• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • 10 yıldır Bosna’yı fotoğraflıyor



    Sevgili meslektaşım Engin Güneysu ile fotoğrafın hayatına girişini, Bosna Hersek macerasının hikâyesini ve tasarımı tamamlanan kitabını konuştuk. İşte anlattıkları:



    OKUL HARÇLIĞIMLA FOTOĞRAF MAKİNESİ ALDIM

    “Fotoğrafla çok erken, ortaokul yıllarında tanıştım. Okul harçlığımla fotoğraf makinesi aldım. Pazar yerlerini falan fotoğraflarken aile fotoğrafçısı oluverdim. 18 yaşımda Zenith marka fotoğraf makinesi aldım. Sonrasında askerliğim de dahil olmak üzere elimden fotoğraf makinesini bırakmadım. Hayatımın her anında fotoğrafın gücüne yakın bir tanık oldum. Profesyonel kariyerimse 2003’te Samsun’dan İzmir’e taşındığımda Cena Reklam Ajansı kadrosuna girmemle başladı. Ajansta fotoğraf editörü olarak birçok yayında imza attım, birçok yayında fotoğraflarım yer aldı. İzmir’deki iki yılın ardından Samsun’a geri döndüğümde 2005’te belgesel fotoğrafa yoğunlaştım. 2006’da ilk belgesel projem olarak Samsun’daki İkiyüzevler Mahallesi’ni çalıştım. Genelde çingene mahallesi olarak bilinen bir yerdi. Ve oranın hikâyesini, orada yaşanan hayat hikâyelerini fotoğrafladım, iki yıl sürdü, ara ara çekmeye devam ediyorum. 2008’de İstanbul’a taşındım. Farklı basın kuruluşlarında çalıştıktan sonra serbest fotoğrafçılık yapmaya başladım. Skylife Magazine dergisi başta olmak üzere birçok dergide fotoğraflarım yayınlandı. Dergilere proje ürettim. 2009’dan sonra fotoğraf ürettiğim SkyLife Magazine dergisinde 2014’te editör oldum. Pandemide dergi yayınına son verene kadar da SkyLife’a çalıştım. 2012’de Emin Özmen ile birlikte Agance Le Journal’i kurduk. Hem fotoğrafçı hem editör olarak çalıştım. Zaman zaman söyleşilerde yapıyorduk, ödüller aldık. Ajans geçtiğimiz yıllarda sona erdi. 2008’de Ara Güler’in de jürisinde yer aldığı National Geographgic yarışmasında Türkiye ikinciliği aldım. Bu benim için dönüm noktalarından biri oldu.



    BOSNA HERSEK BENİM BÜYÜK FOTOĞRAF PROJEM

    2012’de bağımsız bir gazeteci olarak Bosna Hersek’e gittim. İlk gittiğimde ülkeyi gezdim fotoğrafladım ve bu arada oradaki savaştan sonra açılmış olan Duje Rehabilitasyon Merkezi’ne gittim. Bu merkezden çok etkilendim. Çalışanlarla iletişime geçtim. Burayı fotoğraflamak için üç ay sonra tekrar gittim. 10 gün kaldım hem fotoğraf hem video çektim. Bu fotoğraflar birçok yerde yayınlandı. Sonrasında birçok kez gittim. Fotoğraf çekerken bir belgesel de tamamladım. Bu belgesel, Belgesel Fotoğraf Günleri kapsamında Türkiye’yi dolaştı. Rehabilitasyon merkezini belgeselleştirip kitaplaştırmayı planlıyordum. Ama Bosna’ya bir gidişimde 11 Temmuz’da, 1995’te 8 binden fazla Boşnak’ın öldürüldüğü Srebrenitsa Soykırımı’nın anma gününde oradaki defin törenini izledim. Ve çalışmayı daha genelleştirmeye karar verdim. Fotoğraf uzun soluklu bir iş. Geleceği değil geçmişi belgeliyoruz. Büyük bir proje olarak bakmaya başladım Bosna Hersek’e. Bosna Hersek ve burada yaşananları büyük bir fotoğraf projesi olarak kitaplaştırmaya karar verdim.



    BU KİTAP ELİNİ TUTTUĞUM ANNELERE SORUMLULUĞUM

    10 yıl süren çalışmanın ardından kitabı tamamladım. Yugoslavya’nın son günlerinden, günümüz Bosna’sına uzanan süreci takip ediyor. Sanatsal bir çalışma olmasının yanı sıra bu kitabı özel kılan şey çok yakın bir tarihte tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşen Bosna Hersek’teki savaş ve bu acıların geride bıraktıkları, bunlara rağmen Bosna halkının hayata tutunma mücadelesini anlatıyor. Kitap kronolojik olarak beş ayrı bölümden oluşuyor. 1984 Saraybosna Kış Olimpiyatları, Bosna İç Savaşı, Srebrenitsa Katliamı, Duje Rehabilitasyon Merkezi ve Günümüz Bosna Hersek’i. Kitabı yayınlamak ve insanlarla paylaşmak istiyorum. Türkçe ve İngilizce olarak iki dilde tasarlandı. Tasarımı konusunda da çok iddialı bir yayın, fotoğraf kitabı olarak uluslararası yarışmalara katılmayı planlıyorum. Ama tabii yayınlanması için destek gerekiyor. Kitabın ön sözünü Coşkun Aral, Enes Güler ve Mehmet Şenol Şişli kitabını yazdı. Üzerinden 20 yıldan fazla zaman geçmiş olsa da yalnızca sokaklarda değil insanların yüzlerinde de savaşın izlerine rastlamak mümkün. 1995 yılında ateşkes imzalanmış olmasına rağmen, yürüyerek güvenli bölgeye geçmeye çalışan 12 bin kişiden 8 bini birkaç gün içerisinde katledildi. Dünya bu kayıplardan, toplu mezarların ortaya çıktığı 2000’li yıllarda haberdar oldu. Orada kayıpları olmuş annelerinin eline sarılmış insanım. Bu kitap, benim elini tuttuğum annelere karşı bir sorumluluğum. Benim ilk uzun soluklu projem. Güncel değil gibi görünen ama ders çıkarmamız gereken tarihsel bir dönüm noktası.”



    ENGİN GÜNEYSU KİMDİR?

    1981 yılında Samsun’da doğdu. Profesyonel fotoğrafçılık kariyerine 2004’te İzmir’de, Cena Reklam Ajansı’nda fotoğraf editörü olarak başladı. Yine aynı yıl içinde Bodrum’un Kalbi Dergisi ve 2004 Turkey/İzmir/Çeşme Guide kitabının fotoğrafçılığını yaptı. 2006-2007 arasında Samsun’da Eğitim Gönüllüleri Parkı’nda çocuklara fotoğraf eğitimi verdi. 2008 Uluslararası National Geograhic Fotoğraf Yarışması Türkiye’de ikincilik ödülü aldı. Eserleri birçok yarışmada ödül, derece, sergilemeye hak kazandı. Yurt içinde ve yurt dışında fotoğrafları sergilendi. 2011’de açılan Türkiye Fotoğraf Müzesi’nde fotoğrafları müzenin daimi kolleksiyonunda yer aldı. Türk Hava Yolları dergisi olan Skylife’ta 2014-2015 tarihlerinde fotoğraf editörlüğü yaptı. 2012’de katıldığı Agence Le Journal Fotoğraf ve Multimedia Ajansı bünyesinde beş yıla yakın fotografçılık yaptı. Uzun soluklu fotoğraf projeleri yürüten, yurt içi ve yurt dışında fotoğrafçılık atölyeleri düzenleyen Güneysu, çeşitli dergiler için editöryal çalışmalarını sürdürüyor.

    Yazının devamı...

    10 yıllık fotoğraf projesi


    Fotoğraf: Esra Özgüroğlu

    Fotoğraf dünyasının yakından tanıdığı Fotoğraf Gezginleri’nin kurucusu Niko Guido’nun yarattığı ‘Benİstanbul’un koordinasyonunu ise üniversite yıllarında aynı sınıfı hatta aynı evi paylaştığım yakın dostum Hakan Çağlav yapıyor. Fotoğraf Gezginleri’nin ve ‘Benİstanbul’un koordinatörü sevgili Hakan’la, Ankara’da yaşayan bir Antalyalı olarak hem doğduğum hem de yaşadığım kentler adına kıskançlıkla izlediğim bu projeyi önemli projeyi konuştuk...


    Fotoğraf: Güneş Demir

    SANAL DÜNYANIN ÇÖPLÜĞÜNDE KAYBOLMUYOR

    “‘Benİstanbul’, en başında 10 yıllık bir proje olarak başladı. İstanbul’un tarihi, çağdaş, gelişen ve değişen yüzünü belgelemek, tüm dünyaya ve gelecek kuşaklara aktarılacak bir arşiv oluşturma amacıyla çıktık yola. 2023 sonunda tamamlanacak büyük bir sergi ile son bulacak. Her yıl Cadde Bostan Kültür Merkezi’nde sergisi açılıyor ve kitap basılıyor. Şu ana kadar yedi kitap basıldı, sekizinci kitap hazırlanıyor. Toplamda 10 kitabın ardından proje, 10 yılın en iyi fotoğraflarının birleşimi ile büyük bir kitapla taçlanacak. İstanbul, çok fotoğraf üretilen, birçok eğitim ve fotoğraf grubunun olduğu büyük bir kent. Bu projenin en büyük özelliği ustalarla amatörleri bir araya getirirken, ortaya bir eser koyması ve insanları İstanbul’u fotoğraflamaya motive etmesi. Yani basılı eser bırakmak. Üretilen fotoğraflar sanal dünyanın çöplüğünde kaybolup gitmiyor, kalıcı bir eser olarak gelecek nesillere taşınıyor. Kimi fotoğrafta estetik kaygısı var, kimi fotoğrafta içerik gücü var, kimi mesaj içeriyor. 50 yıl sonra bu albüme bakacak olanlar, bir kent meydanında bu dönemin mimarisini, bugünün giyimini, günlük yaşamını ya da bugün için önemli olan mesajları görebilir. Sergi ve kitaplardaki fotoğraflarda aranan tek kriter İstanbul sınırları içerisinde çekilmiş iyi fotoğraf olması. Fotoğraf makinesi dışında çekilmiş fotoğrafları maalesef kabul edemiyoruz.


    Fotoğraf: Barış Atalay

    FOTOĞRAF ÜRETMEK İNSANLARI BİRLEŞTİRİYOR

    Fotoğraf Gezginleri’nin ‘Benİstanbul’ projesinde sekiz yıldır 250 amatör fotoğrafçı yer aldı. Her yıl yaklaşık 100 fotoğrafçı oluyor, devam edenler var, eklenen isimler, çıkanlar var. Amatör derken yanlış anlaşılmasın. Aralarında çok profesyonel isimler de var. Ama bu projede yer alanlar doktorlar, mühendisler, öğretim üyeleri, iş adamları kısaca farklı meslek gruplarından ama fotoğraftan profesyonel olarak gelir elde etmeyen insanlar. Bir arada olma kültürü ve ortak bir paydada fotoğraf üretmek insanları birleştiren bir unsur. Bu yayınların ve sergilerin tüm masraflarını projede yer alan fotoğrafçılar kendileri karşılıyor. Türkiye’nin çok çok önemli ustaları projede yer alıyor. 20’den fazla isim bugüne kadar projede yer aldı. Hem fotoğrafların değerlendirmelerinde hem aylık ve yıllık fotoğraf seçimlerinde ustalar örnek bir model çiziyor. Eğitimler, çekimler, fotoğraf turları, ustalarla fotoğraf değerlendirmeleri ile yıl boyunca süren etkinliklerin ardından her yıl binlerce kare fotoğraf ortaya çıkıyor. Pandemi süreci hem Fotoğraf Gezginleri hem de ‘Benİstanbul’ için zor bir dönemdi. Ama bu dönemde bile ara vermedik. Eğitimlerimizi ve fotoğraf üretmeyi bırakmadık.


    Fotoğraf: Didem Büte Bahçecik

    YURT İÇİ VE YURT DIŞINDA SERGİLENDİ

    ‘Benİstanbul’ sergileri, COVID-19 pandemisinden önce 2015’te Eskişehir ve Fransa’da, 2016’da Mersin ve Macaristan’da, 2017’de Kapadokya ve Midilli Adası’nda açıldı. Ayrıca 2016’da Fransa’nın Nancy şehrinde düzenlenen Uluslararası Sanat Bienali’ne davet edildik. ‘İstanbul Kontrast’ projesiyle bu bienalde de yer aldık.”


    Fotoğraf: Niso Maçoro

    FOTOĞRAF GEZGİNLERİ VE SAYISIZ ETKİNLİKLERİ

    Fotoğrafçı Niko Guido’nun 2013’te kurduğu Fotoğraf Gezginleri, bugüne kadar 70’nin üzerinde fotoğraf gezisi gerçekleştirdi, yurt içinde ve yurt dışında 50 sergi açtı, 20’nin üzerinde kitap yayınladı. 500 kişiden oluşan grup Roma, Lizbon, Moskova, Barselona, İstanbul, Berlin, Dublin, Sevilla, İsfahan, New York, Kudüs, Budapeşte, Stockholm, Valensiya, Venedik gibi şehirlerde fotoğraf maratonu yaptı. Ayrıca grubun 14 Şehir Rio, Tokyo, Buenos Aires, Sidney, Cape Town, Benİstanbul 2014, 2015, 2016, 2017, 2018, 2019, 2020, İstanbul365Gün ve Küba kitapları yayınlandı. ‘From İstanbul to Amsterdam’, ‘İstanbul 365 Gün’ fotoğraf projeleri ve fotoğraf maratonu projeleri kapsamında bazı şehirler grubun belgesel çekimlerine konu oldu. Dünyanın önemli kentlerinde fotoğraf maratonları düzenleyen Fotoğraf Gezginleri, Edinburg ve Prag fotoğraf maratonlarının hazırlıklarını sürdürüyor. Grubun üyeleri, uluslararası fotoğraf yarışmalarında da önemli derecelere imza atıyor. 250’ye yakın madalya ve 300’ün üzerinde mansiyonu olan grup, uluslararası yarışmalarda fotoğraf alanında Türkiye’yi gururla temsil etmeyi hedefliyor.
    www.benistanbul.com



    HAKAN ÇAĞLAV KİMDİR?

    Hakan Çağlav, 1977’de İstanbul’da doğdu. 1994-1999 arasında Hürriyet ve Sabah gazetelerinde foto muhabiri olarak görev aldı. 2005-2014 yıllarında İstanbul Cihangir’de açtığı stüdyosunda dergiler için editoryal çekimler ve reklam fotoğrafçılığı yaptı. Kanada merkezli stok fotoğraf sitesi ‘iStockphoto’nun özel fotoğrafçısı olarak çalışmayı sürdüren Çağlav, 2011’den bu yana fotoğraf eğitimleri veriyor, 2014’ten beri de Fotoğraf Gezginleri’nin düzenlediği projelerde koordinasyon görevini yürütüyor.

    Yazının devamı...

    37 yıldır soluksuz



    Başkanı olduğum Türkiye Foto Muhabirleri Derneği’nin bu yıl 37’ncisini düzenlediği yarışmanın başvuruları yarın başlıyor. Yarışmanın 37’nci yılında verilecek para ödüllerinin toplamı da 37 bin lira olacak. Son başvuru tarihi ise 5 Şubat.



    KALICI ESERE DÖNÜŞÜYOR

    İlk kez 1985’te ‘Haber’ ve ‘Spor’ olmak üzere iki kategoride düzenlenen ‘Yılın Basın Fotoğrafları Yarışması’, bugün farklı ketegorilerle düzenlenmeye devam ediyor. Yarışmada basın fotoğrafçılarının yanı sıra ‘Türkiye Güzellikleri Yarışması’ ile amatör ve profesyonel tüm fotoğraf tutkunları, ‘Ara Güler Özendirme Ödülü’ ile lise ve üniversite öğrencileri bu heyecana ortak oluyor. ‘Yılın Basın Fotoğrafları Yarışması’nın ödülleri ise Türkiye’de medya alanındaki en prestijli fotoğraf ödülleri olarak kabul ediliyor. Bunun en büyük sebebi ise köklü bir organizasyon olmasının yanı sıra jürisinde Türkiye ve dünyadan değerli isimleri bir araya getiriyor olması. Her yıl ödül alan kareler, tarihe görsel bir not düşüyor. Yarışmada ödül alan kareler, 1988’den bu yana da özel bir katalogda kalıcı bir esere dönüşüyor.



    YURT DIŞINDA SERGİLENECEK

    Yarışma, zor şartlarda görev yapan foto muhabirlerini mesleklerinde özendirmek amacını taşıyor. Basın fotoğrafçılığının gelişmesinde katkı sağlamayı da hedefliyor. Ödül alan, tarihe not düşen fotoğraflar her yıl 40’tan fazla noktaya sergilerle ulaşıyor. ‘Yılın Basın Fotoğrafları 2022’, ‘Haber’, ‘Spor’, ‘Günlük Yaşam’, ‘Foto Röportaj’, ‘Portre’, ‘Doğa ve Çevre’ kategorilerinde düzenleniyor. Türkiye’nin Güzellikleri ise amatör ve profesyonel tüm fotoğrafçıların katılımına açık olarak düzenlenecek. Bu yarışmada ödül alan kareler bu sene içinde dünyanın önemli kentlerinde sergilenecek.



    SIFIR ATIK’A ÖZEL ÖDÜL

    ‘Sıfır Atık’ projesinin destekçileri arasında yer alan Türkiye Foto Muhabirleri Derneği, bu yıla özel olarak ‘Doğa ve Çevre’ kategorisine yapılacak başvurular arasından bir fotoğrafa özel ödül verecek. ‘Sıfır Atık Özel Ödülü’, atıkların geri dönüşüme katkısı ve geri kazanım süreci ile geri dönüştürülen atıkların katkısını anlatan bir fotoğrafa verilecek. Bu özel ödülü kazanan foto muhabiri 5 bin TL para ödülü de alacak.



    ARA GÜLER ADI YAŞIYOR

    Yılın Basın Fotoğrafları Yarışması’na geçtiğimiz yıl eklenen yalnızca lise ve üniversite öğrencilerinin katılımına açık olan ‘Ara Güler Özendirme Ödülü’ ise usta foto muhabirinin adını ve anısını yaşatmak amacıyla kalıcı hale geliyor. Toplam ödülü 5 bin TL olan ‘Ara Güler Özendirme Ödülü’ne, eğitimine devam eden 25 yaş altı lise ve üniversite öğrencilerinin başvuruları kabul ediliyor.



    BAŞVURULAR ÇEVRİM İÇİ

    Yılın Basın Fotoğrafları 2022 başvuruları, Türkiye Foto Muhabirleri Derneği’nin resmi internet sitesi www.tfmd.org.tr adresinden çevrim içi olarak kabul ediliyor. Yarışmanın jürisi, şubat ayında toplanacak, mart ayında açıklanacak ödüller, Ankara’da düzenlenecek törenle sahiplerini bulacak.

    Yazının devamı...

