"Dr. Erkan Aydın" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Dr. Erkan Aydın" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Dr. Erkan Aydın

Duanın gücü

Duanın dili ne Arapçadır, ne Türkçe ne Farsça... Duanın dili, kalbin dilidir. Duanın makbul olanı; bırakın anlamını, telaffuzunu bile doğru dürüst bilmediğimiz kelimelerle edileni değil, kalpten gelenidir. Duada asıl olan samimiyettir, muhatabımızın bizi bizden daha iyi bilen ve daha iyi tanıyan Allah olduğunu bilmektir.

BİZLERİ yoktan var eden, kendisinden başka kulluk edilecek ilah olmayan şanı yüce Rabbimiz es-Samed’dir. Yani herkes ve her şey ona muhtaç, o hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç değildir. O, Aziz olandır; bizse aciziz. Dua, aciz olanın Aziz olandan istemesidir. Onun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Allah “Duanız olmasa Allah size ne diye değer versin?” (Furkan, 77) buyurarak, duanın Allah’a değil, insana değer kattığını hatırlatmaktadır.

DUANIN DİLİ NEDİR

Rabbimizin Alak suresinde “Gerçek şu ki, insan kendini kendine yeterli görerek azar” (Alak, 96/6) ayetiyle uyardığı üzere, insan her zaman ve her koşulda Allah’a muhtaçtır ve bu muhtaçlığını bilinçli olarak kabul etmelidir. İnsana dua ettiren, kendi kendine yetmediğinin; verenin ve her şeye gücü yetenin Allah olduğunun farkına vardıran bu bilinçtir.

İslam insanın Allah’la, tabiatla ve toplumla olan ilişkisini adalet ve merhamet ekseninde hikmetle düzenleyen bir dindir. Allah-kul ilişkisinin sürekli açık kırmızı hattıdır dua. Sürekli online... En yüce, en büyük ve en güçlü olanla; her zaman, her yerde ve her durumda açık bir hat... Bu Allah’ın insana nasıl muhteşem bir lütfu ve ikramıdır! Dua, Allah’a çıkarılmış davettir.

Dua Allah’la konuşmak demektir. Duanın dili nedir, bilir misiniz? Bülbül hangi dilde öter, su hangi dilde akar, rüzgâr hangi dilde eser? Aşkın dili... Göklerde ve yerde ne varsa hepsi lisan-ı hal ile Allah’ı tesbih eder. Duanın dili ne Arapçadır, ne Türkçe ne Farsça... Duanın dili, kalbin dilidir. Duanın makbul olanı; bırakın anlamını, telaffuzunu bile doğru dürüst bilmediğimiz kelimelerle edileni değil, kalpten gelenidir. Bazen dua ederken ne söyleyeceğimizi bilemeyecek, bir cümle dahi kuramayacak kadar kendimizi aciz ve güçsüz hissederiz. Kendi halimiz duanın ta kendisi olmuştur. Allah kelimelerimize değil, lisanı halimize ve perişanlığımıza bakar. Duada asıl olan samimiyettir, muhatabımızın bizi bizden daha iyi bilen ve daha iyi tanıyan Allah olduğunu bilmektir. “Kullarım sana benden soracak olurlarsa ben onlara çok yakınım” (Bakara, 2/186) Buyuran yüce Rabbimiz başka bir ayette yakınlığını “Biz kulumuza şah damarından daha yakınız” (Kaf, 50/16) diyerek tarif ediyor. Allah bize şah damarımızdan bile daha yakınsa, o zaman Allah’la aramıza aracı koymaya gerek var mı? Bir de şöyle düşünelim. Aynı zamanda, belki de aynı konuda dilekte bulunan milyarlarca insanı, aynı anda duymak ve bunların isteklerine cevap vermek nasıl bir büyüklüktür! Bazen dualarımız çelişir, mesela bir eş ve çocuk sabahleyin evden çıkan kocasının ya da babasının iyi olması için dua ederken, belki de işyerinde biri ona beddua etmektedir. Bu iki kişinin aynı anda duasını kabul edip bunun üç kişiye zulüm olarak dönmesine izin vermemek ancak Allah’ın yapabileceği bir şeydir. Bu örnek bile tek başına, Allah’ın gücünü kavrama konusunda bizi aciz bırakır. 

İNSAN ‘BİTTİM’ DEDİĞİNDE

İnsan “Bittim” dediğinde, Allah “Yettim” der. Miraç Gecesi, Allah Rasulü’ne (sav) indirilen Bakara suresinin son ayetlerini duamıza katar, “Allah kimseye taşıyamayacağı yükü yüklemez. Taşırken zorlanacağınız yükleri de bize taşıtma” (Bakara, 2/286) diye niyazda bulunuruz.  Kul, bütün gücünü, iradesini kullanarak tükendiğinde, Allah ona yardım eder. “Mazlumun duasından sakının, çünkü onunla Allah arasında bir perde yoktur” (Buhârî, “Mezâlim”, 9) sözünü de belki böyle anlamalıyız. Kulun gücünün bittiği yerde Allah’ın yardımı başlar. Gücünüzün bittiği noktada olup olmadığınızı kontrol ettiniz mi? Eğer hâlâ gücünüz varsa, o bitinceye kadar koşmanızı, soluğunuzun tükendiği noktada hiç ummadığınız bir yerden önünüze kapı açılacağını düşündünüz mü?

Taif dönüşü Hz. Muhammed (sav) son tedbiri de tüketmiş bir halde, kan revan içinde doğduğu toprakların varoşlarına gelip dayanmış fakat girememişti. İşte o an gücünün bittiği andı. Gidecek bir kapısı, başvuracak bir dayanak, sığınak, tutamak ve barınağı kalmamıştı. Aklın ve tedbirinin bittiği yerde aşkın kollarına bırakmıştı kendisini ve şöyle dua etmişti:

“Allah’ım!

Kuvvetimin tükendiğini sana arz ediyorum.

Gücümün azaldığını,

İnsanların gözünde küçük düştüğümü sana şikâyet ediyorum!

Ya Erhamerrahimin!

Sensin ezilmişlerin Rabbi!

Sensin benim Rabbim!

Beni kimlerin eline bıraktın?

Yoksa bu davamda bana üstün gelecek düşmana mı?

Eğer sen bana gücenmediysen

Kesinlikle bunlara aldırmıyorum.

Lakin iyiliğin beni rahatlatacaktır.

Senin nuruna sığınırım,

Karanlıkları aydınlatan nuruna...

Gelecek azabın, bana ulaşacak öfkenden

Kaçıp kurtulacak bir sığınak arıyorum.

Sana sığındım, yeter ki razı ol.

Güç ve kuvvet sendendir,

Yalnız senden.” (İbn Hişam,
Sire II/29-30)

Dua konusuna Kuran-ı Kerim’de peygamberlerin dilinden en güzel dua örnekleriyle devam edeceğiz inşallah...

1 SORU 1 CEVAP: DENİZE GİRMEKLE ORUÇ BOZULUR MU?

- AĞIZ ve burundan su kaçırmamak kaydıyla denize girmekle oruç bozulmaz. Fakat denize giren kimse, yüzme esnasında gelen dalgalar karşısında veya başka bir şekilde su yutabilir. Bu itibarla oruçlu iken denize girmekten kaçınmak daha ihtiyatlıdır. 

Bir ayet: “EY insanlar! (Size) bir misal verildi, şimdi onu dinleyin: Allah’ı bırakıp da yalvardıklarınız (taptıklarınız) bunun için bir araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de âciz, kendinden istenen de!” (Hac, 73)

Bir hadis: “KİM zor ve sıkıntılı zamanlarında dualarının kabul edilmesini isterse, rahat zamanlarında çok dua etsin.” (Tirmizi, Deavat, 3382)

 

X