Yaza güvenelim mi güvenmeyelim mi

Havalar ısınıp güneşin sıcak yüzü iyice ortaya çıkınca hepimizde aynı beklenti oluştu. Evden daha çok ve sık dışarıya çıkmak hatta bulunduğumuz şehirleri terk edip, yazın keyfine daha çok varabileceğimiz kısa veya uzun kaçamaklar yapmak istiyoruz.

Haberin Devamı

Haklıyız, çünkü sıkıldık. Haklıyız, çünkü fena halde bunaldık. Haklıyız, ruhlarımızın bu yıl yaz güneşiyle tedaviye her zamankinden daha çok ihtiyacı var.

Peki pandeminin bu aşamasında yaz tatili mümkün mü? Daha doğrusu, sık sık tekrarlandığı gibi yaz güneşi ve sıcağı virüsün etkisini azaltıp fiyakasını bozabilir mi? Peşinen söyleyeyim, bu sorunun net ve açık bir yanıtı yok.

Yaza güvenelim mi güvenmeyelim mi

Evet, 17 yıl önceki SARS virüsü salgını, yaz aylarında neredeyse kendi kendine sıfırlanmış, artan sıcaklarla birlikte o virüs ortadan kaybolup gitmişti. Peki aynı şey şimdi de COVID-19 salgını için söz konusu olabilir mi? Bu yeni koronavirüs de yaz aylarında hızını biraz olsun keser mi?

Haberin Devamı

Hemen söyleyeyim, bu soruların yanıtını henüz hiç kimse net ve açık olarak bilmiyor. Hiç kimse “Şöyle veya böyle olur!” demiyor, diyemiyor.
Kısacası, uzmanların yanıtı hep aynı ve hiç değişmiyor: “Pandemi söz konusu ise havaların ısınmasına da güneşin ortaya çıkmasına da güvenilmez, yaza bel bağlanmaz!” Ama isterseniz gelin, biz yine de yazın olumlu ve olumsuz etkilerini şöyle bir gözden geçirelim ve az da olsa “Yaz gelince işler biraz daha kolaylaşacak!” umudunu korumaya devam edelim.

YAZ İÇİN İKİ AYRI GÖRÜŞ VAR - YAZIN NE OLABİLİR

GÖRÜŞ 1: YAZA GÜVENMEYELİM ÇÜNKÜ...

Her virüs aynı değil. Her birinin ayrı ayrı özellikleri var. Bu yeni koronavirüs, SARS etkeni virüs gibi ısıya ve ultraviyoleye duyarlı olmayabilir. Dolayısıyla “Ben yazdan, sıcaktan, ultraviyoleden filan etkilenmem arkadaş!” deyip gücünü koruyabilir.

Yaz aylarında oluşabilecek aşırı sosyalleşme girişimleri, düğünler, sünnetler, konserler ve benzeri kalabalık ortamlar, sosyal mesafe ve maske önlemlerine dikkat edilmezse virüsün bulaşmasını kolaylaştırabilir.

Aşırı sıcaklar, kapalı ve klimalı yerlerde insan sayısının artmasına yol açabilir ki bu da bulaşmayı kolaylaştıran önemli bir faktördür. Burada özellikle klima meselesi ve kalitesi AVM havalandırmalarında çok ama çok önemli bir ayrıntı olacaktır.

Haberin Devamı

GÖRÜŞ 2: YAZA GÜVENELİM ÇÜNKÜ...

Yaz aylarında artan hava sıcaklığı, virüsün bulaşma ve çoğalma gücünü olumsuz yönde etkileyebilir. Bu da salgının şiddetini azaltır.

Güneşin ultraviyole ışınlarıyla virüsün dışını kaplayan yağ tabakası eriyebilir, bu da virüsü etkisiz ve güçsüz kılabilir. Koronavirüs özellikle ultraviyole-c ışınlarından olumsuz yönde etkileniyor.

Yaz aylarında bağışıklığı güçlendiren iki vitaminin, D ve C vitaminlerinin ve antioksidanların kazanımı belirgin olarak artıyor, bunun da olumlu bir katkısı söz konusu olacaktır. Zira bu iki vitamin ve antioksidanlar güçlü bir bağışıklığın anahtarı gibidir.

