MİT’in yeni merkezi ‘kale yerleşkesi’nden izlenimler… MİT Başkanı, sorguladığı Batı paradigması ve Türkiye’nin Batı’daki yeri

1993-2005 yılları arasında tam 12 yıl süren Hürriyet Ankara Temsilciliği görevim sırasında Milli İstihbarat Teşkilatı’nın o dönemde Ankara Yenimahalle’de bulunan merkezine birçok kez gittim.

Haberin Devamı

Bu görevde bulunduğum yıllarda teşkilatta müsteşarlık makamında Büyükelçi Sönmez Köksal (1992/1998) ve daha sonra Şenkal Atasagun (1998-2005) oturmaktaydı.

Dolayısıyla, Yenimahalle’nin nasıl bir yer olduğu konusunda az çok bir fikrim var. Zaten Ankara jargonunda eskiden MİT denmez, teşkilat merkezi daha çok “Yenimahalle” diye anılırdı. “Yenimahalle ne der bu işe” diye sormak, “MİT ne der” anlamına gelirdi.

Ancak o zamanlarda çoktan şehrin içinde kaldığı ve yakın çevresinde binalar yükseldiği için herkesin görüş menzili içine giren bir yer haline gelmişti MİT’in buradaki yerleşkesi. Şehir dışına gözlerden uzak bir yere nakledilmesi ihtiyacı daha o zamanlarda kuvvetli bir şekilde ifade ediliyordu.

*

MİT merkezi 2010 yılından sonra 13 yıl süreyle teşkilatın başında bulunan Hakan Fidan döneminde yürütülen bir proje ile 2020 yılında şehir dışına Etimesgut’taki yeni yerleşkesine taşındı. Ben de geçen çarşamba günü teşkilatın kuruluş yıldönümü töreni için aldığım davet çerçevesinde gittiğimde, ilk kez teşkilatın yeni merkezine ayak basmış oldum.

Haberin Devamı

Fiziksel görüntüye ilişkin en çarpıcı gözlemim, yerleşkenin 5.001 dönüme yayılan yüzölçümünün genişliği ile binaların büyüklüğü, hacimleri oldu. Ankara’nın alabildiğine uzanan bozkır arazisi üzerinde merkez yapıyla birlikte çevresinde her birinde farklı bir işlevsel birimin üslenmiş olduğunu anladığım yeni, modern binalar karşınıza çıkıyor. Arazinin yeşille kaplanması çok uzun zaman alacak gibi duruyor.

Tabii yeni yerde Yenimahalle’deki eski MİT merkezinin mütevazı boyutlarının çok üstüne çıkıldığını söylemek mümkün. Benzer şekilde burasının Ankara’da devlete ait diğer yapıların, yerleşkelerin büyük bir bölümünün önüne geçtiğini belirtmek de hata olmaz herhalde.

*

Davet edildiğim ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılıp bir konuşma yaptığı tören MİT’in 97’inci kuruluş yıldönümü dolayısıyla düzenlenmişti. Birçok meslektaşımı, akademisyeni ve güvenlik-terörörizm uzmanı şahsiyeti bir arada görme imkânını da buldum. Kabine üyelerinin çoğu oradaydı. İktidar cenahından pek çok siyasetçiyi, ayrıca Cumhurbaşkanlığı’ndaki bazı istişare kurullarının üyelerini de görmek mümkündü. Etkinliğin düzenlendiği büyük konferans salonu ağzına kadar doluydu.

Haberin Devamı

Düzenlenen bu etkinlikten MİT’in de kapılarını açarak, kendisini kamuoyuna daha yakından anlatmak istediğini anlıyorum.

*

Törenin beni en çok ilgilendiren kısmı MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın yaptığı konuşma oldu. Konuşma derken, aynı zamanda MİT’in web sitesinde karşınıza çıkan “97’inci Kuruluş Yıldönümü” bölümüne de konmuş olan metni esas alıyorum.

Bu, bizlere tören sırasında dağıtılan kitapçıktaki metnin aynısı. Kalın, konuşmasında bu metnin önemli bir bölümünü okudu. Ancak zaman faktörü nedeniyle atladığı bölümler de vardı. Ben, bu yazıda Kalın’ın konuşması derken, web sitesi ve kitapçıkta yer alan kamuya açık ana metnin bütününü esas alıyorum.

