"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

İdlib’de Türkiye’yi bekleyen zor sınav

RUSYA’nın Suriye Özel Temsilcisi Alexander Lavrentiev, İdlib’deki durumun barışçı bir çözüme kavuşturulmasını umduklarını söyledikten sonra topu Türkiye’ye atıyor:

İdlib vilayeti Türkiye’nin bir tür sorumluluk alanı; ılımlı muhalifleri aşırıcılardan, Jabhat el Nusra ve diğer gruplardan ve diğer terör örgütlerinden ayırmak onların sorumluluğu...”

Lavrentiev, bu açıklamasını önceki gün Cenevre’de BM Genel Sekreteri’nin Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura ile görüşmesinin ardından yapıyor.

Reuters’ın geçtiği haberin dikkat çeken bir yönü, Lavrentiev’in Astana ortakları Rusya, İran ve Türkiye’nin İdlib’deki askeri operasyonların “şeması ve mekanizması” üzerinde “anlaşacaklarını düşündüğünü” söylemesidir.

*

Türkiye’nin İdlib’de üslenmiş cihatçı gruplarla ilgili sorunları halletmesi, son günlerde sıkça karşılaştığımız bir tema. Bu beklenti, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin İdlib’i görüşmek üzere düzenlediği oturumlarda da kuvvetli bir şekilde vurgulandı. Örneğin geçen cuma günü düzenlenen oturumda BM Özel Temsilcisi de Mistura, açık bir ifadeyle şunları söyledi:

Türkiye’nin bölgede mevcut bulunan silahlı gruplar üzerinde etkisi var ve bunu kullanabilir... Bütün militanların, savaşçıların yerleşim merkezlerinden, köylerden çıkmaları istenmelidir. Özellikle de El Nusra’ya evleri ve köyleri boşaltması, garantörler tarafından, daha çok da onlara kuvvetli bir mesaj verme yeteneği olan Türkiye tarafından tebliğ edilmelidir.

Görüleceği gibi, herkes bir şekilde Türkiye’nin İdlib’deki cihatçı gruplar ve bu çerçevede El Nusra, yani onun uzantısı Heyet Tahrir’üş Şam (HTŞ) üzerinde nüfuz kullanmasını bekliyor.

Bütün bu beklentiler, Türkiye’yi 2011’den bu yana süren Suriye iç savaşının geldiği en kritik yol ayrımında çok zor bir görevle karşı karşıya getiriyor.

*

Türkiye’nin önündeki sınamanın boyutlarını anlayabilmek için sahadaki duruma bir kez daha bakmalıyız. Bunu yaparken öncelikle İdlib’deki oyuncuları iki kategori içinde değerlendirmek gerekiyor. Birinci kümede ‘terörist’ olarak nitelendirilen unsurlar, ikinci kümede ise ‘silahlı muhalefet’ grupları var. Her iki kümenin de toplamı genellikle 50-60 bin aralığında telaffuz ediliyor. Rusya’nın Güvenlik Konseyi’nde kayda geçirdiği rakam 50 bindir.

Birinci kategoride El Kaide, onun Suriye uzantısı El Nusra ve onun içinden çıkmış olan Heyet Tahrir’üş Şam (HTŞ) yer alıyor. El Nusra-HTŞ çizgisindeki grupların büyüklüğü konusunda 10-15 bin aralığında farklı rakamlar telaffuz ediliyor. Ayrıca HTŞ organizasyonu dışında olmakla birlikte Uygur, Özbek ve Çeçen cihatçı gruplar da yine terörist kategorisine giriyor.

Astana sürecinde bu gruplara karşı önlem alınması meşru görülüyor.

*

İkinci kategoride Suriye muhalefetinin parçası olarak kabul edilen cihatçılar bulunuyor. Bu gruplar yakın zamana kadar çok dağınık bir görüntü çizerken, önce şubat ayında ‘Suriye Özgürlük Cephesi’, mayıs ayında da ‘Ulusal Özgürlük Cephesi’ adlarında iki ayrı çatı altında toplandı. Ardından geçen ağustos ayının başında her ikisi de ‘Ulusal Kurtuluş Cephesi’ adında tek bir şemsiye altında birleşti. Bu büyük koalisyonun içinde Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) bileşenleri arasında yer alan ve TSK ile birlikte Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarına katılan gruplar da var.

Muhalif grupların tek çatı altında konsolidasyonda Türkiye’nin perde arkasından sessizce yürüttüğü mesainin belirleyici bir rol oynadığı bir sır değil. Bu gruplar Astana kriterleri çerçevesinde ‘muhalefet’ statüsünü kazandıkları için en azından kâğıt üstünde Astana sürecindeki ateşkes rejiminin güvencesi altındalar. Bu konumlarıyla bulunacak siyasi çözüm arayışı içinde de yer almaları öngörülüyor.

Asıl sorun bu kümeden çok terörist kategorisinde olan HTŞ’nin tasfiyesinde düğümleniyor.

*

Meselenin bir boyutu daha var. Özellikle ılımlı muhaliflerin HTŞ’den ayrılması kastedilirken, ‘savaşçılar’ dışında iç savaşta direnişe destek vermiş halk kesimlerinin de kastedildiği anlaşılıyor.

İdlib’de geniş bir alan hâkimiyeti olan HTŞ ile sivil halk kesimleri arasında
temasın kesilebilmesi, daha doğrusu sahada böyle bir ayrışmanın sağlanabilmesi de kolay bir konu değil.

Her halükârda Türkiye’yi İdlib’de çok meşakkatli bir mesainin beklediğini tahmin edebiliriz.

X