"Oğuz Çelikkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Oğuz Çelikkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Oğuz Çelikkol

G-7 Zirvesi ve Trump Dış Politikası….

Geçen hafta sonu Kanada’da yapılan G-7 Zirvesi tarihe bir ilk olarak geçti ve uluslararası toplumun ilgisini üzerine topladı. Zirvede ABD Başkanı Trump’ın yalnız kaldığı, ABD ile Transatlantik müttefikleri arasında ciddi görüş ayrılıkları ortaya çıktığı üzerinde duruldu. Başkan Trump’ın Zirve’den erken ayrılması ve ABD’nin Zirve sonucunda geleneksel olarak yayınlanan “sonuç bildirisini” imzalamayacağını açıklaması, toplantıda ABD ile diğer katılımcı ülkeler arasında önemli sorunların ortaya çıktığını açıkça gösterdi.

ABD Başkanı Trump ile (toplantının ev sahibi) Kanada Başbakanı Justin Trudeau arasında kullanılan sert sözler ise konuya ilginin daha da artmasını sağladı. Başkan Trump (ABD’nin en yakın müttefiklerinden biri olarak bilinen kuzey komşusu) Kanada Başbakanını “zayıf ve sahtekar” olarak nitelendirdi. Trump yönetiminin Justin Trudeau’ya “kızgınlığı” toplantı sonrasında da devam etti. Trump’ın Ekonomi Başdanışmanı Larry Kudrow Kanada Başbakanı’nı “ihanet” ve ABD’yi “sırtından bıçaklamakla” suçladı. Kanada ve Avrupalı Ülkelerden (Almanya ve Fransa) Trump’ın toplantıdaki tutumunu ve “diplomatik” olmayan davranışlarını eleştiren ve kınayan açıklamalar arka arkaya geldi.

ABD Başkanı ile Kanada Başbakanı arasında ilişkilerin bu şekilde bir “patlama” noktasına kadar sürüklenmesi dikkat çekici. Kanada (İngiltere ile birlikte) ABD’nin en yakın müttefiki olarak bilinen bir ülke. Esasında G-7 Zirvesine katılan bütün ülkeler Vaşington’un NATO içi ve dışındaki yakın müttefikleri, siyasi ve ekonomik ortakları. Kanada’da G-7 Toplantısında olanlar (doğal olarak) dikkatleri (bir kez daha) Başkan Trump’ın dış politikası ve Trump’ın dış politikada ne yapmak istediği üzerine toplanmasına neden oldu.

G-7 Toplantıları Batı Dünyasının en büyük 7 ekonomisinin dış politikada ve ekonomik ilişkilerde eşgüdüm sağlamalarında önemli bir rol oynuyor. G-7 üyeleri ABD, Kanada, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya. G-7 ülkeleri (Japonya haricinde) aynı zamanda NATO ittifakının üyesi. Japonya da ABD’nin (NATO dışı) en yakın askeri ve ekonomik ortağı. G-7 1970’lerin başında kurulmuş ve 1975 yılından bu yana G-7 ülkelerinin liderleri (yılda bir kere) zirve toplantılarında bir araya geliyor. Bu sene yapılan (olaylı) Kanada Zirvesi bu zirve toplantılarının sonuncusu. G-7 Toplantıları önümüzdeki sene Fransa’da, 2020 yılında ABD’de, 2021 yılında ise İngiltere’de yapılacak.

Kanada’daki G-7 Zirvesinden önce ABD ile Batılı müttefikleri arasında sorunlar esasen ortaya çıkmaya başlamıştı. Trump Vaşington’da iktidara geldiğinden beri ABD ile Transatlantik müttefikleri arasında “bazı şeyler” iyi gitmiyordu. Bunun arka planında Trump’ın “Amerika İlk” anlayışı var. Trump’ın “biz sanki kumbarayız ve herkes biz soymak istiyor, bu artık bitecek” sözleri ABD Başkanının Dünya’ya bakışını gayet iyi bir şekilde anlatıyor. Seçim kampanyası sırasından bu yana yaptığı açıklamalar Trump’ın ABD’de (ABD ekonomisinde) bazı şeylerin iyi gitmediğini gördüğü, bunun sebepleri arasında ABD’nin dış ticarette kendisini içine soktuğu (ABD için) “haksız” anlaşmaları, ABD’ye (güney sınırından) akan yasadışı göçü ön plana çıkarttığını gösteriyor.

Güney (Meksika) sınırına duvar inşa projesi, Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması hakkındaki fikirleri, sürekli olarak ABD’ye ithal edilen yabancı üretimli (Alman) arabalardan bahsetmesi Başkan Trump’ın düşünce yapısını ortaya koyuyor. Trump’ın ABD’nin dış ticarette çok büyük açık veren bir ülke durumuna geldiğini ve bunun da sonuçta ABD içinde iş imkanlarının kaybolmasına, işsizliğe neden olduğunu düşündüğü, burada da Çin ve Almanya gibi ABD ile dış ticarette aşırı fazla veren ülkeleri hedef almayı istediği ortaya çıkıyor.

Başkan Trump’ın Kanada’daki G-7 Zirvesine gitmeden önce ABD’nin yaptığı çelik ve alüminyum ithaline getirdiği ek vergilerin Kanada Başbakanı Trudeau tarafından hoş karşılanmadığı, ABD’nin ek vergiler getirmek için kullandığı “milli güvenlik” gerekçesinin Trudeau’yu rahatsız ettiği bilinmekteydi. Bir süreden beri dış ticarette Başkan Trump’ın aldığı bazı kararların ABD ile Avrupa Birliği (AB)  ve Çin arasında “ticaret savaşlarına” yol açacağı zaten konuşulmaya başlanmıştı.

ABD’nin son dönemlerdeki dış politikasına Başkan Trump’ın düşünce yapısı kadar, kişiliği ve davranışlarının da etki yaptığı (damgasını vurduğu) çoklukla işaret edilen bir husustur. Geçen seneki bir NATO Zirvesinde Trump’ın Karadağ Başbakanına omuz atarak kenara itmesi ve öne çıkması, bir görüşmesinde Alman Başbakanı Merkel’in elini sıkmaması hala hatırlanmaktadır.

Başkan Trump’ın çoğu kez “evvelden tahmini zor”, hatta bazen “anlamsız”, “diplomatik olmayan, kaba” davranışlarının ABD dış politikasına da yansıdığı, hatta Avrupalı liderlerde (Batı Dünyasının “lideri” durumundaki bir ülkeyi yöneten) Trump’ın nasıl “idare edileceği” konusunda ciddi kaygıların ortaya çıktığı belirtilmektedir. Başkan Trump’ın (ABD’nin geleneksek yakın müttefiki İngiltere’nin Başbakanı Teresa May dahil) Avrupalı liderlerin hiçbirisiyle ilişkilerinin (pek de) iyi olmadığı, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’la da ilişkilerinin Kanada’daki G-7 Zirvesinde bozulduğu üzerinde durulan bir husustur. Bu çerçevede bu 11-12 Temmuz tarihlerinde yapılacak (Trump’ı Avrupalı liderlerle bir araya getirecek) NATO Zirvesi oldukça ilginç geçecek gibi görünmektedir.   

Artık açık olarak ortaya çıkan bir husus Başkan Trump’ın Dünya’yı kendisinden önceki ABD Başkanlarından çok “farklı” bir şekilde algıladığıdır. Kendisi bir “işadamı”  olan Trump, Dünya’ya da daha çok iş adamı gözlüğüyle bakmakta, (ABD’nin diğer) ülkelerle ilişkilerini de “müttefiklik”, “ortaklık” ve “dostluk” gibi (daha soyut ve uzun dönemli) kavramlardan çok, ABD’ye (ve muhtemelen kendi ikinci dönem seçim kampanyasına) kısa dönemli “getirileri” açısından değerlendirmektedir.

Trump’ın düşünce yapısında (askeri “süper” güç olmakla beraber) ekonomik gücü sınırlı (ham madde satıcısı) Rusya’nın (ABD için) büyük bir tehdit oluşturmadığı, buna karşılık (Vaşington’a Dünya’daki ekonomik liderliği bakımından rakip olma yolundaki) Çin ve (AB’yi de beraberinde götüren) Almanya’nın ABD için esas tehdit kaynaklarını oluşturdukları anlaşılmaktadır. ABD Başkanlarının Çin’i (esas) rakip ve tehdit kaynağı olarak görmeleri yeni değildir. Ancak Almanya (ekonomik) hakimiyetindeki Avrupa’nın da ABD’nin uzun dönemli çıkarları açısından bir (rakip ve) tehdit olarak algılanması muhakkak ki ABD dış politikası açısından yeni bir durum olarak ortaya çıkmaktadır.

Trump’ın NATO hakkındaki fikirleri (belirli bir değişim gösterse de) başından itibaren (kendinden önceki ABD Başkanlarından) önemli farklılıklar içermektedir. Başkan Trump (büyük ihtimalle) ABD’nin Avrupa’nın (ve ekonomik güç Almanya’nın) savunulması için bu ölçüde büyük bir taahhüt altına girmesini (para harcamasını) anlamsız bulmakta, Avrupa’nın kendi savunması için gerekenleri yapması lazım geldiğini düşünmektedir. Trump’ın uzun zamandan beri (başta Almanya olmak üzere) Avrupalı üyelerden NATO’ya taahhütlerini yerine getirmelerini ve savunma harcamalarını arttırmalarını istemesi bu sebeptendir.

