"Aygül Aydın" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Aygül Aydın" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Aygül Aydın

Dolunay günü! Bazı şeyleri seçemezsiniz!

Günaydın bir dolunay sabahından…

12 Aralık 2019 saat sabah 08:11’de yılın son dolunayı gerçekleşiyor.

Yaşam içinde kurallarınızı belirlemeniz gereken ve artık net sonuçlar almaya hazırlıklı olmanız gereken bir dolunay fazına giriş yapıyorsunuz. İletişim becerileriniz güçleniyor ve kendinizi gerçekten doğru ifade etmeyi başardığınız bu süreci en güzel şekilde gösterebilirsiniz.

 

Görüşleriniz ve tüm bildikleriniz değişime uğruyor. Bu oldukça heyecan verici. Süreç içinde sizi zorlayan şeylerde şikayetçi olmak yerine kendiniz adına keşiflerde bulunun. Aniden öğrendiğiniz her şey sizi bambaşka bir tecrübeye ilerletecektir. Bunu takıntı yapmayın. Yanlışların getirdiği yararları kabul edin ve bu yanlışları yararlı hale dönüştürün. Sizden daha büyük bir ilahi güç var. Sizi yaratan biri var. Bunları anımsayın.

 

Bazı acılardan ya da üzüntülerden çevremizden destek alarak daha kolay aşabiliriz. Zaman zaman acıları ve üzüntüleri verebilende yine aynı çevre olmuş olsa da her şey bir benzeri ile tedavi olur. Bu yüzden sizlerde biraz şans verin.

 

Öfkenizin sizi tüketmesine izin vermeyin. Kızgınlığınız sizin akıllıca hareket etmenize engel olur. Bu tuzağa asla düşmemelisiniz. Bu pozitif getirileri olan ve son 3 ay içinde işin içinden çıkamadığınız birçok konuyu yoluna sokacak olan dolunay için sizlerden elinizden geleni yapın.

 

Gelelim dolunay hikayesine;

Bu hikayeyi hepiniz biliyorsunuz ama bugün için zamanlamanın doğru olduğunu düşünerek yeniden hatırlatarak paylaşıyorum.

 

Kırlangıcın biri, bir adama âşık olmuş. Penceresinin önüne konmuş, bütün cesaretini toplamış, röfleli tüylerini kabartmış, güzel durduğuna ikna olduktan sonra küçük sevimli gagasıyla cama vurmuş.

 

Tık….. Tık…… Tık….

 

Adam içeride kendi işleriyle uğraşıyormuş. Çok meşgulmüş! Dönüp cama bakmış. Kimmiş onu işinden alıkoyan? Minik bir kırlangıç! Heyecanlı kırlangıç, telaşını bastırmaya çalışarak, derin bir nefes almış, şirin gagasını açmış, sözcükler dökülmeye başlamış:

Hey adam! Ben seni seviyorum. Nedenini niçinini sorma. Uzun zamandır seni izliyorum.
Bugün cesaret buldum konuşmaya. Lütfen pencereyi aç ve beni içeri al.
Birlikte yaşayalım. Adam birden parlamış. Yok daha neler? Durduk yerde sen de nerden çıktın şimdi? Olmaz, alamam demiş. Gerekçesi de pek sersemceymiş. Sen bir kuşsun!

Hiç kuş, insana âşık olur mu? Kırlangıç mahcup olmuş. Başını önüne eğmiş. Âmâ pes etmemiş, bir süre sonra tekrar pencereye gelmiş, gülümseyerek bir kez daha şansını denemiş;

Adam, adam! Haydi aç artık şu pencereni.
Al beni içeri!
Ben sana dost olurum. Hiç canını sıkmam. Adam kararlı, adam ısrarlı; yok, yok ben seni içeri alamam, demiş. Biraz da kaba mıymış, neymiş lafı kısa kesmiş. İşim gücüm var, git başımdan.

Aradan bir zaman geçmiş, kırlangıç son kez adamın penceresine gelmiş; Bak soğuklar da başladı, üşüyorum dışarıda. Aç şu pencereyi, al beni içeri. Yoksa, sıcak yerlere göç etmek zorunda kalırım. Çünkü ben ancak sıcakta yaşarım. Pişman olmazsın, seni eğlendiririm.
Birlikte yemek yeriz, bak hem sen de yalnızsın, yalnızlığını paylaşırım, demiş.

Bazıları, gerçekleri duymayı sevmezmiş. Adam bu yalnızlık meselesine içerlemiş.
Pek sinirlenmiş. Ben yalnızlığımdan memnunum, demiş. Kuştan onu rahat bırakmasını istemiş. Düpedüz kovmuş. Kırlangıç, son denemesinde de başarısız olunca, başını önüne eğmiş, çekip gitmiş. Yine aradan zaman geçmiş. Adam, önce düşünmüş, sonra kendi kendine itiraf etmiş;

Hay benim akılsız başım, demiş. Ne kadar aptallık ettim!
Beklenmedik bir anda karşıma çıkan bir dostluk fırsatını teptim. Niye onun teklifini kabul etmedim ki? Şimdi böyle kös kös oturacağıma keyifli bir vakit geçirirdik
birlikte.

 

Pişman olmuş olmasına ama iş işten geçmiş. Yine de kendi kendini rahatlatmayı ihmal etmemiş. Sıcaklar başlayınca, kırlangıcım nasıl olsa yine gelir.
Beni seviyor nasılsa. Ben de onu içeri alır, mutlu bir hayat sürerim.

Ve çok uzunca bir süre, sıcakların gelmesini beklemiş.

Gözü yollardaymış. Yaz gelmiş, başka kırlangıçlar gelmiş. Âmâ onunki hiç görünmemiş. Yazın sonuna kadar penceresi açık beklemiş ama boşuna. Kırlangıç yokmuş! Gelen başka kırlangıçlara sormuş ama gören olmamış.

 

Sonunda danışmak ve bilgi almak için bir bilge kişiye gitmiş. Olanları anlatmış. Bilge kişi gözlerini adama dikmiş ve demiş ki;

Kırlangıçların ömrü altı aydır, evlat….

 

Dememiz o ki; belki size şirinlik yapanlar, hayatınızı güzelleştirmeye çalışan minik kırlangıçlarınız vardır. Ayağınıza kadar gelmiştir. Bunları görmezlikten geliyor veya korkuyorsunuzdur. Hayatta bazı fırsatlar vardır, sadece bir kez elinize geçer ve değerlendirmezseniz uçup giderler. Ve asla geri gelmezler. Karşınıza çıkan fırsatları değerlendirin başka bir fırsat çıkmayabilir.

 

Belki de siz birinin karşısına çıktınız ve değerlenmeyi bekliyorsunuz…

Belki beni bir kırlangıç okuyor şu an…

Üzülmeyin.

Herkes kaderini ve şansını kendi akıl ölçüsünde değerlendirebilir.

Siz elinizden gelen teklifi yaptıysanız o sizin zaferinizdir…

Hem bir kere önemli olan ne kadar yaşadığımız değildir.

Yaşadıklarımızı seçmek için mücadele edişimizdir…

Eninde sonunda bir gün anlaşılacaksınız…

Zafer, zaferdir..

Selam olsun minik kırlangıçlara…

 

Mutlu günler dilerim…

 

 

X