*

Haberin Devamı

İbrahim Kalın’ın konuşması “Belirsizlik Çağında Hibrit Tehditler ve Stratejik Öngörü” başlığını taşıyor. Boşluklu olarak 45 bin vuruş kadar bir genişlikte.

Metin, “Mevcut Durum, Reel-Politik ve Sınırları”, “Çok Kutupluluk Mümkün mü”, “Derinleşen Kriz”, “Yapay Zeka: Dijital Çağın Atom Bombası”, Kendine Yeterlilik, Caydırıcılık ve Egemenlik”, “Gücün Yeni Biçimleri yahut Türkiye Neden Güçlü Olmalı”, “Stratejik Güvenlik ve Özgürlük”, “Stratejik İstihbarat ve Diplomasi” alt başlıklarını taşıyan bir akış izliyor.

Bu kadar geniş alanlara ve meselelere yayılan ve 32 sayfa tutan bir metni tek bir gazete yazısının sınırları içinde değerlendirebilmek mümkün değil. Bu nedenle çok genel bazı gözlemlerde bulunmakla yetineceğim. Ayrıca istihbarattan çok, özellikle küresel düzenin işleyişi ve Türkiye’nin dış politikasına değinen bölümlere odaklanmak istiyorum. Bu çabam kaçınılmaz olarak çok özet bir çerçeve içinde kalmak durumunda.

*

Haberin Devamı

Öncelikle konuşma metninin yazarı olan Kalın, akademik kökenden gelen, ABD’de George Washington Üniversitesi’nde doktora tezini verdikten sonra bir süre hocalık yapan, ardından 2009 yılında Dış Politikadan Sorumlu Başbakan Başdanışmanlığı görevini üstlenmesiyle birlikte kesintisiz bir şekilde Erdoğan’ın iç kabinesinde kendisine yakın pozisyonlarda bulunmuş bir şahsiyet.

Geçen haziran ayında MİT’in başına gelmeden önce de Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı olarak görev yapmaktaydı Kalın. Son 15 yılın dış politika gelişmelerinin içinde yoğrulmuş, güncel problemlerin önemli bir bölümünü doğrudan masada yabancı muhataplarıyla müzakere etmiş olmanın verdiği tecrübeye sahip.

Haberin Devamı

Doktora tezini 16’ncı yüzyıldan 17’nci yüzyıla uzanan bir zaman kesitinde yaşamış ünlü İranlı İslam düşünürü Sadreddin Şirazi’nin bilgi tasavvuru kavramı üzerine yaptığını ve ABD’deki Geor-
getown Üniversitesi’nde İslam Düşüncesi ve Batı-İslam ilişkileri üzerine ders verdiğini de hatırlayabiliriz.

Sonuçta konuşması, akademik geçmişiyle, fiili dış politika uzmanlığı ve sonradan bunlara eklenen istihbaratçı kimliğinin birleşmesinin yansımalarını taşıyor hep birlikte.

*

İbrahim Kalın’ın “Bir büyük belirsizlik çağında yaşıyoruz” girişiyle başlayan konuşmasında en çok dikkatime takılan noktalardan biri, çok kutuplu dünyaya geçiş döneminde uluslararası sistemin, küresel düzenin yapısıyla ilgili bir dizi kuvvetli itirazı seslendirmesidir.

Bu itirazlar öncelikle “hegemonik güçler”e yöneliyor. Tam dört kez atıf yapıyor bu güçlere. Hegemonik güçleri, öncelikle “Kendi kurallarını ihlal etmekle” suçluyor. Burada hemen Batı’nın Gazze’de İsrail’in Filistinlilere dönük katliamları karşısındaki suskunluğunu hatırlıyoruz. Ardından bu güçlere, “Kendi çıkarlarını evrensel değerler olarak empoze etme politikası izledikleri” eleştirisini yöneltiyor.

Bir başka eleştiri, “Hegomonik güçlerin ulusal çıkarlarına tehdit olarak gördükleri ülkelere doğrudan müdahale etmeleri ya da vekalet savaşları aracılığıyla onların enerjilerini tüketmeleridir.

