GeriEğitim İngilizce olmadan girişim olur mu?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İngilizce olmadan girişim olur mu?

Yazının başlığına bakıp tüm dünyada olduğu gibi son yıllarda ülkemizde de çok popüler olan ‘girişimcilik’ kavramıyla yabancı dil bilmenin ne ilişkisi var diyebilirsiniz. Aslında yabancı dil bilmenin düşündüğümüzün çok daha ötesinde birçok boyutla yakından ilişkisi var.

İngilizce olmadan girişim olur mu?
Abone Olgoogle-news

Dünyayı bilmek, sorgulamak, yeni keşifler yapmaya çalışmak, bir problemi çözebilmek, bakış açısını genişletmek, dünyaya tersten bakmak; yabancı dil bilmekle doğrudan ilişkili. Girişimcilik deyince akla gelen ilk isimlerden olan Jack Ma aslında bunun canlı bir örneği. Alibaba’nın kurucusu olan Ma’nın hayat hikâyesinde de İngilizce bilmenin girişimci olmak için son derece etkili ve önemli bir adım olduğuna dair izler bulmak mümkün. Şöyle ki; 1964’te Çin’de doğan Ma’nın çocukken en büyük hayali İngilizce öğrenmekmiş. Dokuz yaşından itibaren her sabah erken kalkıp turistlerin en yoğun olduğu otele bisikletiyle gidip onları ücretsiz bir şekilde gezdirerek İngilizcesini geliştirmeye çalışırmış. Çocuk yaşta bile İngilizce bilmenin kendisine çok önemli fırsatlar sunacağına inandığı açık. İngilizcenin yabancı dil olarak öğretildiği bir ülkede, Jack Ma -tıpkı hepimizin yapabileceği gibi- İngilizceyi bir fırsata dönüştürmüş. İşte ben de bu yazıda; çeşitli ölçütlere göre oluşturulan ve her yıl tüm ülkeleri ürettikleri inovasyon ve girişimler açısından sıralayan Küresel İnovasyon Endeksi bağlamında girişimcilik kavramıyla, tıpkı Ma örneğinde olduğu gibi, yabancı dil bilmenin ilişkisini irdeleyeceğim.

YABANCI DİL BİLMEK NİYE GEREKLİ?
Yabancı dil bilmek; Türkiye’de herkesin ne yazık ki başarısızlıkla yorumladığı bir alan. Son yıllarda yapılan ulusal ve uluslararası sınavlardaki durumumuz; sadece yabancı dil değil diğer alanlarda da (Türkçe, sosyal bilimler, fen bilimleri, matematik gibi) pek parlak bir görüntü sergilemediğimizi gösteriyor. Ancak insanların ısrarla ‘Neden yabancı dil öğrenemiyoruz?’ sorusuna bu kadar ilgi göstermesinin altında genel bir başarısızlık durumunun dışında çeşitli etkenler de var.

Gelin onlara bakalım:
1- Herhangi bir yere iş başvurusu için gittiğinizde size ilk sorulan sorulardan biri İngilizce bilip bilmediğiniz oluyor. Ülkenin ihtiyacı bağlamında değerlendirdiğimizde bırakın bir yabancı dili, en az iki yabancı dili etkin olarak kullanabilme gerekliliği her fırsatta karşımıza çıkıyor. Çeşitli ekonomi dergilerinin yaptıkları analizlere göre; uluslararası şirketlerimizi yönetecek yüksek düzeyde İngilizce yeterliliğine sahip Türk icra kurulu başkanlarının (CEO) sayısı beklentinin çok altında. Durum böyle olunca bizim şirketlerimizin üst düzey yöneticileri yüksek İngilizce becerilerine sahip yabancılar oluyor ve daha yüksek maaş alıyorlar.

