"İlber Ortaylı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "İlber Ortaylı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
İlber Ortaylı

Lübnan günlüğü

Dünyada Lübnanlılar kadar bir kültürün, bir yaşam biçiminin etrafında toplanan ama birbirleriyle de din yüzünden bu kadar ayrı düşen toplum az bulunur. Üretmek ve bölüşmek kadar bunu sağlayacak bir siyaset ve liderlik de çok mühim. Çok sevimli, her zaman beni kendine çeken, çok sık gider olduğum ülkede bunun eksikliğini görür gibi oluyorum.

BU hafta Lübnan’daydım; Cünye’de ve Trablus’ta iki konferans verdim. Cünye, Beyrut’un kuzeyinde bir liman şehri. Daha çok Maruni Hıristiyanların yaşadığı bir yer. Zengin restoranları, gece kulüpleri ve moda merkezleriyle tanınıyor. Cünye, Beyrut inkişaf edene kadar bütün Lübnan’ın korunaklı bir limanıydı. Tarihteki Fenike yerleşim yerleri de bunun civarındadır, Biblos ve Batroun gibi...

Lübnan’ın şehirleri bile belirli dini gruplara göre oluşuyor. Etnik demiyorum çünkü herkes Arapça konuşuyor. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun son devirlerinden beri yerli-yabancı herkes Suriyeliliğin ayrı bir kültür olduğunu ispat etmeye çalışır durur. Bilhassa Fransızlar; Peder Hanery Lemmons gibi Felemenk asıllı bir Cizvit rahibin Suriye eserine izafeten bir büyük Lübnan kurmaya kalkmışlardı. Maalesef hiçbir şey hatta Arap dilinin kendisi bile herkesin etrafında birleştiği bir kimliği ortaya koyamadı. Lübnan’ın iktisadi hayatı, toplumsal kurumları hatta siyaseti şaşılacak derecede tezatlarla dolu. Mesela birbiriyle kapışan grupların ülkeye elektrik jeneratörünü ithal ettiklerini ve bu tekel yüzünden barajların yapılmadığını ve Lübnan dağlarının sularının boşa akıp gittiğini görebilirsiniz veya üç siyasi liderin çöp ihalesini üstlendikleri için başkalarının bu sahaya giremediğine şahit oluyorsunuz. Özellikle Osmanlı’nın dar sahadaki Cebel-i Lübnan’ı bugün Fransız mandasından sonra daha da genişlemiş ama bu problemlerin de genişlemesi anlamına geliyor. Lübnan’ın Trablusşam ve Sayda gibi Sünni Müslümanlarla meskûn bölgelerinde Türkiye ve Türklere düşkünlük var. Lübnan’ın silahlanmaya karşı ve barışı tercih eden grubu Sünniler, kültürel kurumlara önem veriyorlar ve Türkiye’nin desteğini istiyorlar. Mesela Trablusşam’da Türkçe dershane ve kurslar çok geniş bir kitle tarafından devamlı talep ediliyor.

Lübnan günlüğü

Muhammed’ül Emin Camisi. Bitişiğinde iki de kilise var.

İYİ SANATÇI VE İYİ MİMARLAR

Lübnan’ın geleceğinde başka ilimler var. Cünye’nin etrafında Cebel’e doğru uzanan bir Maruni bölgesi, 19. asırda kapıştıkları Dürzilerle birbirine yaklaşıyor gibiler. Bütün Lübnan’ın bu en güzel ve zengin bölgesi şu anda aynı zamanda en huzurlu yer. Ama devran ne gösterir, belli olmaz. Lübnan’ı iç savaştan sonra yeniden kuran Refik Hariri Saydalı’ydı. Sokullu Mehmet Paşa’nın 16. asırdan kalma Vakıf Hanı’nı mütareke döneminde Fransızlar ele geçirdiler. Halkın “Han-ı Freenc” dediği bu yere suikasta kurban giden başbakan, 49 yıllığına kiralayıp restore ettirmişti. Osmanlı eserleri Sünni bölgesinde daha çok saygı görüyor. Bir şeyin üzerinde ısrarla durmamız ve ülkenin hakkını vermemiz gerekir; Lübnanlılar iyi sanatçı ve iyi mimarlar. En güzel modern İslami eserler ve camiler Lübnan’da. Mesela Fatih Sultan Mehmet adına yapılan ve anacaddede dar bir arsa üzerinde kat kat yükselen caminin hem uyumlu minareleri hem de binanın silueti hemen göze çarpıyor; bizdekinin aksine minareyle gövdenin uyum oranı çok ilginç.

