"Tuba Şatana" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tuba Şatana" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tuba Şatana

Herkesin ucundan tuttuğu gıdamız…

19 Ekim 2017

Gezdiğim ülkelerden merakla aldığım ve belki bir kez kullandığım değişik malzemeleri -ki çoğunun tarihi bile geçmiş- ayıklayıp attım. Sonra ardiyeme el attım. Sonra mutfak eşyalarıma. 6 aydan beri kullanmadığım eşyaları elden çıkarmaya başladım. Zaten aylardır kütüphanemi yeniden düzenliyorum.

 

Aslında gıda ile olan ilişkimi hayatıma yansıtmaya çalışıyorum demeliyim. Hep yazıyorum zaten, az, mevsimsel, ulaşabildiğimce gerçek gıda ile beslenmeye çalışıyoruz aile olarak.

 

Bir - iki yemek oluyor dolabımda ve muhakkak bir salata malzemesi, yeniliyor, sonra tekrardan tazecik pişiyorum ve bu döngü devam ediyor. Oldu ki bir ürün fazla, o ürün bitene kadar tekrar almıyorum.

 

Örnek armut olsun, çiftçimden gelen kutulardaki armutlar birikmişti, yanında gelen diğer meyvelerin bitmiş olmasına rağmen. Armutu salatalarıma kattım, fırınladığım fındık ve nar ekşisi ile pek leziz oldu. Ama bitmedi armutlar ben de armutlu ve azıcık pekmezli kekler yaptım, zencefili unutmadan. Gerisini de başka meyve almayarak tükettik.

 

Yazının devamı...

‘Yarının Menüsü’ için, bugün!

12 Ekim 2017

Nefis bir sonbahar sabahı Ayşenur Arslanoğlu ile sohbetteyiz, Çin’den 7. Uluslararası Slow Food Kongresi’nden haberler ve güzellikler ile döndü, kucağındakileri döktürüyorum ona.

 

Slow Food, iklim değişikliği ve gıdanın ilişkisi üzerine kendine yakışacak bir kampanya başlatacak önümüzdeki günlerde. Dünyadaki tüm Slow Food birliklerinin de bir parçası olacağı bu hareket, gene umut dolu.

 

Gıda çeşitliliği, küçük üretici, biyoçeşitlilik, mevsimsel beslenme, yerel beslenme. Bize bu başlıkların hayatımızdaki yerini sorgulatacak ‘Menu for Change’ yani ‘Yarının Menüsü’ kampanyasından bahsediyorum.

 

Beni çok heyecanlandırıyor bu hareket, bu kampanya, hatta öyle ki küçük büyük hepimizin bir parçası olacağına inanıyorum.

 

Yazının devamı...

Ekim güneşi…

5 Ekim 2017

Sağımda bir nehir, karşımda bir minik havuz, bar, restoran, kum ve deniz…

 

Verandada dalgaların sesini dinliyorum bu yazımı yazarken.

 

Sabah iki itibariyle öten horozlar ve 4 gibi başlayan kuş ve ördek sesleri uykuya dalmış durumda, şu an, öğle vakti. Uyumayan bir iki tavuk odamın önündeki çimenlerde koşuşturuyor. Gerisi gölgelerde rüyadalar. Tatlı bir rüzgar…

 

Narlar kocaman olmuş, dalları kıracak neredeyse. Limon, mandalina ve portakal ağaçları dolu dolu. Önlerinden geçerken Deniz’e portakal ve limonları koklatıyorum, narları gösteriyorum. O ise, her altından geçtiğimizde dalında kalan son üzümlere işaret ediyor…

 

Yazının devamı...

Bir değer olarak, Zencefil

28 Eylül 2017

Hemen hemen her masaya pırasalı nohut gidiyor, özlemişiz pırasayı, kışı diye düşünüyorum.

 

Yan uzun masada ise kiş ve lazanya cümbüşü var, pek keyifli yemek yiyorlar. Ben de pırasalı nohut ve ebegümecinden payımı alıyorum. Pırasa jülyen kesilmiş, hani tiftik edilmiş incecik pırasa gibi, hem yumuşak hem dişe gelecek dirilikte, hafif ekşi, pek keyifli bir yemek.

 

İçeride huzur var, Zencefil’in kendine ait enerjisi var, seni rahatlatıp içine çeken, sanki dün oradaymışsın gibi hissettiren bir atfı var hayata.

 

Olmuş gelmeyeli.

 

Yazının devamı...

Gidemezsin!

21 Eylül 2017

Kültürün, insanın, yemeğin, çarşın pazarın…

 

Ya benim gibi mahalleliyseniz? Selam vermeden geçmeyi bırak, bir de hesap veriyorsanız…

 

Şehrinizle bağınız nasıl? Mahallenizle? Normal bir apartmanda mı yoksa sitelerde mi oturuyorsunuz? Şehirde misiniz, şehrin dışında mı?

 

İnsanlarıyla ilişkileriniz nasıl? İstanbul’un bu deli-hırçın-şaşırtıcı kız enerjisiyle?

 

Yazının devamı...

Türkiye’yi nasıl tanıyorlar?  

14 Eylül 2017

 

Gözleriniz hep lokantalarda olsun, ayaklı menü panolarında, puf lavaş maketlerinde, testi kebabı standlarında. Streç filme sarılı lavaş maketinden gözleriniz alabilirseniz, kebap resimli menülerde kaybolabilirsiniz. Ya da testi kebabı adı altında etrafta duran aluminyum folyo ile sarılı pis testilerden gözleriniz alabilirseniz mi desem…

 

Ne testiymiş, kır, ye bitmedi!

 

Gözleme açan teyzeler, vitrinde.

 

Kilim desenli, yanan sönen neon ışıklı, önünde ‘buyyyrruuunn’ veya ‘yes, please’ diyen servis elemanlarının olduğu lokantalar sarar etrafınızı Sultanahmet civarında. Saçlar başlar bir örnek, ter kokusu yüksek ihtimal, güler yüz çoğunlukla, turistsen. ‘Yes, please.’

Yazının devamı...

Okullu gıdalar…

7 Eylül 2017

Yetişme çağındaki çocuklar için, hatta daha ufaklar için? Ağaç yaşken eğilir hani…

 

Okul kantinlerinde satılabilecek ve satılması yasak ürünler mevzuatta var. Uyulup uyulmuyor mevzuata, neler satılıyor kantinlerde, o başka mevzu.

 

MEB’in 10.03.2016 tarihli genelgesinden alıntı yaparak kantinlerde satılması gereken gıdaları sıralıyorum;

 

- Meyveler, çiğ tüketilebilen sebzeler (mevsimine uygun olarak), salatalar (zeytinyağı ve limon eklenebilir)

- Kuru meyveler (30 g, ambalajlı, kaplamasız ve şeker katkısız – incir, kayısı, üzüm vb.)

Yazının devamı...

Balık!

31 Ağustos 2017

O zaman biraz kitap karıştırıp nostalji yapmak lazım… Balık kitabı çok evde, konu derin, deniz gibi. Zaten balıkçılık desen tek dişi kalmış canavar, bu girizgah olsun, daha çok konuşuruz bu sezon…

 

Sıtkı Üner’in Balık Avcılığı ve Yemekleri kitabına gidiyor ilk elim. Milliyet Kültür Kulübü’nün baskısı, önsözde Büyükada 1968 yılı olduğu belirtiliyor.

 

Sıtkı Üner'in, Milliyet Gazetesi Balıkçılık Yazarı ve İstanbul Balıkçılar Cemiyeti 2. Başkanı olduğu dönemde yazdığı kitap bu. Karekin Deveciyan’ın kitabı dahil şimdiye kadar yazılmış en önemli amatör balık kitabı olduğundan bahsediliyor.

 

Sayfaları sarı saman kağıdı, burmunda eski kokusu… Uzun bir palamut-torik bölümü var, mevsimi tabii. Arkasından yemekler, tatlı su balıkları, hem meraklısına hem balıkçıya hitaben… Balık tutma terminolojisine aşina değilim ama Sıtkı Üner’in kitabını okumaktan alıkoymuyor bu beni.

 

Yazının devamı...