2- Ülkenin son 20 yılında yaşanan değişikliklerin bir sonucu olarak; insanlar artık daha fazla hareketli. Eskiden bir yabancı ülkeyi ziyaret edip orada turistik amaçlı da olsa vakit geçirmek hem çok masraflı hem de çok zahmetli bir işken son zamanlarda pekâlâ mümkün olabiliyor. İnsanlar, fırsat kuponlarından tutun da çok önceden alınan uçak biletlerine kadar Airbnb gibi ev kiralama sitelerinden tutun da booking.com gibi uygun fiyatlı konaklama seçeneği sunan imkânlar sayesinde yılda pek çok kez yurtdışına çıkabiliyor. Bu da İngilizce bilme ihtiyacını daha önemli hale getiriyor. Çünkü insanlar yurtdışına çıktıklarında; yabancı dillerini kullanarak, pasaport kontrolünden rahatlıkla geçebilmek, almak istedikleri şapka için pazarlık yapabilmek, şehrin en iyi lokantasına gidip güzel bir akşam yemeği yiyebilmek istiyor. Bu da onların en doğal hakkı.

3- Teknolojik gelişmelerin ışığında İngilizce bilmek çok daha önemli bir hale geldi. Kısa sürede her türlü bilgiye ulaşma isteği ve bu bilgilerin büyük kısmının ağırlıklı olarak İngilizce içerikler olmasından dolayı insanların bu kaynaklardan etkin bir şekilde yararlanmaları önem kazanıyor. Bu İngilizce içerikler sayesinde yeni iş alanları doğuyor. İnsanlar gelişen teknolojiler sayesinde oturdukları yerden bilgiye ulaşarak dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan diğer insanlarla işbirliği içinde yeni oluşumlar ortaya çıkarıyor. 

KÜRESEL İNOVASYON ENDEKSİ VE İNGİLİZCE YETERLİLİK ENDEKSİ
Her yıl inovasyon girdi alt endeksleri ve inovasyon çıktı alt endekslerinden elde edilen veriler ışığında oluşturulan Küresel İnovasyon Endeksi’nin 2019 sıralamasındaki üst sıralardaki ülkeler- tabloda görüldüğü gibi- İsviçre, İsveç, ABD, Hollanda, Birleşik Krallık, Finlandiya.

ÜLKE KÜRESEL İNOVASYON ENDEKSİİNGİLİZCE YETERLİLİK ENDEKSİ
İsviçre119
İsveç22
ABD3-
Hollanda41
Birleşik Krallık5-
Finlandiya67
Danimarka74
Singapur85
Almanya910
İsrail10-
Türkiye4979

https://www.globalinnovationindex.org/gii-2019-report

https://www.ef.com.tr/epi/

Öte yandan; her yıl bireylerin okuma ve dinleme becerilerini ölçerek oluşturulan İngilizce Yeterlilik Endeksi sıralamasının üst sıralarında olan ülkeler yine Küresel İnovasyon Endeksinde yüksek başarı gösteren ülkeler oluyor. Küresel İnovasyon Endeksi’nde ilk sıradaki İsviçre İngilizce Yeterlik Endeksi’nde 19’uncu sıradayken, İsveç her iki endekste de 2’nci sırada. İngilizce Yeterlilik Endeksinin ilk sırasında bulunan Hollanda, İnovasyon Endeksi’nde de 4’üncü sırada kendine yer buluyor. Son olarak eğitim sistemi başarılı hikâyelerle dolu olan Finlandiya, Küresel İnovasyon Endeksinde 6’ncı sıradayken, İngilizce Yeterlilik Endeksi’nde de benzer şekilde 7’nci sırada. Bu tablo bize özetle şunu söylüyor: İngilizce Yeterlilik Endeksi’nde başarı gösteren ülkeler -beklendik şekilde- Küresel İnovasyon Endeksinde de üst sıralarda kendine yer buluyor. Ya da bunun tam tersi. Ülkemiz ise toplam 100 ülkenin bulunduğu İngilizce Yeterlilik Endeksi’nde 79’uncu. Son derece üzücü olan bu sıranın doğal bir yansıması veya nedeni olarak; Türkiye, Küresel İnovasyon Endeksi’nde de 129 ülke arasında 49’uncu sırada görünüyor. Elbette bu durum pek şaşırtıcı değil. Bu sıralamalar bize tek boyutlu ve biraz da eksik bir görüntü sunuyor olsa da yine de genel hatlarıyla bir fikir veriyor.

İNOVASYON İÇİN İNGİLİZCE ŞART MI?
Bu sorunun cevabı kesinlikle ‘Evet’. İnternetteki içeriklerin büyük kısmının İngilizce olmasından dolayı dünyada inovasyon anlamındaki gelişmeleri takip etmek, girişimcilikleriyle meşhur insanların hikâyelerini okumak ve anlamak, var olan girişimlerin uluslararası anlamda kıymetini yorumlayıp yerel boyutta ne anlama geldiklerini içselleştirmek için İngilizce şart. Her saniye yaklaşık olarak 6 bin tivitin atıldığı günümüzde var olan yabancı kaynaklı girişimin veya inovasyonun önce işinde yetkin bir çevirmen tarafından Türkçe’ye kazandırılmasını beklemek olayın tüm büyüsünü kaçırabilir. İşte tam da bu yüzden hızlı bir akışa sahip olan yaşamda geride kalmamak adına yüksek İngilizce becerisi, inovasyon üretmek veya girişim fikirleri geliştirmek için son derece gerekli. Elbette İngilizce bilmek tek başına inovasyon üretmeye yetmez. Diğer alanlardaki adımlar da (sınavın egemenliğinin azalması, yeterliliklere ve becerilere vurgu, gerçek yaşama yakın eğitim, bireyselleştirilmiş programlar, eğitimin küçük programlarla yürütülmesi gibi) bu sürece katkıda bulunacaktır.

GİRİŞİM İÇİN BİR FIRSAT
Sürekli olarak Phil Knight (Nike’ın kurucusu), Howard Schultz (Starbucks Yönetim Kurulu Başkanı), Jan Koum (Whatsapp’ın yaratıcısı), Sergey Brin (Google’ın kurucusu) gibi girişimcilik hikâyelerine sahip insanların hayatına ilgi duyan gençlerimizin olduğunu biliyorum. Bu gençlerin İngilizceyi bir tehditten ziyade bir fırsata çevirmeleri ve İnovasyon üretecek Ar-Ge, Know-How bilgisine sahip olmaları için internet’te bulunan İngilizce içeriklere erişim sağlamaları, bu içerikleri hızlı bir şekilde yorumlamaları, bu yorumlama sürecinden sonra yerel ihtiyaçlara göre bu içerikleri uyarlamaları gerekecektir. Ancak böylelikle Küresel İnovasyon Endeksi’ndeki hiçbirimizi tatmin etmeyen 49’unculuk, üst sıralara taşınabilir. İngilizce bilmek girişimciliği tetikler, girişimcilik inovasyonun oluşmasını mümkün kılar. Tek gereken buna inanmak. Belki de İngilizce Yeterlilik Endeksi’ndeki sıramızı yukarılara çekebilirsek –elbette diğer değişkenler de etkili- ülke olarak üretme potansiyeline sahip olduğumuza inandığım Whatsapplar, Twitterlar, Uberler, Airbnbler bizim ülkemizden de çıkabilir. Neden olmasın

PROF. DR. CEM BALÇIKANLI KİMDİR?
1980’de İstanbul’da doğan Prof. Dr. Cem Balçıkanlı, 2003’te Gazi Üniversitesi Yabancı Diller Eğitimi Bölümü İngiliz Dili Eğitimi Anabilim Dalı’ndan mezun oldu. Sonrasında aynı üniversitede yüksek lisans ve doktora eğitimlerini tamamladı. Doktora eğitimi sırasında 2008-2009 yılları arasında Fulbright bursuyla Florida Üniversitesi, Avrupa Araştırmaları Merkezi’nde Türkçe okutmanı olarak görev yapan Balçıkanlı, 2013’te doçent, 2019’da da profesör unvanını aldı. Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim Genel Müdürlüğü bünyesinde yürütülen ‘öğretim programı yazımı’, ‘hizmet içi eğitim’, ‘içerik oluşturma’ çalışmalarında bulundu. Uluslararası yayınevleri tarafından yayımlanmış kitaplarda bölümleri, uluslararası endekslerde taranan dergilerde makaleleri, uluslararası konferanslarda sunulan bildirileri ve çeşitli dergilerde eğitim içerikli yazıları bulunan Prof. Dr. Balçıkanlı, 2011’den beri ESCI endeksinde taranan The Journal of Language Learning and Teaching (jltl.com.tr) isimli derginin editörlüğünü yürütüyor. Halen Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Yabancı Diller Eğitimi Bölümü İngiliz Dili Eğitimi Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapıyor.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle