"Ayşegül Domaniç Yelçe" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşegül Domaniç Yelçe" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşegül Domaniç Yelçe

Türkiye’nin gerçekleri…

Merhabalar sevgili okurlar.

Bugün sizlerle Facebook kanalıyla bana ulaşan bir mesajı paylaşmak istiyorum:

 

“Evet, ancak nefesimi çevirebiliyorum…

 

Çocuklar için, millet için her hizmeti ‘görev’ bilinciyle ve kutsallık addederek yerine getiren, her zaman kendilerine hayranlık ve şükran duyduğum yetkilileri tenzih ederek şimdi soruyorum:

 

Devlet erkânı ile görüşmeyi, dirsekler yanlara açık ve omuzlar dik poz vermeyi marifet sanıp ancak kendi reklamlarıyla meşgul olan vatandaşlarımız! Acaba her biriniz size bahşedilen bu yetkinin şükrünü eda edebilmek adına başkalarının sıkıntılarıyla ilgileniyor musunuz? Bu sıkıntıları çözmek için gayret gösteriyor musunuz? Neden benim yürüyemeyen oğlum annesi onu taşıyamayacak derecede hasta diye okula gidemesin? Bu, eğitim öğretim hakkını kısıtlamak değil mi? Hele birinci sınıfta onun hevesini nasıl kırarsınız? Kaldı ki, sağlıklı olduğum zamanda da bu benim görevim değil, Devletin temin edeceği -mevzuatta cevaz verilmiş olan- refakatçinin görevidir. Sosyal Hizmetler Müdürlüğü’ne sorduğumda kendileri dahi ‘bu mevzuatı hayata geçirecek babayiğit yoktur’ demişlerdir. ‘Engellilere gelinceye kadar…’ tepkilerini saymıyorum bile.

 

Her şeyi Devlet’ten beklemiyoruz. Ama Devlet de her şeyi bizden beklemesin… Devlet’in sonsuz imkânları varken, bizim bir tek canımız var…

 

Siz de paylaşırsanız, bakalım bu sitem nereye kadar gidecek?”

 

Yukarıdaki satırların sahibi Fatma Bozkurt Saraç bir avukat. Yazdıklarından da anlaşıldığı gibi, kendisi engelli bir çocuk sahibi. Onun sitemi içimi burktu. Bildiğiniz üzere ben de engelli bir çocuk annesiyim. Benim kızım da tıpkı benim gibi bir kas hastası. Kas hastalıklarının pek çok türü var. Daha önceki yazılarımda bunların bazılarından söz etmiştim sizlere. Ben ve kızım kas hastalıklarının en ağırlarından birini taşıyor olsak da, bu türün hastalık belirtileri buluğ çağından sonra görülmeye başlanıyor. Ağır ilerleyen bir hastalık olduğu için de eğitim hayatını çok fazla sekteye uğratmıyor. Bu nedenle hem ben hem de kızım tekerlekli sandalyeye oturmadan önce eğitimlerimizi tamamlayabildik. Bunun için her gün şükrediyorum Tanrı’ya.

 

Geçtiğimiz Cumartesi günü “Çocuk gelinin dramı: Fuhuş operasyonunda gözaltına alındı” başlıklı bir haber okudum gazetelerde. Gözaltına alınan genç kadın ifadesinde, 16 yaşında bir mobilyacı çırağı ile dini nikâhla evlendiğini ve iki çocuk dünyaya getirdiğini söylüyor. Üç yıl önce doğan kızının yemek ve nefes borusunda sıkıntı olduğunu belirten bu genç kadın; kızının boğazında açılan delikten nefes aldığını, midesine açılan delikten mama ile beslendiğini ifade ediyor. “Elektrik, su faturasını ödeyemedik. Kızımın mamasını alamaz duruma geldik. Ben de fuhuş yapmaya başladım. Önce kocama parayı annem, babam ve kardeşimden alıyorum dedim, sonra fuhuş yaptığımı söyledim. Kocam önce kızdı, sonra fuhuş yaptığım eve beni kendisi götürmeye başladı. Fuhuş yapmaktan başka çarem kalmadığı için fuhuş yaptım” diyor. Bu ifade üzerine gözaltına alınan kocası da eşinin ifadesini doğruluyor.

 

Ne yazık ki bunlar Türkiye’nin gerçekleri… Avrupa ülkelerinde engelli doğan bebekler için -daha onlar hastaneden ayrılmadan- ihtiyaçları olan tüm düzen devlet tarafından kuruluyor evlerinde. Fizyoterapi hizmetleri sınırsız olarak karşılanıyor. Eğitim konusunda da hiçbir sorun yaşamıyorlar.

 

Geçtiğimiz yıl engellilerle ilgili bir proje için İstanbul ilçe belediye başkanlarından birisi ile yapılan bir toplantıya katılmıştım. Adını vermek istemediğim o belediye başkanı bana akraba evliliğinin akrabalık ilişkilerini zayıflatmak için yanlış gösterildiğini, doğum kontrolünün amacının da soyumuzu kurutmak olduğunu söylemişti. Bunları -hele ki bir belediye başkanının ağzından- duymak beni şaşkına çevirmişti. Söz konusu başkan ‘her çocuk rızkı ile doğar’ düşüncesinde idi. Ne söyledimse de, aksine ikna edemedim kendisini.

 

Merak ediyorum, acaba bu yazıma konu olan sorunlarla ilgili haberleri takip ediyor mu bu belediye başkanı, ya da sürekli en az üç çocuk sahibi olunması gerektiğini tekrarlayan yetkililer? Eğer takip ediyorlarsa, biraz olsun içleri sızlıyor mu? Bir yanda engelli çocuğunu okula götürebilmek için kucaklayamayan bir annenin ıstırabı, öte yanda engelli çocuğuna bakabilmek için fuhuş yapmak zorunda kalan bir annenin yürekleri burkan acısı… Sakın kimse ‘fuhuştan başka iş mi kalmadı’ demesin bana. Engelli bir çocuğu layıkıyla yaşatabilmek çok zor… Masrafları çok ağır… Daha çocuk yaşında, henüz eğitimini tamamlamadan evlenmiş birinin bu masraflara yetişebilmesi nerede ise imkânsız. Ülkemizdeki bu işsizlik ortamında babanın bir iş bulabilmesi de pek kolay değil. Beni yanlış anlamayın, bu genç çiftin yaptıklarını doğru bulmuyorum ve onaylamıyorum. Ancak onların yaşadığı çaresizliği anlıyorum. Allah kimseyi bu duruma düşürmesin diyorum.

 

Ama ben her şeyi Allah’tan bekleyen biri değilim. O’nun bana verdiği aklı kullanarak, payıma düşeni kendim yapmaya çalışıyorum. Aile ve Sosyal Politikalar ve Çalışma Bakanlıkları’ndan da –tüm engelliler adına- söz konusu sorunlara biraz daha çözümleyici bir anlayışla yaklaşmalarını bekliyorum…  

 

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

 

 

X