"Naim Dilmener" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Naim Dilmener" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Naim Dilmener

Naim Dilmener

Tunç Kardeşler görev başında

14 Nisan 2018


Arada (Soundtrack), Karma, GRGDN Müzik 4.5 YILDIZ

Orkun ve Mu Tunç kardeşlerden Orkun, bir müzik delisidir. Rashit grubunda davulun başındaydı. Nadir bulunan plak ve diskler satan bir dükkân açtı. Albümlere danışmanlık ve prodüktörlük yaptı. Bir dönem Ghetto’da da çalıştı, program danışmanlığı yaptı. Sonraki zamanlarda remiks üzerine uzmanlaştı ve ağırlıklı olarak bu işte karar kıldı. Pet Shop Boys için yaptığı remiks(ler) dünya çapında bilinirliğini sağladı. Armageddon Turk adını verdiği bir ekiple, memleketin karnesi zayıf bu alanına hayati katkılarda bulundu. Son projesi de piyasaya sunulmak için gün sayan Gülden Karaböcek’in Şah Plak dönemi. Karaböcek’in bir yıldız haline gelip arabeskin kitabını yazmaya başlamadan evvelki bu ilk ve çokça naif dönemini, temize çekti Tunç.

Punk’ın izinde

Mu ise her türden görsellik fanatiği. Fotoğraf, grafik, tasarım, video derken, nihayet sinemaya yöneldi. ‘Türkiye’nin ilk punk filmi’ olarak sunulmuş ‘Arada’ dün vizyona girdi. Filmle birlikte de, ağabey Tunç’un seçtikleri ve yaptıklarından oluşan albüm, dijital platformlarda satışta.

Yazının devamı...

Şarkının mahalle kavgası olarak portresi

7 Nisan 2018

“Sana bana olamaz dediler, bir ihtimal bile vermediler, hasetlikten eridiler, ikimize hep nazar ettiler, sonunda kazananı gördüler” diye başlıyor şarkıya Demet Akalın ve Ömer Topçu. İncir çekirdeğini doldursa bile bir şarkının en ufak bir yerini dolduramayacak bir hikâye anlatıyor ikili. Birbirlerini sevmişler ama çevrelerinden hiç iyi niyet ya da destek görememişler. Bu aşkın devam etmesi ya da tamamına ermesi (‘gelinlik giymek’ diye kutsanan evre bu) konusunda ‘bir ihtimal’ dahi verilmemiş. “Olamaz” denmiş, hasetlikten erinmiş, nazar edilmiş, filan… Ama ne olmuş sonunda, bizim âşıklar kazanmış.
Kazanmışlar da ne olmuş? Mutlu, huzurlu, el/ele, diz/dize evlerinde oturmuş ve tadını mı çıkarmışlar? Hayır. Mahallenin ortasına dalmışlar, kavgaya başlatmışlar. Bir şarkı mantığı ya da çerçevesiyle sınırlı olsa da tuhaf değil mi böylesi? Her türden ruh halimizin aktığı yerlerse şarkılar (ki öyle), neden derdimiz üzüm yeme aşkı olmuyor da bağcıyı dövme tutkusuna dönüşüyor? Kıskananlar çatlasa ya da patlasa ne olacak? Kaybetmemişsiniz işte birbirinizi, daha ne? Hayır, mutlaka saydıracaklar: “Aşkımız ona buna kapak olsun, gelene geçene de ders olsun, ders olmazsa oh olsun…” Oh olmazsa ne olabilir?

Daha makul sözler yazılsa...

‘O Ses Türkiye’ yarışmasından geçmiş ve Murat Boz’un takımındayken elenmiş Ömer Topçu iyi bir ses. Zalim Ekşi Sözlük tayfası dahi, hakkını teslim etmişlerden. En azından fazla kafa bulunmamış kendisiyle.
Yarışmadan elenişi güzel bir gelişmeye yol açmış; Demet Akalın elinden tutmuş ve vokalisti yapmış. Şimdi de ilk single’ında yanında yer alıyor. Şarkının kendisi (Turgay Saka ve Zafer Kerey bestelemiş) fena değil. Gayet melodik, gayet pop. Vokaller de iyi; Akalın her zamanki gibi, o herkese kabul ettirdiği (ve peşinden Ajda Pekkan dahil herkesi sürüklediği) kendine özgü tarzında; Topçu da açık vermiyor, son derece derli/toplu.
Mesele sözlerde. Bu şarkıya daha makul, en azından daha mantıklı ya da daha az kavgacı/gürültücü sözler yazılsa (sözler bestede de payı olan Kerey’in), Topçu ve Akalın için de, dinleyiciler için de daha iyi olurdu elbette.

Yazının devamı...

