Bu kadar vahim bir tablo beklemiyordum Cumhuriyet’in kuruluşundan bunca yıl sonra Türkiye bu olmamalıydı

Güncelleme Tarihi:

Bu kadar vahim bir tablo beklemiyordum Cumhuriyet’in kuruluşundan bunca yıl sonra Türkiye bu olmamalıydı
Oluşturulma Tarihi: Aralık 21, 2008 00:00

Siyaset bilimci Prof. Binnaz Toprak, bir yıldır Açık Toplum Enstitüsü ve Boğaziçi Üniversitesi’nin desteklediği bir araştırma üzerinde çalışıyordu. Türkiye’de mahalle baskısı var mıdır, ne boyutlardadır sorularına cevap aramak için İrfan Bozan, Tan Morgül ve Nedim Şener’le birlikte 12 il dolaştı: Aydın, Eskişehir, Denizli, Balıkesir, Kayseri, Adapazarı, Konya, Erzurum, Trabzon, Sivas, Batman ve Malatya.

Her ilde 3-4 gün kaldı, 265’i erkek, 136’sı kadın olmak üzere 401 kişiyle konuştu. "Türkiye’de Farklı Olmak, Din ve Muhafazakárlık Ekseninde Ötekileştirilenler" araştırması tamamlanalı bir kaç gün oluyor. Bu, rakamlara değil insan hikayelerine dayalı bir araştırma. Laik hassasiyeti yüksek kişilerin, kadınların, Alevilerin, Çingenelerin, Anadolu Hıristiyanlarının ve gençlerin yaşadığı baskı türlerini ortaya koyuyor. Daha önce birçok araştırmaya konu olmuş İslami kesimin sıkıntıları bu araştırmanın çerçevesinin dışında bırakılmış. Eşcinsellere de Anadolu kentlerinde görüşmenin zorluğu nedeniyle değinilmemiş. Binnaz Toprak’la araştırmanın metodolojisini konuştuk.

Çıkış noktanız Şerif Mardin’in mahalle baskısı var sözleri mi, demokrat elitlerin hayatımıza müdahale var feryadı mı?

-Ben zaten laikler üzerine bir araştırma yapmak istiyordum, çünkü İslami kesim her yönüyle çok araştırılmıştı. Şerif Bey’in sözleri de tam üstüne denk geldi.

Görüşme yaptığınız 12 ili seçerken neden AKP’nin oy oranlarını kriter aldınız?

-Din konusunda daha hassas olan vatandaşların önemli bir kısmının AKP’ye oy vermiş olabileceğini varsaydık. Laiklik hassasiyeti olanların da CHP’ye. Dolayısıyla son seçimlere baktık. AKP’nin yüzde 47 oy oranının üstünde ve altında olan illerle, CHP’nin yüzde 21’lik oy oranının üstünde ve altında olan illeri seçtik. Bunun dışında elbette bölgesel dağılımı ve ekonomik gelişmeyi de göz önünde bulundurduk.

Bu illerdeki Alevilerle, gençlerle, Hıristiyanlarla, Çingenelerle, kadınlarla görüştünüz. Laikleri nasıl buldunuz?

-Kurumlardan yardım aldık. CHP’ye, Atatürkçü Düşünce Derneği’ne (ADD), Eğitim-Sen’e gittik.

Bu kurumların sizi yönlendirmiş olması mümkün mü?

-Ama biz zaten özellikle aradık laik hassasiyeti olan kişileri, onların adresleri de tabii bu kurumlar. Bunların dışında da pek çok yere gittik. Ayrıca CHP ve ADD’nin Anadolu’da bizim zannetiğimizden farklı işlevleri olduğunu gördük. İstanbul’dan baktığınızda CHP ve ADD’nin sadece laikliği fevkalade önemseyen insanlardan oluştuğunu sanabilirsiniz ama Anadolu kentlerindeki küpe takmış gençler, Aleviler, buralara sığınıyor çünkü gidebilecekleri başka bir sivil toplum örgütü yok.

Size anlatılan hikayelerin doğruluğunu test ettiniz mi?

-Hayır ama nasıl edelim. Müdürüm bana böyle yapıyor diyor. O müdüre gitsek yok böyle bir şey diyecek. Ya da birçok ilde kadınlar diyor ki "Otobüslerde başı açık yaşlı kadınlar ayakta kalıyor, onlara yer verilmiyor, türbanlılara veriliyor." Bunu da test edemeyiz ama aynı hikayeyi Bağcılar’da da, Erzurum’da da, Konya’da da duymamız önemliydi. Samimiyetlerine güvendik, biz bir yargı makamı değiliz ki.

HER YERDE AYNI OLAY VARSA MÜNFERİT OLAMAZ

Cumhuriyet’in elitleri diye adlandırılan sosyal demokratların ilk kez kendilerini kötü hissettiğini söyleyebilir miyiz?

-Bunu net olarak söylemek için Türkiye’de kaç sosyal demokratın baskı hissettiğinin rakamları olması lazım elimizde. Bizim araştırmamız istatistiksel bir araştırma değil. Ama gittiğimiz kentlerde öğretmenler, hemşireler, doktorlar kimliklerinden dolayı sıkıntı yaşadıklarını söyledi. Samimi olduğunu düşündüklerimizi araştırmaya dahil ettik. Bir de sıkıntının tarifi o kadar her yerde aynıydı ki, bir tablo çıkarabildik.

Aynı şikayetin farklı yerlerde tekrarlanması sosyal bilimde sağlam bir veri midir?

-Elbette, sosyal bilimde genelleme yapabilmek ancak böyle tekrarlarla mümkündür. Çünkü laboratuvar testi değil bu. Rakam verilemiyor diye sorunun ciddiye alınmaması yanlış olur. Ama Türkiye’de öyle bir kamplaşma var ki aydınlar ancak kendi fikrine yakın gördüğü araştırmaları destekliyor, görmediğini yerden yere vuruyor.

Birileri çıkıp münferit olayları cımbızla çekip yazmışlar derse?

-Münferit olduğunu düşünmüyoruz. Bize anlatılanlar 40 yılda bir birilerinden duyduğunuz şehir efsaneleri değildi. Her gittiğiniz yerde devlet memurlarının kendini Cuma’ya gitmek zorunda hissettiğini, selamünaleyküm yerine merhaba diyenlerin mimlendiğini ya da Alevilerin kimliklerini sakladıklarını görünce, münferit olmaktan çıkıyor bir örüntüye dönüşüyor. Bir toplantıda türbanlı kadınların, aralarında bulunan tek başı açık kadına "Başı açıklara ölüm" demesi mesela, bana göre münferit ama bu siyasileşmenin nereye gidebileceğini göstermek için onu da araştırmaya kattık.

Uzun saçlı, küpeli gençlere, Alevilere, çingenelere, diğer azınlık gruplara baskı yapıldığını zaten biliyorduk. Yeni ne söylüyor sizin araştırmanız?

-Bu tavır yeni değil. Yeni olan Alevilere iş verilmemesi. Kaç kez "Her yerde işsizlik var, size yönelik olmayabilir bu tavır" dedik ama hepsi ağız birliği yapmışçasına "Belediyelere, kamu görevlerine bakın kaç Alevi olduğunu göreceksiniz. Adreslerimize bakıp Alevi mahallesinde oturduğumuzu görünce bizi işe almıyorlar" dediler.

BASKIYLA BİRLİKTE TUHAF BİR İKİYÜZLÜLÜK ORTAYA ÇIKTI

Araştırmanıza göre bazı kentlerde esnaf Atatürk resmini dükkanlarına asmaktan imtina ediyor. Ne zaman bu hale geldik?

-Her ilde şu söylendi bize: Hem AKP’nin kadrolaşması hem Fethullah Gülen cemaatinin ticari hayattaki hakimiyeti nedeniyle insanlar onlara ayak uydurmak zorunda kalıyor. İçinden başka türlü geçirse bile AKP’ye yakınmış gibi görünüyor. Bize anlatılan bu.

Mahalle baskısı diye yola çıktınız ama AKP baskısı diye başka bir şeyle daha karşılaşmışsınız anladığım kadarıyla?

-Tam böyle adlandırılabilir mi bilmiyorum ama biz toplum kaynaklı baskıyı araştırmak isterken her yerde AKP kadrolaşmasından söz edilince mecburen bu konuyu da araştırmaya dahil ettik.

İktidara yakın olmaya çalışmak yeni bir şey değil ama?

-Tabii zaten birçok yerde "Şimdi komünist bir iktidar gelse benim büyük amcalarım komünistti diye dolaşırlar, kılık kıyafet de değişir" diyen de oldu.

Bu karakter zaafı mı?

-Bu baskıyla birlikte tuhaf bir ikiyüzlülük de ortaya çıkmış gözüküyor. Köprünün öbür tarafı diye bir sözden bahsedildi bize: Yaşadıkları ortamlarda oruç tutup, içki içmiyor gibi görünüyorlar ama köprünün öbür tarafına geçtiklerinde istediklerini yapıyorlar. Her kentte köprünün öbür tarafının bir adı var. Kayseri’de Kapadokya, Konya’da Makas... Makas’a kadar herkes Konyalı, ama Makas’ı geçtikten sonra pek çok kişi Konyalıların farklı davrandığından da bahsetti. Bunun altında bireylerin iktidara bağımlı hale getirilmesi yatıyor ve bu sırf AKP’yle sınırlı değil. Bundan önceki bütün iktidarlar da kadrolaştı denebilir. Ama o da yaptı, bu da yaptı diyerek ilelebet bu tablo devam edemez.

CHP, DSP iktidarları da dindar vatandaşlara kötü hissettirmiş olabilir...

-Tabii zaten yıllardır biz bu ülkenin zencileriyiz, dışlanıyoruz dediler. Gerçekten de bu kesim uzun yıllar marjinalleştirildi.

Şimdi yeni ötekiler laikler diyorsunuz...

-Bize anlatılanlardan öyle hissettikleri anlaşılıyor.

AKP kadrolaşmasına en somut kanıt iktidara yakın olduğu bilinen Memur-Sen’in üye sayısının artması değil mi?

-Aşırı bir artış söz konusu. 2002’de üye sayısı 42 binken 2008’de 315 bine yükselmiş. KESK’inki 39 bin azalmış. AKP’li olmayanın yükselmesinin, temiz sicil almasının zor olduğu anlatıldı.

AKP BUNA KAFA YORMALI

Araştırmanın sonuçları sizi dehşete düşürdü mü?

-Yola çıkarken böyle vahim bir tabloyla karşılaşacağımı tahmin etmemiştim. Anadolu’yu bilmeyen bir insan değilim. Şerif Bey mahalle baskısından söz ettiğinde "Elbette bir miktar olabilir" diye düşünmüştüm ama bu kadarını beklemiyordum. Hakikaten insanın siniri bozuluyor. Anadolu’daki gençlerin yaşadıklarını gördükten sonra buradaki öğrencilerime yatın kalkın dua edin halinize diyeceğim.

Sizi en çok tedirgin eden, pes doğrusu dediğiniz örnek hangisi?

-Kayseri’de bir Alevi gençle karşılaştık, inşaatlarda amelelik yapıyordu. İlkokuldan sonra okumadın mı diye sordum. Erciyes Üniversitesi’nden terk dedi. Hocalığım tuttu, bak oğlum niye bıraktın filan diye konuşuyorum, meğer olay başkaymış. Bir gün üniversitede hocası 90 kişilik sınıfta notlarınızı yüksek sesle okuyacağım, itiraz eden kalksın diyor. Çocuk da hocam ben daha iyi not bekliyordum diye kalkıyor. Kürsüye çağırıyor, hoca çocuğun sigara içtiğini ve oruç tutmadığını anlıyor, eliyle itiyor ve "Ulan sana dokundum, mekruh oldum" diyor.

Araştırma ekibi olarak epey yıpranmışsınız...

-Evet çok canımız sıkıldı, bazı şehirlerden dönerken yolda "Öldük, bittik" diye konuştuk. Okullar, kentleşme artarken hiçbirimiz bu kadarını beklemiyorduk. Bu sosyal bilim teorilerine de uymuyor, çünkü iktisadi gelişmeyle değer yargılarının değiştiği söylenir ama Türkiye’de durum böyle değil. Niye böyle oluyor anlamış değilim. Cumhuriyet’in kuruluşundan bunca yıl sonra Türkiye’nin tablosu bu olmamalıydı.

Sizce AKP bu araştırmaya bakıp özeleştiri yapar mı?

-Bütün bunlardan AKP üst yönetiminin haberi bile olmayabilir ama olması çok önemli diye düşünüyorum. Buna kafa yormalı. Türban söz konusu olduğunda yaşam tarzlarına saygıdan, liberallikten söz ediliyor ama gittiğimiz bütün illerde içki yasakları olduğunu gördük. Bu da yaşam tarzına müdahale değil mi?

BİZ DE MAHALLE BASKISINA UĞRADIK

Konya’ya gittiğimizde bir eczacı "Sizin hakkınızda bir haber var" dedi. Geleceğimizi haber alan Yeni Konya adlı yerel gazete "Dikkat! Üç yaygın medya organı, şehirde ur haline gelen içkili yerlerle ilgili yönlendirme haber yapmaya geliyor" diye yazmış. Yalan yanlış bilgilerle bizleri hedef gösteriyordu. Konya’daki mahalle baskısını bizzat yaşayarak gördük.

AKP’NİN YARATTIĞI YENİ İNSAN TİPİ

Esnaf, işadamı, memur çoğu kişinin "ben de sizdenim" mesajını vermek üzere cuma namazına gitmeye ya da kılıyor görünmek için kepenk kapatmaya başladığını, o tarihe kadar başı açık olan eşlerin örtündüklerini, selamlaşmanın "merhaba" ya da "günaydın"dan "selamünaleyküm"e dönüştüğünü, içki içenlerin kamuya açık yerlerde içmekten imtina ettiklerini, ramazanda oruçlu olunmasa bile oruçluymuş gibi davranıldığını, işyerinde Zaman Gazetesi bulundurmanın ya da dini cemaat toplantılarına katılmanın zorunlu hale geldiğini, laik ya da sol sendikalardan istifa edilip iktidar yanlısı sendikalara üye olunduğunu anlattılar.

ANADOLU’DA MAHALLE BASKISI BÖYLE OLUYOR

Eve kız gelirse önce ben göreceğim

Trabzon’da bir öğrenci, arkadaşının ramazanda evlerinde kola içerken ev sahibine "yakalandıklarını", bunun üzerine "o gün" kiralarının arttırıldığını gülerek anlatıyordu. Bir başka üniversite öğrencisi, ev sahibinin "eve kız getirdiği" takdirde kendisini evden çıkartmakla tehdit ettiğini söylüyordu. Hatta tuhaf tekliflerde bulunmuş "ille gelmesi gerekirse, önce benim zilime basacak, ben göreceğim, öyle size çıkacak, annen gelirse benim hanımla kalır, ben aşağı inerim, akraban bir hanım gelirse o da bizim evde kalır" bile demişti.

Türkçe bilmeyen yakınının suratına telefon kapattı

Erzurum’da bir öğrenci, üniversite yurdunda Kürtçe şarkı dinlediği için "ülkücülerden" dayak yediğini anlatıyordu. Balıkesir’deki öğrenciler otobüste, dolmuşta Türkçe bilmeyen aile büyüklerinden telefon geldiğinde "yüzlerine" telefonu kapattıklarını, sonra arayıp durumu açıkladıklarını belirtiyorlardı.

Aslan mısın tilki mi

Erzurum’da görüştüğümüz bir ilkokul öğretmeni, ramazanın ilk gününde okula gelen çocukların, birbirlerini "aslan mısın, tilki misin?" diye sorguladıklarını anlatıyordu. Mert olduğu için aslan oruç tutanları, kurnaz ve güvenilmez olduğu için de tilki tutmayanları simgeliyordu.

Alevi olduğu için terk edildi

Sivas’ta Cumhuriyet Üniversitesi öğrencisi bir genç, kente ilk geldiğinde Sivaslı bir kızla arkadaşlık etmeye başlamış, kıza Alevi olduğunu söyleyince terk edilmişti. "Benimle bir sorunun var mı?" diye sorduğunda, "yok" demişti kız, "sadece Alevi olduğun için".

Ambar memurundan hastane müdürü

Sivas’ta bir sağlık çalışanı, Diyanet İşleri Müdürlüğü’nden hastaneye atanan "imam hatip lisesi kökenli" birisinin önce ambar memurluğuna oradan da hastane müdür yardımcılığına yükseltildiğini söylüyordu.

İçki alan mimleniyor

Batman’daki genç bir kadın öğretmen, kentteki Öğretmenler Evi’nde eskiden yapılan içki servisinin kalktığını, "mimlendikleri" için büfelerden bile içki satın alamadıklarını, rahatsız edilmeden içki satın alınacak tek yerin Migros olduğunu söylüyordu. "Burası Konya gibi" diyordu, "herkes bunu el altından yapıyor."

Kurtulmak için haç taktı

Trabzon’da bir üniversite öğrencisi, kız arkadaşının cemaat ısrarından kurtulmak için ilginç bir yöntem denediğini anlatıyordu. Kıza "cemaatçi" öğrenciler toplantılarına katılması için sürekli ısrar ediyorlardı. Bir iki kez ısrarlara dayanamayıp gitmişti. Sonunda "kurtulmak için" haç kolye almış, Hıristiyanlığı kabul ettiğini, kendisini artık rahatsız etmemelerini söylemişti.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!