"Naim Dilmener" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Naim Dilmener" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Naim Dilmener

Naim Dilmener

Pop ve dansın ortaklığı

16 Haziran 2018


Ben Bazen, Simge, DMC

Son birkaç yılın isimlerinden/seslerinden biri gibi görülür/kabul edilir Simge ama değil; geçmişi daha öncelere uzanır. ‘Yeni Çıktı’ adlı altı şarkılık mini albümünü 2011 yılında çıkarmıştı. Albümü yayımlayan Kaya’nın genç şarkıcıyı tanıtmak için çaba harcamadığı söylenemez ama niyeyse olmadı ve bu iyi sesli genç şarkıcı gerektiği kadar duyuramadı sesini.
Birkaç yıl sonra DMC ile anlaşınca işin rengi değişti. Yeni firmasında gayet doğru bir tercih ile albüm değil, single esaslı bir yol tercih etti ve çıkardığı her şarkı ile de hayran kitlesini büyüttü, hatta katladı. ‘Bip Bip’, ‘Miş Miş’, ‘Yankı’, ‘Kamera’, ‘Prens&Prenses’ ve ‘Üzülmedin mi?’ şarkılarının hepsi (kimi az, kimi daha fazla olmak üzere) sevildi. Bu kadar tek şarkıdan sonra albümün de vakti gelmişti tabii; Simge ve memleketin en yetenekli müzisyenlerinden Ozan Bayraşa kafa kafaya verdiler ve ‘Ben Bazen’i hazırladılar. Albümde ilk dikkati çeken şey, yukarıda sayılan şarkılardan ‘Üzülmedin mi?’ hariç (iki versiyonu mevcut) hiçbirine albümde yer verilmemiş olması. Belli ki ‘yepyeni’ bir albümü amaçlamışlar. Kolay yola başvurmamış olmaları takdire değer.

Dansın ritme mecburiyeti

Yazının devamı...

Gülden Karaböcek’in bir eli dünde, bir eli bugün ve yarında

9 Haziran 2018

Her zaman çok sevilmiştir Gülden Karaböcek; hem de her sınıf ve kesim tarafından. Üstelik (mesela Müslüm Gürses gibi) sonradan da keşfedilmemiştir. Bu yazının konusu ilk dönemi Şah Plak ile birlikte değil de, ikinci dönemi olan ve tamamını bir yükselme çağı saymakla hata etmeyeceğimiz Elenor dönemiyle birlikte... Kalpleri yakan, gözyaşlarımızı (tabir çok caiz) sel gibi akıtan bu dönemde ‘Dilek Taşı’ da vardır, ‘Sürünüyorum’ da, her biri birer kült şarkı olan onlarca başkası da.

Kitleleri sürüklerdi

Elenor dönemi; planlı programlı bir şekilde, bir tarih
ya da sıraya uygun olmasa da farklı zamanlarda, farklı karma albümlerle birlikte aktarılmıştır disklere; bu dönem, dijital çağı yakalamayı bir şekilde başarmıştır. LP’leri arkamızda bırakıp tamamıyla kasetlere teslim olduğumuz yıllarda ‘Bir Mucize Allahım’ albümü, memlekette satışa sunulan ilk CD olma şerefine erişmişti. Üstelik henüz kimseler CD nedir tam bilmezken ve bunu evde dinleyebilecek alete sahip olanların sayısı çok azken dahi çok satmıştı. Gülden Karaböcek buydu işte; her biçimde arkasından sürüklerdi kitleleri. 70’lerin ilk yıllarıyla birlikte başlayan Şah Plak dönemindeyse bunun böyle olmadığı söylenebilir. O yıllar deneme-yanılma zamanlarıydı Karaböcek için. Bağlı olduğu firmanın da kafası karışıktı, kendisininki de...

Selda Bağcan mı Ajda Pekkan mı?

70’lerin başıyla birlikte esmeye başlayan Selda (Bağcan) fırtınası sebebiyle Şah Plak, Karaböcek’in şahsında kendi Selda’sını yaratmak istedi önce. ‘Adaletin Bu mu Dünya’, ‘Derdimi Dökersem Derin Dereye’ bu dönemden şarkılardır. Ama olmadı. Bir yandan Selda, öte yandan Hümeyra ve Esin Afşar vardı Anadolu popu zirveye çıkaran kadın sanatçılar arasında.

Keskin bir yol ayrımına gelindi bunun üzerine. “Kendi Selda’mızı yaratamıyorsak kendi Ajda Pekkan’ımızı yaratalım” diye düşündüler büyük ihtimalle ve popüler yabancı şarkıları seçerek bunlara Türkçe söz yazdırdılar. Bu döneme katkı verenler arasında Ülkü Aker de (‘Koşma Koşma’, ‘Taka Taka-Şaka Şaka’) vardır, Çiğdem Talu da (‘Dur Bırakma Beni’).

Yeni albüm bu dönemi tamamına yakın bir biçimde toparlıyor (malum telif sorunları sebebiyle çok az eksik var).Eksiklikler Orkun Tunç’un ekibi Armageddon Turk’un yaptığı remix’lerden oluşan ikinci diskle fazlasıyla dengelenmiş.

Yazının devamı...

Ciwan’dan içli bir mektup

26 Mayıs 2018


Kürtçe müziğin en büyük isimlerindendir Ciwan Haco; aynı zamanda en farklı ve yetkin olanlardandır. Çok da popülerdir. Farklı ve yetkin olanın çok popüler olmasına nadiren rastlanır müzik piyasasında. Ama Haco örneğinde bir mucize gerçekleşmiş, öyle olmuş. Başka örnek vermek gerekirse, tıpkı Bülent Ortaçgil gibi, Mazhar-Fuat-Özkan gibi.
En yakın rakibi Şivan Perwer her türden gündelik gelişmeyi kullanır, popülerliğini ayakta tutabilmek için her fırsatı kollar ve her türden politik gelgitler yaşar/yaşatırken, Haco sessiz ve sedasızdır. Albümünü çıkarır, şarkısını söyler ve evine (ya da stüdyosuna) çekilir, dinleyeni ya da seyredeni müziğiyle baş başa bırakır. Ona göre, konuşulması gereken şey müziğin bizzat kendisidir. Haklı ve doğru yolda olduğu da söylenebilir. Son derece aralıklı olarak yeni albüm çıkarmasına rağmen her zaman popülerdir, hep hatırlardadır. Bir önceki albümü ‘Veger’i beş-altı yıl önce çıkarmıştı. Çok özlendi, çok beklendi ve nihayet ‘Felek’le geldi.
Geçecek bu günler
Çok sakin, bir o kadar da hüzünlü bir albüm yapmış bu sefer. Hüzün, Haco’nun vazgeçilmezlerindendir zaten ama bu duyguyu genellikle birkaç tempolu şarkıyla dengelemeye çalışırdı. Ama yok, bu sefer boydan boya hüzün var.
Büyük ihtimalle içinde olduğumuz zamanların bir sonucu böyle oldu. İçinde yer aldığımız bütün coğrafya kaynarken, savaşın sardığı bölgelerde hayatlar altüst olmuşken, yurtdışında yaşayan Haco gibi bir sanatçı, istese de keyfi, mutluluğu katamazdı şarkılarına. Güneydoğu’dan (Mardin’den) Suriye’ye göçmüş bir ailenin çocuğu olan Haco’nun, hepimizin yüreğini delik deşik eden durumların yarattığı bezginliği daha ağırca yaşadığına hiç şüphe yok. Son albüm ‘Felek’ bütün bu ruh hallerinin yansıdığı bir albüm olmuş. Albümde yalnızca ‘Fato’ ve ‘Besna’ birer istisna sayılabilir; ama bunlar da tam değil, yarımşar istisna.
Kürtçe müziğin en önde gelen müzisyenlerinden Ayhan Evci albümün prodüktörlüğünü yapmış; miks dahil, çoğu iş ya da safhada da onun eli var. Yıllardır birlikte çalışıyorlar ve Evci, Haco’nun her duygusunu nasıl öne çıkaracağını en iyi bilenlerdendir. Bu sefer de öyle olmuş. Yaylı ve nefesli enstrümanların katkısıyla Haco’nun hüznü keskinleşmiş, elle tutulur hale gelmiş.

Yazının devamı...

Radyo ve televizyonda temiz bir şarkı

12 Mayıs 2018


Beş üzerinden üç yıldız
Radyoda Bi’ Şarkı, Nilgül, Pasaj

TMC önde gelen yapım firmalarından biri olmaya doğru giderken tanıdık Nilgül’ü. 2000’lerin ilk yıllarıydı. ‘Ömürsüz Sevdalar’ adlı ilk albümü, ‘Balalayka’ filmi için söylediği aynı isimli parça, şarkılarını kolay kolay başkalarının söylemesine izin vermeyen İlhan İrem’in ‘Konuşamıyorum (Ayrılık Akşamı)’ dahil çok sayıda başka şarkı/albüm yaptı. Ama tam da “İşte TMC’nin yıldızlarından bir başkası” denilecekken, evlendi ve müzik hayatını noktaladı.

