GeriAvrupa Siyaset bizim okulun DNA’sıydı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Siyaset bizim okulun DNA’sıydı

Siyaset bizim okulun DNA’sıydı
Abone Olgoogle-news

Kevin Kühnert. Almanya’da Sosyal Demokratlar’ın umudu ve en genç, en yetenekli politikacılarından biri. Henüz 29 yaşında. SPD’nin 80 bin üyeli gençlik kolları Juso (Genç Sosyalistler) Başkanı. Geçen yıl SPD’nin, CDU/CSU ile yeniden büyük koalisyon hükümeti kurmasına karşı isyan bayrağını çekti. Bir sırt çantasıyla Almanya’yı dolaşarak, ‘Büyük koalisyona hayır’ kampanyası yaptı. Çok sayıda insan büyük koalisyonu önlemek için SPD’ye üye oldu.

O zamana kadar ismi SPD dışında tanınmayan Kevin Kühnert, asi çıkışıyla bir anda Almanya’nın en ünlü politikacıları arasına girdi. Tüm dünya basını onunla röportaj yapmak için yarıştı. Time Magazin, Kevin Kühnert’i ‘Next Generation Leader’ (Gelecek kuşağın lideri) seçti. SPD, koalisyona girip girmemeyi üyelerinin onayına sunduğu için, ‘hayır’ çıkması durumunda Başbakan Angela Merkel’in düşmesi, Almanya’da siyasi bir depremin yaşanması bekleniyordu. Ama SPD üyelerinin yüzde 66’sı, ülkenin kaosa sürükleneceği korkusuyla koalisyona “Evet” dedi. Almanya derin bir nefes aldı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ilk kez Almanya’da bir hükümet kurulması 6 ay sürdü.
Koalisyon SPD’ye yaramadı. Hükümet ortağı SPD, giderek oy kaybediyor. Anketlerde oyları yüzde 15’lere düştü. Parti içinde büyük koalisyon karşıtları giderek güçleniyor. Büyük koalisyona o zaman karşı çıkan SPD’nin ‘tombul yanaklı asi çocuğu’ Kevin Kühnert, şimdi parti toplantılarında salonları dolduruyor, ayakta alkışlanıyor.
Yıldızı daha da parlayan Kühnert, Berlin’de SPD Genel Merkezi Willy Brandt binasında yaptığımız söyleşiye yine sırtında çantasıyla geldi. Sempatik, asi görünümü vardı. Söyleşiye bir kutu baklava alarak gitmiştim. “Size Türk tatlısı baklava getirdik” deyince, çok sevindi. “Türkçe’de ‘Tatlı yiyelim tatlı konuşalım’ diye bir söz var, ama biz bu söze uymak zorunda değiliz” dedim. “Çok iyi. Atışa başlayabilirsiniz” dedi. Bize yaklaşık bir saat zaman ayırdı. Kühnert, büyük koalisyonun geleceğinden SPD’nin Türk seçmeni küstüren hatalarına, gelecekteki şahsi hedeflerine ve Türkiye ile ilişkilerine varıncaya kadar tüm sorularımızı içtenlikle yanıtladı. Söyleşiden sonra bir başka randevusuna yetişmek için metroya koştu ve metroya kadar da birlikte yürüdük.
Kendisine, “SPD’nin efsane liderleri Willy Brandt, Helmut Schmidt sizin için ne ifade ediyor diye sordum. Willy Brandt öldüğünde bir yaşında olduğunu, hemen her SPD toplantısında geleneksel olarak hep Willy Brandt’a atıfta bulunulduğunu anlattı ve “Doğrusunu söyleyim mi? Ben insanların putlaştırılmasına karşıyım” dedi. Vedalaşırken, elinde sıkı sıkıya tuttuğu baklava paketini göstererek, tekrar teşekkür etti. Baklavaya çok sevinmişti.

