"Tuba Şatana" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tuba Şatana" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tuba Şatana

Zeytin bizimdir, ya meralar?

Demek ki oluyor. Demek ki sesimizi duyurunca, beraber durunca oluyor.

Hep birlikte bir zeytin ettik.

 Bir değil milyonlarca zeytin ağacını, topraklarımızı, geçmiş ve geleceğimizi yedinci kez kurtardık. Zeytinden ekmek yiyen, o ağaca gönül bağıyla bağlı nice güzel aileye de gülümseyebileceğiz artık. Ben çok mutluyum. Zeytinliklerim yok ama bu toprağın çocuğu olmak bile yeterli mutlu olmam için.

 Umarım bir sekizincisi olmaz bu yasa tasarısının ve umarım sadece durdurmakla kalmamış, zeytin ağacının ne demek olduğunu da anlatabilmişizdir. Bu coğrafyanın çocukları olarak, zeytin ağacına sadakatimizi sorgulayanlara dik durabildiğimizi de göstermişizdir.

 Reform yasasının bu sefer de elinin meralarımızdan, kıyılarımızdan çekmesini istiyoruz. Hayvancılığımızın, sütün, peynirin devam edebilmesi için.

 Karayaka, İmroz, Karaman  gibi  ırkların devam edebilmesi, toprak hafızamızın devamı, kültür mirasımızın  doğru aktarılması için bu elzem.

 Çiftçinin bildiği işi yapmaya devam etmesi için, fabrikalarda işçi değil o, çiftçi! Atadan, babadan öğrendiği işi yapsın diye, koyunları keçileri kesip, evi satıp bilmediği bir geleceğe göçmesin diye.

 Meralar yoksa onlar da yok. Onların hayatları da yok, gelecekleri yok. Kültürleri, kültürümüz, yok olmaya mahkum.

 Taa ortaokuldu sanırım öğrendiğimizde, meralarda koyunlar otlar diye, mera tanımlaması da hayvan merada otlar diye aklımızda kalmıştı.

 Meralarda fabrika kurulur, derelerde HES, kıyılarda termik santral diye bir ders işlediğimizi hatırlamıyorum. Oldu olacak coğrafya kitaplarındaki tanımlar da değiştirilsin, kıyılar doldurulup otel yapılmaya elverişlidir, yaban hayatı ancak hayvanat bahçelerinde görmek mümkündür, yaylalara da ulaşım için yeşil yol gereklidir diye yazılsın.

 Zaten böyle giderse ancak fotoğraflarda göreceğiz, yeşili, ovaları, koyunu, keçiyi, denizin o berrak mavi tonlarını…

 Diyeceğim odur ki, bu memleket hepimizin, yasa tasarısına hayır diyenlerin de, evet  diyenlerin de.

 Hepimiz aynı toprakların çocuğuyuz… 

İLLA Kİ! 

Beyoğlu. 

En son ne zaman gittiniz Beyoğlu’na?

İstiklal Caddesi’nin belki gezilecek hali yok, ama ya çoktan uğramadığınız dükkanlara ne oldu? 

Ne olacak, kapanmayanlar hala sizin yolunuzu gözlüyorlar. Esnaf lokantaları hala dolu, bu değişikliklere rağmen, Balık Pazarı’nda hala sizi mutlu edecek tatlar var. 

Kitap dersen, bağımsız kitapçılar da orada zaten. 

Benim aklıma ilk gelenler, ayağımı hiç kesmediğim yerler, Homer Kitabevi, Mandabatmaz, Fıccın, Pera -Thai, Köfteci Hüseyin, Üç Yıldız, Petek Turşuları, Sakarya Tatlıcısı, Senin Ciğerci, Galatasaray Ciğercisi, Kelleci Muarrem Usta, Dürümzade, Asmalı Cavit, Yeni Lokanta, Lades, tabii ki Zencefil, Lale Plak, Helvetia ve daha bir sürü şahsına münhasır, ne güzel dükkan…

ARTER’deki, Anamed’deki sergileri gezin, Gezi Parkı’nın ağaçları altında serinleyin, bir kitap, insanı mutlu eden bir kırtasiye alın, bir kahve için, yüzünüzü gösterin…

Evet inşaat var, evet cadde eski ihtişamında değil, evet tramvay da yok şu an, ama dükkanların içi, sahipleri, ürünleri herdaim güzel.

Herkes yolunuzu gözler.

 

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI