"Mehmet Yavuz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Yavuz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Yavuz

Mehmet Yavuz

Ayrıntı Hastalığını Daha Önce Duydunuz mu?

4 Ekim 2019

Ayrıntı hastalığı olan hanım ve beylerin, evlerinde ve ofislerindeki işleri bitmediği gibi, evden dışarı çıkmaları da tam bir işkencedir. Defalarca üst baş düzeltilir, etraf kontrol edilir. Hele bir de davet, düğün, toplantı gibi bir etkinlik varsa aynanın ya da gardırobun karşısında saatler geçirilir.

Evden çıkmadan her şey en az birkaç kere kontrol edilir. Tüp veya kombi kapalı mı, pencereler kapalı mı, elektrikli cihazların fişleri çekilmiş mi, musluklar sıkı sıkıya kapatılmış mı? Bu arada sehpadaki gazete oradan kaldırılıp eski gazetelerin arasına özenle yerleştirilir, halıdaki bir renk değişikliği bile o anda fark edilir. Hatta televizyonun kapatılıp kapatılmadığına tekrar bakılır, o arada uzaktan kumandaya gözü takılır, itina ile alınıp yerine konulur. Nihayet mutfağa girilip yine tüp ya da doğal gaz tekrar kontrol edilir, derinin hasar görmemesine itina göstererek ayakkabılar giyilir, tam çıkılacakken portmantonun aynasında makyajını ya da saç düzenini beğenmez tekrar eve geçilir ve aynı ritüel tekrarlanır.

Ayrıntı hastalığı bir OKB yani takıntı hastalığı mıdır?

Ayrıntı hastalığı ve obsesif yavaşlığı olan bu kişilerin sabit bir takıntıları yoktur. Fazla el yıkayabilirler ama hayatlarını ağır bir takıntı hastalığı gibi el yıkamaya veya tekrarlayan davranışlara adamış değillerdir. Kapıları, pencereleri fazla kontrol edebilirler ama bu hayatlarını kabusa çevirmez. Bunların asıl problemi; bütün işlerini hata yapmamak için ayrıntıya dalarak son derece titizlikle yapmalarıdır. Aslında bu kişiler ‘uyuşuk’, ‘mıymıntı’  da değildirler. Kusursuzluk peşinde koşan ve ayrıntıya aşırı takılan insanlardır. Ancak her takıntılı, ağaca bakarken ormanı gözden kaçırır, ormandaki diğer güzelliklerin farkına varmaz ve ayrıntıda boğulur. Bu yüzden de bir türlü kusursuzluğa erişemez. Kendisine de çevresindekilere de hayatı çekilmez hale getirir. Diğer taraftan ayrıntı probleminin her zaman için Obsesif Kompulsif Hastalığa (OKB) dönüşme ihtimali vardır. Dolayısıyla bu kişiler potansiyel olarak OKB hastalığına yatkın kişilerdir.

Ayrıntı hastalığı, bürokrasiyi de kilitler

Ayrıntı hastalığının en fenası bürokraside görülür. Kişi eğer önemli bir mevkide ise gelen evrakları incelemesi saatler sürer. Tüm genelgeleri, yönetmelikleri defalarca okumasına rağmen yeni gelen bir talimat durumunda bunları tekrar tekrar gözden geçirir. Bir karar vermesi ise tam bir olaydır. Üst mevkilerdeki şeflerine sorar soruşturur, yanındakilere danışır daha kötüsü yazışmalar yapar. Bu arada vatandaşın işi gecikmiş ya da gecikmemiş onun umurunda bile değildir. Eğer vatandaşla bire bir olduğu bir konumda ise bir türlü işi bitirip teslim edemez ve vatandaş bekler de bekler. Başka bir memurun 2 dakikada yapıp teslim ettiği işi, bu kişilerin halletmesi saatler sürer. Bürokrasinin tıkanmasına neden olan şeyler böyle mükemmeliyetçi, ayrıntı takıntısına sahip kişilerdir. Bu karakterdeki kişiler, iş bitirip sorumluluk almaktansa işi yokuşa sürüp riskten uzak durmak isteyebilirler.

Ayrıntı hastalığı ya da obsesif yavaşlık geneli elden kaçırmak mıdır?

Yazının devamı...

Kadına Yönelik Şiddet Türleri ve İzleri

14 Eylül 2019

Bu tanıma baktığımızda şiddete maruz kalan kişinin şiddet uygulandığı zaman da zarar görmüş olması şiddeti belirlediği gibi kişinin yaşanılan durum sonrasında zarar görme ihtimalinin olması bile şiddet tanımı için yeterlidir. Kadına yönelik şiddet türlerini, fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel şiddet başlıklarıyla değerlendirebiliriz.

Kadına şiddet türleri

Bedene uygulanan fiziksel saldırılar, en çok görülen şiddet türüdür. Fiziksel şiddet içeriğinde; sağlıksız koşullarda yaşamaya mecbur bırakmak, dayak, kesici ve vurucu maddelerle bedene zarar vermek, sağlık hizmetlerinden yararlanmasını engelleyerek bedenine zarar gelmesine sebep olmak vardır.

Psikolojik şiddet içeriğinde; kişiyi aşırı denetleme ve kontrol altında tutma, aşağılamak, cezalandırmak, mahrum bırakmak, küçük düşürmek amacıyla yapılan sistematik şiddet davranışları vardır. Mesleki mobbing uygulamaları da bir çeşit psikolojik şiddet durumlarıdır. Fiziksel şiddetin olduğu her yerde psikolojik şiddetin varlığından söz edilebilir. Öyle ki psikolojik şiddetin varlığı fiziksel şiddetin oluşturulma ihtimalini de beraberinde getirmektedir. Psikolojik şiddet genellikle sürekliliği olan sistematik şiddettir. Tespit edilebilirliği açısından zor olduğu için hafife alınır ve kişi benlik uyumunu korumak adına savunmalar gerçekleştirebilir. Psikolojik şiddette, kişinin benlik değerine, kimliğine, dünyaya karşı bakış açısına savunmalarına zarar verme söz konusu olduğu için kişide ruhsal hastalıklara sebep olabilmektedir. Psikolojik şiddet, bireyin kişilik yapısını ve benlik saygısını hedef aldığından, fiziksel şiddete göre çok daha büyük sürdürülebilir hasarlara neden olabilir.

Kadına karşı yaptırım ve tehdit aracı olarak paranın kullanılması ekonomik şiddetin varlığını gösterir. Kadının çalışmasına izin vermemek, malına ve parasına el koymak, kadının ekonomik varlığını yok saymak gibi davranışlar ekonomik şiddettir. Bakmakla yükümlü olduğu bir kadının, yeme, içme ve barınma gibi temel ihtiyaçları karşılayacak düzeyde maddi destek sağlamamak da ekonomik şiddettir, üstelik bu psikolojik şiddet unsurlarını da içerir. 

Kişinin isteği dışında gelişen güç ve kontrol uygulanarak cinsel ilişkiye zorlamak ya da cinsel ilişkide bulunmak cinsel şiddettir.  Kadına karşı uygulanan cinsel şiddetin fiziksel ve duygusal sonuçları vardır. Çaresizlik ve korku duygularını en yoğun şekilde hissettiren cinsel şiddet, bir kadının yaşayabileceği en ciddi psikolojik travma olarak karşımıza çıkar. Cinsel şiddete maruz kalan kadınlar, iç benliğiyle dış çevre arasındaki uyumunu kaybederek çeşitli psikolojik bozukluklar gösterirler.

Şiddetin Oluşma Nedenleri

Şiddet olgusu, erkekte ya da kadında psikobiyolojik etkenler ile dış çevre arasındaki etkileşim sonucunda ortaya çıkmaktadır. Şiddetin biyolojik etkenlerinin değerlendirildiği bazı çalışmalar, limbik sistem ile beynin temporal ve frontal lobları arasındaki ilişkiler sonucu saldırgan davranışların ortaya çıktığını söylemektedir. Ayrıca madde kullanımı, dürtü kontrolünün sağlanmasında engelleyici rol üstlendiğinden saldırgan davranışları tetikleyebilmektedir. Şiddetin biyolojik faktörleri içerisinde psikososyal faktörler, gelişimsel, şiddet ile ilişkili psikiyatrik bozukluklar da vardır.

Yazının devamı...

Tekmele Beni Sendromu Nedir?

23 Ağustos 2019

Aynı zamanda borderline kişilik bozukluğu olanlarda da sıklıkla rastlanılabilmektedir. Buradaki ana hedef, bilinçli ya da bilinçsiz olarak, kişiyi sosyal ortamlardan soyutlamak ve özsaygıyı yok ederek kendine bağımlı hale getirmektir. Aslına bakarsanız bu bir davranış bozukluğudur. Manipülasyon yapan kişinin benmerkezci olmasından da kaynaklanır. Amaç karşısındaki kişinin fikir, düşünce ve algılarını ona belli etmeden çeşitli yol ve taktikler aracılığıyla değiştirmeye çalışmasıdır. Duygusal manipülasyon yapan kişi her ne kadar çözüm arıyor gibi gözükse de gerçekleri çarpıtarak kendi doğrularını kabul ettirmeyi hedefler.

Tekmele beni sendromunda bir tekmeleyenler, bir de tekmelenenler vardır. Buradaki tekmelenme ifadesi, fiziksel olarak ayak darbesi ile şiddete maruz kalmak değildir. Duygusal ya da ekonomik anlamda kişinin de zemin hazırladığı, tekrarlanan mağduriyetler anlamındadır. Duygusal anlamda tekmeleyen kişi; benmerkezci ve dominanttır, baskın karakterlidir. Genelde yüksek sesle konuşur. O her zaman her konuda haklıdır. Eleştirileri abartılı ve acımasızdır, aşağılamaktan çekinmez. Ayrıca usta birer yalancıdırlar. Çok iyi algı yönetirler.

Zaman zaman öfke ve mağdur rolü oynadıkları gibi, sıklıkla karşısındakine suçluluk duygusu yaşatırlar. Kendilerine karşı duyulan, koşulsuz sevgi ve güven en büyük silahlarıdır.

Tekmele beni sendromunda; bir kez manipulatif operasyonlara maruz kalan kişinin hayatının diğer dönemlerinde de aynı hataya düşme tehlikesi vardır. Tekrarlayan duygusal ya da ekonomik manipülasyonlarla şekillenen ‘’tekmele beni sendromu’’ etkiye pasif bir tepki olarak gelişen bir çeşit davranış bozukluğudur.

Kişinin bilinçaltına işlemiş hatalı davranış kalıpları nedeniyle uygun bir manipülatif istismarcı ile karşılaşıldığında aynı duygusal suiistimaller tekrardan ortaya çıkabilmektedir. Konuyu biraz daha açacak olursak; duygusal manipülasyon nedeniyle sömürülmüş ve istismar edilmiş kişi, bu ilişkiden öyle ya da böyle kurtulduktan sonra aynı ilişki modelini tekrardan yaşama ihtimali oldukça yüksektir. Çünkü kişinin bilinçaltında hatalı olarak yerleşmiş olan beğeni ve hoşlantı kodları hep aynı tarz davranışı ve karakteri olan kişilere yönelecektir. Böylece birey bir bataklıktan kurtulup diğerine sürüklenecektir. Tekmele beni sendromu, sadece ekonomik manipülasyonlar sebebiyle para kaybetme şeklinde de tezahür edebilir. Örneğin kumarda ya da şans oyunlarında veya birilerinin dolandırıcılığına maruz kalarak ekonomik kayıp yaşayanlar; aynı manipülatif tahriklere kapılarak sürekli maddi kayıplar yaşayabilirler. Bilhassa kumar ve iddia oyunları ile para kaybedenler, genellikle maddi kayıplarını düzeltmek için gerekirse borçlanıp ya da kredi çekerek veya başka usullerle para temin ederek oynamaya devam ederler. Böylece maddi kayıplarını ciddi düzeyde derinleştirerek, işin içinden çıkılmaz hale getirebilirler. Bu kişilerin içinde bulundukları manipülatif kısır döngüden kurtulabilmeleri ancak profesyonel destekle mümkün olabilir. Çünkü bu kişilerin maruz kaldıkları duygusal ya da ekonomik manipülasyonlar, içinde bulundukları ‘’ödül eksikliği sendromundan ‘’ kaynaklanıyor da olabilir. Burada eksikliği duyulan serotonin ve endorfin hormonları, kişileri manipülatif davranışlara, açık hale getirmektedir.

Özetle tekmele beni sendromunda şu davranış hataları vardır;

1-

Yazının devamı...

Beyin Nasıl Yoldan Çıkar?

9 Ağustos 2019

İnsanları çoğu zaman finansal olarak borçlanmaya iten ve kimi zaman aile yaşamını zora sokan bu davranışların altında genellikle, aşırı stres ile mücadele yollarını bilmemek ve beyindeki ödüllendirme sisteminin bozulmuş olması yatar.

Son günlerde özellikle sosyal medya kullanıcılarının karşılaştığı bir haber, düşüncelerimizin nasıl da kolay yönlendirilebildiği konusunda bizlere epey fikir veriyor. Gerçekte olmayan ve 3-4 hafta sonra hizmete girecek bir restoran için restoran tanıtım sitelerinde hesap oluşturup bir internet sitesi kuran Vice News’in yazar kadrosundan Oobah Butler; arkadaşlarından mekân için güzel yorumlar yazmalarını istemiş. Gerçek olmayan ürünlerle hazırlanan yemek fotoğrafları ve övgü dolu yorumlarla popülerliği artan mekân için rezervasyon yaptırmak isteyenler, mekânın 3-4 hafta dolu olduğu cevabını almışlar. En sonunda bekleme süresini tamamlayanlar, Londra’nın en iyileri arasında gösterilen bu mekâna kabul edildiklerinde (mekân yazarın evinin bahçesi ve konuklar gözleri bağlanarak içeri alınıyor), mikro dalgada ısıtılmış hazır yemeklerin lezzetine hayran kalmazlar mı? Belki de marketlerde satılan hazır gıdalara elini bile sürmeyecek kadar hassas bir damağa sahip bu kişiler, farklı şehirlerden kalkıp geldikleri mekânı ve yemekleri çok beğenmişler. Başkalarının iyi yorumları ve biraz efsaneleşmek ile herkesin ulaşamadığı bir ayrıcalığa kavuşmanın hazzı bir araya gelince, yemeğin lezzetini önemsiz kılabiliyor demek ki…

Kişisel tecrübelerimizin, duyduklarımızdan nasıl da kolay etkilendiğini gösteren tek örnek de bu değil. Mesela katılımcıların ucuz ve lezzetli 2 çeşit şarabı karşılaştırdıkları bir deneyde tadıma katılanlar, pahalı şarapların daha lezzetli olduğunu söylüyorlar. Üstelik dürüstler… Çünkü fonksiyonel MRI tekniği ile yapılan deneyde, gerçekte beyindeki lezzet merkezinde bir fark oluşmazken bu tecrübenin sağladığı genel tatmin açısından pahalı olan şarabın gerçekten daha fazla haz verdiği görülüyor. Katılımcıların bilmediği ise ucuz ve pahalı diye tadılan şarabın tümüyle aynı şarap olması.

Alışveriş yaparken beynimizi yoldan çıkartan birçok etken var. Belki durumu yoldan çıkmak yerine reklamcının ya da pazarlamacının çizdiği yola girmek şeklinde de ifade edebiliriz. Nöropazarlama konusunda pek çok kişinin bildiği “Duyulara Göre Pazarlama” konusuna burada çok girmeyeceğim. Bunun nedeni, mağazalarda; kokuların, müziklerin, renklerin, tat duygusunun, ayrıcalıklı hissettirme hissinin, nasıl ustalıkla kullanıldığını zaten rahatlıkla gözlemleyebilmemiz. Bana göre asıl bilinmesi gereken, aşırı yemek yeme, alkol tüketimi, uyuşturucu kullanımı ve alışveriş gibi bağımlılıklarının gerçek nedeni olabilen “Ödül Eksikliği Sendromu”.

Beynin ödül sistemi, yemek yediğimizde, bir müzik dinlediğimizde ya da şöyle yorucu, stresli bir günün sonunda ayaklarımızı uzatıp “Ohh” dediğimiz anlarda doğal olarak aktive olur. Yeni bir bilgi öğrenmenin verdiği haz ya da bir işi tamamlamanın mutluluğu da bu sınıftadır. Anlayacağınız beynin tatmin olması için mutlaka çok özel bir şey gerekmez. Normal şartlarda beynimiz yaşamın devamı için yapılan gündelik aktivitelerden de keyif alır. Ancak bu sistem bozulduğunda haz almak için daha fazlası gerekmeye başlar. Sigara, alkol, ekstrem sporlara olan bağlılık, cinselliğe aşırı düşkünlük, sürekli gidip alışveriş yapma isteği, ödül eksikliği durumunda ortaya çıkan davranışlardan bazılarıdır. Bu durumda vücutta yeteri kadar dopamin ve endorfin doğal yollarla salgılanamıyordur. Elbette bunun sebebi kimi zaman genetik de olabilir. Böyle dönemlerde kişi, kendini günlük hayat temposu içerisinde hayattan zevk alamayan, motive olamayan bir halde bulur ve bu hislerden uzaklaşmak için beynini tatmin etmeye çalışır.