    Bu meslek duyguları en zirvesinde yaşatıyor



    Henüz üniversite yıllarındayken foto muhabirliğine yönelen, Aydın Doğan Genç İletişimciler Yarışması’nda kazandığı “fotoğraf ödülü” ile Hürriyet Gazetesi’nin kapılarını aralayan Selçuk Şamiloğlu, bu mesleğe olan tutkusunu, “Bir gün üzülüyorum, bir gün seviniyorum. Bazen korkuyorum, bazen heyecanlanıyorum. Bu meslek bütün duyguları en zirvesinde yaşatıyor” sözleriyle anlatıyor. Zaman zaman birlikte haber takip ettiğimiz genç meslektaşım, meslek hikâyesini ise şöyle anlatıyor:



    GAZETE ALIŞKANLIĞIM VARDI

    “Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde eğitim gördüğüm yıllarda fotoğrafla tanıştım. 2005 yılıydı. Üniversite öğrencisiydik ve çok sık Taksim’e gidiyorduk. Orada eylemler oluyordu. Öğrenciyim ama gazete alışkanlığım vardı. (Bugün bakıyorum da pek çok gençte böyle bir alışkanlık yok maalesef.) Taksim’de tanık olduğum bu eylemlere ertesi günü gazete sayfalarında görüyordum. Eylemin ismi değişiyor, isimler değişiyor ama yazılanlar aynıydı. Tabii fotoğraflar da değişiyordu. Her gün gazetelerde farklı fotoğraflar gözüme çarpıyordu. Diğer haberlerde de aynı yaklaşımı gördüm. Her gün aynı şeyi yazacağıma, farklı olan işlere/anlara imza atma, daha yaratıcı olma düşüncesi beni cezbetti.



    FOTO MUHABİRLERİNİ İZLİYORDUM

    Gazetecilik yapmak istiyordum, kendime gazetecilik mesleği içerisinde görev olarak foto muhabirliğini görev seçtim. Bir yıl sonra yeni 2006’da kendime bir fotoğraf makinesi aldım. Sonra elimden geldiğince sokakta fotoğraf çektim, hatta o eylemlere gittim. Karşılaştığım foto muhabirlerini gözlemliyor, ne çekiyorlar, nasıl konumlanıyorlar onları izliyor, takip ediyordum. Onlar gibi yaklaşmaya çalışıyordum olaylara. Oradaki usta isimlere fotoğraflarımı gösteriyor, ‘Nasıl oldu?’ diye sorup önerilerini alıyordum. Yılmadım karşılaştığım foto muhabirlerinden yardım alarak işin tekniğini, habere bakışı, habere yansıyacak karelerin nasıl olması gerektiğini ve fotoğrafa estetik yaklaşımı öğrendim.



    ÖDÜLLE HÜRRİYET STAJI BAŞLADI

    Fotoğraf konusundaki tüm bu çabalarım 2007’de karşılık gördü ve Aydın Doğan Genç İletişimciler Yarışması’ndan ‘fotoğraf ödülü’ kazandım. Bu ödülle birlikte Hürriyet Gazetesi’nde ‘bir aylık staj hakkı’ verdiler. Gazetenin usta foto muhabiri Sebati Karakurt’un yanına gittim. Eklerin kapısı aralanmıştı. Orası bambaşka bir dünyaydı. Ünlü isimlerin portreleri çekiliyordu. O zamana kadar sokakta fotoğraf çekerken bir anda kendimi usta portre fotoğrafçıları arasında buldum. Biraz da bocaladım açıkçası. Bir aylık sürem bitince, birlikte staja başladığım Emre Yunusoğlu ile birlikte Sebati(Karakurt) abinin yanına gittik. ‘Sizde potansiyel var çocuklar. Sizleri bir yere bırakmıyorum. Kendinizi burada geliştirin. Daha sonra bu ekibe dahil olacaksınız’ dedi. Ve böylece Hürriyet Gazetesi macerası bizim için Sebati Karakurt sayesinde başlamış oldu. Uzun süre hafta sonu ekleri için kreatif portreler çektim. O dönem herhalde gazetede fotoğrafı yayınlanan ne kadar ünlü varsa çektik. Ama benim içimde hep sokakta olma duygusu, sıcak haber fotoğrafı vardı.



    SICAK BÖLGELERDE GÖREV YAPIYORUZ

    2014’te Hürriyet Gazetesi eklerinin bir işi için Gaziantep’teydim. Sabah kahvaltı yaparken televizyonda sıcak bir gelişme olarak Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinden gelen mültecilerin haberlerini izledim. Şanlıurfa iki saatlik mesafeydi. Ben de inisiyatif kullanarak atladım, oraya gittim. Orada büyük bir drama tanık oldum. İnsanlar tellerin üzerinden akın akın Suruç’a geliyordu. Kaos ortamı vardı. Gördüklerimi fotoğraflayıp gazeteye yolladım. Ertesi gün gazeteyi aradım, benim orada kalmamı istediler. Yaklaşık üç ay boyunca o bölgede kaldım. Bu benim ilk büyük tecrübem oldu. Sonrasında gazetede sıcak olaylara gönderilen isimlerden biri oldum. Daha sonrasında Musul ve Kerkük’ten kaçan Ezidi’ler için Irak’a gittim. Bugüne kadar ara ara Suriye’ye gidişlerim sürdü. Sonrasında Gezi’yi, orman yangınlarını, selleri, depremleri... Birçok olayı izledim. Pek çok sıcak bölgede görev yapıyoruz. Son olarak Taliban’ın Afganistan yönetimini ele geçirmesinin hemen ardından Afganistan’a gittim mesela. Hatta ABD’nin bölgedeki en büyük üssü olan Bagram’a girdim, oradaki cezaevini fotoğrafladım.



    BU MESLEĞİ SEÇTİĞİM İÇİN MUTLUYUM

    “Foto muhabirliği hayatımı çok farklı açılardan etkiledi. Kültürel anlamda, dünya görüşü anlamında, yaşamı ve insanı anlama noktasında bana çok şey kattı. Bir gün üzülüyorum, bir gün seviniyorum. Bazen korkuyorum, bazen heyecanlanıyorum. Bu meslek bütün bu duyguları en zirvesinde yaşatıyor. Bu mesleği seçtiğim için mutluyum.”



    SELÇUK ŞAMİLOĞLU KİMDİR?

    1985 yılında Ağrı’nın Doğubeyazıt ilçesinde doğdu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun. 2008 yılında Hürriyet Gazetesi’nde mesleğe başladı. Gazetenin Cumartesi ve Pazar eklerinde uzun süre portre çalışmaları yaptı. Suriye’deki iç savaşta Kobani, İdlip, Azez ve Cerablus gibi sıcak noktalarda görev yaptı. Irak’taki çatışma bölgelerinden haber ve fotoğraflara imza attı. Yunanistan’daki mülteci kamplarına gibi çok sayıda noktada göçmenlerin yaşadıklarını hikâyeleştirdi. Çok sayıda ödülü bulunan Selçuk Şamiloğlu, halen Hürriyet Gazetesi’nde görevini sürdürüyor.

    Yazının devamı...

    Bir fotoğraf bin hikâye



    Bu haftaki yazımda da bu yarışma ve sergiden bahsetmek istiyorum; “Bir Fotoğraf, Bin Hikâye” Göç Konulu Ulusal Fotoğraf Yarışması. Göç İdaresi Başkanlığı Şehit Kadir Kırbaç Konferans Salonu’nda bugün saat 14.00’te yarışmanın ödülleri sahiplerini buluyor ve sergi açılıyor. Deniz Kalaycı’nın birinci, Murat Bakmaz’ın ikinci, İsmail Coşkun’un olduğu yarışmada ödül alan fotoğraflar ile birlikte 41 fotoğraf daha sergide olacak.



    TÜRKİYE SIĞINILAN LİMAN OLDU

    Türkiye geçmişten bugüne milyonlarca göçmene ev sahipliği yaptı, yapıyor. 1910’lu yıllarda Balkan Savaşı’ndan, 1920’li yıllarda 1. Dünya Savaşı’ndan, 1940’lı yıllarda 2. Dünya Savaşı’ndan, 1970’li yıllarda Afganistan’dan, 1980’li yıllarda Bulgaristan’dan, 1990’lı yıllarda Kuzey Irak’tan, 2011’den bu yana Suriye ve Irak’tan ve son yıllarda Afganistan’dan yaşadıkları sebebiyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan göçmenlerin sığındığı bir liman oldu. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, geçen ay yayınladığı kararla daha etkin şekilde çalışmasına imkân sağlamak adına Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nü Göç İdaresi Başkanlığı statüsüne yükselti.



    10 BİNE YAKIN FOTOĞRAF YARIŞTI

    Göçmenlerin yaşadıklarını ve topluma yansımalarını ortaya koymayı amacıyla Göç İdaresi Başkanlığı (GİB) ve Birleşmiş Milletler Göç Kuruluşu (IOM) “Bir Fotoğraf, Bin Hikâye” Göç Konulu Ulusal Fotoğraf Yarışması düzenledi. Avrupa Birliği (AB) tarafından finanse edilen, GİB ve IOM iş birliğinde düzenlenen yarışmanın organizasyonunu da Türkiye Foto Muhabirleri Derneği yaptı. Yabancıların ülkemize bıraktıkları izleri, farklılıkları, farklılıktan doğan zenginlikleri, yaşadıkları sorunları gözler önüne sererek; ülkemize olan katkıları ve toplumla karşılıklı etkileşimlerine ilişkin uyum ile ahenkten doğan hikâyelerinin tüm toplumlar tarafından dil, renk, ırk, milliyet farkı olmaksızın anlatıldığı 10 bine yakın fotoğraf yarışmaya katıldı.



    Jüride benimle birlikte Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve gazeteci Mehmet Akarca, foto muhabiri Coşkun Aral, fotoğraf sanatçıları Mehmet Aslan ile Amer Almohibany yer aldı. Jüri başkanlığını usta isim Coşkun Aral’ın yaptığı yarışmanın jürisi, uzun ve yorucu bir değerlendirme süreci yaşadı. Yarışmada Deniz Kalaycı birinci, Murat Bakmaz ikinci, İsmail Coşkun ise üçüncü oldu, 41 fotoğrafta sergilemeye değer görüldü.



    FOTOĞRAF TUTKUNLARI BU SERGİYİ GÖRMELİ

    Göç İdaresi Başkanlığı Şehit Kadir Kırbaç Konferans Salonu’nda bugün saat 14.00’te ödül töreni ve sergi açılışı var. Sergi bir süre daha açık kalacak. Hüznü, sevinci, bir paydada birlik olmayı fotoğraflar ile anlatarak tüm toplumda empati kurulmasını sağlayacak kareler sergide yer alıyor. Fotoğraf tutkunları bu sergiyi ilk fırsatta görmeli...



    Yazının devamı...

    Fotoğraf sevdası kariyerini şekillendirdi

    Meslek hayatı boyunca sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok yerinde de çok önemli olayları takip etti, deklanşöre bastı.
    Rock müzik hayranı ve Beşiktaş sevdalısı Levent Kulu, tutkularını da fotoğraflarına yansıtıyor. Ortaokul yıllarında hayranı olduğu Megadeth müzik grubunun kurucusu Dave Mustaine ile tanışma fırsatı bulmuş. Hatta Dave Mustaine, sosyal medya hesaplarında profil fotoğrafı olarak uzun yıllar Levent Kulu’nun çektiği fotoğrafı kullanmış. Sevgili Levent Kulu, bu durumu ise, “Bu da bana mesleğimin katkısı” diye özetliyor.
    İşte, bu meslekte tanımaktan her zaman mutluluk duyduğum dostlarımdan Levent Kulu ile yaptığımız sohbet:



    İLK HATTA TEK TERCİHİMDİ

    “İstanbul doğumluyum. Liseyi bitirdiğimde sinema ve televizyon eğitimi almak istiyordum, ama ilk yılımda üniversiteyi kazanamadım. Bir yakınımız vasıtasıyla 17 yaşında setlere adım attım, iki yıl sürecek kamera asistanlığı dönemim başladı. Ağırlıklı olarak reklam ve klip sektörüne işler çekiyorduk. Bu süreçte fotoğrafa ilgim arttı. Kararımı vermiştim. Mimar Sinan Üniversitesi Fotoğraf Bölümü’nü hedef olarak seçtim. İlk hatta tek tercihimdi. Uzun bir alaylı dönemden sonra 1998 yılında bu okulu kazandım. Okul ve fotoğraf sevdası benim gelecek kariyerimi şekillendirdi. Sabit Kalfagil ve Kamil Fırat gibi çok değerli hocalarım vardı. Okul yıllarında tanıtım ve reklam fotoğrafçılığından para kazanmaya başlamıştım, ama en başından bu yana ilgim belgesel fotoğraflardı. Zaten bitirme projemi de belgesel dalda almıştım. Bir yıl kadar süren bir zaman dilimi içinde İzmir’de Aliağa Gemi Söküm’deydim.



    SİYAH-BEYAZ ÇALIŞIYORDUM

    İlk başlarda ağırlıklı olarak siyah-beyaz çalışıyordum. Evimde karanlık odam da vardı. Üniversite eğitimim devam ederken 2001 yılında Doğan Burda Rizzoli Dergi grubunda çalışmaya başladım. Burada dia film banyolarımı da kendim yapıyordum. Tabiİ bir üniversiteli olarak böyle bir işimin olması o dönemde film temini konusunda benim için büyük şanstı. Okulda arkadaş çevremde çok müzisyen vardı. Bu dönemde Pentagram, Şebnem Ferah, Kargo, Cem Köksal gibi isimlerle çalıştım. Konser ve albüm kapak çekimleri yaptık. 2004 yılında askere gittim, dönüşümde freelance çalıştığım için belli bir düzenim yoktu. Dergi tarafında çalışmayı düşünürken Sebati Karakurt’un davetiyle Hürriyet Gazetesi’nde foto muhabiri olarak çalışmaya başladım. 80’li yıllarda babamla sinemada izlediğim ‘Ateş Altında’ filmi beni çok etkilemişti. Şimdi gazeteciydim. 2006 yılında Hürriyet’te kadrolu foto muhabiri oldum.



    REFLEKSLERİNİZİ GELİŞTİRİYOR

    Bir insanın yaptığı işi sevmesi çok önemli. Foto muhabirliği işin niteliği gereği farklı ortamlarda fotoğraflar çekmenize imkân sunuyor, reflekslerinizi geliştiriyor. Mesleğim gereği son 16 yılımda Gazze, Mısır, Ukrayna, Suriye, Irak gibi sıcak bölgelerde çalışma fırsatım da oldu. 2008 ve 2016 Avrupa Futbol Şampiyonaları’nı yerinde takip ettim. Üniversite yıllarımda Türk rock gruplarıyla çalışıyordum. Gazetecilik sürecimde bunu uluslararası düzeye taşıdım. Birçok dünya starının fotoğraflarını, konserlerini çektim. Metallica ve Megadeth ile yaptığım konser çekimlerinin kişisel ilgim sebebiyle portfolyomda yeri ayrı. Megadeth, benim ortaokul ve lise yıllarımdan beri en sevdiğim gruplardan birisiydi. Yıllar sonra onları sahnede çekmek çok özeldi. 2010 Sonisphere Festivali’nde çektiğim fotoğrafları grup kendisi de kullandı. Megadeth grubu kurucusu Dave Mustaine, aslında Metallica’nın da kurucu kadro üyesi gitaristlerindendi. Grup, 2010’da benim fotoğraflarımı kullandıktan sonra üç kez daha İstanbul’a geldi. Tekrar tekrar çalışma fırsatım oldu. Dave Mustaine, 5-6 yıl sosyal medya hesaplarında profil fotoğrafı olarak karemi kullandı. Rock müziği çok severim. Bin CD’yi aşan sağlam bir arşivim var. Sahne arkasında veya önünde yerli ve yabancı dinlediğim birçok isim benim fotoğraflarımı kullandı. Bu da bana mesleğimin bana katkısı. Türkiye jeopolitik konumuyla ve Ortadoğu’ya yakınlığıyla foto muhabirleri için çok önemli bir nokta. Bu bence dünyada Türk foto muhabirlerinin etkinliğinde etkili. Dünyanın tanıdığı, çok başarılı meslektaşlarımız var. Son yıllarda uluslararası düzeyde büyük ödüllerin ülkemize gelmesi de çok mutluluk verici ve sürpriz değil. İş kalitesinin bu düzeyde olması hoş bir rekabeti de yanında getiriyor. Şaşırtıcı olan Türk foto muhabirlerinin başarılarının Türkiye’de hak ettiği değeri görmemesi.



    LEVENT KULU KİMDİR?

    1978 yılında İstanbul’da doğdu. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nü bitirdi. Ağırlıklı olarak belgesel fotoğraflar çeken Levent Kulu, bu dönemde Türk Rock Müziği’nden Pentagram, Kargo, Şebnem Ferah, Cem Köksal gibi birçok isim ve grupla performans çekimi ve albüm kapağı çalışmalarına imza attı. Yabancı grup ve müzisyenlerle de ortak birçok projede çalışan, aynı zamanda moda çekimleri de yapan Levent Kulu, 2006 yılından beri Hürriyet Gazetesi’nde foto muhabiri olarak çalışıyor.
    * Euro 2008, Euro 2016, 2011 Van Depremi, 2012 Gazze Savaşı, 2012-2013 Mısır Ayaklanmaları, 2014 Ukrayna Olayları, Soma Maden Kazası, Kobani, İdlib gibi kritik bölgelerde görev yaptı.
    * ‘Mezunlar 2004’ Mimar Sinan Üniversitesi– Ocak 2005, ‘Mucize Kareler’ Fotoğrafevi–Ağustos 2006, ‘30 Yılın Belgesi’ Dolmabahçe Sanat Galerisi–Aralık 2008 karma sergilerinde fotoğrafları yer aldı.
    * 1999’da BJK Kongre Üyesi, 2010’daki Olağan Genel Kurulu’nda ise seçimle BJK Divan Kurulu Üyesi oldu.
    * TGC ve TFMD üyesi de olan Levent Kulu, gazeteci Filiz Şeref ile evli ve bir kız çocuk babası.



    Yazının devamı...

    Tek hikâye iki sergi


    Ankara ve İstanbul’da Türkiye Foto Muhabirleri Derneği Yılın Basın Fotoğrafları yarışmalarında ödül alan ve dernek arşivinde yer alan karelerden hazırlanan iki büyük sergi de Türkiye merkezli yaşanan göç hikâyeleri fotoğraflarla aktarılıyor. Ankara’nın en özel yapılarından tarihi Renda Köşkü, bundan böyle Türk Kızılay’ının kalıcı müzesi olarak hizmet verecek. Renda Köşkü’nde sergiler ve sanat alanındaki çalışmalar da sunulacak. Buradaki ilk sergide ise Cumhuriyet’in ilk yıllarından bugüne Türkiye’nin göçmenlere yaklaşımı aktarılıyor. Sergi 15 Şubat’a kadar açık kalacak. İstanbul’da ise Müze Gazhane’de açılan “Hayat Yeniden...Umut tüm Felaketleri Yener...” adı ile açılan sergi yine Türkiye’nin yaşadığı göç ve göçmenlik merkezli hikâyeler, fotoğraflarla anlatılıyor. Geçtiğimiz gün Usta Coşkun Aral’ın belgesel gösterimi ve söyleşi ile yapılan açılışı yapılan sergi, 30 Aralık’a kadar gezilebilecek.



    ***

    KIZILAY’IN TARİHİ

    Atatürk Bulvarı üzerinde, ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nin hemen yanındaki tarihi köşkün ismini birçok Ankaralı iyi bilir. Yıllardır kullanılmayan bu tarihi yapı aslına uygun bir restorasyonla yenilendi. Köşk, Kızılay’ı anlatan bir müze ve sergi salonlarıyla kısaca yenilenen yüzüyle Ankaralı sanatseverlerin hizmetine açıldı. Buradaki sergi salonunda yapılan ilk çalışma ise Türk Kızılay’ının göçmenlere yardımları ve Türkiye merkezli göç hikâyeleri fotoğraflarla aktarılıyor. “93 Harbinden Bugüne Göç Hikâyemiz” adlı sergide 1912-1913’te Balkan Savaşı’ndan, 1924 Mübalelesi’nden, 1940’larda İkinci Dünya Savaşı’ndan, 1979’da Afganistan’dan, 1981’de Bulgaristan’dan, 1991’de Kuzey Irak’tan ve elbette son yıllarda Suriye, Irak ve Afganistan’dan Türkiye’ye yaşanan göç, Renda Köşkü’ndeki sergide kronolojik olarak bölümler halinde fotoğraf tutkunlarının ilgisine sunuluyor. 15 Şubat’a kadar açık kalacak sergiyi, Ankara’da yaşayan ve Ankara’yı ziyaret eden sanat severlerin kaçırmamasını tavsiye ediyorum. Renda Köşkü’ne gidenler ise Kızılay’ın geçmişten günümüze temel faaliyetlerini anlatan kalıcı müzeyi de gezme fırsatı bulacaktır. Daimi müze bölümünde, bulunduğumuz coğrafyanın insani yardım perspektifinden yüzyıllık hikâyesine ışık tutuluyor. Şimdiden söyleyeyim, müze bölümü ilerleyen zamanlarda yapılacak olan geliştirmeler ile daha kapsamlı bir hüviyet kazanmış olacak. Kızılay Kültür Sanat tarafından fonksiyonları yeniden tasarlanan bu merkezde, dönemsel sergiler, söyleşiler, atölye çalışmaları, sosyal uyum faaliyetleri yürütülecek.



    RENDA KÖŞKÜ 1925’TE YAPILDI

    Renda Köşkü’nün mimarı Sait Bektimur. 1925’ten günümüze ulaşan yapı, Cumhuriyet Dönemi Mimarisi’nin günümüze ulaşabilmiş nadide örnekleri arasında yer alıyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarında bir dönem Çekoslovakya Sefareti olarak hizmet vermiş. 1946’da köşkü satın alan Abdülhalik Renda, ardından mülkiyetini 1949’da Kızılay’a bağışlamış ama intifa (kullanma ve yararlanma) hakkını kendisinde tutmuş. Renda Köşkü, Kızılay’a bağışlandığı tarihten itibaren uzun bir süre Kızılay’ın yetkili kurullarının toplantı salonu olarak kullanılmış. Günümüzde ise yenilenen köşk iki ana fonksiyonu bünyesinde barındırıyor. Giriş katta fuaye alanı sergi salonu bulunurken üst kat ise daimi müze.

    ***



    GAZHANE’DE “HAYAT YENİDEN...”

    Göç konusu, özellikle Avrupa için giderek artan bir zorluk. Sözde “göç krizi”, aslında göç yönetimi krizi olarak anlaşılmalı. Uluslararası, ulusal ve yerel düzeyde siyasi çatışmalarsa sorunların merkezini oluşturuyor. “Göç bağlamında Avrupa Şehirleri Ağı–European Cities Network”, bu doğrultuda yaptığı etkinlikler ve projelerle, paydaşlarını evrensel ilkelere dayalı, kapsayıcı, sürdürülebilir ortak politikalar geliştirmesi için bir araya getiriyor. Projenin bir parçası olarak, Türkiye, Yunanistan, İspanya ve Almanya’dan insan hikâyelerinin paylaşıldığı Coşkun Aral’ın yönetmenliğinde bir belgesel çekildi. Bu belgeselde, bu 4 ülkeden 4 göçmen, kendi ülkelerinden çıkış hikâyelerini, yaşadıkları zorlukları, gördükleri fırsatları, dönüşümlerini ve özlemlerini anlattılar. Geçen çarşamba Müze Gazhane’de ilk gösterimi yapılan belgesele bir de muhteşem fotoğraf sergisi eşlik etti. Türkiye’ye yaşanan göçün ve göçmenlerin hayat hikâyelerini aktaran sergi, barışın ve umudun değerini bir kez daha hatırlatıyor. “Hayat Yeniden...Umut tüm Felaketleri Yener...” adıyla açılan fotoğraf sergisini İstanbullular ve İstanbul’a yolu düşenler 30 Aralık tarihine kadar Müze Gazhane’de görebilir.



    Yazının devamı...

    Aldığı ödülle bir ailenin hayatına dokundu



    Başkanı olduğum Türkiye Foto Muhabirleri Derneği’nin yarışmaları da dahil olmak üzere ulusal ve uluslararası yarışmalardan 250’ye yakın ödül kazanan Mehmet Aslan, geçen günlerde İtalya’da düzenlenen Siena İnternational Awards yarışmasında ‘Yılın Fotoğrafı’ ödülünü kazandı. Aslan’ın ödül aldığı fotoğraf Türk ve dünya medyasında ise gündem oldu. Sosyal medyada Angelina Jolie gibi yüzlerce ünlü isim tarafından paylaşıldı. Ve bu sayede fotoğrafta yer alan baba ve çocuğun elektronik protezlere kavuşması için yardım kuruluşları seferber oldu. Avrupa Birliği’nin finanse ettiği Göç İdaresi Başkanlığı ve Birleşmiş Milletler Göç Kuruluşu tarafından geçen günlerde düzenlenen ‘Bir Fotoğraf, Bin Hikâye’ yarışmasının jürisinde Mehmet Aslan’la birlikteydik. Jüri toplantısı sonrasında Aslan’la son aldığı ödülü ve fotoğrafın hayatına giriş öyküsünü konuştuk;



    ÖĞRENMEK İÇİN ÇOK ÇABALADIM

    “Asıl işim baba mesleğim de olan veterinerlik. Fotoğrafa başlama hikâyem ise ilginç bir şekilde yazılımla başladı. Web tasarımı eğitimi aldım. Web tasarımı eğitimi alırken Photoshop’ta öğrendim. Photosohp bana daha renkli geldi. Photoshop’a ağırlık verdim, bu programın beni yönlendirmesi sayesinde fotoğraf öğrenmeye başladım. Yazılımın siyah-beyaz dünyasından fotoğrafın renkli dünyasına yöneldim. 2006’da fotoğraf çekmeye başladım. İlk profesyonel fotoğraf makinemi de 2008’de aldım. Herhangi bir eğitim almadım ama öğrenmek için çok çabaladım. İnternetten öğrendim. Enstantane ve diyafram nedir, çalışma prensibi nedir? Alıp fotoğraf makinesini deneye, deneye fotoğraf makinesinin çalışma prensiplerini, fotoğrafın matematiğini öğrendim. Asıl kendimi geliştirdiğim nokta ise 2 yıl boyunca pozometre kullanmadan manuel fotoğraflar çekerek oldu. Kafamdan hesaplar yaparak fotoğrafımı manuel ayarlamalarla çekmeye çalıştım. Makro fotoğraf da çektim, portre de manzara da sokakta kendi tarzımı bulana kadar farklı disiplinlerde fotoğraflar çektim. Bugün tarzımı, mekân insan ilişkili fotoğraflar olarak nitelendiriyorum.



    250’YE YAKIN ÖDÜLÜM VAR

    2012’de Antakya’daki bir fotoğraf yarışmasına kendimi denemek katıldım ve ikinci oldum. O yarışmada aldığım ödül beni bu alanda motive etti. Ulusal ve uluslararası yarışmalara katılmaya başladım. Yarışmalar üzerinden fotoğraflarımı değerlendirmeye başladım. O zamandan bu yana fotoğraf hayatımın merkezinde. Hem yarışmalara katılıyorum hem yarışma jürilerinde yer alıyorum hem sergiler hem de organizasyonlar düzenliyorum. Çok fazla yarışmaya katıldım ve çok ödül aldım. Yarışmaları sıkı takip ediyorum, ulusal ve uluslararası 250’ye yakın ödül aldım. Fotoğraf arşivimi foto safarilerle geliştirdim. 2014’te Antakya’da ilk kez katıldım foto safariye. İlk katıldığımda mantığını anlamadığım için ödül alamamıştım. Ama ondan sonraki ilk yıl birinci oldum. Foto safarilerde çektiğim fotoğraflarla güçlü bir arşivim oldu. Online bir yarışma gördüğüm zaman arşivimde varsa fotoğraflarımı gönderiyorum. Foto safarilere çok katıldığım için Türkiye’nin birçok noktasından elimde arşivimde fotoğraflar oluyor zaten.



    ANGELİNA JOLİE PAYLAŞTI

    Son aldığım ödül Türkiye ve dünya medyasında çok konuşuldu. Sosyal medyada Angelina Jolie’nin de aralarında bulunduğu yüzlerce kişi fotoğrafımı paylaşınca dikkat çekti. İtalya’da düzenlenen Siena Uluslararası Fotoğraf Yarışması’nda Hatay’dan çektiğim Suriyeli baba ve çocuğun fotoğrafı Yılın Fotoğrafı seçildi. Fotoğrafta baba ve oğlun hüzünlü ama mutlu bir anı var. Baba Munzir El Nezrel, 2016’da Suriye’nin İdlip kentinde çarşıda gezerken düşen bomba ile sağ bacağını kaybediyor ve vücudunda tahribatlar oluyor. Tedavisi için Türkiye’ye getiriliyor. O sırada eşi hamile. Ve yine o dönem atılan kimyasal bombayı annenin soluması nedeniyle. Türkiye’ye geldiklerinde doğan çocukları Mustafa’da uzuvsuz olarak iki kolu ve iki bacağı olmadan dünyaya geliyor. Bu aileyle ise rastlantı sonucu tanıştım. Ordu Belediyesi’nden bir arkadaşım geldi, Hatay’a, Reyhanlı’ya, Suriyeli mültecilere erzak dağıtmak için. Onlara eşlik ederken bu aileyi keşfettim. Telefonlarını aldım. Görüşmeyi sürdürdüm. Fotoğraf çekmeden önce aileden hayat hikâyelerini dinledim. Bolca vakit geçirdim. Sonrasında bu aileyi fotoğraf projesi olarak çalışmaya başladım. Defalarca giderek ailenin hikâyesinden çıkardığım bilgilerle fotoğraflar çektim. Bu fotoğraflardan birini ise İtalya’daki bu yarışmaya gönderdim. Orada da Yılın Fotoğrafı’na layık görüldü.



    AKLIMDA BİR AMAÇ VARDI

    Bu ailenin fotoğraflarını çekmeye başlarken aklımda bir amaç vardı. Mustafa’nın uzuvları olmadığı için elektronik protez temin edebilmek. ‘Bu çocuk protezlerle hayatını tek başına idame ettirebilir mi?’ düşüncesiyle bu protezlere kavuşmasını çok istedim. Maalesef Mustafa’nın protezleri Türkiye’de yok. Fotoğraf ödül aldıktan sonra dünya basınında geniş yer bulunca birçok yardım kuruluşu ve ülkeden dönüş oldu. Avusturya’dan Almanya’ya. Ama ödülün verildiği İtalya çok ilgilendi. Özellikle Bologna ve Floransa’dan yardım talepleri geldi. Hatta Bologna’da Romagna Bölgesi Başkanı Stefano Bonaccini kendi sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla Munzir ve Mustafa’nın tedavileri ile protezlerinin İtalya’da yapılacağını duyurdu, aileyi ağırlamak için heyecanlandıklarını belirtti. Bu konuyla İtalya’nın Ankara Büyük Elçiliği de yakından ilgileniyor. Bunu sağlamış olmak beni ödülden daha çok heyecanlandırdı. Bundan önde de çok ödüller aldım. Ama bu kez bir ailenin hayatına dokundum. Bu ödül, ilk tanışmada ve fotoğraflarını çekerken amaçladığım Mustafa ve babasının protezlere kavuşma amacına daha hızlı ulaştırdığı için beni mutlu etti.”



    MEHMET ASLAN KİMDİR?

    1988’de Hatay’da dünyaya gelen Aslan, ilk ve orta eğitimini Antakya’da tamamladı. Kırıkkale Üniversitesi Veterinerlik Bölümü mezunu Aslan, Antakya’da veterinerlik mesleğini sürdürüyor. 2006’da fotoğrafla tanışan Aslan, halen Anadolu Üniversitesi Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü’nde de eğitimini sürdürüyor. Fotoğrafları farklı dergi ve platformlarda yayınlanan ulusal ve uluslararası ödüller alan Aslan, 2016’da AFIAP (The International Federation of Photographic Art (FIAP)) unvanını aldı. Suretialem Fotoğraf ve Sinema Sanatı Derneği üyesi Mehmet Aslan, kısa film ve belgesel film çalışmalarına da imza attı. Aslan’ın aldığı ödüllerden bazıları şöyle;



    • Siena International Photo Awards 2021/Photo of the Year.
    • Sony World Photo 2019/Ulusal Birincilik.
    • TFMD Yılın Basın Fotoğrafları 2019 Türkiye Güzellikleri Birincisi.
    • 2020 Aerial Photography Awards Trees&Forests Kateforisi/Birincilik ve Pattern Kategorisi/İkincilik Ödülü.
    • Hipa Instagram ‘Gece’ konulu Fotoğraf Yarışması Birincisi
    • TFMD Yılın Basın Fotoğrafları 2020 Türkiye Güzellikleri Birincisi, Günlük Yaşam Fotoğrafı İkincisi ve Türk Telekom Özel Ödülü.

    Yazının devamı...