Durum pek iyi değil

31 Mart 2018

Büyük isimlerdendir Nazan Öncel. Nevi şahsına münhasırdır; duruşuyla, yazdığı/söylediğiyle kimselere benzemez. Her bir şarkısı birer şarkı olmanın ötesinde; ilaçtır, ruhların sıkışan düğümlerini açandır, kalpleri yıkayan ve ferahlatandır. Dinleyene, “İşte bu benim şarkım!” dedirtendir.

Böyle olduğu için de her yeni Öncel şarkısı/albümü heyecanla beklenir, çıkar çıkmaz alınır/dinlenir. Öncel’in hayatın orta yerinden çekip aldığı sorunlar/meseleler üzerine tamamıyla kendince kurduğu şarkılar, (en azından bir kısmımız için) hayatı değiştiren, dönüştüren şarkılar haline gelir. Bağlanırız onlara; kalbimizin/ruhumuzun dört bir tarafıyla.

Ancak bir süredir, Nazan Öncel’de geriye düşüş ya da eskisi gibi olamayış da (ne yazık ki) bariz biçimde mevcut. Bu durum, özellikle ‘Sakin Ol Şampiyon’ gibi single’larda ve bir önceki albümü ‘Bazı Şeyler’de gösterdi kendisini. Enerjisi düşüktü artık ve bu da şarkılarına sarılmayı, içlerine dahil olmayı zorlaştırmaktaydı.

İrtifa kaybı

Öte yandan da vokalinde bir seviye kaybı vardı. Belki ‘ses zayıflığı’ yaşamaktaydı; belki bu değil de kayıt sırası ve sonrasında solistin sesine yeterince ihtimam gösterilmemiş, iş bu eksikliklerle tamamlanmıştı.

Bu mesele  yeni albüm ‘Durum Şarkıları’nda da devam ediyor. Şarkıların tamamında vokal eskisi gibi değil. Heyecan yaratmıyor, insan kendini kaptıramıyor ve peşine takılıp gidemiyor.

Şarkılar kötü mü? Hayır. İyiler. Bir kısmı çok iyi, bir kısmıysa biraz daha az. ‘Umut’ta başka popüler şarkılardan izler mevcut ama yine de sağlam şarkı. Bütün şarkılar, bin metre öteden “Bunlar Nazan Öncel şarkıları” denilebilecek kadar sanatçının keskin damgasını yemiş.

Yazının devamı...

Dinleyiciyi ikna edemiyor

17 Mart 2018

Geçen yıl çıkardığı ‘Ve Arkadaşları’ albümüyle çok güzel düetlere imza atan Tuna Kiremitçi, bu projenin ikinci ayağına dair planlar yaparken solo bir şarkı yayımladı. ‘İstanbul Köleleri’, dinlenmeden (ya da seyredilmeden) önce, şehrin kalabalıklığıyla, karmaşıklığıyla ilgili zannedilebilir ama değil. Bir aşk şarkısı bu; kayıp sevgiliyi arama çabalarını anlatıyor. Ama biraz farklı bir yoldan anlatıyor; kırbaç, zincir ve yüksek-sivri topuklu ayakkabı gibi diğer ‘fetiş’ aletleriyle: “Ne yüksek sivri topuklar, ne de ıslak dudaklar soruyor kalbimin yerini... Yanacaksa kırbacı sırtımızda, sevişiriz çözmeden zincirleri, biz İstanbul köleleri...”

Hiç şüphesiz şarkı sözü yazarı şarkısını dilediğince kurmakta özgürdür. Ve bu özgürlük eğer onun canı öyle çekiyorsa kırbaçlarla, zincirlerle de donatılabilir. Ama tabii bunu, önümüze sürülen şarkının da istemesi, en azından buna sesini çıkarmaması gerekir. Ama şarkımızdaki ‘köle(ler)’ halinden memnun gibi durmuyor. Yumuşacık bir melodiye sahip olmasına ve Kiremitçi’nin hafif 'puslu’ çokça da sigara dumanına bulanmış sesini de bulmasına rağmen; iş fetiş nesnelerine geldiğinde (gözler değil) kulaklar büyüyor, “Bu da nereden çıktı, acaba neyi atladım dinlerken” sorularını sorduruyor. Denilebilir ki bu sevgiliyi arama/tarama işleri sahibini o kadar zorlamış, o kadar yormuş ki şarkı yazarı, macerasını ancak böyle anlatabileceğine ikna olmuş. Belki. Ama dinleyiciyi ikna edemiyor. İşin video tarafıysa çok olağan; yormayan, zorlamayan, günlük bir aşk hikâyesi akıyor. Üstelik mutlu son.


İstanbul Köleleri
Tuna Kiremitçi
Pasaj & Garaj
5 üzerinden 2 yıldız

Anlattığı hikâyelerin hepsi rüya gibi

Yazının devamı...
Naim DİLMENER Kimdir?

Naim DİLMENER