Yaz aylarında günün önemli bir bölümünü dışarıda geçirenlerin sayısı artıyor. Ev dışında açık ortamlarda geçirilen süreçlerde kişiler birbirinden daha uzak olacağından bulaşma ihtimali de düşebiliyor.

Haberin Devamı

Yaza güvenelim mi güvenmeyelim mi

ÖNÜMÜZDE ÜÇ KRİZ DAHA VAR

Salgınının ilk saldırısını başarıyla savuşturduk. Tedbirleri elden bırakmayarak inşallah sürecin bundan sonrasını da akıllıca yönetecek, salgınla savaşı biz kazanacağız. Ama bilelim ki bizi bekleyen üç ayrı kriz daha var.
O krizlere karşı önlemlerimizi de daha şimdiden almak zorundayız. Zira bu üç kriz de en az virüs krizinin kendisi kadar önemli ve tehlikelidir.

Muhtemel krizlerden ilki, ‘akıl sağlığı krizi’dir. Panik bozukluk, depresyon, post-travmatik stres bozukluğu vb birçok psikolojik sorun şimdiden uç vermeye başlamış durumdadır. Ruh sağlığı uzmanları hemen devreye sokulmalı, önerileri süratle uygulamaya geçirilmelidir.

Haberin Devamı

İkinci krizin ise ekonomi alanında olacağı kesindir. ‘Ekonomik kriz’ ile ilgili önlemler de son derece önemlidir. Ekonomide beklenenden daha derin bir kriz olursa akıl sağlığı ve sosyal sağlık bundan daha fazla etkilenecektir.

Üçüncü krize gelince... O da ‘sosyal/toplumsal kriz’dir ve diğer iki krizin beklenen bir neticesidir. Toplumun her kesimiyle yakın, samimi, teskin edici ve güven verici ilişkiler kurulması sosyal krizi önlemenin en etkili ilaçlarıdır.

Ben bir hekim olarak, özellikle krizin akıl sağlığımız üzerinde derin ve kalıcı travmalara yol açabileceğini düşünüyor ve bu konuda alınacak tedbirlerin hızla uygulamaya geçirilmesini öneriyorum.

Haberin Devamı

HER BAYRAM RUHA ŞİFADIR

Yazılarını beğeniyle okuduğum Prof. Dr. Nuran Yıldız’dan bir alıntı yapıp önemli saptamalarını sizinle paylaşmak istiyorum. Bakın Nuran Hoca ne diyor... 

“Sanırım birkaç ay önceydi ‘zamanın küçük cümleler kurma zamanı olduğunu’ yazmıştım. İnsanın gözü hep daha büyükte, daha çokta, daha yüksekte olduğundan korona sürecinde de -küçük değil- büyük cümleler kuruldu: ‘Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’mış/ ‘Doğa kendine gelmiş’/‘Kendimize dönecek’mişiz/‘Sadeleşecek’mişiz/‘Sosyal medyanın gücü artmış’mış... Miş miş de mış mış. Hiç ciddiye almadım. Korona sürecinde üç bayram yaşadık: 23 Nisan, 19 Mayıs, Ramazan Bayramı. Tanıdık tanımadık hep birlikte kutlanası bayramları, en yakın tanıdıklarla bile kutlayamadık.  Sadece geleneksel ve yeni medya olanaklarıyla kutlama simülasyonları yaptık. Bir tür ‘gerçeğin modellenmesi’ üzerinden ‘gerçeğin sahtesi’. ‘Simone’da Al Pacino’nun dediği gibi, ‘Sahtecilik yeteneğimiz, sahteyi belirleme yeteneğimizi aştı’... (Oysa) bayram, insanın başka insana duyduğu ihtiyacın somut karşılığıdır. Tıpkı kuşların bir arada uçması gibi. İnsan başka insanlarla birlikte yaşamak için var. Bayramlar, gittikçe kasvetli bir yer olan dünyada kaybolmamızı önleyecek pencere ışıklarıdır.”

Ramazan Bayramı’nı birbirimizden uzakta ve yalnız kutladık. Aslında doğruyu söylemek gerekirse sadece birbirimizden değil, kendimizden de uzakta kaldık. İnşallah önümüzdeki bayramlarda aynı travmayı bir kez daha yaşamayız.

Yazarın Tüm Yazıları