Kanada’da G-7 Zirvesi sırasında ortaya çıkan anlaşmazlıkların ön sıralarında Trump’ın Rusya’nın G-7 toplantılarına yeniden davet edilmesini istemesinin, G-7’nin Avrupalı üyelerinin ise (İtalya dışında) buna karşı çıkmalarının bulunduğu basında yer almıştır. Rusya’nın katılımıyla G-7 Zirveleri sırasında yapılan G-8 Zirveleri 5 seneden (Rusya’nın Kırım’ı ilhakından) beri yapılmamaktadır.

Bu gelişme Başkan Trump’ın Rusya’yı Avrupalı ülkelerden çok farklı bir şekilde  (Ukrayna üzerindeki Rusya baskısını daha çok Almanya’nın bir sorunu olarak görme derecesinde) değerlendirdiğini göstermesi bakımından ilginçtir. Önümüzdeki dönemlerde (özellikle) Rusya tehdidine bakış bakımından ABD ile Avrupa arasındaki farklılaşmanın daha da büyümesi ihtimal dahilindedir. Trump Yönetimi aleyhinde Vaşington’da yürütülen Rusya (Rusya’nın ABD Başkanlık seçimlerine ne ölçüde müdahale ettiği ve Trump ile çevresinin bundan ne ölçüde haberdar oldukları) soruşturmaları Başkan Trump’ın (Rusya’ya karşı) dış politikada elini (bir ölçüde) bağlasa da (Rus tehdidinin algılanması bağlamında)  ABD-Avrupa farklılaşması büyüyor gözükmektedir.

ABD ile (özellikle dış ticaret alanında) bir tırmanmaya girmek Avrupa’nın çıkarlarına hizmet etmeyecek gibi gözükmektedir. ABD ile AB arasındaki ticarette (ABD aleyhindeki) açık 151 milyar dolar seviyelerine kadar çıkmıştır. ABD sadece Almanya karşısında dış ticarette 64 milyar dolar açık vermektedir. ABD bakımından bu durum komşuları Kanada ve Meksika açısından da geçerlidir. Bu ticaret açıkları bir ölçüde hizmet sektörüyle kapatılsa da ABD’nin dış ticaretini dengelemekte sorunlarla karşılaştığı izlenmekte, (ikinci dönem seçilmek isteyecek) Trump’ın bu konuya ısrarla eğilmeye devam edeceği anlaşılmaktadır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan beri Batıyı bir bütün olarak görme alışkanlığımız yerleşmiştir. Halbuki iki Dünya savaşında da mücadele (bugün) Batı Dünyası içinde olan (NATO üyesi) ülkeler arasında yaşanmıştır.  İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan uluslararası düzen son dönemlere kadar ABD için istenilen sonuçları yaratmış, Batı Doğu ile olan mücadelesinden galip çıkmıştır. Ancak bu galibiyetten en karlı çıkan ülke (Batı ve Doğu Almanya’nın birleşmesiyle) Almanya olmuştur. Bugün Trump’ın (Batı Dünyasını oluşturan değerlerden ve Batı içindeki birlikten uzaklaşmakta olduğu suçlamalarına rağmen) askeri ve ekonomik bir güç merkezi olan Çin kadar, ekonomik bir güç odağı haline gelen Almanya eksenli Avrupa’ya da tedirginlikle baktığı anlaşılmaktadır.

Başkan Trump’ın Orta Doğu’ya bakışı da algıladığı çıkar ilişkilerinden etkilenmektedir. Seçim kampanyası sırasında İslam ve Arap Dünyasına çok yakın bir duruş sergilemeyen Trump, iktidara geldikten sonra ilk ülke dışı ikili ziyaretini Suudi Arabistan’a yaparak uluslararası kamuoyunu şaşırtmıştır. Trump’ın ABD’nin Irak ve Suriye’deki varlığını kaynak ziyanı olarak gördüğü, bu ülkelerde harcanan trilyonlarca doların boşa gittiğini belirten ifadelerinden ortaya çıkmaktadır. Buna rağmen Trump Suriye ve Irak politikalarının oluşmasını büyük ölçüde (bölgede kalmayı savunan) Pentagona bırakmış gibi görünmektedir.

Trump baştan itibaren bölgede en büyük tehdit olarak İran’ı gördüğünü açıkça ifade etmiştir. Başkan Trump’ın İran karşıtı politikalarının (iç politika sebepleriyle) İsrail ve (ekonomik menfaatler doğrultusunda) Suudi Arabistan tarafından etkilendiği ortadadır. Singapur’da Kuzey Kore lideriyle görüşmesinin (bir başlangıç olarak) başarılı geçmesinin Trump’ın bundan sonra dış politikada (Vaşington’daki geleneksel dış politika odaklarını karşısına almak pahasına) daha atılgan ve girişken davranmaya itmesini beklemek gerekmektedir.     

 

X