Lübnan günlüğü19. asırda Marunilerle Dürzilerin kapışmasından dolayı 1861’de Cebel-i Lübnan’ın başına Osmanlı tebaasından bir Hıristiyan mutasarrıf tayin edildi (ilki Ermeni Katolik David Paşa’ydı) Hıristiyan ve Dürzilerin kalabalık olarak yer aldığı bir meclis kuruldu, bu mecliste Sünni ve Şii temsilciler de vardı. Cevdet Paşa ve Fuat Paşaların icadı olan bu yapıyı 1942’de bağımsızlık verilen Lübnan Cumhuriyeti’nde Fransızlar benzer bir yapıyla tekrarladı. Hariri iç harpte perişan Lübnan’ı yeniden restore etti. Ama ülkenin durumu gelişmedi. Güzelce restore edilen binaları pahalılığından dolayı kiralayan yok.

Bugünkü Suriye’de muhtelif dini gruplar nasıl karmakarışık bir şekilde yerleşmiş ise Lübnan’da da benzer bir durum var. Bu ülkede müttehid yahut monalit kendi içinde tutarlı bölümler kurulması düşünülemez. İnsanlar huzurlu bir yaşamı belki de çok istemiyorlar diye düşünmek mümkün. Çatışma ve gerilimden çoğunluk şikâyet eder ama bununla geçinenler de vardır. Dünyada Lübnanlılar kadar bir kültürün, bir yaşam biçiminin etrafında toplanan ama birbirleriyle de din yüzünden bu kadar ayrı düşen toplum az bulunur. Ama terör yüzünden birlikte kullandıkları otobüs, metro ve tren yok... Yeni nesiller ise ilk bakışta daha sıcak bir ülke kurmak niyetinde.

YAZMAYA MERAKLIDIRLAR

Lübnanlılar kadar Lübnan tarihini yazmaya meraklı olan bir ulus da görünmez. Herkesin yazdığına bakarsanız “Bunlar niye ve nasıl kavga ediyorlar” diye sorarsınız. Kemal Salibi, Mustafa Halife gibi tarihçiler Lübnan’dan bahsediyor. Eğlence yerlerinde hangi dinden olursa olsun, Lübnanlılar eğleniyor ama iktisadi hayatta ve siyasette bu Lübnan’dan pek eser yok gibi. Lübnan’daki belki de dünyanın en iyi bankacıları kasalarındaki rezervleri akıtacak yatırım bulamıyorlar ve dışarı açılıyorlar. Acaba Fenikelilerde mi böyle bir dünyanın içinde doğdukları için bütün Akdeniz’e yayılmışlardı?

Ümmü Gülsüm “Kahire’nin yanında en iyi dinleyici Beyrut’tadır” dermiş. Lübnan’ın Butrus el-Bustani, Charles Issawi gibi Hıristiyan tarihçilerinin, Halil Cibran gibi şairlerinin ya da Amin Maalouf gibi romancılarının ülkelerinde ve Mısır’da ve Filistin’de bugün bile hayranlıkla okunan eserler çıkardığı gerçek ama bazen bu da birliktelik için yetmiyor. Üretmek ve bölüşmek kadar bunu sağlayacak bir siyaset ve liderlik de çok mühim. Çok sevimli, her zaman beni kendine çeken, çok sık gider olduğum ülkede bunun eksikliğini görür gibi oluyorum.  

Lübnan günlüğü

 HEM BİR ARADA HEM AYRI

Bugünkü Suriye’de muhtelif dini gruplar nasıl karmakarışık bir şekilde yerleşmiş ise Lübnan’da da benzer bir durum var. Bu ülkede müttehid yahut monalit kendi içinde tutarlı bölümler kurulması düşünülemez. İnsanlar huzurlu bir yaşamı belki de çok istemiyorlar diye düşünmek mümkün. Çatışma ve gerilimden çoğunluk şikâyet eder ama bununla geçinenler de vardır. Dünyada Lübnanlılar kadar bir kültürün, bir yaşam biçiminin etrafında toplanan ama birbirleriyle de din yüzünden bu kadar ayrı düşen toplum az bulunur. Ama terör yüzünden birlikte kullandıkları otobüs, metro ve tren yok... Yeni nesiller ise ilk bakışta daha sıcak bir ülke kurmak niyetinde.

BEYRUT’UN CEMAATSİZ SİNAGOGU

LÜBNANLI Arapların niteliği çok değişik. Mesela bugün Lübnan’da Yahudi nüfus yok gibi bir şey. Bununla birlikte Beyrut’un güzel, merkezi sinagogu, boş dursa da restore edilmiş. Cemaatsiz sinagogun restoratörlerinin Hıristiyanlık’tan dönmüş eski Museviler olduğunun fısıltı gazetesiyle dolaştığı görülüyor. Padişahın kendisi buraya uğramasa da merkezde bir IV. Murad Camii var. İlk Müslüman camii ise Suriyeli Türkmen ağalarından birinin yaptırdığı 1526 tarihli bir eser.

X