem olduğu günden beri içimdeki ses ‘İnsanların sevdikleri enkaz altında kaldı, evleri yıkıldı, çadırlarda kalıyorlar. Sen koltuğum eskidi, masamın üstü çizildi, mutfak dolabının kapakları sarardı diye şikâyet ediyorsun' diyor ve hiçbir şey yapasım gelmiyor.”

“İki gün sonra oğlumun doğum günü. Depremde binlerce çocuk hayatını kaybetmişken, onca anne baba gözlerinden sakındıkları çocuklarını toprağa vermişken ben nasıl hiçbir şey olmamış gibi ‘İyi ki doğdun’ diye şarkı söyleyip mutlu olacağım? Çocuk çok istiyor ama benim içimden gelmiyor. Bunları düşünmek bile utanç duymama neden oluyor. Depremden sonra ona daha sıkı sıkı sarılmaya öpmeye başladım. Ama sarılırken birden çocuklarını kaybeden aileler geliyor aklıma yine suçluluk duyuyorum. Gerçekten psikolojim bozuldu, nasıl toparlayacağım bilemiyorum."

Haberin Devamı

“Sürekli üzülecek bir dert bulan ve kendini mutsuz eden biriyim. 6 Şubat’tan beri kendime dert edindiğim şeyleri düşünüp hayıflanıyorum, meğer benim hiç derdim yokmuş. Psikoloğa gidecektim ama kendimi deprem bölgesinde olan insanlarla kıyaslayıp şımarıklık yaptığımı düşündüm ve gitmekten vazgeçtim. İnsanların yaşadıklarını düşündükçe psikoloğa dert diye anlatacağım şeylerden utandım.”

“Depremin olduğu hafta hava o kadar soğuktu ki, hem yüreklerimiz dondu hem bedenlerimiz.... Isınamadıkça kombiyi açmak üstüme battaniye almak istedim ama öyle kötü hissettim ki kendimi... İnsanlar enkazın altında üşürken, yakınlarını bekleyenler tir tir titrerken ben ısınmak istemekten utandım."

“Depremin ilk günleri özellikle sosyal medyadaki görüntüleri izleyip saatlerce ağladım. Kendimi yakınlarını kaybeden ya da enkaz atında kalanların yerine koydum, düşündükçe nefesim kesildi. Yemek, içmek, uyumak istemedim; açlığımı bastırmak susuzluğumu gidermek ayıbıma gitti. Birkaç gün içinde normal hayata dönmek, yaşananları unutmak istemedim.”

* * * * *

Haberin Devamı

6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş depremleri Türkiye'ye tarifsiz acılar yaşattı. Hayatını kaybedenlere, sevdiklerini yitirenlere tüm dünyanın yüreği yandı. Depremin üzerinden 2 haftadan fazla zaman geçti, yaralar sarılmaya çalışılıyor. Ne var ki tıpkı bu örneklerde olduğu üzere, deprem sonrası normal hayatına döndüğü, temel ihtiyaçlarını sağladığı için kendini suçlu hisseden pek çok insan var. Kimi bu büyük felakette ailesini, sevdiklerini yitirdi kendi hayatta kaldı diye suçluluk yaşıyor, kimi kendini depremin etkilediği bölgelerde tüm zorluklara rağmen hayata tutunmaya çalışan depremzedelerle kıyaslayıp yediği yemekten, üstüne örttüğü yorgandan bile utanıyor. Pek çok kişi normal yaşam rutinleri lüksmüş gibi hissediyor ve suçluluk duyuyor.

Haberin Devamı

-- Peki bu duyguları yaşamak normal mi?

-- Suçluluk hissinin psikolojik ve fiziksel etkileri neler?

-- Bu duygu nedeniyle normal hayatına dönemeyen kişiler ne yapmalı?

'TRAVMALAR, RUHLARDA FAY KIRIKLARI GİBİ DERİN YARALAR AÇAR'

Depremden sonra günlerce enkazdan sağ çıkarılacak insanlara odaklanarak "Yaşadıkları ruhsal travmaları nasıl en aza indirebiliriz?" diye düşündüğümüzü belirten Psikiyatrist Nihat Alpay, bu tür büyük afetlerin insanların ruhsal yapısında depremdeki fay kırıkları gibi derin yaralar açtığını, depremin sadece afet bölgesini değil tüm Türkiye’yi derinden etkilediğini ve halkımızın çoğunda travma yarattığını ifade etti.

Psikiyatrist Sabri Yurdakul ise pek çok insanın yaşadığı bu duygunun normal olduğunu, kendimizi onların yerine koyduğumuzu, o kişiler büyük zorluklar altında yaşarken hayatımızı daha iyi koşullarda sürdürmenin bize kendimizi kötü hissettirdiğini söyledi ve ekledi:

Haberin Devamı

“Depremzedelerin yaşadıklarını gördükten sonra sıcak yemek yemek, ısınmak, başımızı sokacağımız evimizin olması bizde suçluluk yaratıyor. 'Onlar bu durumdayken biz bunları yaşayabiliyoruz' diyerek kendimizi kötü hissediyoruz. Bu suçluluk duygusunu azaltmanın en iyi yolu, tüm imkânlarımızla karınca kararınca onlara yardım etmek, elimizdekileri gücümüz yettiği kadar paylaşmak ve onların yaralarını sarmaya yardımcı olmaktır. Yardım edecek maddi imkânımız yoksa gönderebileceğimiz sıcacık bir atkı, bir çift eldiven, bu günde yanlarında olduğumuzu onlara hissettirecek, içlerini ısıtacak. Bunun dışında gönüllü yardım faaliyetlerine katılmak da yaşadığımız suçluluk duygusunu azaltmaya, daha huzurlu hissetmeye yardımcı olacaktır.”

Haberin Devamı

'DEPREM VE SONRASI YAŞANANLARIN AĞIRLIĞINI HİSSETMEK NORMAL'

Depremin etkilediği illerden biri olan Adana’da yaşayan Klinik Psikolog Ebru Özkurt Topçu, yaşananların büyük bir felaket olduğunu, depremin korkutuculuğunun yanı sıra sonrasındaki haberlerin her tarafımızı acı ve hüzünle doldurduğunu ifade etti ve ekledi: 

“Can kayıplarına şahit oldukça, enkaz altındakilerin mücadelelerine ve yaşam öykülerine eşlik ettikçe yaşananlara üzülmek, hüzünlenmek oldukça normaldir. Birebir depremi yaşayan biri olarak; korkuyu, çaresizliği büyük ölçüde hissetmenin yanı sıra yakınların için endişelenmek, tanıdığın insanları kaybetmek, yıkılan binaları ve hayatları düşünmek oldukça yoğun duygulara neden oluyor. Fiziken iyi durumda olsam da bu felaketi yaşayanlardan olmama rağmen daha kötü etkilenenlere hissettiğim duygular kendi duygularımı gölgede bırakıyor. Deprem bölgesinde olmak, haberlerdeki görselleri, anlatıları yakın çevrede görülür duyulur hale getiriyor. Bu gerçekliğe yakınlık duyguları katılıyor. Deprem ve sonrası yaşananların ağırlığını hissetmek ve bu duyguları yaşamak oldukça normal ve olağan bir durum.”

'LOKMALAR BOĞAZIMDAN GEÇMİYOR'

Peki yaşadığı suçluluk nedeniyle duygusal çöküntü yaşayan bireyler, ne gibi belirtiler sergileyebilir? Suçluluk hissinin psikolojik ve fiziksel etkileri nelerdir? 

Topçu, depremi yaşayan veya uzaktan aldığı haberlerden etkilenen pek çok insan bulunduğunu, deprem sonrası fiziken iyi durumda olsa da psikolojik olarak duygu yoğunluğunu farklı biçimlerde yaşayanlar olduğunu belirtti. 

Yaşanan suçluluk duygusunun sürekli başkalarının nasıl ve ne durumda olduğunu düşünmeye neden olabileceğini vurgulayan Topçu, bu durumun kişinin kendi hayatını sorgulamasına ve yaşamın anlamsız olduğuna dair olumsuz düşüncelere kapılmasına neden olabileceğini söyledi.

Suçluluk duygusunun psikolojik olarak çökkünlük, depresif ruh hali, aşırı öfke ve utanç duygularını tetikleyebileceğini de sözlerine ekleyen Topçu, bu duyguların tümünün insanın günlük rutinlerinden vazgeçmesine, iyi gelen şeyleri yapmaya dair isteksizliğe, uykuya dalma güçlüğüne, yemek yemek istememeye, depremle ilgili kâbuslar görmeye neden olabileceğini söyledi.

Yurdakul da suçluluk duygusu ile duygusal çöküntü yaşayan insanlarda uykusuzluk, uykuya dalamama, gece kâbus görme halsizlik, yorgunluk hali, gündüzleri sürekli uyuma hissi ve iştahsızlık yaşanabileceğini, ‘Lokmalarım boğazımdan geçmiyor’ gibi şikayetlerin sıklıkla dile getirildiğini ifade etti.

Topçu; insanın barınma, yemek yeme, su içme, uyku gibi en temel ihtiyaçlarını dahi karşılarken suçluluk duymasının, kişinin ruhsal dengesini ciddi derecede etkileyebileceğinin altını çizdi.

‘SUÇLULUK DUYGUSU KİŞİYİ BİR TUTULMA HALİNE SÜRÜKLEYEBİLİR’

Suçluluk duygusu, uygun bir şekilde baş edilemediği takdirde kalıcı hale gelebilir mi?

Uzun süre bu suçluluk duygusunda kalmanın kişinin yaşamını bloke edeceğini belirten Topçu, “Kişi bu felaket durumunda birilerine destek olabilecekken ya da iyi gelebilecekken, yaşadığı suçluluk duygusu nedeniyle bir tutulma haline sürüklenebilir”  dedi. Topçu, suçluluk duygusuna etkisizlik de eklenince kişinin öfke, utanç, hüzün gibi diğer duygularla kapana kısılmış hissedebileceğini, müdahale edilerek başka yöne evrilmeyen bu duyguların kalıcı olarak kişiyi esir edebileceğini belirtti.

Bu duygudan kurtulmak için mutlaka profesyonel destek mi almalıyız? Kişi duygularını fark edip kendisi bir şeyler yapabilir mi?

Suçluluk duygusunun yoğun yaşayan kişilerde tedavi edilemediğinde kalıcı hale gelebileceğinin altını çizen Yurdakul, böyle durumlarda mutlaka bir psikolojik, psikiyatrik yardım almak gerektiğini belirtti ve şunları söyledi:

“15 günden uzun süren ya da çok yoğun yaşanan durumlarda profesyonel destek almak faydalı olur. Kişi duygularını fark ettiğinde yapacağı en iyi şey bu duygulara çok yoğunlaşmamak, ortam değiştirmek, arkadaşlarını arayıp onlarla zaman geçirmek, yürüyüş yapmak, deprem görüntülerini çok izlememek olacaktır.” 

Topçu da kişinin günlük hayatında işlevselliği bozulmuşsa; uykusuzluğu, iştahsızlığı, hareketsizliği artmışsa; sadece haberleri takip edip sürdürmesi gereken işleri sürdüremez haldeyse profesyonel destek almasının uygun olduğunu vurguladı. 

Topçu, kişi ilk günlerde çok yoğun suçluluk, utanç, üzüntü hissediyor fakat günden güne yavaş yavaş düzene girdiğini gözlemliyorsa yapılması gerekenleri ise “Duyguları ifade ederek paylaşmak, depremden etkilenenler için elinden gelen maddi ve manevi desteği sağlamak önceliklendirilebilir” sözleriyle açıkladı.

Ülkemizin pek çok bölgesinde depreme neden olan fayların bulunması, bütün insanlarda bir panik oluşturdu. Geniş bir kitle bundan olumsuz etkilendi. Özellikle televizyonlarda dile getirilen deprem senaryoları kişilerdeki korkuyu ve paniği üst düzeye çıkardı. Deprem gibi travma ve tetikleyici etkenlerle ilişkili bozukluklar, ruhsal hastalıklar içinde geniş bir yer tutar. Bunlar akut stres bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu, tepkisel bağlanma bozukluğu, uyum bozukluğu, sosyal katılım bozukluğu gibi bozukluklardır. Akut stres bozukluğu; travmatik bir olaydan hemen sonra ortaya çıkabilen zihinsel sağlık sorunudur. Çeşitli psikolojik semptomlara neden olabilir. Herkes travmatik olaylara farklı tepkiler verir. Ancak daha sonra ortaya çıkabilecek fiziksel ve psikolojik etkilerin farkında olmak önemlidir. Travmatik bir olaydan sonra psikolojik sıkıntı yaşamak, akut stres bozukluğunun (ASB) bir işaretidir.

Psikiyatrist Nihat Alpay

Alpay, travma süresi 1 ayı geçtiğinde ve yeterli tedavi yapılmadığında travma sonrası stres bozukluğu gelişebileceğini, bunun kişinin işini yapamaması, sosyal faaliyetlerden uzak kalması ve travmayı hatırlatacak her durumun eski travmanın yinelenmesi anlamına geldiğini söyledi.

Yetersiz tedavi durumunda kişinin sosyal, ekonomik ve ruhsal durumunun çok derinden etkilendiğini, bu kişilerin mutlaka bir psikiyatriste danışmaları gerektiğini vurgulayan Alpay, travmaya uğrayanlarda anksiyete bozukluğu, depresyon gibi ruhsal hastalıkların oluşabileceğini, mevcut hastalıkların da alavlenebileceğini sözlerine ekledi.

'DAYANIŞMA İÇİNDE YARALARI SARACAĞIZ'

Yurdakul, suçluluk duygusunun her zaman depresyona neden olmadığını hatırlattı ancak deprem görüntülerini izlememek, kişisel bir uğraş bulmak, yürüyüş yapmak, insanlara yardım eli uzatmak gibi eylemlerin ruh sağlığını korumaya yardımcı olduğunu belirtti.

Topçu ise deprem nedeniyle hem bireysel hem de toplumsal olarak çok boyutlu yaralar aldığımızı, iyileşme sürecinin zaman alacağını ve adım adım olacağını ifade etti. Bireysel olarak yakın sosyal çevreden destek alıp bir arada olarak, duyguları paylaşarak iyileşme sürecine başlanabileceğini, fiziksel bakımın ve temasın önemli olduğunu belirten Topçu ekledi:

“Güvenlik duygusu derinden sarsıldı. Hem kendiniz hem çocuklar için güvende hissetmeyi sağlayan şeyleri sıkça uygulamak önceliklerden biri olmalı. Sarılmak, fiziki yakınlık ve temasta olmak, yeme içme, uyku, çocuklar için oyun gibi temel ihtiyaçların mümkün olduğunca karşılanmasını sağlamak çok önemli. Toplumsal olarak destek olabilecek en küçük adımların bile gerçekleştirilmesi, dayanışma içinde olmakla yaraları sarmak mümkün olacaktır.”

Peki ya “Neden onun başına geldi, neden ben hayatta kaldım? Neden çocuğum öldü, ben yaşıyorum?” suçluluğu...

Topçu, depremde yakınlarını kaybedenlerin hayatta kaldıkları için suçluluk hissedebileceklerini, kendilerine “Neden bana değil de onlara oldu? Neden onlar şu an yoklar ama ben hâlâ yaşıyorum?” gibi bir sürü sorduklarını ve bu sorularla baş ederken herkesin kullanacağı kanalların farklı olacağını belirtti.

Topçu sözlerini şöyle noktaladı: 

“Çocuğunun ölmesiyle hayatta kalan ebeveynin isyanı, sorgusu, acısı insanın yaşayabileceği tarifi çok güç bir durum. Bu soruyu bir anne olarak yanıtlamak dahi zorluyor beni. Her yas süreci kişiye özgü değişen biçimlerde yaşanır. Bu zorlu yas sürecinde profesyonel psikolojik destek ile bir uzmanın eşlik etmesini önerebilirim. Bazı kişiler inançları ile bu suçluluk duygularından kurtulabilir, bazıları depremzedelere destek vererek hayatta kalmalarına anlam katabilir. Herkesin bu duygu ile başa çıkma şekli farklıdır, normalde nasıl başa çıkıyorlarsa bu kaynaklarını ona göre kullanmalılar. Yas sürecinin bir aşamasında suçluluk duygusu çok yoğun yaşanır. Bu duyguyu yaşamaktan kaçınmadan altında yatan üzüntü, hayal kırıklığı gibi hislerin mutlaka dışa vurulması gerekir.”

BAKMADAN GEÇME!