Bu yönüyle hegomonik güçler nitelemesiyle eleştirilerin başta ABD olmak üzere Batı dünyasının belli başlı aktörlerine gittiği aşikar.

Zaten konuşmasının başka bölümlerinde, Kalın, Batı’ya dönük bu meyandaki eleştirel tespitlerini Batı’nın adını vererek de kayda geçiriyor.

*

Kalın’ın konuşmasının önemli bir başka noktası, “siyasi ve coğrafi çok kutupluluğun daha belirgin hale geldiğini” söylerken, “Batı paradigmasının da sorgulandığını” vurgulamasıdır. Avrupa merkezciliğin etkisini yitirdiğini, keza Amerikan merkezci düşünme ve eylem biçimlerinin daha derinlikli bir şekilde sorgulandığını anlatıyor. Küresel sistemde bugün temel meselelerden birini, “Batı ile Batı dışı dünya arasında yaşanan gerilim” olarak görüyor.

Kalın’a göre, buradaki mesele “Batı paradigması sorgulanırken yerine neyin ikame edileceği sorusudur.” Ona göre bu, “çağımızın en temel sorularından biridir.” Yine Kalın’a göre, “Rusya, Çin veya bir başka güç merkezinin bir model olup olmayacağını kestirmek de bu aşamada mümkün değildir.

Bu sorunun yanıtının şimdilik boşlukta olduğunu anlıyoruz.

MİT Başkanı, bu noktada “Batı merkezci tasavvurların alternatifin başka bir etno-merkezcilik olmaması gerektiği” belirtiyor, “Çok kutuplu dünyanın nasıl ve ne şekilde inşa edileceği üzerine daha fazla kafa yormamız gerekiyor” diye ekliyor.

Ayrıca, Avrupa ve Amerikan-merkezci paradigmaların aşılmasının ABD ve Avrupa’nın ortadan kalkması anlamına gelmeyeceğine de dikkat çekiyor. Bunun nedenini, “Batı-merkezcilik sonrası bir dünya düzeninde de Avrupa ve ABD’nin  kendi eksenlerinde başat aktörler olmaya devam edecek olmalarıdır” diye açıklıyor.

*

Kanımca Kalın’ın konuşmasının önemli bir yönü, Batı’ya dönük bu sorgulayıcı bakışı kuvvetli bir dille kayda geçirmesine karşılık, bir yandan da Türkiye’nin NATO üyeliğinin devamı ve AB’ye tam üyelik hedefine yaptığı vurgulardır.

Terör konusunda müttefiklerinden beklediği desteği alamadığını belirtmekle birlikte, Türkiye’nin NATO üyeliği yine de oldukça kuvvetli bir vurgu alıyor Kalın’dan. Buradaki kritik nokta, Kalın’ın “Türkiye’nin NATO ittifakına olan bağlılığını başka bölgesel ve küresel açılımlar için bir engel olarak görmediğini” ifade etmesidir. Bir başka deyişle, Türkiye’nin NATO’da kalarak ama kendine belli bir özerklik alanı açarak yol alacağını söylemiş oluyor Kalın.

Önemsediğim bir nokta, MİT Başkanı’nın AB karşısında “Karşılıklı çıkar ve saygı ilişkisine dayanan tam üyelik perspektifinin bölgesel güvenlik, barış ve refahı güçlendireceğini” vurgulamasıdır. Türkiye’nin tam üyelik perspektifini dikkate almayan, öteleyen, sulandıran yaklaşımları “stratejik körlük” olarak nitelendiriyor Kalın.

Görüleceği gibi, Batı’ya dönük bütün eleştirel duruşuna karşılık, Türkiye’nin önümüzdeki dönemin büyük belirsizliklerini göğüslemeye hazırlanırken, Batı ile olan kurumsal bağları ve hedeflerini koruması gerektiğini düşünüyor MİT Başkanı.

NOT: Yıllık iznimin bir bölümünü kullanmak üzere yazılarıma kısa bir süre ara vereceğim. S.E.

Yazarın Tüm Yazıları