"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Sakallı yılanın sırrı 3: Mağaranın sonundaki bizi donduran manzara

SEKİZİNCİ SAHNE

Sergio Gomez Chavez, toprağın üstünde yatan heykele uzun uzun baktı.

2013 yılına gelmişlerdi ve 4 yıldır o tünelin içindeydi.

2003 yılında yağmurlu bir günden sonra keşfettiği delikten bir iple içeri indiğinden bu yana 10 yıl geçmişti.

O tünelin içinde insanlara ait bir şey arıyordu ve önünde ilk defa bir insan duruyordu.

Ama bu bir kadın heykeliydi.

Heykeli buldukları galeri, tünelin sonunda T harfi şeklinde genişleyen ve tavanı yükselen üç bölümlü bir yerdi.

Dışarıdan bakıldığında burası sanki çok büyük bir mağarayı andırıyordu.

Şimdi o güne kadar Teotihuacan’da hiç rastlamadıkları büyük bir kadın heykeli önlerinde duruyordu.

Onun yanında 3 insan heykeli daha vardı. Ama o heykelleri bulmadan hemen önce çok önemli bir başka şey daha bulmuşlardı.

Şimdi 10 gün öncesine dönüp bulunan o şeye bakalım.

Sakallı yılanın sırrı 3: Mağaranın sonundaki bizi donduran manzara

TÜNELDEN PİRAMİDİN TEPESİNE GİDEN BORU

3D tarayıcıları, esrarengiz tünelin 110 ile 120 metre uzunlukta olduğunu gösteriyordu.

Ama tünel 103’ncü metrede bitmiş, ağzını kapatan o dev kaya şeklindeki kapıya ulaşmışlardı.

Tünelin her iki ucundaki taş kapılar öylesine sağlam ve tam uyacak şekilde yapılmıştı ki, toprakla birleşmiş, içeridekileri korumuştu.

Tünelin bittiği mağaranın hemen girişinde, sol tarafta çok ilginç bir şey bulmuşlardı. Bu tünelin içinden başlayıp piramit şeklindeki tapınağın en ucuna doğru 90 derece dik şekilde uzanan boru gibi bir boşluktu.

Sergio Gomez, beni kolumdan tutup biraz eğiyor ve sonra aşağıdan piramidin tepesine doğru baktırıyor.

“Bu tabiatın kendi kendine açtığı bir baca mı” diye soruyorum.

“Hayır kapıdaki taşlar gibi bu da insan eliyle yapılmış” diyor.

“Nedir bu” diye soruyorum...

“Biraz sonra anlatacağım. Ama önce bu borunun altında bulduğumuz başka bir şeyi daha anlatmak istiyorum.”

Tam orada, yuvarlak, topa benzeyen cisimler bulmuşlar.

“Bu borunun altında bulduğumuz bu topların ne olduğunu anlatacağım. Ama önce yine burada bulduğumuz kadın heykellerini anlatayım” diyor...

DOKUZUNCU SAHNE

KADINLAR NİYE GİYİNİK ERKEKLER NİYE ÇIPLAK

MAĞARANIN hemen başlangıç yerinde 4 heykel bulunmuş.

Bunlardan ikisi kadın, ikisi erkek.

Kadınlar giyinik, erkekler ise çıplak duruyormuş.

“Dördü de ayakta duracak şekilde tasarlanmışlardı. İlk bulduğumuz kadın heykeli ötekilerden büyüktü. Oradan da anlaşılıyordu ki, bu iktidar sahibi bir kadındı. Yani Maya uygarlığının ilk döneminde anaerkil bir yönetim tarzı vardı.

Büyük kadınla bir erkek yan yana duruyordu.

Öteki erkek ve kadın ise yan taraflarda, onlarla daire yapacak bir şekilde ayaktaydı.

Bu sanki bir ayin gibiydi. Bilmediğimiz bir ayin.”

İki saate yakın bir süredir tünelin içindeyiz ve hafiften baskıyı hissetmeye başlıyoruz.

Sergio Gomez eliyle yüzündeki teri siliyor ve soruyor:

“Bu heykellerin bizi en şaşırtan yanı nedir biliyor musun?”

“Hayır” deyince cevabını veriyor:

“Nereye baktıkları....”

Sakallı yılanın sırrı 3: Mağaranın sonundaki bizi donduran manzara

O HEYKELLERİN BAKTIĞI YERE BAKINCA NE GÖRDÜM

Heykeller, restore edilmek üzere depolara kaldırıldığı için, nereye baktıklarını anlamıyor ve soruyorum:

“Nereye bakıyorlar...”

“Karşıya...”

Neresi olduğunu tam çıkaramayınca, merakımı o gideriyor...

“İşte buraya” deyip önümüzdeki mağaranın derinliğini ve üst tavanını gösteriyor.

Merakla oraya bakınca donup kalıyorum.

Karşımda tıpkı NASA fotoğraflarında gördüğüm bir gezegen topografyası duruyor.