Fakat müzik aşkıyla dolup taşan bir solistseniz, her türlü karardan da dönebiliyorsunuz işte. Nilgül de özel yaşamındaki karışıklığı çözdükten sonra, ‘Dualarım Seninle’ şarkısıyla geri dönmüştü birkaç yıl önce. Şimdi de ‘Radyoda Bi’ Şarkı’ ile hatırlatıyor kendisini. Belli ki Nilgül, müziğe devamda kesinlikle kararlı: “Her açıdan çok içime sinen bir şarkıyla dönmek şahane. Bu defa hiç durmayacağım, hiç bırakmayacağım şarkı söylemeyi, nefes almayı,” şeklinde bir açıklama yaptı. Bu cümledeki şifre ‘nefes almak’. Şarkı söylemeyi böyle görüyor...

Tecrübeli isim Zeki Güner’e ait şarkı gayet derli/toplu. Nilgül de o tadına doyulmaz ses rengi ve vokal yeteneğiyle şarkının üstüne katılabilecek her iyi şeyi katmış ve yükseltmiş.

Şarkının videosu da sade ve temiz, hem de bu piyasada alışık olmadığımız kadar. Beş-on kere değiştirilen kıyafet/kostüm yok, renk ve zenginlik katalım diye hiçbir şey abartılmamış. Nilgül, şarkısını söyleyerek sokakları turluyor. Temiz şarkıya temiz video!

Yazının devamı...

Mükemmel bir albüm

5 Mayıs 2018

Mirady, Kürtçe müziğin en ayrıksı müzisyen ve yorumcularındandır. Müziğini kimselerin emrine vermedi; her zaman doğru bildiğini okudu, kendi yolunda tökezlemeden devam etti.

2000’lerin ilk yarısında yayımladığı ‘Xemname’den beri böyledir bu. Sonraki kendi albümlerinde ve Raperîn’le birlikte yaptığı ‘Tarumar’da da, Metin Altıok şiirlerinden oluşan albümde (‘Metin Altıok Şiirlerinden Şarkılar’) ‘Kimliksiz Ölüler (Miriyên Bênasname)’ ile bütün zamanların en iyi şarkılarından birine imza atan sanatçı, büyük Kürt ozan ve yazar Bro Omeri’nin şiirlerinden oluşan ‘Peşk’ albümünün de prodüktörüydü ve bu albümde Mehmet Atlı, Dodan, Sakina, Anadolu Quartet dahil en önemli, en yenilikçi isimleri bir araya getirmişti.

Özetle; dokunduğu her şeyi güzelleştiren, hatta mükemmelleştirenlerdendir Mirady. Son albümü ‘Xwelî-Kül’ün mükemmel bir albüm oluşu, bu sebeplerle şaşırtıcı değil.

Yeni albümdeki sekiz şarkının tamamı onun bestesi. Sözlerin de ağırlığı kendisinde. Birkaç şarkıda Erd Reş, Mitan Şareza ve Selim Temo’dan destek almış.
Son olarak ‘Babamın Kanatları’ adlı film müziği albümüyle muhteşem bir iş çıkaran Bajar’dan Cansun Küçüktürk’ün elinin değdiği düzenlemeler sayesinde şarkıların her biri hem tek tek ayakta hem de aynı sound’un (ya da çerçevenin) birer üyesi. Bu çok zor, hatta genellikle yapılamaz işin başarılabilmesi için Mirady (ve Küçüktürk) olmak gerekiyor büyük ihtimalle; ne istediklerini bildikleri ve kariyerlerini hep iyi şarkıların üstüne inşa ettikleri için yapabilmiş, başarabilmişler.

Şarkıların büyük bir kısmından hüzün akıyor. Türkçe çevirileri de kapağa dahil edildiği için, hüznün kaynağını ve seviyesini (kalbinizi açmak şartıyla) görmek mümkün. ‘Kargaşa’ demek olan ‘Teşqele’de yaratılan coşku haliyse nadir olmasına nadir ama mevcut. Hayatın kendisi akıyor bu albümün şarkıları arasından; güzel ve cesur bir hayat...


Yazının devamı...

Mavi umut

28 Nisan 2018

Geçen yıl bahar aylarında başlamıştı ‘Saz Söz’ projesi. Mavi’nin yaptığı da Tuna Kiremitçi’nin (‘Ve Arkadaşları’ projesiyle) yaptığının aynısıydı. ‘Videosuyla birlikte internete her ay bir şarkı koymak’ esasına dayanan bu yeni yol, müziği dinleyicisiyle buluşturmak yolunda atılmış en doğru ve en radikal adımlardandı.
Göründüğü gibi kolay bir yol değildi. “Her ay bir şarkı” dediğinizde, hele hele “Videosuyla birlikte” diye söz verdiğinizde, buna uymanız ve işi sarkıtmamanız beklenir. Hem Kiremitçi hem de Mavi başardı bunu. Ufak tefek gecikmeler dışında her şey iyi gitti ve her iki proje de tamamına erdi. Büyük ihtimalle her iki projenin ardında aynı firmanın (Pasaj) olmasındandır bu; sanatçısına güvenen ve bu uğurda kaynaklarını kullanıma sunmaktan çekinmeyen bir firma. Kiremitçi’nin projesi geçen yılın başlarında albüm haline gelmişti, Mavi’ninki ise bu aralar.


***** - Saz Söz, Mavi, Pasaj 

Pembe hayaller

Yazının devamı...

Olmaması gereken şeyler

21 Nisan 2018

Sinan Akçıl’ı hiçbir şey, hiç kimse şarkı söylemekten vazgeçiremiyor. Bu konuda ısrarlı. Ne eleştirmenler, ne müzikseverlerin itirazı ne de sosyal medya üstünden yapılan iğnelemeler, hatta kafa bulmalar işe yaradı.



Fena olmayan bir müzisyen, orta halli bir şarkı yazarıyken cebine koyduğu kredilerin hepsini bu uğurda sıfırladı. Stüdyoda oturup çalışma/çabalama yetmedi ona. Kamera ve ışık istiyor. Ona bakılsın, seyredilsin istiyor. Olabilir tabii, neden istemesin? Bunu düşünmek, böyle olmasını istemek herkesin hakkı. Ama bir şartla: Buna uygun yetenekleriniz ya da özellikleriniz olması lazım.
Sinan Akçıl’da ses yok. Ya da var da, şarkı söylemeye yetmeyecek kadar zayıf. Böyle bir sesle konuşabilir, sohbet edebilir, haberleşebilir, iletişim kurabilir ama şarkı söyleyemezsiniz. Tabiat bu; vermemiş işte. Şarkı söylemek için yeterli sesin bahşedildiği insan sayısı zaten çok değildir. İyi söylerler, kötü söylerler ayrı ama böyle bir yetenekle dünyaya gelmişler buna niyetlenebilir, bunu deneyebilirler. Akçıl’da durum tam tersi.
Ses yoksa şarkı
var olabilir mi?

Yazının devamı...

Tunç Kardeşler görev başında

14 Nisan 2018


Arada (Soundtrack), Karma, GRGDN Müzik 4.5 YILDIZ

Orkun ve Mu Tunç kardeşlerden Orkun, bir müzik delisidir. Rashit grubunda davulun başındaydı. Nadir bulunan plak ve diskler satan bir dükkân açtı. Albümlere danışmanlık ve prodüktörlük yaptı. Bir dönem Ghetto’da da çalıştı, program danışmanlığı yaptı. Sonraki zamanlarda remiks üzerine uzmanlaştı ve ağırlıklı olarak bu işte karar kıldı. Pet Shop Boys için yaptığı remiks(ler) dünya çapında bilinirliğini sağladı. Armageddon Turk adını verdiği bir ekiple, memleketin karnesi zayıf bu alanına hayati katkılarda bulundu. Son projesi de piyasaya sunulmak için gün sayan Gülden Karaböcek’in Şah Plak dönemi. Karaböcek’in bir yıldız haline gelip arabeskin kitabını yazmaya başlamadan evvelki bu ilk ve çokça naif dönemini, temize çekti Tunç.

Punk’ın izinde

Mu ise her türden görsellik fanatiği. Fotoğraf, grafik, tasarım, video derken, nihayet sinemaya yöneldi. ‘Türkiye’nin ilk punk filmi’ olarak sunulmuş ‘Arada’ dün vizyona girdi. Filmle birlikte de, ağabey Tunç’un seçtikleri ve yaptıklarından oluşan albüm, dijital platformlarda satışta.

Yazının devamı...
Naim DİLMENER Kimdir?

Naim DİLMENER