Hepimiz dönem dönem çok da ihtiyacımız olmayan nesneleri satın alabiliyoruz. Burada binde bir yapılacak küçük bir kaçamaktan değil zamanın çoğunu mutsuz ve tatminsiz hissetmekten söz ediyoruz. Dolayısıyla sürekli aşırı harcama yapanlar, gereksiz olarak kendi finansal durumlarını riske atanlar, yaşamın içinde kendisine ve ailesine zarar verebilecek maceralara ihtiyaç duyanlar, neden bu şekilde davrandıklarını kendilerine samimiyetle sormalılar. Cevap olarak çeşitli sorunlarınızın olması bahaneniz olmasın. Herkesin sorunları var sadece bazıları bu sıkıntılarla daha güçlü şekilde baş edebiliyor. Eğer sürekli dürtüleriniz tarafından ele geçirildiğinizi düşünüyorsanız, bir uzmanla birlikte sorun çözme yönteminizin yanı sıra nöropsikolojik durumunuzu da detaylı olarak incelemelisiniz.

Ön yargılarınıza dikkat edin, çünkü her an yargılarınız olabilir.

Yazının devamı...

Beyin Yorgunluğuna Karşı Neler Yapılabilir?

17 Temmuz 2019

Stres faktörlerinin yok edilmesi: Kişide kronik stres oluşturan durumlardan uzaklaşılmalıdır.

Çalışma şartlarının iyileştirilmesi: Hasta bina sendromu gibi sağlıksız çalışma ortamlarından uzak durulmalıdır. Çalışanların fiziksel sağlığı kadar ruh sağlıkları da düşünülmelidir. Havasız mekanlarda insanların adeta tıkış tıkış çalıştırılmasına engel olunmalıdır.

Spor aktiviteleri: Günlük düzenli spor aktiviteleri, beyin yorgunluğunu önlemede önemli bir etkendir.

Enstrüman çalma: İş aktiveleri arasında ya da sonrasına herhangi bir müzik aleti ile uğraşmak beyni dinlendiren bir eylemdir. Dinlenme aralarında enstrüman çalmak öğrenme kapasitesini önemli düzeyde arttırabilir.

Tatil ve dinlenme aktiviteleri: Hiç şüphesiz ki, yoğun iş aktiviteleri arasında tatil ve dinlenmeye zaman ayrılmalıdır. Tatil yapmadan sürekli çalışmak beyin yorgunluğuna neden olur. Ancak ülkemizdeki tatil anlayışının pek olumlu olduğu söylenemez. Çalışanlar yılda bir sefer 1 aylık tatil yerine, yılda 4 defa 1 haftalık tatiller tercih etmelidir. Zira bir aylık tatilin yarar yerine zararı olduğunu düşünmekteyim. Çünkü kişiler önce tatil öncesi işten kopmakta sonra da tekrar işe alışıncaya kadar zaman geçmektedir. Böylece 1 aylık tatil neredeyse 2 aylık bir performans kaybına neden olmaktadır. Kişi uzun süre işinden ayrı olduğu için tekrar döndüğünde bir süre adaptasyon sorunu yaşamaktadır. Halbuki üçer aylık çalışma takviminden sonra birer haftalık dinlenme periyodu kişileri işinden koparmadan dinlenmelerini sağlamaktadır. Sınavlara hazırlanan öğrencilerin düzenli aralar vermeleri ve aralarda spor, müzik gibi aktiviteler yapmalarını önermekteyim. Sürekli ara vermeden ders çalışmak, başarıya giden yol değildir. Uykudan feragat etmeden düzenli dinlenme aralarıyla sınavlara hazırlanmalıdır.

Beslenme tarzı: Başta somon ve sardalya olmak üzere balık ve balık ürünleri, ıspanak, fındık, ceviz, badem, çilek, çekirdekli kuru üzüm beyin yorgunluğuna karşı iyidir. Yeşil sebzeler, böğürtlen, yaban mersini, üzüm suyu, karadut suyu, kepekli pirinç, sıcak kakao ya da bitter çikolata beyin yorgunluğuna iyi gelen gıdalardır. Aynı şekilde çay ve kahve de çok faydalıdır. Yapılan 10 yıllık bir araştırmada çay ve kahvenin alzheimeri %50 düzeyinde önlediği anlaşılmıştır. Akşamları yatmadan önce bir elma yemeyi alışkanlık haline getirmekte fayda vardır. Elma uyku esnasında daha sağlıklı beyin dinlenmesi sağlar.

BEYİN YORGUNLUĞUNA KARŞI BEYİN RESETLEMESİ

Son yıllarda bilim adamlarının, düzensiz beyin fonksiyonlarını normalleştirecek ve aynen bir bilgisayar gibi resetleyerek, duygu, düşünce, hareket ve hafıza gibi birçok beyin fonksiyonunu normal hale getirecek bir tedavi uygulaması (TMS) geliştirmişlerdir. Buradaki amaç, TMS (transkranial manyetik stimülasyon) ile beyine zararsız şok manyetik uyarılar göndermek ve böylece beynin hastalanmadan önceki sağlam durumuna dönmesini sağlamaktır.

Yazının devamı...

Beyin Yorgunluğu Nedir, Belirtileri Nelerdir?

12 Temmuz 2019

Yeni şeyler öğrenmede problem vardır. Beynin kayıtlama merkezi Alzheimer’deki gibi bozulmamıştır ancak yeni bellek kaydında gecikme ve zorlanma vardır. Okuduğu şeyleri anlamak için tekrar tekrar okumak zorunda kalınır. Kitabın bir sayfası okunurken, bir önceki sayfaya sık sık bakılır. Ezber yapmak zorunda olanlar için daha da farklı bir sıkıntı vardır. Bunun için her zamankinden daha çok zaman harcanır.

BEYİN YORGUNLUĞUNUN EKONOMİYE YANSIMALARI

Beyin yorgunluğu, hiç şüphesiz gerek bireysel gerekse milli ekonomiye de çok zararlar verir. Kişilerin verimliliği düşer. Yeni şeyler üretmek nerdeyse imkansız hale gelir. Sorunlara pratik çözümler getirilemez. Analitik ve çözümleyici düşüncelerde olumsuz etkilenmeler olur. Yatırım ve bütçe planlamalarında hatalar yapılır.

Her zaman başarılı bir grafik çizen bir yönetici, beyin yorgunluğuna maruz kaldığında, performans düzeyi hızla düşmeye başlar. Kişi kendisindeki değişiklikleri fark eder ama çoğu zaman adlandıramaz. Bunun bir rahatsızlık olduğunu düşünmez. Bazen de mevcut performans düşmesi yaşlanma gibi nedenlere bağlanarak kılıf bulunmaya çalışılır. Sonuçta firmanın atılımları durur. Rakipleri öne çıkmaya başlar.

Çalışanlar için de aynı şeyler geçerlidir. Kişisel üretim düşer. Çalışanın arkadaşları ile olan ekip ruhu ve diyaloglarında zedelenmeler belirmeye başlar. Daha sinirli ve alıngan olunur. Motivasyon düşer, her kademede genel bir isteksizlik meydana gelir.
Öğrencilerde de durum farklı değildir. Daha önce başarılı olan öğrencinin notları tedricen düşmeye başlar. Anne ve baba bu değişiklikleri er geç fark eder ve panikleme olabilir. Ebeveyn görülen olumsuz değişikliğe bir anlam veremez ve kendilerine göre nedenler aramaya başlarlar.

BEYİN YORGUNLUĞU SEBEPLERİ NELERDİR?

Kronik stres:

Yazının devamı...

Kadın ve Erkek Beyni Arasındaki Farklar

25 Haziran 2019

Erkek çocuklar daha ziyade top veya araba gibi oyuncaklara yönelirken, kızlar daha tipik bir şekilde oyuncak bebeklere uzanmaktadır. Ama bu farklılıkların kültürel mi olduğu, yoksa beynin biyolojik farklılıklarından mı kaynaklandığı şu ana kadar söylenememiştir.

Erkek ve kadın beyinleri arasındaki farklılıklar daha çok duygu, dil, mekân içindeki görüş yeteneği, hafıza, hatta koku alma duyusunda kendini gösteriyor. Örneğin aynı dergi tezgâhının önündeyken, duygusal yönü ağır bastığı için kadın beyni aşk, güzellik ya da ebeveynlikle ilgili yayınlara yönelirken, sistemleri çözüp keşfetmeye yönelik erkek beyni, bilgisayar, otomobil ya da tamir gereçlerine ilişkin dergilere yoğunlaşıyor.

Cinsel açıdan anatomi farklılığı olduğu bilinen diğer bir beyin bölgesi de, kısa süreli hafıza ile alakalı olan ve fiziksel ortamın uzamsal haritasını belirlemekte kullanılan “hipokampus”tur. Yapılan araştırmalarda, kadınlarda hipokampusun erkeklerinkine oranla daha büyük olduğu gözlemlenmiştir. Bu anatomik farklılıklar, erkek ve dişilerin yön bulma becerilerindeki farklılığı açıklayabilir. Yapılan araştırmalar, erkeklerin uzamsal mesafeleri tahminen ölçerek, kadınların ise yer işaretlerini kullanarak yön bulmaya eğilimli olduklarını ortaya çıkarmıştır.

Bununla beraber Cambridge Üniversitesi tarafından 82 kişi üzerinde uygulanan bir testte, erkeklerin yüzde 17'sinin kadın beynine, kadınların yüzde 17'sinin ise erkek beynine sahip olduğu, hatta az bir kısmının da dengeli beyin özellikleri gösterdiği ortaya çıkmıştır. Bu sonuç erkek ve kadınlar arasındaki eşcinsel yönelimleri de izah etmektedir.

Aşık olan kadınlarda, fonksiyonel MRI incelemeleri sonucunda kaudat nukleusta, septumda ve parietal kortekste aktivite artışı izlenirken aşık olan erkeklerde ise sadece vizüel kortekste aktivite artışı söz konusudur. Bu durum aşık olan kadınlarda daha çeşitli ve yoğun beyin aktiviteleri olduğunu göstermektedir. Bu yüzden aşk travması geçiren kadınlar, erkeklerden daha zor ve güç normale dönerler. Diğer bir deyişle kadınlar, erkeklere göre daha kuvvetli aşk acısı yaşarlar.

Erkek ve kadın beyinleri aynı duygusal malzemeyi farklı farklı hafızaya almaktadır. Nitekim korku ve duygusal faaliyet durumlarında, erkeklerde sağ, kadınlarda ise sol amigdalanın aktif olduğu belirlenmiştir.

Yine başka bir araştırmaya göre, erkeklerde serotonin üretiminin kadınlara oranla yüzde 52 daha fazla olduğunu gösterilmiştir. Bu araştırma kadınların erkeklere oranla depresyona neden daha eğilimli olduğunu da açıklamaktadır. Depresyon ve psikolojik sorunlar nedeniyle kadınlar daha çok hekime müracaat ederler. Bunun bir nedeni de kadınların sorunlarının farkında olması ve çözüm aramaya daha istekli olmalarıdır.

Yazının devamı...

Erkek ve Kadın Beyinleri Nasıl Çalışır?

25 Haziran 2019

Tesadüfen okuduğum bir feminist yazarın esprili bir dille “erkekler için kişisel gelişim, tuvalet eğitiminden sonra biter” yazısı epeyce bir ilginç gelmiş ve gülümsemiştim. Tabii ki, erkek beyni kadın beynine göre daha hassas, empatik ve duyarlı olmamasına rağmen kişisel gelişimin 3-4 yaşlarından sonra durduğu iddiası, oldukça abartılmış ve mübalağa edilmiş bir konudur. Çünkü her ne kadar matematiksel-dinamik zeka (IQ) doğuştan gelen özellikler taşısa da, duygusal zeka-sosyal zeka(EQ=Akıl) yaşla beraber sürekli tekamül eden, gelişen bir karakter izler.

ERKEK VE KADINLARDA BEYİN AĞIRLIĞI

Genel kural olarak gelişmiş hayvanların beyinleri basit yapılı hayvanlarınkinden, iri yapılı hayvanların beyinleri de küçük hayvanlarınkinden daha büyük ve karmaşıktır. Ama beyin büyüklüğünün zekâ ile hiçbir bağlantısı yoktur. İnsanlarda yetişkinlerin beyinlerinin çocuklarınkinden, erkeklerin beyinlerinin kadınlarınkinden biraz daha büyük olmaları yalnızca yaş, vücut ağırlığı ve cinsiyet farkından kaynaklanır. Bir beyine bakarak, onun bir kadına mı yoksa erkeğe mi ait olduğuna karar veremezsiniz, çünkü aralarında şekil olarak gözle görülür büyük bir fark yoktur. Ancak her iki cinsiyetin beyinleri arasında ortalama bir büyüklük ve ağırlık farkı vardır. Kadınların beyni, erkeklerinkinden yaklaşık yüzde 10 daha küçüktür. Ortalama yetişkin bir kadının beyin ağırlığı 1250 gram, erkeğin beyninin ağırlığı ise 1375 gramdır. Ancak dikkat edilmesi gereken en önemli husus, kadınların vücut ağırlıklarının da erkeklerden yüzde 10'un üstünde bir oranla hafif olmasıdır. Yani kadının beyninin vücuduna oranı yaklaşık yüzde 2,5 iken erkeğin yüzde 2,2'dir. Sonuçta kadınlar vücutlarına oranla daha büyük bir beyne sahiptirler. Bu noktadan baktığımızda “erkeğin beyni kadınınkinden daha ağırdır” demek, olaya yüzeysel yaklaşmaktır. Zira önemli olan beyin ağırlığının, vücut ağırlığına oranıdır.

ZEKA, BEYİN AĞIRLIĞINA YA DA KIVRIMLARA MI BAĞLI?

Beyin ağırlığı, zekâ için bir gösterge değildir. Yunusun beyni ortalama 2270 gram ağırlıkta olup insanınkinden yaklaşık 1,66 kat daha ağırdır. Ancak bu, yunusların insanlardan daha zeki oldukları anlamına gelmez. Beyin ağırlığı ile zekâ orantılı olsaydı 5 kiloluk beyni ile fil karadaki hayvanların hepsinden, 9 kiloluk beyni ile balina tüm canlılardan daha zeki olurdu. İnsan beyninden 7 kat daha ağır olan balina beyni, kendi vücudunun 40 binde biri kadardır.

Beynin kabiliyeti, bazı bilim adamlarının iddia ettiği gibi kıvrımlarının sayısına da bağlı değildir. Zira bazı balıkların beyin kıvrımlarının sayısı insan beynindekinden daha fazladır. Dolayısıyla zekâ ve algılama beyindeki kıvrımların sayısı ve yoğunluğu ile de ölçülemez. Asıl hadise nöronlar arası bağlantıların (snapslar’ın) azlığı ya da çokluğudur. Beyin ağırlığı ve kıvrımları ne olursa olsun zekayı esas belirleyen husus snapsların yoğunluk özellikleridir. Her ne kadar IQ, genetik yani doğuştan özellikler taşır, ancak EQ, zamanla gelişebilir, şartlara göre değişebilir ve tekamül edebilir, bu nedenle sonradan IQ geliştirilemez dense de ben aynı fikirde değilim. Zira IQ de, EQ kadar olmasa da beyin egzersizlerine ve çalışmaya bağlı olarak gelişip yükselebilir. Nasıl ki, kaslara yönelik spor aktiviteleri, kasları geliştirip, hacmini büyütebiliyorsa, aynı şekilde beyinde de kullanmaya bağlı olarak snaps yoğunlukları giderek artabilir ya da azabilir. Böylece IQ dediğimiz dinamik-matematiksel zeka da olumlu veya olumsuz değişebilir mahiyettedir.

Diğer taraftan nöronlar arası bağlantı yani sinaps ağı açısından kadınların beyni daha komplekstir. Bu yapı sayesinde, kadınlar bir konuya birçok farklı açıdan bakabilirken, erkekler maalesef bir iki yönden konuyu irdeleyebilirler. Kadınların beyni işlevsel açıdan çok daha iyidir. Örneğin sohbet esnasında; erkeklerin beynindeki kategori konularından sadece bir tanesi açılır ve saatlerce o konu etrafında konuşurlar, yani elektronikten konuşurken sohbet bir süre sonra başka bir konuya gitmez. Bir konu diğeriyle bağlantılı değildir. Kadınlar ise bir konuda konuşmaya başlayıp olayı her şeyle bağlantılı hale getirebilirler. Tek bir konudan başlayıp sonra saatlerce konudan konuya geçebilirler. Dolayısıyla daha renkli ve zengin bir bakış açıları olduğunu söylemek mümkün.

Yazının devamı...