Siyaset bizim okulun DNA’sıydı

 

KOALİSYON hayır kampanyasıyla bir anda parti sınırlarının dışında tanındınız. ‘Time Magazin’ Merkel’i devirme aşamasına getirdiniz diye size ‘Next Generation Leader’ (Gelecek kuşağın lideri) seçti. ‘İsyankar’, ‘Tombul yanaklı asi’, ‘SPD’nin umudu’ diye adlandırılıyorsunuz. Toplantılarda ayakta alkışlanıyorsunuz. 29 yaşında genç bir politikacı olarak böyle bir popülerliğe ulaşmak nasıl bir şey?
İnsanın buna önceden hazırlık yapma şansı yok. Önceden alıştırma da yapamıyorsunuz. Juso başkanlığına aday olunca böyle bir gelişme olacağını da kestiremedim. Belki de en iyi koruma yöntemi bu; ‘Birden soğuk suya atlayıp yüzmek zorunda kalmak.’ Benim ayaklarımı yere bastıran, havalanmamasını önleyen bir çevrem de var. İnsanların daha sonra bana karşı davranışlarının değiştiğini görünce, bazen gülmemek için kendimi zor tutuyorum. Benimle karşılaşınca, eskiden ‘sen’ diyenler, şimdi ‘siz’ diye hitap ettiğinde, o soğuk ortamı ortadan kaldırmak için “Hey ben yine aynısıyım. Bana sen de. benimle gayet normal konuş. Ben uzaylı değilim” diyorum.”

Partililerle veya gençlik teşkilatı üyeleri sizi görünce şimdi farklı mı davranıyorlar?
Ben farklı davranmamaya çalışıyorum. Bazen olabilir. Ama asıl büyük tehlike, insanların bir yere gelince farklı davranmaya başlaması. Konuştuğu dili parti dışında insanların anlamaması. Siyaseti sadece teknik kavramlarla, yasalarla ifade etmesi ve artık duygulara yer vermemesi. Ben kesinlikle böyle biri olmak istemiyorum.

BEN ÜYE OLUNCA DEDEM DE OLDU
Berlin’de Beethoven Lisesi’nde okudunuz. Beethoven Lisesi daha çok müzik ağırlıklı. Siyaset virüsüne nasıl bulaştınız?
Müzik ağırlıklı ama aynı zamanda çok siyasi bir okul. O zamanki okul müdürümüz sosyal demokrattı. Hiç bunu öyle saklayıp gizlemiyordu da ve benim için önemli bir otoriteydi. Ondan çok şey öğrendim. Aynı zamanda benim yıllarca öğretmenimdi. Özgüven sahibi, ne istediğini bilen öğrenciler yetişmesini istedi. Ben okul sözcüsüydüm. Sandık kurup sembolik olarak 18 yaşın altında oy kullandık. Okulda tartışmalar düzenledik ve politikacıları davet ettik. Siyaset bizim okulun DNA’sıydı diyebilirim.
SPD’ye girmeye nasıl karar verdiniz?
Steglitz-Zehlendorf’da gençlerin kendi isteklerini dile getirebilecekleri bir çocuk ve gençlik bürosu kurmak istedik. SPD, büronun kurulmasında yardımcı oldu. Bu büro halen var. Ben de bu dayanışmanın karşılığını verdim. SPD’ye üye oldum. Benim ailem de SPD’ye pek uzak değil. Ama ailede ilk SPD üyesi benim. Ben üye olunca büyük dedem de 75 yaşında SPD’ye üye oldu.

Siyaset bizim okulun DNA’sıydı

KOALİSYONUN GELECEĞİ HEDEFLERE BAĞLI
Geçen yıl çok fırtınalı geçti. Bir sırt çantasıyla Almanya’yı dolaşarak büyük koalisyona hayır diye kampanya yaptınız. 2019’dan beklentiniz ne? Koalisyonunun sona ermesi mi?
Bunun cevabı bugün çok zor. Biz bilinçli bir karar aldık. Koalisyonun ikinci yılı dolunca, yani bu yılın sonunda bakıp koalisyona devam edip etmeyeceğimize karar vereceğiz. Parti kurultayında bir oylamayla buna karar verileceğini düşünüyorum. Parti kurultayı koalisyona iki yıl daha devam mı der? Bu, bu yıl ulaşacağımız hedeflere bağlı. Eğer 2018’deki gibi hükümet aynı yavaşlıkla işlerse, üyelerimizin uzun bir süre daha buna seyirci kalabileceğini sanmıyorum. Bu yıl bazı hedeflerimiz var. Mesela iklim koruma yasasının karara bağlanması bunlardan biri. Meslek eğitiminde durumun iyileştirilmesini istiyoruz. Eğer 2019’da bu projeler gerçekleşmezse, koalisyona devam etmek zor olur.
Kısa bir süre önce “Bu koalisyonla geçen her geçen gün, kayıp bir gün” dediniz. Bu söz halen geçerliliğini koruyor mu?
Ben bunun her şeyden önce SPD için geçerli olduğuna inanıyorum. Çünkü koalisyonda ne gerçekleştirirsek gerçekleştirelim, kamuoyundan puan alamıyoruz. Çünkü hep kendi taleplerimizin arkasında kalıyoruz. İstediklerimizin sadece yarısına ulaşabiliyoruz. Şimdi birçok insanın sabrı taşıyor ve “Siz hemen hemen 20 yıldır aralıksız hükümettesiniz, bize dört kez vatandaş sağlık sigortası söz verdiniz. Bu iki sınıflı sağlık sigortasına son vereceğiz dediniz. Bu sözünüzü ne zaman tutacaksınız” diye soruyor. Seçmenimizin sabrının tükendiğini görüyorum. Artık seçmenler “Koalisyonla olmuyor” diye özür duymak istemiyor. Bu hedefleri gerçekleştirecek olanlarla çoğunluğu yakalamak için arayışa çıkmamızı istiyorlar.

ÇEMBER GİDEREK DARALIYOR
SPD içinde koalisyona hayır diyenler çoğalıyor mu demek istiyorsunuz?
Son altı ayda, “Eğer şimdi yeniden oylama yapılsaydı, hayır derdim” diyenleri çok duydum. Burada bir sayı veremem, ama benim hissim, çember giderek daralıyor. Samimi olmak gerekirse, birçoğu koalisyona inanarak evet demedi. Aylarca ülke hükümetsiz kaldı. “Şimdi hayır dersek oylarımız yüzde 10’a düşer” diye evet dedi. Bu görüş haklı mı çıkardı, bilemiyoruz. Ama oy kaybederiz korkusu ve alternatifsizlik önemli rol oynadı. Benim görüşüm, birçok insan kendilerine verilen sözlerin doğru dürüst yerine getirilmediğini, şimdiki büyük koalisyonun bir öncekinden temel olarak farklı çalışmadığını görüyor. Zaten büyük bir koalisyonda harika işler yapamazsınız. Çünkü partiler birbirinden çok farklı. Devamlı kavga var. Büyük koalisyon kimseyi heyecanlandırmıyor. Sadece küçük uzlaşılarla yetiniliyor.
SPD Liderliği için daha fazla adayın yarışa çıkması doğru olmaz mı? CDU’nun yaptığı gibi?
Çok iyi olur. Buna karşı çıkan da yok. Ama insanların çıkıp “Ben adayım” demesi lazım. Şimdiye kadar bu yüzden olmadı. Fakat aday olmak için yüzde yüz kazanma garantisi zamanları geride kaldı artık. Asıl şimdi bir partinin oyları yüzde 15’lerde seyrederken, “Gelecek eyalet seçimini veya anket sonuçlarını bekleyeyim, ona göre kararımı vereyim” yerine, risk alıp ortaya çıkarak “Adayım” demek gerekir. CDU’da gördük. Jens Spahn yüzde 15’le başkanlık yarışını kaybetti. Üçüncü sıraya düştü. Ama bu sonuç ona zarar vermedi. Hatta yarışta daha güçlendi. Demokratik bir yarışa katılmak, kişiye zarar vermiyor, tersine profil kazandırıyor.

OYLARIMIZI ARTIRMALIYIZ
Bu yarışta siz var mısınız peki?
Bu doğru olmaz. Üzgünüm ama 29 yaşında biri çıkıp Almanya’da parti başkanlığına aday olursa, onun partiyi nereye götüreceği, içerik olarak ne yapmak istediği sorusundan daha çok, 29 yaşındaki biri böyle bir göreve gelebilir mi sorusu tartışılır. Bence, SPD’nin yine yeni çekişmelere, kişiler üzerinde ‘yapabilir mi yapamaz mı’ tartışmasına girmesi partiye yarar getirmez. Eğer siyasi yön tartışması olursa, heyecan verir. Biri eşit bütçe, diğeri daha eşit bütçe, bir diğeri ise çok daha eşit bütçe diyen üç ‘Olaf Scholz benzeri’ yarışırsa, bir fayda getirmez. Parti taslaklar arasında karar vermek zorunda kalırsa çok daha heyecan verir. Juso’lar dışında sol kanatta başka isimler de var. Ben onları partinin başında görmeyi tercih ederim.
Kim bunlar?
Hımm, çok sevilen kadın eyalet başbakanlarımız var. Malu Dreyer mi dersiniz, Manuela Schwesig mi dersiniz. Bunlar sadece SPD’de değil, SPD dışında da tanınmış kişilikler.
Maliye Bakanı Olaf Scholz, kendi adını ortaya attı!
Benim çevremde konuştuğum kişiler Olaf Scholz’un bu çıkışına kafa salladılar. “Durup dururken bu da nereden çıktı” dediler. Kusura bakmayın da yüzde 15’le başbakan çıkaramazsınız. Şimdi “Kim başbakan adayı olacak” sorusu yerine, “Oylarımızı nasıl artıracağız” sorusunu tartışmamız daha doğru olur.