Neredeyse o paletli araçları ve üzerlerindeki vericileri görür gibi oluyorum.

“Tabiat burada Mars gibi bir coğrafya yaratmış” diyorum.

“Hayır onu tabiat yaratmadı” diyor ve devam ediyor:

“Bu gördüğünü de insanlar yaptı. Yani önce Teohiuacan’ı kurup bu tüneli yapan, sonra tünelin iki ağzını kayalarla mühürleyip bilinmezliğe giden insanlar, uzaya benzeyen bu görüntüyü yarattılar.”

Şaşkın bir biçimde dinliyorum ve “Peki nereye gittiler” diyorum...

“Biz de henüz bilmiyoruz” diyor... “Neden ve nereye gittiklerini henüz bilmiyoruz.”

EL FENERİNİ DUVARA KALDIRINCA ŞAŞIRIYORUM

Sonra elimden tutup beni mağaranın içine doğru götürüyor ve elindeki feneri, duvarlara ve tavana doğru kaldırıyor. O anda şaşkınlığım da tavana vuruyor.

Çünkü üstümde binlerce küçük yıldız parlayıp parlayıp sönüyor.

Tüneli yapanlar, o civarda bulunan bazı madenleri kristal haline getirip duvarlara ve mağaranın tavanına serpmişler.

En hafif ışıkta o kristaller birer yıldıza dönüşüyor.

Artık Mars’ta gibiyim ve oradan uzayı seyrediyorum.

“Büyük patlamadan gelip uzaya mı gittiler” diye soruyorum.

Ama Sergio Gomez bir arkeolog ve olayları komplo teorileri ile açıklamak gibi bir anlayışı yok.

Sakallı yılanın sırrı 3: Mağaranın sonundaki bizi donduran manzara

“Bizim sadece burada yaşayan insanların inanışlarını, sembollerini ve mitolojilerini anlama görevimiz var” diyor.

Ve kendi yorumunu anlatıyor.

ONUNCU SAHNE

ÜST DÜNYADA İYİLER, ALT DÜNYADA KÖTÜLER

MAYA inanışına göre, yaşadıkları âlem iki dünyadan oluşuyormuş. Biri yeryüzü dünyası, öteki yeraltı dünyası. Yeryüzü dünyası iyiliği, yeraltı dünyası ise kötülüğü temsil ediyormuş.

Sergio Gomez anlatmaya devam ediyor:

Burası aynı zamanda bir oyun yeriydi. Önce yeryüzü tanrıları aşağı, karanlıklar âlemine inmiş ve kötülüğü temsil eden güçlerle maç yapmıştı. Bu maçı kötülükler âlemi kazanmıştı.

“Ne oynuyorlardı, nasıl bir maçtı bu” diye soruyorum.

“Biraz önce sana anlattığım, burada bulduğumuz o yuvarlak cisimler toptu. Esnek bir maddeden yapılmış toplardı bunlar. Kauçuk bitkisinden yapılmıştı. Ama bizi çok şaşırtan bir şey vardı. Yere vurunca zıplayan bu toplar, bugün lastik sanayinde kullanılan vulkanizasyon tekniği ile yapılmıştı.”

Bir yıl önce yine Meksika’da Chichen Itza şehrindeki piramitler arasında gördüğüm arena aklıma geliyor.

İki tarafta taştan basket potaları vardı ama bunlar bugünkü gibi yatay değil, dikey pozisyondaydı.

Sadece kafa ve gövde vuruşuyla o potadan geçirilmeye çalışılıyordu.

İYİLER KÖTÜLERİ YENİNCE İNSAN VE TANRI DA DOĞDU

Peki o maçı kötülükler âleminin güçleri kazandığı için mi insanlar bu şehri terk etti.

“Hayır” diyor Sergio Gomez, “Daha sonra yeryüzü âlemindeki yeni nesiller aşağı iniyor ve bu defa oyunu onlar kazanıyor.”

Peki sonra ne oluyor?

“İşte yaratılış bu... İnsanın yaratılışı.”

Bana tekrar Teotihuacan kelimesinin anlamını anlatıyor:

“Unutma... Teotihuacan, ‘insanın tanrı olduğu yer’ anlamına geliyor. Bu bir anlamda tanrının da insan olduğu yer değil mi...”

Dışarı çıkmaya hazırlanırken kolumu tutuyor ve sözünü tamamlıyor:

“Biz burada 13 yıldan beri tanrıların mezarlarını arıyorduk. Ama bulamadık. Bizim yorumumuz şu: Burası kutsal bir yer ve bu tünel iki dünya arasındaki geçişi temsil ediyor. Biri üst dünya, öteki yeraltı dünyası. Yaradılışın olduğu yer olarak tasarlanmış.”

İYİ GÜÇLER O TÜNELE NEREDEN GİRDİLER

Peki bu geçiş tam nerede oluyordu.

Beni biraz önce gösterdiği borunun altına götürüyor ve tekrar yukarı baktırıyor.

Yukarı doğru uzanan aydınlık bacayı görüyorum.

“İşte buradan” diyor.

Tünelin başına dönüyoruz. Bizi yukarı çıkaracak olan yük asansörüne biniyoruz ve ağır ağır yukarı çıkıyoruz.

21’inci yüzyılın en büyük arkeolojik buluşu olarak kabul edilen tüneldeki işimiz bitiyor.

SON SAHNE

Sakallı yılanın sırrı 3: Mağaranın sonundaki bizi donduran manzara

O TÜNELİN BİR UCU DA BURAYA MI AÇILIYOR

BİZİ Mexico City’ye geri götüren arabaya binip yola çıkarken, birden duruyor ve “Geri dönelim” diyorum.

Benim de Sergio Gomez’e anlatacak bir şeyim vardı.

Ve o da şuydu.

1988 yılında Şanlıurfa şehrinin yakınlarındaki bir köyde Şafak Yıldız adlı bir köylü tarlasını sürerken pulluğuna bir şey takılır. Bunu şehrin müze müdürlüğüne teslim eder.

Bulunan taş parçası, Klaus Schmidt adlı Alman bir arkeolog tarafından incelenir ve kazılara başlanır.

Teotihuacan tünelini kazan arkeologların bir daire şeklinde toplanmış o 4 insan heykeline ulaştığı yıllarda, oradan binlerce kilometre uzaklıktaki Şanlıurfa’da da Klaus Schmidt başka bir şeye ulaşıyordu.

Bunlar T şeklinde dev taş anıtlardı ve sanki insanı andırmaktaydılar. Bu taş heykeller bir daire şeklinde dizilmişti ve Göbeklitepe’deki bu manzara, Teotihuacan’dakine çok benzer bir his vermişti bana.

İşte bunu Sergio Gomez’e anlatmak için geri dönmüştüm.

SCHIMIDT’İN CEVABINI BULAMADIĞI SORULAR

Klaus Schmidt 20 Temmuz 2014 günü öldüğünde, şu soruların cevabını bulamamıştı.

Kollarını yana açmış tonlarca ağırlığındaki taş oraya nasıl gelmişti. Taş yapıların hepsinde aynı oran vardı. Bunun anlamı neydi.

Arkeologlar tapınakların altındaki gizli tünelleri kazdıkça, o tüneller bizi daha derinlere götürüyor.

Meksika’da milattan önce 400 yılında kurulmuş bir şehrin altındaki tünel, Türkiye’de MÖ 12 bin yılında kurulmuş Göbeklitepe’ye açılıyorsa, inanç dediğimiz labirentte yolumuzu bulmak için daha çok uzun yollar yürümemiz gerekecek demektir.

MERCEDES’E, INAH’A SERGİO’YA, SAFFET’E, ANNA’YA AÇIK TEŞEKKÜRLERİM

MERCEDES-BENZ bir grup gazeteciyle birlikte beni Meksika’da bir test sürüşüne davet etmişti.

Türkiye’deki yöneticilerine, “Bana, Sergio Gomez Chavez’le randevu alabilir misiniz” diye sordum.

10 yıldır onunla konuşmayı deniyor, bir türlü temas kuramıyordum.

İki hafta sonunda beklediğim haber geldi. Çok zor olmuştu ama benim için randevu almışlardı. Mercedes-Benz Türkiye ve Meksika yönetimine bu randevuyu sağladıkları için çok teşekkür ediyorum.

Tabii ilk teşekkürüm, Meksika Ulusal Arkeoloji ve Tarih Enstitüsü’nün (INAH-Instituto Nacional de Antropologia e Historia) yöneticileri ile bu tüneli ortaya çıkaran sessiz ve mütevazı arkeolog Sergio Gomez Chavez’e...

Dünyada az sayıda kuruma açtıkları bu tüneli Hürriyet’e de açtıkları için minnettarım.

Ayrıca tünel içinde bana her türlü yardımı yapan NTV’nin otomotiv uzmanı Saffet Üçüncü’ye ve İspanyolca bazı metinlerin çevrilmesinde bana yardımcı olan Gazella Tur’dan Anna Gazel’e çok teşekkür ederim.

BAYRAM TAVSİYESİ 

- MEKSİKA giderek gözümde daha cazip olmaya başlayan bir ülke. Maya ve Aztek kültürü çok etkileyici. Ayrıca ekim ayı sonunda yapılan “Ölüler Bayramı” bütün dünyadan binlerce insanı çekmeye başladı. Malcolm Lowry’nin “Yanardağ’ın Altında” romanını okuduğum ve filmini seyrettiğim günden beri “Ölüler Bayramı”na gitmeyi istiyordum. Son James Bond filmi “Spectre” da bu bayramdan görüntülerle başlıyor.

Bu yıl gideceğim inşallah.

SON 24 SAATTE NE OLDU

 

 

X