"Tuba Şatana" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tuba Şatana" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tuba Şatana

Tam ortasındayım

Emek ve lezzet…

Hep bunlardan bahsetmek isterken, araya can hakları ihlal edilmiş gemi, karantinaya alınmış hayvanlar, sonra değişik illerdeki şap hastalığı çıkıyor. Şeker, tarım, GDO, tohum derken… Sonra kuzulardaki çiçek hastalığını öğreniyorum.

 

Oysa kar yağıyor. Az da olsa.

 

Kar İstanbul’a ne kadar da yakışıyor. Uçuşuyor sokakta, yere değemeden eriyor. Annem diyor ki telefonda, akşama gelecek kar, daha çok yağsın diyorum, keşke.

 

Mahallede manavım olan Sun Market’in önünden geçiyorum sonra, taze sarımsak, marullar yemyeşil iştah açıcı, turplar kütür kütür, pancar keza, Yafa portakalı çıkmış, yaprakları üzerinde hala, kan portakalı var bir kasa da, o da mumsuz, Yafa gibi. Zaten kalın kabuklu ve hafif ekşi olduğu için Washington gibi kabul görmüyor ki, onun için de herhalde mumlamıyorlar, benim için harika! Taze soğan, tere, roka, çatur çutur bir salata yapacağım akşama. Sosunu da taze sarımsaklı ve sirkeli, sızma zeytinyağlı.

 

Niğde lahanaları bitti artık, hibrite döndü markettekiler, tatları da değişti oysa ben hala lahana ile vedalaşamadım. Sonra okuduğum bir haber geliyor aklıma, lahananın tarlada kaldığını alıcı bulamadığını hatırlıyorum. Herkes lahana ekmişi arz talebi biri çiftçilere anlatmalı. Belki de işleri düşüp teşvik verilirken bu konularda sohbetler edilmeli onlarla.

 

Tarım arazilerini azalması, köylerdeki hane sayısının azalması, şehirlere göç, sonu hepimizin sofrasına etkili oluyor.

 

Elazığ’dan çuvalla gelen bakliyatımın içinde Ovacık fasulyesi ayrı pişiyor halbuki, Elazığ kara nohutundan yaplan mugaşer ayrı. Her ilin toprağı, coğrafi koşulları başka başka ürünlere ev sahipliği yapıyor. Tam havası, bulgurun, nohutun, soğan ve kuru reyhanın.

 

Burnunda tütüyor o hamur sarması, içinde küncü ve soğanlı kıyma olan, Neşe hanım yapmıştı onu da. Tadı damağımdan gitmiyor, keşke yapıp yollasalar diye hayal ediyorum. Bir dahaki Elazığ’a artık.

 

Erol Ustam’a sakız enginarı gelmiş. Tam sana göre diyor. Ama hava hiç enginar havası değil, hala pırasa yemek istiyorum, acılı ekşili, ekmeğimi bana bana. Aklım gene Gram’daki yemeğe gidiyor, Kanyon Pop Up Restoran Günleri’nde, Yoldaş Sönmez’in ve Didem Şenol’un ev sahipliklerini yaptıkları, gambilya, ördek, mercan, ebegümeci, pancar, balkabağı, pırasa gibi yerli ve mevsimsel ürünlerden tasarlayıp sundukları nefis, leziz tabaklar… Ne de güzel bir geceydi…

 

Bu mevsim geçişleri hem sıkıldığım, sonra gelen birden soğuklarla doyamadığım kış tatlarına geri döndüğüm zamanlar oluyor. Körü diye başlayıp mercimek çorbasına geri dönüyor. Bol kitap ve Netflix’deki yeni belgeselleri, dizileri seyretme zamanı. Rotten, Ugly Delicious, The Trader, Mindhunter, Dark filan falan…

 

Gece hala bozacı geçiyor sokağımdan. İstanbul’a derinden bağlıyor o ses beni, o derin ses geceyi yarıyor, güzel zamanlara bırakıyor beni.

 

İLLA Kİ!
Omnivore!

Omnivore’un çıkış noktası olan Omnivore Paris’te olacağım önümüzdeki bir iki gün. Haftaya da size izlenimlerimi anlatacağım.

 

O kadar değişik ve çok sahne var ki Omnivore Paris’te! Tatlı ve Tuzlu, kokteyl, artizan, avant- garde ve kahve sahneleri var,  hepsi paralel şekilde işliyor, seçmek zor ama kaçırmamak gereken birçok sunum var.

 

Ayrıca yemekler, tadımlar, parti derken başlı başına bir gastronomi festivali halini alıyor. Gönül istiyor ki bu sene İstanbul Omnivore biraz daha girişken, dinamik, gösterişli ve eğlenceli olsun. Belli mi olur!

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI