"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Ne yediğimiz mi, yoksa ne hazmettiğimiz mi önemli?

Şu kesin: Ne miktarda yediğiniz kadar neleri yiyip içtiğinizin de önemi var. Hepimiz bu konuyu sanırım yeterince öğrendik. Bu nedenle sadece “tıka basa doymak” adına değil, daha değerli, daha faydalı besinlere ulaşma derdine düştük. Peki bu kadarı yeterli mi? Tabii ki değil! Ne “hazmettiğimiz” yani yiyip içtiklerimizi ne oranda hazmedip “ne emdiğimiz” de çok mühim bir ayrıntı. Sebebine gelince. Buyurun...

İyi ki karaciğer var!

İşte tam da bu noktada “karaciğerimiz” devreye giriyor. Karaciğer mükemmel bir süzgeç. Harika bir “gümrük kontrol memuru”. Aman vermez bir “güvenlik görevlisi”.  Sağlam bir karaciğer gıdaları “eleme ve arıtma” işini genelde aksatmadan yapıyor.

Ne yediğimiz mi, yoksa ne hazmettiğimiz mi önemli

B12 neden nazlı bir vitamin?

Yiyecek içeceklerle alınan her “faydalı” bileşen maalesef bazen yeteri kadar emilemeyebiliyor. B12 vitamininin emiliminde bu sorunla çok sık karşılaşılıyor. Yapısındaki mineral (kobalt) nedeniyle B12’nin emilmeden evvel bir proteine bağlanması zorunlu. Ancak bir “protein” yapısı ile birleştikten sonra ince bağırsaklardan emilebilir hale geliyor.

Eğer midenizin ürettiği bu çok özel protein (intrinsic factor) yeterli değilse (midenizin bir parçası ameliyatla alınmış ise, mideniz atrofik gastrite yakalanmış ise, siz ilaçlarla midenizin yapısını bozduysanız) B12 emilimi aksamaya, B12 noksanlığı devreye girmeye başlıyor.

Kısacası sadece “Ne yedim?” veya “Ne kadar yedim?” sorularına yanıt aramayın, “Ne emdim?” sorusunun yanıtını da dikkate alın.

Ne yediğimiz mi, yoksa ne hazmettiğimiz mi önemli

Sindiriminiz ne durumda?

Aslında başlıktaki soruyu “Neyi, nasıl, nereden emiyoruz?” şeklinde sormamız daha doğru.

Yiyip içtiklerimizin bağırsak duvarından geçerek bedenimizin içine girmesi, dahası gitmesi gereken hedef organ ve dokulara kadar taşınabilmesi mühim bir ayrıntı.

Ayrıca bağırsağın içindeki her şeyin emilmesi de hayırlı bir iş değildir. Bazı şeylerin emilmemesi, bedene girmekten men edilmesi de bir zaruret. Ne var ki bu süreçte bazı hatalar olabiliyor. Emilmesi gereken bazı maddeler emilmezken, emilmemesi gerekenler “yanlışlıkla” emilebiliyor.

Ne yediğimiz mi, yoksa ne hazmettiğimiz mi önemli

Aşırı hijyen hasta ediyor

Özellikle bakteriler söz konusu olduğunda hele hele “alerjik hastalıklardan korunma” meselesi devreye girdiğinde “aşırı hijyen düşkünlüğü”nün fayda değil zarar getirdiğini gösteren çok sayıda güvenilir bilgiye sahibiz.

Aşırı ve abartılmış hijyen özellikle yeni doğan bebeklerin bağışıklık sisteminin zararlı olmayan mikroplarla temasını engelliyor. “Mikropsuz, mikroplardan arındırılmış” yani aşırı hijyenik bir yaşam da o bebeğin bağışıklık sisteminin gelişip güçlenmesine engel oluyor.

İşte bu durumdaki bir bağışıklık sistemi hem normal bağışıklık tepkilerini verip sizi ya da çocuğunuzu koruyamıyor hem de anormal, atipik yani alerjik tepkiler vererek, alerjik hastalıklara zemin hazırlıyor.

Kısacası abartılmış hijyen de, kötü hijyenik koşullar kadar sorun yaratabilen bir durum. Her gün TV’lerde reklamı yapılan temizlik maddelerini kullanırken lütfen abartıya kaçmayın.

Ne yediğimiz mi, yoksa ne hazmettiğimiz mi önemli

Karbonhidratsız olmaz!

Bir “protein modası”dır gidiyor. Herkes daha az kilo (yağ) ve daha çok sağlık biriktirmenin yolunun daha çok protein (et, balık, tavuk, yumurta, süt ürünü) tüketmekten geçtiğini sanıyor. Peki doğru mu?

Hayır! Hem de bir değil, iki nedenle HAYIR!

Birincisi şu: İnsan bedeni metabolik anlamda enerji kaynağı olarak KARBONHİDRAT’ları yani sebze, meyve, bakliyatları, bir ölçüde de tam tahılları tüketmek üzere evrimleşmiştir.

İkincisine gelince: Enerji ihtiyacınızın tamamını protein ve yağlardan temin etmeye kalktığınızda metabolik sisteminiz otomatik olarak arızaya geçmektedir. Beden bir asit havuzu haline gelmekte, damarlar kireçlenip kemikler erimekte, kansere davetiye durumuna girilmektedir.

Ne yediğimiz mi, yoksa ne hazmettiğimiz mi önemli

Peki biz hangi karbonhidratları tüketeceğiz?

 

Sorun, kompleks ya da tam karbonhidratları bir yana bırakıp çöp karbonhidratlara yani basit karbonhidratlara ağırlık vermemizle başladı. Nişasta zengini doğal besinler (patates, tahıllar), lif, vitamin, mineral deposu sebze ve meyveler, bitkisel proteinlerle liflerin iç içe yaşadığı bakliyat grubu besinleri bir yana bırakıp “beyaz un, sanayi şekeri (sakkaroz) ve hatta çakma şeker (nişasta bazı fruktoz)” ağırlıklı bir beslenme tipine yöneldik.

Yapmamız gereken ise şu: Karbonhidratlardan vazgeçmek yerine bedenimize zehir gibi çöken çöp karbonhidratlara hayır diyeceğiz. Pirinç pilavına, beyaz fırın ekmeğine, pastaya, poğaçaya, böreğe, krakere, cipse, bisküviye, gofrete hayır deyip sebzeden de, bakliyattan da, makul ölçüde meyve ve tam tahıldan da asla vazgeçmeyeceğiz.

Ne yediğimiz mi, yoksa ne hazmettiğimiz mi önemli

Fat olma fit ol!

Bedenimizin de bir kompozisyonu var. Sahip olması gereken belirli bir kas, yağ, kemik, su oranları söz konusu. Olması gerekenden fazla yağ (fat) pek istenen bir durum değil. Güçlü ve çevik kaslara sahip olmaksa (fit) çok arzulanan bir hedef. Peki tam olarak ne anlama geliyor bu FİT OLMAK durumu? Yağsız, zayıf biri olmak mı sadece?

Hayır! Fit biri olmak esas olarak çevik, hareket kabiliyeti yüksek biri olmak anlamına geliyor. Hafif yağlı (fat) biri de isterse çalışıp gayret ederse çevik, güçlü yani fit olabiliyor.

Yani eğer bedeninizi yoğun egzersiz yapabilme, dirençli, çevik ve güçlü olabilme kapasitesine taşıyabiliyorsanız birazcık yağlı olmanız da pek bir mahsur yok.

Ne yediğimiz mi, yoksa ne hazmettiğimiz mi önemli

X