Siyaset bizim okulun DNA’sıydı

‘YANINDAYIM’ SİNYALİ VEREN DEVLET OLMALI
Almanya’nın durumu çok iyi. Ekonomisi her yıl büyüyor. İşsizlik oranı yok denecek kadar düşük. Uzman işçi açığı var. Bütün bunlara rağmen sağ popülist AfD’nin güçlenmesine ne diyorsunuz?
AfD oyları yüzde 13, 14’lerde sabit kaldı. Avrupa’daki benzeri partilerle kıyaslayınca çok çok düşük. Benim görüşüm, AfD oyları tehdit duygularıyla bağlantılı. Sadece İslamlaşma, mülteci korkusu değil. “Gelecekte işimi koruyabilecek miyim?” Uzman bir eleman olabilirsiniz. Son yıllarda ekonomi çok hızlı değişiyor. İnsanlar yaşamlarının tam ortasında iş yerini kaybedebiliyor. Devlet onları daha düşük nitelikli, daha düşük ücretli bir işe girmeye zorluyor. Hemen bir iş bulamazlarsa evini satmak zorunda bırakılıyor. İnsanlar Almanya gibi zengin bir ülkede bunu bir adaletsizlik olarak görüyor. Ama bir insanın meşru müdafaa olarak AfD’yi seçmesi elbette çok aptalca bir şey.
Bu insanlara SPD’nin değil de AfD’nin umut olması tuhafsa, sorun SPD’den kaynaklanmıyor mu?
Biz Hartz IV yardımını geride bırakmaya çalışıyoruz. Manuela Schwesig ile birlikte aylardır bir taslak üzerinde çalışma yürütüyoruz. Gelecekte nasıl bir sosyal devlet düşlediğimiz taslağını şubat ayı içinde açıklayacağız. Suçsuz yere işsiz kalanın elinden tutan bir sosyal devlet olmalı. Tehdit eden değil, ‘yanındayım’ sinyali veren bir sosyal devlet. Hemen vatandaşın birikimini harcamaya zorlayan bir devlet değil, iş bulması için destek çıkan bir devlet.
Almanya’daki zenginliğin adil dağılımı konusunu da tartışmalıyız. Avrupa’da korkunç kârlar elde eden Facebook, Amazon ve benzeri büyük şirketler hemen hemen vergi ödemezken, çalışanlardan her ay düzenli vergi kesiliyor. Onların vergi ödememe gibi bir şansı yok. Bu konuyu Avrupa seçimlerinde işleyeceğiz.

BEN OLSAM FARKLI YAPARDIM
Martin Schulz, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı kampanyayla Türkiye kökenli seçmenleri SPD’ye küstürdü. Bu seçmenleri yeniden nasıl kazanmayı düşünüyorsunuz?
Açık söyleyeyim, Türkiye’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kazandığı anayasa referandumundan sonra ilişkileri en aza indirme, “Üyelik perspektifini konuşmayalım” diye yükselen sesleri anlamadım. Kaldı ki, Türkiye’de muhalefet güçlerine destek vermek için tam zamanıydı. Hemen hemen yarısı anayasa referandumuna hayır dedi. Türkiye’nin yarısı buna karşı çıktı. Onlara, “Siz radikal bir azınlık değil, Türkiye’nin hemen hemen yarısısınız” diyerek, onlarla bağlantı kurup destek verilmesi gerekirdi. Sivil toplum güçlendirilmeliydi. Ben bir diplomat değilim ama, bu akıllıca bir diplomasi değildi. Ben olsam farklı yapardım.

Siyaset bizim okulun DNA’sıydı

SON SÖZLER SÖYLENMEDİ
Hükümet, iklimi korumak için uzmanların otobanlarda hız limitini 130 km ile sınırlama önerisini reddetti. Ama istatistikler sadece iklim değil, hız limitinin düşük olduğu yerlerde ölümcül kazaların da az olduğunu gösteriyor. Siz ne diyorsunuz buna?
Bence bu konuda son söz henüz söylenmedi. Dünyada birçok medeni ülkede hız limiti uygulaması var. Ben de bir sürücüyüm, ama benim hız limitiyle bir sorunum yok. Zaten otobanda çoğu kez 130 km’den daha hızlı gidemiyorsunuz. Çünkü sürekli trafik tıkanıyor.
Tüketiciler, dizel skandalıyla otomobil sanayi tarafından aldatıldıkları, hükümet tarafından da yalnız bırakıldıkları hissi taşıyor. Böyle düşünmekle haklı değiller mi?
Bu konuda da son söz söylenmedi. İki, üç yıl önce dizel araba alan biri, 10, 15 yıl kullanacağı düşüncesiyle aldı. Şimdi dizel bazı şehirlerde trafiğe çıkamıyor. Değeri düşen dizel aracını satamıyor da. Bütün bunlar siyasete güven kaybını artırıyor. VW, ABD’de 12 milyar Euro ceza öderken, Almanya’da Aşağı Saksonya Eyaleti’ne 1 milyar Euro ödedi. Bu bence zararı karşılamak için aynı ölçüde değil. Bizim nihayet elektrikli otomobillere yatırım yapmaya başlamamız lazım.
Benzinli mi yoksa dizel araç mı kullanıyorsunuz?
Benzinli. Ama çok sık araba kullanmıyorum. Partiye arabayla gelmiyorum. Çünkü diğer alternatifler daha hızlı.
Niçin elektrikli değil de benzinli otomobil kullanıyorsunuz?
Çünkü yeni bir araba alacak param yok.
Paranız olsaydı elektrikli otomobil alır mıydınız?
İyi düşünmem gerekirdi. Çünkü elektrikli otomobiller için altyapı yetersiz. Nerede dolum tesisi var, iyi bilmeniz gerekir. Evde doldurmaya kalkışsam, 4’üncü kattan aşağıya kablo sallamam lazım.

OCAKBAŞI MÜKEMMEL
HİÇ Türkiye’de bulundunuz mu?
Sadece İstanbul Havaalanından aktarma yaptım.
Türkiye’yle nasıl bir bağınız var? Türk arkadaşlarınız var mı?
Berlin’de büyüyüp de Türk arkadaşınızın ya da tanıdığınızın olmaması mümkün değil. Hele hele bir de SPD üyesi olarak. SPD’de Türkiye kökenli çok insan var.
Türk mutfağını tanıyor musunuz?
Noel’den önce Hasenheide’de Türk ocakbaşı restoranındaydım. Mükemmel. Türk mutfak kültürünün ‘fastfood’un ötesinde olduğunu görmek güzel bir şey. Ne kadar zengin olduğunu görüyorsunuz. Rakıyı denedim. Ama bana hitap etmiyor. Ben daha çok bira içiyorum. Biralarda da Efes’i seviyorum.
Hangi takımı tutuyorsunuz?
Bayern Münih’le büyüdüm. Onları kötü bulmuyorum. Ama Arminia Bielefeld taraftarıyım. Şubat sonu Arminia Bielefeld, Union Berlin’e karşı oynayacak. Ben maçı elbette statta izleyeceğim. Statlar çok özel yerler. Çünkü statlar ve oraya giden insanlar o bölgeyi yansıtıyorlar. Toplumun bir aynasını görüyorsunuz orada. Herkes, zengin fakir orada yanyana durup maç izliyor. Premier Lig gibi değil, sadece yüksek gelirlilerin bilet alabildiği.
Türk futbol takımlarını da tanıyor musunuz?
Burdakileri tanıyorum. Uzun süre amatör futbol oynadım. Türkiyemspor veya Ankaraspor’la çok kez karşılaştım. Bizde de göçmen kökenli oyuncular vardı. Irkçı düşmanlıklar bizi daha çok bütünleştirdi. Elbette büyük İstanbul takımlarını da tanıyorum. Benim arkadaşlarımın ve tanıdıklarımın büyük çoğunluğu Beşiktaş taraftarı. Eğer İstanbul’a gidersem, mutlaka bir stadı ziyaret edeceğim.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle