GeriEğitim Kadınlar daha çok çalışmalı, öne çıkmalı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kadınlar daha çok çalışmalı, öne çıkmalı

Kadınlar daha çok çalışmalı, öne çıkmalı
Abone Olgoogle-news

Prof. Dr. Sezer Şener Komsuoğlu, alanında önemli çalışmalara imza atan bir hekim olmasına rağmen uzun yıllar akademik camiada yönetici olarak görev yaptı.

Karadeniz Teknik Üniversitesi ve Kocaeli Üniversitesi’nin kuruluş çalışmalarda bulunan Prof. Dr. Komsuoğlu, genç akademisyenlere en az iki dil bilmelerini önererek, “Yeni nesilden, genç hekimlerden beklentilerimi yüksek tutmak istiyorum. Dünya akademisi ancak yazmak ve yazılanı uygulamaya koymakla övünüyor. Bu da en az iki yabancı dil gerektiriyor” diyor. Başlangıçta akademide kadınların oranının yüzde 53 olduğunu, ancak profesörlükte bu oranın yüzde 28’lere düştüğünü söyleyen Prof. Dr. Komsuoğlu, “Ben kadınların bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde daha çok çalışmasını, öne çıkmasını çok önemsiyorum” diyor. Prof.Dr. Sezer Şener Komsuoğlu ile eğitimi konuştuk:

- Nereleri bitirdiniz?
Öğrencilik hayatım üniversiteye kadar Ankara’da devam etti. Ankara Kız Lisesi mezunuyum. Çok iyi bir kadronun yer aldığı, eğitim kalitesinin yüksek olduğu bir okuldu. Bugün Türkiye’nin ve dünyanın farklı yerlerinde görev yapan birçok sınıf arkadaşımla birlikte hayatımızın birçok önemli ilkesini ve vizyonunu bu lisede edindim. Atatürk Üniversitesi’nde Tıp Fakültesi’ni bitirdim. Heyecanlı, genç ve gene çok iyi bir kadro ile kurulmuş bir fakülteydi. Nöroloji uzmanlık eğitimini Ankara ve Hacettepe Üniversitelerinde tamamladım. O yıllarda tıp fakültesi eğitimim, insanımızı yakından tanımak, ülkenin sorunları görmek, neler yapılabileceği ile ilgili bir vizyon geliştirmek için çok önemli bir deneyimdi. 1972’de 6’ıncı sınıftaki Halk Sağlığı stajımızı üç ay Erzurum’un Hasankale ilçesinde yapmıştık. O yıllar unutulmaz eğitim anılarıyla dolu, o zamandan beri mezuniyet sonrası zorunlu hizmet fikrine çok sıcak bakarım. Tabii ki yüksek teknoloji, dijitalleşme, Endüstri 4.0 olmalı, ama önce insan! Özellikle bugün dünyamızın yaşadığı bu büyük salgının etkisinde bunun önemi daha da çok ortada.

- Öğrencilik yıllarında hayaliniz neydi?
En büyük hayalim hekim olmaktı. Sonrasında iyi bir klinikte ihtisas yapmak ve yurtdışında mesleğimde çok daha iyi olmak için üniversitede deneyim kazanmaktı. Hepsini kısa bir zaman içinde başardığımı düşünürüm. Ankara Tıp’da Nöroloji ihtisasımı tamamladım, Hacettepe Üniversitesi’nde başasistanlık yaptım ve daha sonra İngiltere’de Aston ve Birmingham Üniversitelerinde 3 yıl boyunca elektro fizyoloji çalıştım. Dünyanın önde gelen nörologlarından biri olan Prof. Dr. Bickerstaff ve Prof. Dr. Sir Jefferson’un asistanlığını yürüttüm. O yıllarda yaptığım bilimsel çalışmalar nörolojinin ünlü dergilerinde yayımlandı. Doğrusu çok sevinmiştim. Yurtdışı deneyimi insana çok şey öğretiyor. Araştırma kavramları, yabancı dilin önemi, yazmak ve de belki en önemlisi kendi memleketinin değerini hissetmek.

- Bir kadın olarak akademisyenlikte yükselmede sorun yaşadınız mı?
Hayır yaşamadım. Karadenizliyim. Çok güçlü kadınların yer aldığı bir ailede büyüdüm. Bir kadın olarak elbette çok noktada engellerle karılaşıyorsunuz ama yetişirken hem ailemde hem de eğitim hayatımdaki rol modellerim bana önemli bir güven ve motivasyon sağladı. O dönem kliniğimizde dokuz kız asistan çalışıyorduk. Eşim Prof. Dr. Baki Komsuoğlu her zaman, her alanda beni destekledi. Elbette hem yoğun çalışan bir akademisyen hem de uzun yıllar geniş bir bölgede sınırlı sayıda nörologdan biri olarak çalışmış olmak çok yönlü planlama gerektiriyordu. O zamanlar Karadeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kuruyorduk. Her gün 6-7 saat ders anlatıyor, onlarca hasta bakıyordum. Trabzon memleketimdi. Babam orada 25 yıl siyaset yapmıştı. Ben de 14 yıl kimseye “hayır” demeden sağlık hizmeti verdim. Kendimi hep kamu hizmetine ve devlete adanmış görürüm. Neler neler öğrendim… Olağanüstü hasta serilerim oldu. Onlarca genç nöroloğun yetişmesinde katkılar verdim. Bu noktada geniş bir aile olmanın faydasına da değinmek isterim. Kızları büyütürken kapım tüm aile büyüklerine açıktı. Onlarla birlikte köyden kentten herkes kızlarımın büyümesine katkı verdiler. Bu destek inanılmazdı.

- Türkiye’de az sayıdaki kadın rektörlerden biri oldunuz. Sizce kadın rektörlerin sayısı artmalı mı? Neden kadınlar o koltuklarda oturamıyor?
Bugün Türkiye’de yükseköğretimde ve akademideki kadın sayılarında fevkalade iyi bir durumdayız. Hatta Avrupa’da en yüksek oranlardayız. Karar mekanizmalarında kadının çok az olması aslında her yerde böyle. Bu sorunu Kuzey Avrupa ülkeleri kota ile halletmişler. Atama mevkileri kota konusunu öne alırlarsa bu konu rektörlükte, valilikte, müsteşarlıkta, genel müdürlükte, elçilikte kadına daha çok yer açacaktır. Ama yine bütün dünyada bu düzeydeki sosyal bakış gerektiren konuların çözümü uzun yıllar alıyor. Türkiye son yıllarda, özellikle parlementoda bu konuyu aşmaya başlamış gözüküyor.

ÇALIŞKAN VE İYİ KIZLAR YETİŞTİRMEYE ÇALIŞTIM
İki kızım var. Onları yaşam için gayretli, topluma katkı sunmayı hayatlarının merkezine yerleştirmiş ve çalışkan ve iyi kızlar olarak yetiştirmeye çalıştım. Aynen öyle de yetiştiklerini düşünüyorum. İyi bir eğitim almalarını, insani değerlere sahip olmalarını ve aile kavramına değer vermelerini istedim. Ailenin değeri hiçbir şey ile ölçülemez. Biri siyaset bilimi profesörü diğer ise Tıp hekimi ve farmakoloji profesörü olarak çalışıyor. Her ikisi de akademide görev yapıyor.

Meslek hayatınız boyunca kimlerden destek gördünüz? Gençlere neler öneririrsiniz?
Tüm ailem hekim olmamla, iyi bir hoca olmamla, idari olarak üstlendiğim görevlerle hep gurur duydu. Kadınlar genelde katkı sunan tarafta yer alırlar, kadınların destek mekanizmalarını genellikle kendilerinin inşa etmek zorunda kaldıklarının da altını çizmek isterim. Annemizin, babam da dahil benim ve kardeşlerimin hayatımızın şekillenmesinde büyük rolü olmuştur. Her zaman daha ileriyi ve daha mükemmel olmayı aşılayan bir hanımdı. Bugün network diye ifade ettiğimiz kuralı bize ziyaret ve ziyafeti (soframızın açık olmasını) eksik etmemizi ve her zaman zarafeti elden bırakmamamızı öğütledi. Evimizde akşam yemeklerimizin en az 20 kişilik sofralarda yendiğini söylemek isterim. Bu bize her zaman terbiyeye de dayanan sosyal cesaret kazandırmıştır. Gençlere network kavramlarına bu ögeleri de taşımalarını öneririm. 21. yüzyıl mütemadiyen öğrenmeyi öngörüyor. Önlerine konulan hazır bilgi ile yetinmemelidirler.. Ellerindeki imkanların kıymetini bilmelerini, bu imkanlar yokken önceki kuşakların neler başardığını hatırlamalarını. Büyük bir medeniyetin mirasçısı gençler olarak, Türkiye’nin tarihte oynadığı önemli rolleri devam ettirmek için, teknolojik altyapısı güçlü, sanayisi gelişkin, bilim dünyasında söz sahibi bir ülke olma yolunda katkı koymalarını bir hedef olarak önlerine almalarını dilerim.

BÜYÜK SALGINLAR BİLİM HAYATINI YENİDEN ŞEKİLLENDİRİR
“Geleceğimizi küreselleşme, dijital dönüşüm ve yüksek teknoloji belirliyor” diye yazıp, anlatıp giderken birden bire küçücük bir virüsün ve de çok önemseyerek anlattığımız mobilizasyonun (uluslararası hareketlilik) başımıza açtıklarını bu ay gördük. İnşallah sağlıkla atlatırsak, sanki bugünlerden sonra dünya yeniden şekillenecek ve özellikle tıpta yeni pencereler açılacak. Tarihte de büyük salgınlardan sonra hep böyle olmuş. Büyük salgınlar bilim hayatını yeniden şekillendirmişler. Tabii ki yüksek teknoloji, endüstri 4.0 getirdiği yeni meslek alanları öne çıkmaya devam edecek. Siber güvenlik, bulut, büyük veri, ağ teknolojileri, göç gibi adını 10 yıl önce duymadığımız alanlar bugün doktora konularımız. Ama bugün yine görüyoruz ki insani değerler her şeyin üstünde. Bunu kazanmak ve hiçbir zaman kaybetmemek gerekiyor. Yükseköğretime dair literatür her gün gelişiyor. Ve Türk yükseköğretimi bunları ciddi boyutta takip ediyor. Çok yeni başlıklar öne çıkıyor. Yetiştirdiğimiz gençler ülkesinin, kurumunun tarihine ve kültürüne hakim olmalı. Ülkesini iyi tanımalı… Var olan literatürü tüm gelişmeleri ile takip etmeli. İhtiyacı olan alanlarda iyi uygulama örneklerini bilmeli, uyarlayarak kullanabilme kapasitesine sahip olmalı. Kendini sürekli yenilemeli ama bu yenileme yetiştiği kurumun kültürünü ve değerlerini bilerek ve daha iyiye hizmet edenleri koruyarak olmalı.

KADINLAR GÜÇLÜDÜR
Kadınlar, beceriklidirler. Zor şartlar altında yeteneklerini daha güçlü olarak kullanabilirler. Duygusallıkları, liderlikte daha kollayıcı, daha koruyucu bir idare şeklini belirler. Akademiye ilk başlangıçta yüzde 53 olarak gördüğümüz kadın oranı, profesörlükte yüzde 28’lere düşüyor. Burada ana konu aile ve çocuklar. Ben kadınların bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde daha çok çalışmasını, öne çıkmasını bu konunun gündemden hiç düşmemesini, çok önemsiyorum. Aile ve çocuklar üstün değerlerle yetiştirilirken hem çalışma yerlerinden hem de aileden verilen desteklerle akademide yürüyebilecektir. Biraz zor olsa da hedeflerden vazgeçmemek gerekiyor...

AKADEMİSYEN ADAYLARI EN AZ İKİ DİL BİLMELİ
Genç akademisyenlerimiz için: “Dünya Literatürüne Yazmalılar”... Biz alanda yayın yapmaya başladığımız günlerde ne veri tabanları ne bugünkü kütüphane olanakları vardı. Her bir makaleye ulaşmak için ne kadar çok çaba sarf ettiğimiz hala hatırlarım. Yurtdışındaki yayınları takip etmek, dergilere abone olmak, postada heyecanla gelişmelerini beklemek bugün yeni kuşaklar için birer hikâye haline geldi. Eşim ve ben, O şartlar altında çok iyi çalışmalar ürettik. Araştırmalarımız yurtdışında sayısını takip edemediğimiz kadar atıf aldı. Bunları hatırlayarak yeni nesilden, genç hekimlerden beklentilerimi yüksek tutmak istiyorum. Dünya akademisi ancak yazmak ve yazılanı uygulamaya koymakla övünüyor. Bunun içinde, artık en az iki yabancı dil gerekiyor. Bu da eksiğimiz olan diğer önemli bir konudur.

Magdolina Hargittai tarafından kaleme alınan Oxford Üniversitesi yayınları tarafından yayınlanan women scientists-reflections, challenges and breaking boundaries (bilim kadınları-düşünceler, zorluklar ve sınırları aşmak) isimli kitapta yer alan üç Türk bilim kadınından biri olarak gösterilmekten gurur duydum. Hep etrafındaki genç akademisyenlere destek olmaya çalışmış, onları yüreklendirmiş biri olarak çabalarınızın fark edildiğini görmek çok güzel. Özellikle Kocaeli’de yaşadığımız 1999 depreminden sonra üniversitenin yeniden ayağa kalkmasındaki yoğun çabalarımın bu kitapta yer alması tabii ki beni memnun etti.

KİMDİR?
Prof. Dr. Sezer Şener Komsuoğlu, 1949’da Trabzon’da doğdu. Tıp hekimi ve nöroloji uzmanı. Eğitimini Atatürk, Ankara ve Hacettepe Üniversitelerinde tamamladı. İngiltere’de Birmingham Üniversitesi ve Aston Üniversitesi’nde nörofizyoloji konusunda 3,5 yıl çalışmalarda bulundu. Türkiye’de Karadeniz Teknik Üniversitesi ve Kocaeli Üniversitesi’nin kuruluşlarında yer aldı. Nörolojik bilimler alanında ulusal ve uluslararası düzeyde 250’nin üzerinde bilimsel yayını var. Türkiye’deki ilk EEG atlasının yazarı olan Komsuoğlu’nun nöroloji alanında 6 adet kitabı bulunuyor. Aynı zamanda akademide kadın, kadın liderliği konularında sosyal çalışmalar yürütüyor. 2006-2014 yılları arasında 8 yıl 2 dönem Kocaeli Üniversitesi Rektörlüğü yaptı. Halen Yükseköğretim Kurulu Başkanı’nın danışmanlığını yapıyor. Prof. Komsuoğlu, Avrupa Üniversiteler Birliği’nin (EUA) araştırma ve inovasyon komitesinin seçilmiş 19 üyesinden biri. Bu görevi 5 yıldır yürütüyor. Türk yükseköğretimi ve Brüksel arasında koordinasyonu sağlayan Prof. Dr. Komsuoğlu, projeler koordine ediyor. Oxford Üniversitesi’nce 2015’te yayınlanan Woman Scientist kitabında Türkiye’den seçilen 3 bilim kadınından biri olarak yer alıyor. Prof.Dr. Baki Komsuoğlu’nun eşi ve akademisyen iki kız annesi.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle